Etiket arşivi: Türkiye

İSRAİL DOSYASI /// Clinton e-postaları : İsrail, Suriye ile olan gerginliği kullanarak Türkiye i le yakınlaşır ve…

Hillary Clinton e-postalarına göre, İsrail ile Türkiye’nin ilişkilerini Suriye’deki kriz üzerinden düzeltebileceğine ve İsrail’in Kürdistan ve Türkiye üzerinden "seküler Suriye muhalefetine" destek verecebileceği tartışılmış.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın özel e-postalarındaki ilginç bilgiler ortaya çıkmaya devam ediyor.

18 Temmuz 2012 tarihli e-posta, Clinton’ın "gizli bilgi kaynağı" Sidney Blumenthal’den Bakan’a yollanmış. Konu kısmında, "Suriye, Türkiye, Hizbullah, İsrail" yazıyor.

E-postada, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) doğrudan erişimi olan gizli bir kaynağın verdiği bilgiler ve yorumlar aktarılıyor.

Buna göre, MİT, Suriye’de devam eden çözülmenin, İran ile Hizbullah’ın arasında uzun yıllarda oluşturulmuş ikmal hatlarının bozulmasına ya da tamamen kesilmesine yol açabileceğini düşünüyor.

Bu olasılığın, Hizbullah üzerinde iki etki yaratacağı düşünülüyor: a) Askeri kapasitesi azalan Hizbullah’ın, bu düşüşü seçmen gücüyle kompanse etmek için Lübnan’da daha popülist bir hat izlemesi; b) Hizbullah’ı Lübnan’da İsrail operasyonlarına daha açık hâle getirmesi.

MİT, İran’a yönelik baskının bir parçası olarak, İsrail’in Hizbullah’ın savunmasını, operasyonel kapasitesini azaltmak hedefiyle test edebileceğini düşünüyor.

Yine MİT ve Lübnan istihbaratı, moral bozmak ve endişe yaratmak amacıyla İsrail’in Hizbullah içerisine gizli sızmaları sürdürürken, bir yandan da tehdit aktivitesi seviyesini artırmasını bekliyor.

Ancak MİT, Türk Genelkurmayı’na ve "seçilmiş" bazı siyasi liderlere verdiği raporunda, İsrail’in kuzey sınırında herhangi bir topyekûn savaş peşinde olmadığına inandığını söylüyor.

Bu dönemde, İsrail liderliğinin, olası bir savaş durumunda ABD ve diğer dünya güçlerinin dikkatini dağıtacağı ve Beşar Esad’a anti-İsrail kartı vereceği için böyle bir savaşa sıcak bakmadığı düşünülüyor.

E-postada verdiği bilgiler aktarılan kaynak, İsrail’in Suriye ile Türkiye arasında gerginliği kullanarak, Ankara ile olan ilişkilerini tamir etmeyi deneyeceğini de söylüyor.

E-posta şöyle devam ediyor:

Nihayet, bu hassas temasımız, İsrail’in Suriye’deki durumu kullanarak MİT ve Türk ordusu ile belirli derecede bir güven ilişkisi yakalarsa, Batılı hükümetler, İsrail’den Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Türkiye aracılığıyla Suriye’deki seküler isyancılara gizli yardım gitmesini beklemeli, diyor.

Kaynak, bu durumun, yalnızca MİT ve Türkiye’deki askeri ve siyasi liderler kabul ederse gerçekleşebileceğini de ekliyor.

E-postada, bu sıralarda İsrail istihbaratının, ordu ve Başbakanlık ile temas halinde, Suriye’deki "muhaliflere" gizli kanallar açılması ihtimalini ortaya attığı da kaydediliyor.

İsrail istihbaratı, o günkü koşullarda, bu temasın gizli olması ve doğrudan bir askeri yarımı içermemesini öneriyor. Aksi takdirde, bunun İsrail ve Özgür Suriye güçlerinin çıkarlarına karşı olacağını vurguluyor.

DUYURU : “DAHA GÜVENLİ BİR TÜRKİYE” İÇİN BİLDİKLERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞABİLİRSİNİZ /// TEŞEKKÜRLER

Değerli Üyelerimiz,

Rudy Giuliani… Rıza Sarraf’ı tutuklatan Preet Bharara’nın koltuğunda oturuyordu, New York güney bölge federal savcısıydı. Seçime girdi, kazandı, New York belediye başkanı oldu.

Giuliani seçildiğinde, 1994’te, New York dingonun ahırı gibiydi, korkudan sokakta yürünemiyordu, her köşe başında eli silahlı saldırgan vardı, soygunlar oluyordu, suç oranı patlamıştı.

Savcı belediye başkanı koltuğa oturdu, adeta sihirli değnek değmiş gibi oldu, şehirde huzur sağlandı, suç oranı minimuma indi.

Giuliani’ye sordular. Nasıl başardın?

Şu cevabı verdi… Boş bir bina düşünün, camlarından biri kırılırsa, oradan geçen herkes eline bir taş alır, öbür camları da kırar. Ben, ilk kırılan camı tamir ettirdim. Bir köşeye çöp torbası bırakılırsa, herkes çöpünü o köşeye bırakmaya başlar, çöp dağı oluşur. Ben, ilk bırakılan çöp torbasını kaldırdım. Küçük suç demedim, yankesiciliğe bile izin vermedim, göz yummadım, böylece büyük suçlar ortadan kalktı.

Kırık cam teorisi’dir bu.

Stanford Üniversitesi’nden profesör Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı sosyal deneye dayanır. Şiddetin ve antisosyal davranışların köklerini araştıran profesör, plakası olmayan eski model iki otomobili, kaputu aralanmış vaziyette iki ayrı muhite bırakır.

Muhitlerden biri New York’ta yoksulların yaşadığı, eğitim seviyesi düşük Bronx’tur. Diğeri ise California’da zenginlerin yaşadığı, eğitim seviyesi yüksek Palo Alto’dur. Otomobilleri uzaktan görecek şekilde kameralar yerleştirir, olan biteni kaydetmeye başlar.

Gariban muhitteki sahipsiz otomobil 24 saat geçmeden iskelete dönüşür. Camları kırılır, farları parçalanır, aküsü radyatörü çalınır, döşemeleri yırtılır, zevk için tekmelenir, kaportası yamulur, kapıları sökülür, çocukların oyun alanı haline gelir.

Kodaman muhitteki sahipsiz otomobile kimse dokunmaz. Ertesi gün, gene kimse dokunmaz. Profesör Zimbardo eline levye alır, otomobilin camına patlatır, yürür gider. Sanki herkes bu anı bekliyordur… Otomobil anında haşat edilir, vites koluna kadar yağmalanır.

New York belediye başkanının anlattığı kırık cam teorisi, budur.

Otorite boşluğu bulaşıcıdır. Salgından bile hızlı yayılır.

En büyük suçların fitilini, en küçük suçlar tutuşturur. Küçücük kibriti söndürmezsen, orman yangınına dönüşür. Huzurlu şehirlerde, güvenli mahallelerde, korunaklı sitelerde oturduğunu zannedersin ama, şiddetin muhit sınırı yoktur. Mutlaka sirayet eder.

Değerli Üyeler,

Bizler de hepimiz ayrı ayrı birer Rudy Giuliani’yiz. Onun başardığını biz de başarabiliriz. Küçük, büyük, önemli, önemsiz demeden herhangi bir suça şahit olduysanız yada duyumunuz varsa zaman geçirmeden bize bildirebilirsiniz.

İhbar yapmak ispiyonculuk değil, vatandaşlık görevidir. Gelin el birliği ile vatanımızı daha huzurlu, daha güvenli bir ülke yapalım.

Bize her konuda ihbar gönderebilirsiniz.

· Terör Örgütleri hakkında,

· Çocuk Pornografisi hakkında,

· Organize Suç Örgütleri hakkında,

· Uyuşturucu Ticareti (Narkotik) hakkında,

· Atatürk’e yönelik nefret suçları hakkında,

· Bilişim Suçları hakkında,

· Ya da bizzat gördüğünüz, şahit olduğunuz suç konusunda bize her zaman bilgi verebilirsiniz.

İstediğiniz takdirde kimliğiniz resmi kurumlar nezdinde gizli tutulacaktır.

Bize ilettiğiniz her hangi bir suç konusunu sizin adınıza resmi kurumlar nezdinde takip edecek ve sonuçlandıracağız.

Eğer resmi kurumlara bilgi vermekten çekiniyorsanız WHATSAPP yada TELEGRAM numaralarımızdan bize iletebilirsiniz. İlettiğiniz bilgiler ve kimliğiniz gizlilik çerçevesinde korunacaktır.

Teşekkürler.

GÜVENLİK DOSYASI : Avrupa ve Türkiye’nin Ortak Kaderi

Temmuz 2015’te sınır dışı edilen teröristin Avrupa’da serbest bırakılması sıradan bir istihbarat hatası değil. Daha önce İsveç’in şimdi Belçika ve Hollanda’nın paylaştığı bir politikasızlık sorunu.

Güvenlik ve özgürlük arasındaki ilişki amansız bir çelişkiye işaret eder. Hangisi öne geçerse diğeri kırılgan hale gelir. Bu çelişkiyi yönetmek demokratik siyasetin en zorlu görevidir. Türkiye, PKK ve DAİŞ’in ikili terör dalgası sebebiyle geçen yıldan beri bu çetin görev ile yüzleşiyor.

Aynı şekilde terör Mayıs 2015’ten beri Avrupa’nın başkentlerini vurmaya devam ediyor. Geçtiğimiz salı da Brüksel havaalanı ve metrosunda DAİŞ militanı Bakraoui kardeşlerin organize ettiği terör saldırısında 34 kişi ölürken, 260 kişi yaralandı.

"Beklenen bir felaketti." Ancak bu saldırı Belçika’daki güvenlik zafiyetini ortaya çıkarmakla kalmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın saldırıyı yapan teröristlerden biri ile ilgili açıklaması AB-Türkiye işbirliğinin güvenlik boyutuyla da ne kadar kritik olduğunu gözler önüne serdi. Erdoğan, İbrahim Bakraoui’nin 2015’te yakalanarak Türkiye’den sınır dışı edildiğini ancak Belçika ve Hollanda’ya verilen bilgiye rağmen serbest bırakıldığını ifade etti. Bu ifade Avrupa’nın Türkiye ile ilişkilerini mülteci sorunundan sonra güvenlik alanında da yeni bir düzleme taşımasının aciliyetine işaret ediyor. Zira Temmuz 2015’te sınır dışı edilen teröristin Avrupa’da serbest bırakılması sıradan bir istihbarat hatası değil. Daha önce İsveç’in şimdi Belçika ve Hollanda’nın paylaştığı bir politikasızlık sorunu.

AB liderleri, birbiriyle bağlantılı üç konuda Türkiye ile uzun vadeli bir işbirliği oluşturmak zorunda. İlki, Suriye ve Irak’taki kampların terörist yetiştirdiği herkesin malumu olduğuna göre bu iki ülkenin "başarısız devlet" olmasının önüne geçecek ortak bir politika üretilmeli. Rusya’nın bombardımanları ile muhaliflerin Cenevre masasına oturtulmasının Suriye krizini çözmeyeceği görülmeli. Mülteciler konusunda olduğu gibi burada da Almanya Avrupa’ya liderlik edebilir. Türkiye ile birlikte oluşturulacak "Suriye’nin geleceği mutabakatının" ABD ve Rusya’yı dengelemesi sağlanabilir. Nitekim Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in Rus mevkidaşı ile görüşmesinde "Suriye krizinin zaman kaybetmeden çözülmesi" çağrısında bulunması atılan ilk adım olmalı. Devamı da gelmeli. İkincisi, terör örgütleri arasında ayrım yapmayan ortak bir politika geliştirilmeli. PKK ile PYD’yi ayrı gören ABD aymazlığı reddedilmeli. Ve "PKK çadırlarına" Brüksel’de müsaade eden yaklaşım terk edilerek terörün her türü ile mücadele edilmesi gerekir.

Üçüncüsü, spesifik olarak DAİŞ’in Irak ve Suriye’deki geleceği ile ilgili ortak bir yaklaşım benimsenmeli. DAİŞ ile mücadele öngörüsüz bir mecrada gidiyor. Bir yandan bu iki ülkede de DAİŞ’e karşı operasyonlar başladı. Esed yönetimi tarihi şehir Palmira’yı almak için harekete geçerken Irak ordusu da Şii milislerle birlikte Musul’a yönelik üç cepheli bir operasyona başladı.

Diğer yandan ise DAİŞ’in 400 teröristi Avrupa başkentlerinde terör amacıyla özel eğittiği bilgisi medyaya yansıdı. Eğer DAİŞ ile mücadele kapsamlı bir politika ile yürütülmezse Irak ve Suriye’den kaçan teröristler Türkiye’nin ve Avrupa’nın gündelik şehir hayatını cehenneme çevirebilir. Böylesi ciddi bir tehdit karşısında koordinasyonsuz şekilde olağanüstü zirvelerde alınacak kararlarla güvenliği temin edemeyeceğiz. Daha kötüsü, "Avrupa’yı içe kapatacak," ve "açık toplumu" zayıflatacak güvenlik tedbirleri özgürlüklerin alanını daraltabilir. "Müslüman karşıtı" bir havayı besleyerek DAİŞ teröristlerine daha da uygun bir radikalleşme ortamı hazırlayabilir. Bugüne kadar Türkiye’nin terörle mücadelesinin zorluklarını anlamayan ve "otoriterleşme" söylemi eşliğinde eleştirmekten haz duyanlar Avrupa’da "demokrasinin kaybının" hikâyesini yazmak için çok vakit bulacaktır.

Türkiye ve Avrupa’nın kaderinin ortak olduğu analizi artık bir söylem değil. Somut, rasyonel bir menfaat ve güvenlik düzlemi. AB liderleri, Türkiye’nin son üç yıllık türbülansından mütevellit sağduyusunu kaybetmiş muhaliflere kulak asmayı bırakmalı.

"Brüksel’de, Paris’te patlayan bombaların tek sorumlusunun" AK Parti Hükümeti olduğunu söyleyebilen ana muhalefet genel başkanının kime ne faydası dokunabilir ki.

[Sabah, 25 Mart 2016]

TERÖR DOSYASI /// ERCAN CANER : Ürdün Kralı Türkiye’yi Avrupa’ya Terörist Göndermekle Suçluyor

rdn Kral Trkiye’yi Avrupa’ya Terrist Gndermekle Suluyor.pdf

AK PARTİ DOSYASI /// ERCAN CANER : Türkiye’nin Erdoğan’ı Kumar Oynadı ve Kaybetti

Trkiye’nin Erdoan’ Kumar Oynad ve Kaybetti.pdf

NATO DOSYASI : AMERİKANIN TÜRKİYE’YE 24 TEMMUZ HINCI VE PKK SORUNU, NATO’DA NE OLABİLİR ???

IFLAS ETMIS BIR AKP DIS POLITIKASININ TURKIYEYI GETIRDIGI KONUM … ATATURK’UN DEVRI HIC BU KADAR ARANMAMISDI

PULAT TACAR REPORTING

Şafak Terzi
terzisafak

24 Temmuz’da TSK’nın PKK’ya karşı başlattığı büyük operasyona Washington’un bakışını ve peş peşe gelen bombalı saldırıları CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi) kıdemli üyesi Dr. Daniel Pipes’a sorduk.
Daniel Pipes, ABD Dışişleri’nin ‘gayrı-resmi’ danışmanı, Ortadoğu Forumu (MEF) kurucu başkanı. Sözleri Washington yönetiminin benimsediği politikaları birebir yansıtmasa da, Türkiye ile ilgili eğilimleri “içeriden” biliyor ve etkide de bulunuyor. İfadeleri, ABD başkenti çevresinde yüksek sesle dillendirilen fikirleri öğrenmek açısından dikkate değer. Dr. Pipes, Amerikan Yahudi lobisine yakınlığı ile de tanınıyor ve ideolojik olarak her türlü İslamcı harekete karşı. Kendisini ABD muhafazakâr kanadına bağlı olarak tanımlayan bir Ortadoğu ve Türkiye uzmanı.
Sözleri, Washington’da Erdoğan yönetimine yönelik tahamülsüzlüğün PKK’ya yönelik operasyonlarla birlikte giderek arttığını yansıtması açısından önemli. Pipes göre, Washington açısından Türkiye ile ilişkileri toparlamak 24 Temmuz 2015 öncesi açılım sürecine dönmekten ve “T.C.’nin 100 yıllık anlayışını” terkedip yeni anayasayla “Türkiyeli” kavramını benimsemesinden geçiyor…

TERÖRÜN MESAJI
| Ankara ve başka yerlerde yapılan saldırılar Türkiye’nin Suriye ve PKK’ya yönelik politikalarını yakın bir gelecekte nasıl etkileyecek?

Yapılan çok sayıda saldırının arkasında gerçekte kim varsa, bunlar AKP hükümetinin Türkiye’nin Kürt nüfusuna karşı artarak yürüttüğü savaşı meşrulaştırmaya yardımcı olmuşlardır. Bu vahşi saldırıların bir süre daha devam edeceğini tahmin ediyorum…

| Saldırılar ile Türkiye’ye verilmek istenen mesaj nedir?
Türkiye’nin istikrarsız bir ülke olduğu… Ülkenin başkenti siyasi şiddetten dolayı son altı ay içinde Bağdat, Beyrut, Kâbil ya da Mogadişu’dakinden çok daha fazla insanın öldüğüne şahit oldu; AKP’nin Türkiye’yi tehlikeli bir zemine sürüklediği mesajı veriliyor…

‘ABD ONAYLAMIYOR’
| Türkiye’nin PKK operasyonlarına karşı Washington’un duruşu nedir?

Obama yönetiminin, Erdoğan-Davutoğlu hükümetine karşı giderek büyüyen bir tahammülsüzlüğü var. Ve Washington, PKK ile barış sürecini sona erdirmelerini onaylamadığını birçok yoldan belli etti.

| Peki, bu operasyonları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence Tayyip Erdoğan, iktidarda kalabilmek için daha fazla düşman üretmeye devam etmek zorunda. Bu, sonu kötü bitecek olan çirkin ve yıkıcı bir süreçtir…

CUMHURİYET’LE HESAPLAŞMA ÇAĞRISI
| Washington Kürt meselesinde çözümü nasıl görüyor?

2015 yılının ortasında sona eren diplomasiye geri dönmek şeklinde…
n Peki, ‘Barış süreci’, ‘Kürt açılımı’ konusunda bir umut var mı?
Umutlar her geçen gün tükeniyor ama eğer Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye’nin her vatandaşının yani Türkiyeli (Türkçe ifadeyle söylüyor) her vatandaşın etnik Türk olmadığı gerçeğini kabul etme noktasına gelirse, bir uzlaşma ve çözüm bulunabilir. Ancak bu, neredeyse yüzyıl sonra ülkenin temel anlayışını değiştirmek anlamına geliyor ve o kadar da kolay olmayacaktır.

‘TÜRKİYE’NİN CANINI YAKMAYA HAZIRIZ’
| Türkiye, resmi ağızlardan PYD/YPG konusundaki endişelerini açıklamıştı. Cevap olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü önceden yapıldığı gibi diplomatik bir dil tercih etmedi ve açık bir şekilde Washington’un YPG’yi müttefiki olarak gördüğünü söyledi. Obama yönetiminin YPG konusundaki duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’deki durumla ilgili Washington’un görüşleri birçok açıdan Ankara’nın görüşlerinden farklı. Ve en belirgin farklardan biri de PYD/YPG ile ilgili. Amerikalılar genel olarak YPG’yi terör örgütü olarak görmüyor, aksine Suriye’deki en cezbedici ve ayrıca acilen yardım etmemiz gereken güç olarak görüyorlar, yoksa tamamen Rusların himayesine geçebilir.

| Peki, Ankara’nın hassasiyetlerine karşı ABD’-nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erdoğan’ın “YPG ile ilişkileri sonlandırın” talebini Obama yönetiminin sert bir şekilde reddetmesi, Erdoğan’la ilgili hissedilen rahatsızlığı ve yönetimin onun canını yakmaya (ing. offend) hazır olduğunu gösteriyor.

‘OBAMA IŞİD’İ İMHA EDEMEZ’
| Obama yönetiminin görev süresi sona ermeden, ABD’nin Suriye’de ulaşmak istediği hedefler nelerdir?

Umudumuz mevcut ateşkesin sürmesi ve çatışmalara, ölümlere ve yıkıma son vermesidir.

| ABD’den 2016 yılında IŞİD’e karşı daha geniş, kapsamlı ve belirleyici bir harekât bekleyebilir miyiz? Yoksa böylesi bir hamle Obama’dan sonra gelecek olan yönetimin görevi mi olacak?
Obama IŞİD’i imha etmeyecek; ve seçimlerde yerine kimin geleceği konusunda hiçbir fikrimiz yok, dolayısıyla bunun yanıtını tahmin edemem. Kişisel olarak -birçok meslektaşımın aksine- IŞİD’in çok yakın zamanda, belki de 2016’da yıkılacağını tahmin ediyorum…

‘TÜRKİYE İSMEN NATO ÜYESİ’
| ABD, YPG ile işbirliği yapmak konusunda neden ısrar ediyor?

Çünkü YPG Suriye’de ilerleme kaydetmek için en iyi ve aslına bakarsanız tek umut olarak görülüyor.

| ABD açısından bir NATO ülkesinin hassasiyetlerini hiçe saymaya değer mi?
Birçok Amerikalı -ben de dâhil- Türkiye’yi NATO’nun yalnızca ismen var olan ve NATO’nun imkanlarından karşılığını vermeden faydalanmaya çalışan bir üyesi olarak görüyor. Bu nedenle, Türk yönetiminin canını yakmaya (ing. offend) gerçekten de hazırız…

| Türk-Rus uçak meselesinde NATO’nun yaklaşımı çok temkinliydi. NATO ve Türkiye sorun mu yaşıyor?
Türkiye’nin NATO müttefikleri Ankara’yı bu konuda üstünkörü desteklediler. Ama perde arkasında, Ankara’nın Rus savaş uçağını indirme konusundaki düşüncesiz kararına sinirlendiler. Böylesine bir eylem Kore savaşından bu yana ilk sefer oldu.

| Sizce bu süreç en sonunda Türkiye’nin NATO’dan çıkması ile sonuçlanır mı?
Hayır çünkü Ankara NATO üyeliğinden faydalanıyor ve NATO’nun Türkiye’yi üyelikten çıkaracak bir yöntemi yok. Dolayısıyla, ittifak tamamen içi boş bir hale gelse bile devam edecek.

‘PUTİN’İN HAMLESİ TAHRAN’A MESAJ’
| Putin, Rus silahlı kuvvetlerini Suriye’den neden geri çekmeye karar verdi sizce?

Gerektiğinden fazla Suriye’de kalmamak için; imtiyazlar vermesi için Esad’a baskı oluşturmak amacıyla ve Tahran’a kilit kararların kim tarafından alındığını göstermek için.

IŞİD DOSYASI : Türkiye’nin canlı bomba listesindeki IŞİD’li Savaş Yıldız YPG’nin elinde mi ?

Savaş Yıldız olduğu öne sürülen kişi, Adana ve Mersin’de HDP’ye yönelik saldırılarını MİT yardımıyla yaptığını iddia etti

Polis ve istihbarat tarafından IŞİD adına canlı bomba eylemi yapacağı şüphesiyle aranan 3 kişiden biri olan Savaş Yıldız’ın Suriye’de YPG’nin elinde olduğu öne sürüldü. Yıldız’ın ismi 7 Haziran seçimlerinden önce Adana ve Mersin’deki HDP binalarına düzenlenen bombalı saldırılarda geçmişti. Yıldız’ın ismi, 19 Mart’ta İstanbul’daki İstiklal Caddesi’nde düzenlenen canlı bomba saldırısının faili olarak da geçmiş ancak sonrasında saldırıyı Mehmet Öztürk’ün düzenlediği anlaşılmıştı.

Özgür Gündem’in ANHA’dan aktardığı habere göre, Savaş Yıldız olduğu öne sürülen kişi, Suriye’nin Tel Abyad (Kürtçe adı Gîre Spî / T24) kentine IŞİD’in düzenlediği saldırıda, YPG tarafından yakalandı. Yıldız olduğu öne sürülen kişi, Adana ve Mersin’deki bombalı saldırıları, Milli İstihbarat Teşkilatı mensubu olduğunu iddia eden bir kişinin getirdiği bomba ve krokiler yardımıyla düzenlediğini söyledi.

Özgür Gündem’in haberi şöyle:

İstiklal’deki katliamdan sonra basının üstüne gitmesi sonrası devletin canlı bomba olarak aradığını söylediği DAİŞ’li Savaş Yıldız’ın Girê Spî’deki sivil katliamı sırasında YPG tarafından yakalandığı ortaya çıktı. HDP’nin Adana ve Mersin’deki binalarına bombalı saldırılar düzenlendiğinde adı deşifre olduğu halde AKP hükümetinin gözaltına almadığı Savaş Yıldız, MİT ile hangi kirli işleri organize ettiklerini anlattı.

Savaş Yıldız’ı iki defa gözaltından bıraktırdığı kaydedilen MİT’in organize ettiği kanlı olaylar, Girê Spî’de 27 Şubat 2016’da yaşandı. YPG-HSD’nin Türkiye’den sızan grubun saldırısını kırdıktan sonra arama tarama faaliyetlerinde esir alınan çetecilerden birinin Savaş Yıldız olduğu ortaya çıktı. Savaş Yıldız, ANHA’ya kirli ilişkilerini anlattı.

Savaş Yıldız, Şubat 2016’da saldırdıkları Girê Spî’de saklanırken 2 Mart’ta YPG ve HSD savaşçıları tarafından Eyn Arûs Köyü’nde sağ yakalanmış. Savaş Yıldız’ın (Kod adı Abdulaziz El Turkî ev Cihad) Adana / Yüreğir nüfusuna kayıtlı olsa da aslen Wanlı bir Kürt olduğu belirlendi. Halen birçok akrabası Wan’da ikamet eden Savaş Yıldız, DAİŞ ilk ortaya çıktığından itibaren sempati duymaya başlamış ve MİT aracılığıyla yaklaşık 2,5 yıl önce DAİŞ’e katılmış.

Savaş Yıldız, 2007 yılında hem Ankara’da hem de İstanbul’da iki defa gözaltına alınmış Ancak her iki defasında da MİT tarafından serbest bıraktırılmış. Savaş Yıldız, Ankara, Antep, Adana, Kilis, İzmir hattında yaptıklarını anlatırken, Antep’i örgüt için kilit önemde olduğunu kaydetti.

HDP krokilerini Efe getirdi

Savaş Yıldız, sürekli olarak Suriye’ye giriş yapan ve şuan Türkiye’de olan MİT ajanı ve DAİŞ sorumlularından ‘Efe’ adlı kişiyle 7 Haziran seçimleri öncesinde Grê Spî’de görüştüklerini, Efe adlı MİT ajanının kendisine ‘HDP’ye yönelik ses getirecek eylemler yapılması gerektiğini’ söylediğini kaydetti. Savaş Yıldız, keşif için 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda düzenlenen mitinge katıldığını söyledi: “HDP’ye yönelik saldırı yapılacağı kararlaştırılınca, Ebu Musab ve Ebu Bekir adlı MİT ajanları ve DAİŞ üyelerinin karşılıklı konuşmaları ardından ben sınırdan çok rahat bir şekilde geçerek, Türkiye’ye giriş yaptım. Türkiye’ye geçtikten sonra Efe ile birlikte bir eve geçtik. 1-2 gün sonra Efe, yanında HDP binalarına ait krokilerle geldi. Krokiler üzerinde çalıştıktan sonra da 2-2,5 kg kadar TNT getirdi. TNT’yi Antep’te aldıktan sonra Otogar’dan Adana otobüsüne bindik. Patlayıcı ile yakalanmamak için içinde patlayıcı olan poşeti otobüste oturduğum yerin 4-5 koltuk gerisine koydum. Adana’ya varınca saldırı hazırlığı yapabilecek bir ev kiraladım. Saldırıda kullanacağım patlayıcıları hazır hale getirdikten sonra Mersin’e geçtim. Mersin binasındaki HDP’lilere tatlı ve meşrubat götürdüm. Orada yöneticilerle, milletvekilleriyle de görüşme imkanım oldu. Ardından Adana’ya geçtim. Burada da HDP binasına gittim. HDP’liler ile sohbet ettik, çay falan içtik. Her iki yerde de yaptığım keşif ve tespitler sonucu açıklar olduğunu gördüm. Çiçekçiye giderek 2 buket çiçek aldım. Aldığım çiçeklere hediye süsü verdim, çiçeklerin saksılarına da bomba düzenekleri yerleştirip yola koyuldum. Adana HDP binasına girdim. O gün de HDP’nin Adana mitingi vardı. Burada bomba düzeneği yerleştirdiğim çiçeği çaycıya verdim ve terasa bırakmasını söyledim. Ancak çaycı çiçeği teras yerine alıp başkan odasına koydu. Mersin HDP il binasında da çiçeği terasa bırakılmak üzere teslim ettim.”

Ebu Bekir ve Ebu Musab aracılığıyla Girê Spî’ye geri dönen Savaş Yıldız, Girê Spî’den de Rakka, Tabka ve ardından Hama alanlarına geçmiş. Savaş Yıldız, Rakka’da kaldıkları süre içerisinde Konya Grubu’yla çalıştığını, grup sorumluları arasında “Mustafa Güneş (Ebu Hemza)” olduğunu aktardı. Yıldız, Rakka’da kaldığı süre içinde Özbek ve Soran’lardan oluşan DAİŞ grupları ile karşılaştıklarını söyledi.

Girê Spî’deki sivil katliamı

27-29 Şubat’ta DAİŞ Türkiye ve Rakka tarafından Girê Spî’ye sızdı. 50 kadar sivil katledildi. Elîn (11), Cudî (9), Rîm (17), Rûa (13), Ayşe (9), Faûr (2) ve 7 aylık ikiz bebekler Mihemed ve Ehmed katledilenler arasındaydı. YPG 291 DAİŞ’linin öldürüldüğünü, 6’sının sağ yakalandığını açıklamıştı. 43 HSD-YPG-Asayiş üyesi de hayatını kaybetmişti. TSK de kenti taramıştı.

Tabka’da üstlenen başında Şêx İbrahim (Ebu Hanzala) adlı kişinin olduğu DAİŞ’in Bingöllüler Grubu ile tanışan savaş Yıldız, AKP ve MİT’in DAİŞ’le birlikte planladığı 27 Şubat 2016’daaki Girê Spî saldırısına ilişkin de çarpıcı itiraflarda bulundu: “Bir süre sonra Rakka’ya doğru yola koyulduk. Rakka’da daha önce de gittiğim bir eve girdik. Burada bizim dışımızda onlarca çete üyesi daha toplanmıştı. Önümüze haritalar getirildi ve haritalar üzerinde Girê Spî işaret edilerek buraya saldırılacağı söylendi. DAİŞ sorumlusu bize, ‘Girê Spî’ye girecek ilk grup sizsiniz. Önemli olan sizin orayı bir süre elinizde tutmanız. Merak etmeyin, siz Girê Spî’ye girdikten sonra arkanızdan 700-1.000 kişilik bir grup daha gelecek’ dedi. Sorumlu konuşmasına şunları da ekledi; ‘Türkiye’de bir anlaşma oldu. Bu anlaşma dahilinde siz Girê Spî’ye girince size destek olarak Türkiye’den de sayıları 1.000 ile 4.000 arasında değişen muhacirler gelecek.’ Bu konuşmalardan sonra tüm DAİŞ üyeleri saldırı hazırlığı için alanlara dağıldılar. Benim de içinde yer aldığım Ebu Muhammed El Şami adlı DAİŞ sorumlusunun komutasındaki grubu, Girê Spî civarından olduğunu tahmin ettiğim biri kadın biri erkek iki Arap, bir araç ile alarak Girê Spî yakınlarında bir alana bıraktı. İçinde bulunduğum grup Eyn Arus’a konumlanmak üzere yola devam ettik. Ancak bizim grup daha Eyn Arus’a yetişmeden diğer gruplarımız saldırıları başlattı. Eyn Arus girişinde bir grup YPG’li bizi taramaya başladı. Kendimizi yere atıp sokaklara dağıldık. Uçaklar bir kaç yeri vurdu. Uçaklar vurmadan bir süre önce Türkiye tarafından da YPG noktalarına saldırı oldu. Artan uçak hareketliliği nedeniyle saldırılarılar durdu. Gruptan Dr. Abdul Kurdi ve Abdurrahman ile birlikte Türkiye’den destek de gelmeyeceğini görünce ihanete uğradığımızı anladık ve geri çekilmek istedik. Eyn Arus çıkışındaki mezarlık civarına doğru koştuk. Koşarken Abdurrahman kurşunların hedefi olup yaralanınca karşımıza çıkan ilk evin bahçesine girdik.”

2 gün boyunca bir evin mutfağında kaldığını, ev patlatılınca kaldığı enkazda çok şiddetli ağrılar yaşadığı ve çok susadığı için çevredekilere seslendiğini söyleyen Yıldız, YPG tarafından enkazdan çıkarıldıktan sonra ve hastaneye götürülüp tedavi edildiğini kaydetti.

Kritik merkezler: Antep, Konya ve İstanbul

Savaş Yıldız, Türkiye’de DAİŞ için merkez konumunda olan 3 ilin İstanbul, Konya ve Antep olduğunu kaydederek şu bilgileri verdi: “Dünyanın farklı ülkelerinden gelen cihatçılar, İstanbul’daki bağlantılar ve özellikle de cemaatlerle ilişkileniyorlar. Sonra kısa bir sürede Suriye’ye gönderiliyorlar. Konya, DAİŞ’in Anadolu’daki örgütlenmesini yürütüyor. Konya, dindar aile çocuklarını DAİŞ bağlantılı cemaatlere üye kişilerle ilişkilendirip bu çocukları kısa bir sürede Suriye’ye savaşmaya gönderecek düzeye getiriyor… DAİŞ için hayati olan bölge Antep’tir. Antep en az Rakka kadar önem arz ediyor DAİŞ için. Hem yurt içinden hem yurt dışından gelen cihatçılar Antep üzerinden Cerablus, Minbic gibi alanlara kanalize ediliyor.”

İzmir, İstanbul ve Sarı Murat Cemaati

Adana’da işlerinin kötü gitmesiyle birlikte borçlanmaya başladığını, bu nedenle Burhanettin Sarı aracılığıyla İzmir’e gittiğini ve 5-6 aylık bir süre İzmir’de kalıp inşaatlarda çalıştığını belirten Savaş Yıldız, bu dönemde eşinin dayısı Erol Şahin aracılığıyla da DAİŞ’in İzmir bağlantılarından olan “Sarı Murat” ile tanıştığını belirtti. Yıldız, DAİŞ İzmir sorumlularından olan Sarı Murat’ın etrafındakilere “Sarı Murat Cemaati” dendiğini belirtirken, Erol Şahin ile Sarı Murat’ın derslerine katıldığını, bu cemaatin “cihat”a eleman gönderdiğini kaydetti. Eşinin dayısı Erol Şahin’in de Suriye’ye giderek 2-3 ay gibi bir süre orada kaldığını, onunla birlikte gidenlerden birinin de “Patnoslu Abdullah” olduğunu söyledi. “ideolojik eğitim, şeriat ve cihat eğitimi” veren çetenin İzmir karargahının da Buca’da olduğunu belirtti. Savaş Yıldız, DAIŞ’ın İstanbul bağlantısın da isi “Ekrem Hoca” adlı kişi olduğunun gittiğinin altını çizdi.

Özerk Antep Grubu: Fursa El Xîlafe

Cerablûs’tan geçtiği Tabka çalışmalarını da Savaş Yıldız şunları anlattı: “Tabka’da bir ev tutup yaşamaya başladık. Burada da Antepli Abdulmuhit ile tanıştık. Abdulmuhit de DAİŞ’in içindeki Antep grubundandır. Eğitimde sadece Antep cemaatinden olanlar bulunuyordu.” Siluk kasabasının YPG’nin eline geçmesi ile birlikte kendileri için daha güvenli alan olan Rakka içine doğru çekildiklerini söyleyen Savaş Yıldız, Antep grubunun DAİŞ’a bağlı, ancak özgün ve özerk bir yapıda olduğunu belirtmesi dikkat çekti. Antep Grubunun DAİŞ çatısı altında “Fursa El Xilafe Taburları” olarak örgütlendiğini, askeri ve şeriat eğitimlerinin de “Konstantiniye” adlı eğitim kampında verildiğini kaydeden Savaş Yıldız’ın verdiği bilgilere göre, kampın eğitmeni Abdulmuhit, Fursa El Hilafe Taburlarının emiri ise, Fudayi adlı bir çete. Kampta askeri eğitimleri Ebu Talha, spor derslerini ise Ebu Nur adlı çeteler veriyor.

Sınır geçiş anlaşması

Savaş Yıldız, Necip adlı kurye ile yaptığı görüşmeden sonra geçiş yapmış. Yıldız, Wolkswagen Transporter araç ile Adana-Antep hattından, Kilis’in Cerablus sınırındaki Elbeyli ilçesine geçtiğini söyledi: “Yine sabah namazı sonrası Kilis Elbeyli’den DAIŞ bağlantılı olan bir kaçakçı beni, eşimi, çocuklarımı, kaynanamı, baldızımı, kayınpederimi vd. aile üyelerini alarak Suriye’ye geçtik. Yani ailece DAIŞ’a katıldık. Sınırı geçerken hiç bir sorun yaşamadık, çok rahat geçtik.”

Sınır hattının DAIŞ ile Türk devleti arasındaki anlaşma gereğiî belli saatlerde boş bırakıldığına dikkat çeken Savaş Yıldız, kendisinin de, Türkiye ile DAIŞ arasındaki bu anlaşma dahilinde, sınır hattının boş bırakıldığı saatlerde bu güzergahtan defalarca Türkiye’ye giriş yaptığını söyledi.

Adana’da MİT örgütlüyor

O dönem emlak işleriyle uğraştığını kaydeden MİT-DAIŞ üyesi Savaş Yıldız, 4 aylık süreçte Selefi cemaatinden ve Adana’nın yerlilerinden olan, Afganistan’da savaşmış ìEyüp Hocaî adlı kişi ile tanıştığını söyledi: “Eyüp Hoca’nın cemaati ile tanıştıktan sonra devamlı olarak iletişim halinde oldum.î Burhanettin Sarı’nın birçok kez Suriye’ye gidip geldiğini ve kendi evlerinde kaldığını kaydeden Yıldız, kayınının birçok kez beraberinde Demirci Mehmetî, Necipî ve Münirî adlı kuryelerle evlerine geldiğini, 3 kuryenin de DAIŞ’e eleman gönderdiğini ve DAIŞ için taraftar topladığını vurguladı: “Yıldız; Münir bugün hala Adana Seyhan’a bağlı Kocaveli civarında yaşıyor. Necip ise, Adana Gürsel Paşa’da oturuyor.”

Adana-Antep-Ankara

Savaş Yıldız, DAİŞ’e katılmasına eşinin kardeşi Burhanettin Sarı’nın (Muqatîl) önayak olduğunu ve bu kişinin Suriye savaşının başından beri sürekli olarak DAİŞ, El Nusra ve diğer cihatçı gruplarla ilişkili olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Burhanettin Sarı sürekli olarak Suriye’ye girip çıkıyordu. Bunu da Ankara, Antep ve Adana’daki geniş çevresini kullanarak yapıyordu. Burhanettin Sarı (Muqatîl), Suriye’ye her gidip gelişinde bize oradaki savaşı anlatıyor, bu yönlü de propaganda yapıyordu. Burhanettin Sarı aracılığıyla Adana’daki Selefi gruplar ile tanıştım.”

Bingöl, Adıyaman, Urfa

Savaş Yıldız, DAİŞ’ın İstanbul, Konya ve Antep dışında ise en çok Bingöl, Adıyaman, Adana ve Urfa gibi illerde örgütlendiğini, bu illerde DAİŞ’in yoğun sempatizan ve taraftarı olduğunu belirtti. Bingöl ve Adıyaman’dan DAİŞ’e yoğun katılım olduğunu dile getiren DAİŞ üyesi Savaş Yıldız, DAİŞ içerisinde Antep, Konya, Bingöl grupları olduğunu ve bu grupların her birinin özgün bir şekilde çalıştığını ifade etti.