Etiket arşivi: zihin kontrolü

MK ULTRA PROJESİ : ALMANCA BİLENLER İÇİN İLGİNÇ BİR ZİHİN KONTROLÜ SİTESİ

VİDEO LİNK : http://kath-zdw.ch/maria/schattenmacht/mindcontrol.html

Reklamlar

MK ULTRA PROJESİ : ALMANYA – BERLİN’DE ZİHİN KONTROLÜ (COVERT HARASSMENT) KONFERANSI YAPLIDI /// 1 -2 EKİM 2015

Değerli Üyeler;

ÖZEL BÜRO MK ULTRA & ELEKTRO MANYETİK TACİZ TAKİBİ (ELECTRO MAGNETIC SURVEILLANCE) Grubumuz 2 ay önce hizmetinize sunuldu. Bu grupta MK ULTRA, TELEGRAM, BETATRON gibi adlar alan, kimi kaynaklarda Zihin Kontrolü olarak geçen ve özellikle batılı istihbarat servislerinin hedeflerindeki kişi ve grupları 7/24 izlemek için kullandıkları taciz takibi teknolojisi hakkında paylaşım yapıyoruz.

Tabi ara not olarak şunu da söyleyelim. Burada bahsedilen teknoloji ELEKTRO MANYETİK TAKİP (TACİZ)’dir. Bir çok kaynakta MK ULTRA, TELEGRAM, BETATRON gibi adlar almıştır. Bu teknolojiden bahsedilirken ZİHİN KONTROLÜ olduğu yada yapıldığı iddia ediliyor. Bu doğru bir tanımlama değil. Çünkü her ne kadar istihbarat servisleri günümüzden 20-25 yıl sonraki teknolojileri kullansa da o zamanki teknolojiyle bile farmakoloji desteği olmadan (LSD içerikli kimyasal maddeler)ZİHİN KONTROLÜ YAPILAMAZ. HERHANGİ BİR İNSANI ROBOT GİBİ YÖNLENDİREREK CİNAYET YADA SUİKAST YAPTIRILAMAZ. SUÇ İŞLETİLEMEZ. Bunu da sırası gelmişken paylaşalım.

Bu teknolojiye belki bir mağdur olarak yada teknolojiye merak duyan biri olarak ilgi duyuyor olabilirsiniz. Biz de işte tam bu sebeple hem mağdurlara güncel bilgi vermek ve olası çözüm yolları hakkında danışabilecekleri yolları göstermek hem de merak edenlere teknoloji hakkında ilginç bilgiler vermeye devam ediyoruz.

Sizi de paylaşımlarımızı takip etmeye devam ediyoruz. G-mail adresinizle 2 dakika içinde üye olabilirsiniz.

ÖZEL BÜRO MK ULTRA GRUBU WEB ADRESİ : https://groups.google.com/forum/#!forum/mk-ultra–electro-magnectic-surveillance

Almanya’nın Berlin şehrinde 1-2 Ekim 2015 tarihinde çok ilginç bir konferans düzenlendi. Bu konferansa dünyanın her yerinden MK ULTRA & TELEGRAM TEKNOLOJİSİ mağdurlarıve bu konuda araştırma yapan ilgililer katıldı. Konferans ile videoları aşağıdaki linkten görebilirsiniz. Yalnız videolar şu an için İngilizce. İleride vakit bulursak Türkçe alt yazı ekleyeceğiz. İngilizce bilenler için çok enteresan bir bilgi fırtınası olabilir. Herkesin ŞİZOFREN diye adlandırdığı mağdurlar neler anlatıyor eğer merak ediyorsanız ve yabancı dil sorununuz yoksa mutlaka incelemenizi öneriyoruz.

Saygılarımızla,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

VİDEO LİNKLERİ : http://covertharassmentconference.com/summary_more_videos

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Zihin Kontrolü – Medya Ve Devlet Yalan Söylüyor !

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=D9PD7-ROdbM&feature=youtu.be

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Zihin Kontrolü – Medya Ve Devlet Yalan Söylüyor

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=D9PD7-ROdbM&feature=youtu.be

Kadınları güzelleştirme adı altında objeleştiren dergiler hala ilgi görüyorsa erkeklere yönelik bazı rezil dergiler hala varsa uyanmanız gerek. Dünya hayatı imtihan ve kendimize gelmemiz lazım.

Genel ev kapatılmamışsa, devlet alkol ve sigara satımını engelleyemiyorsa, ülke de uyuşturucu satışı patlaması varsa kendine gel artık. Bu düzene hayır de.

Biz inanılmaz derecede hasta insanlar tarafından yönetilen bir dünyada yaşıyoruz.Devlet yalan söylüyor, medya yalan söylüyor. Kandırılıyoruz. Sistem yamuk.

İzleyin, izlettirin.

George Carlin

David Icke

SAĞLIK DOSYASI /// DOÇ. DR. SİNAN CANAN : SOSYAL ZİHİN KONTROLÜ NEDİR ????

Zihin kontrolü biz farkına varmadan karşımıza çıkabilir mi?

Zihin kontrolü biz farkına varmadan günlük hayatın içinde sosyal etkileşimlerle karşımıza çıkıyor. Binlerce zihin kontrol yöntemlerinden bir kaç tanesini aşağıda sıralamaya çalışacağım. Bakalım her birimiz günlük yaşamımızda bunlardan kaç tanesine maruz kalıyoruz?

– Grup baskısı: Ait olunan grubun değerleri dışında değerlerin kabul edilmemesi için yapılan telkinler, sınırlamalar bütünü.

– Eski değerlere saldırı: Yeni bir takım fikirlerin kabulünü kolaylaştırmak için eski eski değerlere saldırarak onları gözden düşürmeye çalışmak.

– Meta – İletişim: Konuşma veya yazma sırasında belli bir kelimeler dizgesini yahut belli bir jargonu kullanarak ana içeriğin üstünde mesajlar verme. Örneğin, konuşmalarda sürekli olarak "ultra – yeni Türkçe (!) " kelimeler ve anlaşılması zor ifadeler kullanarak "ben sizden değilim – seçkinim" mesajları.

– Soru yasaklama: Otorite kullanarak, grup/ cemaat/ rejim içindeki hakim düşünceyi tehlikeye sokabilecek soruların önünün kapatılması, ayıplanması, cezalandırılması.

– Lisan suiistimali: Lisanın kasıtlı ve yaygın bir biçimde kötüye kullanılması ile insanların lisan yeteneklerini, dolayısıyla düşünme ve algı alışkanlıklarını sakatlamak. Televizyonlardaki bazı yayınlarda, sosyal sitelerdeki yazışma cümlelerindeki yaygın argolaşma ve lisan bozukluğunu örnek verebilirim.

– Celbedilmiş söz yitimi (afazi): Tıbbi bir terim olan ve konuşma / anlama alışkanlıklarının yitirilmesi anlamı taşıyan afazi’nin toplumbilimsel türevini yitirmesi. Kelimelerin anlamlarında karmaşa yaratarak ve aslı / tanımı olmayan yeni kavramlar ortaya koyarak, insanların iletişim yeteneklerini baltalamak ve kişileri, aynı dili konuşmalarına rağmen, birbirlerinin dilinden anlamaz hale getirmek. Televizyonlardaki tartışma programlarını örnek verebiliriz. Sürekli tartışıp bir çözüm bulamazlar

– Giyim kodları: Giysilerde belli biçim ve işaretler kullanılarak mesajlar verilmesi; giysilere, aslında olmayan mesajlar yüklenmesi ve bu sayede insanlar arasındaki farklılıkları pekiştirme / vurgulama çabası.

– Slogan atma / slogan düşünce: Topluluğa ait düşünsel kalıpların bireyler arasında bilinçsizce ve sorgusuz olarak kabul edilmesine yönelik ifadelerin, yüksek sesle tekrarlanması. Orijinal düşüncelerin engellenmesi…

– Parasal bağımlılık: Mali kaynaklar üzerinden bağımlı hale getirilme. Bu şekilde bağımlı hale getirilen toplumların yönlendirilmesi büyük ölçüde kolaylaşır.

– Sosyal yalıtım: Tehlike veya riskli düşünce / eylem sahibi birey veya grupların genel topluluktan ayrılması, iletişimin kısıtlanması. Örnek hapsedilen aydın kesim.

– Kontrollü korku: Toplumu veya bireyi sürekli gergin, korkulu bir halde tutmak üzere senaryolar üretmek. ABD yönetiminin kendi halkına karşı uyguladığı yöntemlerden biridir örneğin.

– Zihin durumu: Beyinde, cinsellik, iştah, zevk gibi duygularla ilişkili bölgelerin aşırı olarak uyarılmasını sağlayarak, üst beynin yüksek zihinsel işlevini kısıtlamak hatta dumura uğratmak. Bireyleri zevkperest robotlara dönüştürerek, potansiyel düşünce suçlarını ve fikri tehlikeleri bertaraf etmek. Haber bültenlerinde, müzik kanallarında ve bazı sosyal sitelerde genel yayın politikasında gözleyebileceğimiz cinsel, hatta sapkın içerikli haberler, diziler, filimler ve görüntüler. Amerikan filmlerindeki kahramanlık temalarını, gözümüze sokulan ve izlenme rekorları kıran dizilerde bize öğütlenen yaşam tarzlarını şöyle bir düşünmek yeter aslında.

Bu yöntemlerin hiçbiri tek başına bireyi veya toplumu yönlendirmede çok etkili değildir aslında. Ama bunların bileşik halde, topyekûn kullanılması, tahminlerin çok ötesinde başarı sağlayabilir. Özellikle ülkemizde birçok anormal toplumsal davranışın altında bu tip nedenlerin rol oynadığına kuşku yok.

Bireylerin, kitlesel yönlendirme ve zihin kontrolü konularında bilinçlenmesi, bu mekanizmaları işlevsiz kılabilecek en önemli unsurlardan biridir. Daha da önemlisi, değerlerine bağlı, müspete yönlendirebilme potansiyeli taşıyan insanlar yetiştirebilmektir. Zira belli değerleri olan insanlar, menfi yönlendirmelerden en az etkilenen kişilerdir. Eğer bir toplum, büyük oranda hayvani ihtiyaçlarını karşılamayı birinci öncelik edinmiş fertlerden oluşuyorsa, zihin kontrollerinin işi hiç de zor değil:

Havucu burnuna tut, at koşmaya başlayacaktır…

Dr. Sinan CANAN

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Öteki Gündem – Zihin Kontrolü – 1 Mayıs 2015

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=-ucq610dbQ8&app=desktop

MK ULTRA PROJESİ : BİR DOKTOR, BİR KİTAP VE ZİHİN KONTROLÜ

Aidin Salih, Zihin Kontrolü -I-

BİR DOKTOR, BİR KİTAP VE ZİHİN KONTROLÜ

Takdim:

Doktor; Aidin Salih hanımefendi.

Kitab; Gerçek Tıp –Yitik Şifanın İzinde-

Zihin Kontrolü; kitabın son kısmında yayınlanmış bölüm.

Bu kitabı tanıtmak için belki birçok sebeb var. Biz sadece, “Yitik Şifanın İzinde” ve “Zihin Kontrol” terkiplerine nisbetle okuyucumuzun kitabı tanımasını istedik… Tanıtımını yaptığımız bu kitaptan özellikle son bölümü nakletmek istiyoruz; buyurun:

“İnsan vücudu bir elektrokimyasal sistemdir ve artık bu sistemi etkile­yecek mekanizma üretilmiştir. Bu mekanizma insanların beynindeki elek­tromanyetik dalgaların normal seyrini sekteye uğratabilir ve bu yolla in­sanların davranışlarını değiştirebilir. Belli bir zaman dahilinde insan biyorobot düzeyine indirilebilir.”

Mikroway News Dergisi’nin Editörü Luis Slizen

Bir bilgisayar, herhangi bir insanın beyin faaliyetini çözümleyerek ekra­na yansıtabilir, aynı zamanda beyin faaliyetini etkileyecek ve kontrol ede­cek dalgalar gönderebilir. Geçmişte, bu amaçla insanların kafalarına elek­trotlar yerleştirilerek deneyler yapılmıştır. 1960’larda hayvanlar üzerinde yapılan “radyo sinyalleri ile yönlendirme deneyleri” sonradan psikologlar tarafından Vietnam askerlerine uygulanmıştır. Esir askerlerin kafatasına elektrotlar yerleştirilmiş, sonra ellerine bıçaklar verilmiş ve birbirini öldürmeye yönlendirilmişlerdir.

Yıllar önce başlayan zihin kontrolüyle ilgili bu tür araştırmalar ve de­neyler ara vermeden bugüne kadar ulaşmıştır. Ancak bu kaba metodlar, ye­rini artık daha ince metodlara bırakmıştır; günümüzde her şey kablosuz olarak gerçekleştirilebilmektedir.

Beyin, Çok Yönlü Bir Kontrol Merkezidir

Beyin bütün vücut sistemlerini yönetir ve aralarında işbirliği sağlar. Tüm zihinsel faaliyetler, düşünceler, duygular, fiziksel duyular ve hareket­ler kendilerine özgü frekanslara sahiptir. Beş duyu organımızla algıladığı­mız her şey belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir. Bütün hastalıklar, davranışlar, düşünceler, duygular ve algılamalar da kendine özgü dalga boyuna ve frekansa sahiptir. Söylediğimiz her kelime ve aklımızdan geçirdi­ğimiz her düşünce beynimizde kendi frekans dalgasını şekillendirir. Çevre­mizde konuşulan her kelimenin dalgaları beynimize kendi frekansıyla gelir ve tercihimize göre reddedilir veya yerleşebilir. Hipnoz, anestezi, bayılma, ağrı veya korku anında ise beyin, o sırada çevrede söylenen kelimelerin dalgalarına kontrolsüz olarak açık durumdadır. Bu sebeple insan beynini yönlendirmenin en basit şekli ameliyat esnasında beyne yerleştirilen prog­ramlardır. Anestezi de bir nevi hipnozdur, hatta hipnozdan daha büyük et­kiye sahiptir. Çünkü ameliyata alınan insan bayılma, ağrı ve korkuyu aynı anda yaşar. Ameliyat sırasında söylenen her kelime beyne yerleşerek bilgi­sayar virüsü gibi çalışır. Bu virüslerin sayısı ve niteliği tamamen ameliyat­hanede bulunanların ahlakına, konuşmalarına ve konuştukları konuya bağ­lıdır. Onun için gelişmiş ülkelerde ameliyat sırasında konuşmak yasaklan­mıştır.

25. Kare

Sinema, televizyon veya reklam filmleri ya da her türlü televizyon prog­ramı 24 kare resmin bir saniye içinde ardarda gelmesiyle hareketli hale ge­lir. İnsan gözü ardarda gelen bu 24 kareyi algılarken, bunların arkasına yer­leştirilen 25. kareyi algılayamaz. İnsan, algıladığı kareler hakkında yorum yapabilir, ondan etkilenip etkilenmemeyi seçebilir. İnsan gözünün algıla­yamadığı 25. kare ise kontrolsüz olarak beyne gider ve insan bilincine yer­leşir. 25. kare genellikle yazı şeklindedir ve bu efekt “algılama dışı uyarıcı” olarak da isimlendirilir. 25. kare program yapımcıları tarafından insanları yönlendirmede kullanılabilir. 25. kare ile insanları, herhangi bir fikre veya eyleme, belli bir adaya oy vermeye, bir ürüne bağımlılığa ya da başka bir amaç doğrultusunda yönlendirerek beyinleri yönetmek mümkündür. Ayrı­ca dil öğrenme programlarında da yaygın olarak kullanılır.

25. kare prensibi ses dalgaları vasıtasıyla teyp, CD çalar, radyo gibi ses­li cihazlarda da kullanılır. 20. yüzyılda insan davranışlarını kontrol etmede en cazip yöntem haline gelen bu yöntemin temelinde insanın şuuraltına te­sir etmek vardır.

Özel kodla şifrelenen ses kasetleri, radyo ve televizyon aracılığıyla in­sanlara herhangi bir emir verilebilir ve onların bu emir çerçevesinde hareket etmesi sağlanabilir. Kişi, kasetten veya CD’den, ilahiler ve Kuran-ı Ke­rim dahil herhangi birşey dinlerken veya televizyon seyrederken, seslerde ve görüntülerde tehlikeli bir buyruk gizlenmişse, bunun şuuraltına indiğini farkedemez.

Zihin Kontrolünde Renk, Ses ve Şekillerin Birlikte Kullanılması

Renklerin insan psikolojisinde ne kadar etkili olduğu yıllardır bilinmek­tedir. Örneğin kırmızı, turuncu ve sarının uyarıcı, mavi ve morun sakinleş­tirici, yeşilin ise uyum sağlayıcı etkileri vardır. Renklerin, seslerin ve şekil­lerin tek tek veya birlikte, belli bir düzende, belli bir sırayla ve hızla hare­ket ettirilmesiyle insanların, özellikle çocukların beynini kontrol altına al­mak mümkündür. Bu prensiple renkli lekeler, sesler ve geometrik şekiller 25. kareye yerleştirilerek “V-666” virüsü üretilmiştir. 666, Hristiyanlıkta “antichrist” yani “deccal”i sembolize eder.

Bu virüs bilgisayar kullanıcısına çok büyük bir kuvvetle etki edebilir. İlk önce belli bir amaçla düzenlenmiş renk lekeleri ki bunlar şekiller içine yer­leştirildiği zaman daha da etkili olabilir, sesler ve görüntüler kullanıcıyı hipnotize eder. Sonra şekillerin ve renklerin programlanan düzene göre değiştirilmesi kalp ritmini ve tansiyonu kontrol altına alır, hastalığa hatta ölüme götürebilir. 1999 yılında sadece Rusya’da, bilgisayar kullanıcıları arasında bu şekilde gerçekleşen, 46 ölüm vakası tesbit edilmiştir. Japon­ya’da 1 Aralık 1997’de “Pokemon” çizgi filmini izleyen 700 çocuk epilepsi nöbetleri ile hastahaneye getirilmiştir. Bu “televizyon epidemisi”ne, kırmı­zı ışığın saniyede 10 ila 3030 defa kesintiler halinde verilmesi yol açmıştır.

Kesintiler halinde hızla geçen kırmızı ışık ilk önce beyin damarlarında spazm, sonra da bayılma, kasılma ve boğulma hissine sebep olmuştur.

Bu tür efektler vasıtasıyla “psikotron" silahlar üretilmekte, televizyon ekranı ve bilgisayar monitörü aracılığıyla kullanılmaktadır.

Psikolojik Savaşta Müzik-Koku İkilisinin Kullanımı

İnsanın sinir sistemi elektro-kimyasal sinyallerle çalışır. Bu sebepten beynin düşüncesini yöneten ve etkileyen elektro-kimyasal sinyallerin üre­timinde, besinler, su ve solunum yoluyla vücuda alınan ve beyne ulaşan maddeler çok önemlidir. İnsan bedenini, aklını ve ruhunu etkilemek için bir takım ritüeller, yiyecekler, içecekler ve kokular ezelden bugüne kadar kullanılmıştır ve bugünden ebede kadar da kullanılacaktır.

Dikkat ettiyseniz bugünkü uçaklarda müşteriler kokulu müziklerle kar­şılanıyor. Bu garip müzik ve koku dağıtımı sinemalarda, asansörlerde, oto­büslerde ve büyük mağazalarda da kullanılmaya başlamıştır. Bu, globalle­şen dünyanın bir nimeti ve konforun bir parçası şeklinde sunulmaktadır. Fakat müzik-koku ikilisinin psikolojik savaş silahlarından biri olduğunu çok az kişi bilmektedir. Bu fenomene “psikotropik etki” denmektedir. Psikotro­pik etki, tıbbi ilaç ve katkı maddeleri vasıtasıyla insan psikolojisini etkileyerek, ona yapmak istemediği eylemi yaptırmaktır.

Kimyasal maddelerin yiyecek endüstrisinde yoğun bir şekilde kullanımı 1940’larda başlamıştır. O zamanlar çoğu doğal kaynaklı olan kimyasal maddelerin kullanım miktarı kısa sürede dünya çapında yılda 7 milyon to­na kadar ulaşmıştır. O zaman bir kaç bin çeşit kimyasal madde kullanılmak­taydı. Bugün ise milyonlarca ton ve yaklaşık 100 000 çeşit kimyasal mad­de, ilaç, gıda katkı maddesi, kozmetik, vücut bakım ürünleri, temizlik mal­zemeleri, tarım ilacı endüstrisinde kullanılmakta ve bu sayı her geçen yıl artmaktadır. Katkı maddelerinin yoğun kullanımından insanların aklı ve beden-ruh sağlığı negatif yönde etkilenmektedir.

Bu grup etki maddeleri arasında kokuların özel bir rolü vardır. Kokular, insan ruhunu ve psikolojisini güçlü şekilde etkileyen faktörlerdir. Amerika­lı psikiatrist A. Hirsh belli bir kokunun insanı belli bir tavır ve eyleme yön­lendirebildiğini ispatlamıştır: Bazı mağazalarda belli bir koku yayıldığında mal satışının yüksek seviyelere ulaştığı ve bazı kokular koklandığında hızla kilo verilebildiği görülmüştür. Bu arada yapılan klinik araştırmalar sonucun­da lavanta, papatya, limon ve sandal ağacı kokularının en güçlü antidepre­sanlardan daha etkili olabildiği; yasemin, gül, nane ve karanfil kokularının ise insan beynini en sert kahveden bile fazla etkilediği ortaya çıkmıştır.

Günümüzde ruhi gerginlikleri artıran veya ruhsal sıkıntıları çözen, cin­sel istek veya isteksizlikleri arttıran, duygusallığı güçlendiren, dişiliği kuvvetlendiren, insanın manevi dengesini bozan, insanda korku halleri doğu­ran, agresifliği artıran veya azaltan çeşidi aromalar yani kokular üretilmeye başlamıştır.

Bu aromalar insan davranışlarını kontrol altında tutmak için kullanıl­maktadır.

İnsan beyninde kokulara ait bilgilerin saklandığı bir hafıza merkezi var­dır ancak onların beyin tarafından denetimi mümkün değildir. Bu yüzden kokular insan psikolojisinin en zayıf noktasıdır ve psikolojik savaşta kulla­nıma elverişlidir.

Psikotronik ve Psikotropik Teknoloji

İnsan ruhunun çağımızdaki diğer bir düşmanı ise “psikotronik etki”dir. Psikotronik etki, parapsikolojik ve ekstrasensör etkilerin diğer bir adıdır. Psikotronik etkinin en basit kullanımı hipnozcu ve ekstrasenslerin müşteri­lerine uyguladığı “seanslar”dır.

Sovyetler Birliği yıkılmadan önce Taşkent’te çeşitli kahin, şaman, hip­nozcu, medyum ve ekstrasenslerin faaliyetlerini incelemek için bilimsel merkezler kurulmuştu. Bu merkezlerin ilgisini çeken esas şey bu insanların beyinleri tarafından üretilip yayılan elektromanyetik dalgaların (biyolokas­yon) müşterilerinin beyinlerini nasıl yönlendirebildiği olmuştur. Araştırma­lar sonucunda şamanın, kullandığı davul sesinin dalgaları ile tedavi ettiği kişinin beyin dalgaları arasında bir uyum oluşturduğu ve bu sırada dua okuyarak onun beynine istediği emirleri yerleştirdiği gözlenmiştir. Çağımızda bu olaya “nerolinguistik programlama" denilmektedir.

Nerolinguistik programlama metodları kullanımının en yaygın örneklerini, distribütör yetiştirme merkezlerinde, rap müziğinde, reklamlarda, pek çok filmde ve televizyon programında görmek mümkündür.

Diğer yandan Ruslar ve Amerikalılar uzaydan yere doğru holografik tas­vir transferi gibi ilginç bir proje geliştirmişlerdir. Bu holografik resimler 100-150 kilometre çapında belli bir alan üzerinde görüntülenmekte ve bel­li amaçlara hizmet etmektedir. Nitekim, 1 şubat 1993’te Somali’de, Ameri­kan piyadeleri üzerine Hz. İsa (a.s.)’ın 150 metrekare büyüklüğündeki çok canlı ve gerçekçi bir görüntüsü yansıtılmıştır. Askerler bundan güçlü bir şe­kilde etkilenmiş ve diz çökerek ağlamaya başlamışlardır.

Rusyalı eksperlerin fikrine göre bu tür psikotron silahlar, Amerikan ordusunun “barış misyonu!” ile bulunduğu ülkelerde kullanılabilir. Örneğin, Irak veya başka bir işgal altındaki ülkede, direnişçilere savaşmaktan vazgeç­melerini telkin eden şehitlerin holografik görüntüleri gökyüzünü sarabilir.

Bilim adamlarına göre, psikotronik ve psikotropik teknoloji, atom bom­basından daha tehlikelidir. Onlara göre bu teknoloji, insanlardan her emri yerine getiren “zombiler üretme teknolojisi”dir. Bu, sadece bir kişiye ya da küçük bir gruba değil, bir etnik gruba veya bir topluma karşı kullanılabile­cek çapta bir teknolojidir.

Bu dehşetli araştırmaları yapan bilim adamlarının ortak kanaatine göre Psikotropik ve Psikotronik silahların etkisinden korunabilenler yalnız inanç sahipleridir.

İnanan insanı ne hipnoz, ne de elektromanyetik dalga ile kontrol altına almak mümkün değildir. Bu çarpıcı fenomen, bütün araştırmalarda ve de­nemelerde yalın bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Örneğin bu denemelerden birinde hipnoz altındaki bir adama birisini öldürme emri verilmiş, ancak adam tam bıçağı saplayacakken kolluna kramp girmiştir. Demek ki, katil ol­mayan, etki altında da öldürmez, haramdan kendini koruyan harama yaklaşamaz, yalancı olmayan yalan söyleyemez, hain olmayan ihanet edemez, imanlı insan küfredemez.

“Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kim­seler üzerinde bir hakimiyeti yoktur. Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.” (Nahl Suresi, 99-100)

“İnsan Genom Projesi”nde çalışan ünlü Amerikalı araştırmacı Dr. Col­lins: “Mükemmel genetik yapınızda ‘Tann geni’ adı verilen bir gen oldu­ğu ortaya çıktı. Bu geni aktif olmayanların inançsız olduğunu tesbit ettik. Fakat şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda. ‘Tanrı geni’nin aktif hale gelmesini sağlayan dış bir etken bulamadık. Ne çevrede olan değişiklikler ne de kalıtsal nedenler ‘Tann geni’nin üzerinde etkili olmuyor. Tanrı ge­ninin mucizevi bir şekilde aktif hale gelerek insanlarda inanç olgusunu meydana getirdiğini düşünüyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.

Yani ancak Allah’ın isteğiyle inanç geni aktif olabilir. Aynı şekilde sade­ce Allah (c.c.) aktif inanç genini inaktif hale geçirebilir.

“Allah dilediğini saptırır, dilediğine de hidayet verir. O mutlak güç sa­hibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (İbrahim Suresi, 4)

Furkan Dergisi, Nisan 2008