Etiket arşivi: terör

TERÖR DOSYASI /// ŞÜKRAN SONER : Terör gündemli 3. dünya savaşları

Dün, ulusal, uluslararası bildik tüm medya, gazetecilik örgütlenmelerinin kalabalık temsilcileri, çok sayıda haberci-yazar, görevli-gönüllü yüzlerce avukat, meslek örgütü temsilcileri, bir o kadar kalabalık milletvekili, çok sayıda sivil toplum temsilcisi, okur, arkadaşlarımız Dündar ve Gül’ün başlayan sözde yargılanmalarını izlemek, destek vermek üzere Çağlayan Adliyesi’ndeydiler. Duruşma salonuna girebilenler dahil, yargılamaya ilişkin biricik tanıklık, Cumurbaşkanı ve MİT’i temsilen iki müdahil avukatın varlığı ile yeni atanmış savcının, “Milli menfaatlar kapsamında gizlilik” gerekçeli, yargılamanın kapalı yapılması kararının mahkemece kabul edilmesini öğrenmek oldu. Avukatların altını çizmeleriyle de anlaşıldığı üzere, duruşma öncesi konduğu duyurulmuş gizli içerikli belgelerin de olmadığı öğrenildi. Önceden duyurulmuş iddianame, suçlamalar kapsamına, gizli yargılama kararının da eklemlenmesiyle “siyasal, askeri casusluk maksadıyla açıklama” suçunun nasıl oluşmakta olduğunu anlamak daha bir güçleşmiş olsa da, Cumhurbaşkanı’nın birinci ağızdan sıkça yinelediği ağır suçlamalara, MİT’in davacı olarak eklemlenmesiyle kurumsal kimlik de eklemlenmiş oldu. Çağlayan Adliyesi’nde gün boyu estirilen trajik, komik baskı ortamında yaşananları çok deneyimli olan bizler bile taşları yerlerine koyarak anlamakta zorlanıyorken, en azında hukukun işleyişinde kuralların geçerliliğine alışkın Batı dünyası temsilcileri, gazetecileri okuyacaklardı ki…

Koridorlarda çene çalarak beklenilen saatlerde adliyenin ele geçiriliş öykülerinin ayrıntılarını dinliyorduk… Yetkin bir yargı örgütlenme temsilcisi, iktidar ortaklığı sürecinde en kilit görevlere yerleştirilmiş cemaat temsilcilerinin, paralel operasyonları ile götürülmelerine formül bulmada zorluklar yaşandığını anlattı. Kesin sonuç almaya dönük olarak da, önceden abartılmış kadrolaşmaya karşı, hızlı temizlik için bulunabilen tek formül toptan büyük tasviyeyi getirecek yargıda küçülme yolu seçilmiş. Mahkeme kapatmalarla binlerce yargıçtan kurtulma yasal formülü ile sadece paralelden değil, yandaş olmayı kabul edemeyeceklerden kurtulma hedeflenmiş. Otoriteye tam bağımlı yargı yapılanması kurgulanmış…

***

Yazının başlığını verdiğim “Terör gündemli 3. dünya savaşları” ile ilişkisi mi? Küreselleşme, tek kutuplu yeni dünya düzeni ilanının bir insan ömrüne sığan çok kısa sürecinde, evrensel insan hakları, hukuk devleti düzenleri, demokrasi; olmazsa olmaz ilkeler bağımsız yargı, hukuk devleti düzenleri. Özgür medya işleyişlerinin; otoriterleşme, diktatörleşme yolunda ele geçirilmeleriyle yaşanan sorunlar… En zengin, en kurumlaşmış merkezler, ülkelerde bağımsız yargı, özgür medya kurumlarının işleyişi geçerli kalmış olsa bile… Örneğin ABD’nin, AB’nin kirli yüzleri, arka bahçelerinde Guantanamo, eski sömürge, yeni arka bahçe ülkelerinde göz yumdukları kirli ittifakları var… Düşmanıma karşı kullandığım, “bana hizmet eden terör örgütü” kapsamında kurdurulmalarından, yıllar boyu kullanımlarına geçerli terör örgütü ilişkileri, daha acısı doğrudan parasal, askeri, siyasal destekleri ortalığa saçılmış boyutlarda…

Emperyal çıkarlar adına sola karşı yaratılıp desteklenenler, günümüzde “demokrasi getirme” adına iç savaş bataklıklarına sürüklenen ülkelerde, aşiretler, mezhepler, ırklar üzerinden, çok kanlı sonuçları ile yaşatılanlara, geri tepen silaha da dönüşmeleri boyutlarında nasıl dur denilebileceği de henüz bilinemiyor… Kuralsız emperyal sömürü düzeninin kuralsız savaşlarında ABD’nin 12 Eylül terör travması ile ders alınması hak götüre… Terörle kaynağında savaşmak, demokrasi ihracı tezli işgaller, doğrudan müdahalelerle olumlu sonuca ulaşma adına atılan her adım, daha bir acımasız, yaygın terör odaklı 3. dünya savaşlarını üretmiş bulunuyor… Öyle “Libya kalmadı. Irak toparlanamaz, Yugoslavya parçalandı, Suriye’de dönüş yok, Afganistan-Pakistan dağıldılar, Türkiye’nin toparlanması zor…” diyerek işin içinden çıkılamıyor… IŞİD’i topu bir arada yenseler ne olacak? İnsanlık, dünya nasıl kurtarılacak?

Reklamlar

ARAŞTIRMA DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : Teröre tepkideki çifte standart

Armağan KULOĞLU

oakuloglu

Terör olayları yurt içinde ve dışında devam etmekte, ancak teröre karşı tepkiler ülkeye ve niteliğine göre farklılık göstermekte, bir kısmına ise hiç tepki verilmemektedir.

Ülkeye göre farklılık

Paris’te terör saldırısı olduğunda birçok ülke buna tepki göstermiş, devlet/hükümet başkanları veya üst düzey temsilciler Paris’te bir dayanışma yürüyüşü de yaparak, yas ilan ederek veya değişik etkinliklerle teröre karşı dayanışma göstermişlerdir.

Buna benzer şekilde Brüksel’deki terör karşısında da, özellikle Avrupa ülkeleri, aynı şekilde dayanışma içinde olmuş, tarihi ve meşhur yerler Belçika bayrağının renginde ışıklandırılarak teröre karşı destek mesajları verilmiştir. Hatta B.A.E. Dubai’de dahi Belçika’ya destek için ışıklandırma yapıldığına şahit olunmuştur.

Ancak Avrupa’daki teröre karşı dayanışma gösteren ve tepki veren ülkeler, buna benzer Suruç, Ankara Gar, Merasim Sokak, Kızılay’da meydana gelen terör olaylarında, Saray Bosna hariç, benzer tepkiyi göstermemişlerdir. Hatta yere göğe sığdıramadığımız Araplardan bile etkili bir tepki görülmemiştir.

Batılı ülkeler Türkiye’de, PKK/PYD’nin gerçekleştirdiği terör olaylarına karşı bir tepki vermediği gibi, onlara ülkelerinde müsamaha göstermişler, hata onları müttefik ilan etmişlerdir. Üstelik onlarla mücadele edilmemesini, pazarlık masasına oturulmasını dahi ifade etmekten çekinmemişlerdir.

Bunlar, "senin benim terör ve teröristim" ayırımının yapıldığını gösteren en belirgin örneklerdir. Tamamen bir çifte standarttır. Ülkeler ancak terör kendilerini vurduğunda duyarlık göstermekte, etkisi geçtiğinde yine bilinen düşüncelerine dönmektedirler.

Bütün ülkeler, terörün küresel olduğu, milliyetinin, mensubiyetinin ve vatanının olmadığı, kendilerini de vuracağı bilinci içinde olmalıdır. Ancak şimdilik gerçeği gördükleri, hissettikleri ve dayanışma içinde hareket edilmesi gerektiğini anlamış gibi görünmektedirler. Fakat bunun ne kadar devam edeceği bilinememektedir. Bazı ülkeler kendisinden başkasını düşünmemektedir. Nitekim son terör olayından sonra bir ülkenin, ülkesine mülteci almayacağını açıklaması bunu göstermiştir.

Olaya göre farklılık

Bir diğer konu da ülkemizdeki, yani içimizdeki çifte standarttır. Bu da mücadelede şehit olan güvenlik gücü mensuplarıyla, terörde ölen siviller arasında ayırım yapılmasıdır. Sivillerin ölümü infial yaratmakta, askerlerin ve Emniyet mensuplarının şehit olması sıradan karşılanmaktadır. Sivillerin ölümü kınanmakta, güvenlik güçlerinin şahadetine ses çıkmamaktadır.

Gazetelerde, televizyonlarda dahi sivil ölümlerinin olduğu terör olayları manşet olmakta, her gün birkaç şehit vermemiz medyada fazla yer almamaktadır. Artık şehit haberleri kanıksanmış, olağan hale gelmiş durumdadır. Sadece şehit cenazelerinin olduğu yerde acı paylaşılmakta, ancak ülke çapında tepki gösterilmemektedir.

Son olayların başlamasından, yani terörle mücadele edilmesi gerektiğinin geç de olsa anlaşılmasından sonra 400’e yakın şehit verdiğimiz gözden uzak tutulmamalıdır. Vatan ve Türk Milleti uğruna verilen şehitlerle her gün ocaklara ateş düşmektedir.

Bunun önemi ve değeri hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Mücadeleye, şehit olabileceğini bilerek girişen bu kahramanların hakkı ödenemez.

Terörde ölen siviller masum da, teröristle mücadelede veya terörist etkisiyle şehit olanlar masum değil midir? Hepsi masumdur. Hepsi kutsaldır. Ancak bu çifte standarda son verilmeli, şehitlerimiz için de ülke çapında tepki gösterilmeli ve terör kınanmalıdır.

Hepimiz Türk’üz

Olaylar karşısında, hepimiz Fransız/Ermeni/Belçikalı vb. oluyoruz da, neden şehitlerimiz için "Hepimiz Türk’üz" diye bir dayanışma ve tepki göstermiyoruz? Neden "teröre lanet, şehitlerimize rahmet, birlik ve bütünlük" mitingleri veya yürüyüşleri düzenlemiyoruz?

Artık ülkemizde siyasi hesaplar bir taraf bırakılmalı, hâlâ devam eden "sen ben" ayırımına son verilerek kutuplaşmanın önüne geçilmeli, siyasi ranta ve hevese dönük tali konular yerine asıl sorunlarımıza odaklanılmalıdır.

26.03.2016

TERÖR DOSYASI : Terörle Nasıl Mücadele Edilmez ?

Terör sınır aşan bir olgu; bu da terörle mücadeleyi gerçekten isteyen uluslararası aktörlerin bir masada oturmasını ve empati kurmasını zorunlu kılıyor. Yoksa terör daha çok can yakacak.

Pazartesi günkü yani Brüksel saldırıları henüz yapılmadan önceki son yazım şu cümlelerle başlıyordu: “Terör küresel bir sorun. Sadece kendi ülkenizde aldığınız tedbirlerle çözüme kavuşturamadığınız, belli dönemlerde attığınız adımların diğer dönemlerde sizi garanti altına almadığı, her zaman teröristten bir tık yukarıda düşünmenizi ve ona göre bir strateji kurmanızı gerektiren bir sorun.” Brüksel saldırıları yaşandıktan sonra daha da fazla anlam kazanan bu ifadeler aslında teröre ilişkin sorunun kaynağına bir atıf yapmaktaydı. Terörle nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda uluslararası toplum tarafından uzlaşılan bir metot olmadığı gibi terörün ne olduğu konusunda da uzlaşılan bir tanım maalesef yok. İşte terörle mücadele konusundaki en büyük zafiyetimiz tam olarak bu.

Terörün Avrupa’daki son kurbanı Belçika’ya dair yine terörle ilişkili iki tane önemli konu var ki bunlar yukarıdaki ifadelere sağlam dayanak teşkil etmekte. Birincisi bir önceki yazımda da bahsettiğim Brüksel’in ortasındaki PKK çadırı. Terörün tanımı veya daha doğrusu terörün prensiplerden ziyade siyasi mülahazalara göre tanımının en bariz örneğidir o çadır. AB tarafından da terörist olarak listelenen PKK’nın militanlarının bu çadırı kurmasına izin verilmesi bile terörle mücadele konusundaki zafiyetlerden birisidir. O an itibarıyla elinde silah bulunmaması, bir teröristi terörist olmaktan azat etmez. Tıpkı DAİŞ militanları gibi PKK’lıların da öldürmeyi, intihar saldırılarını kutsayan, ırkçı, radikal ideolojilerini o çadırda kusmasına izin vermek, başlı başına ölümcül bir yanlıştır. Bu yanlış terör örgütlerini palazlandırırken, birbirinden operasyonel açıdan ilham alan terör örgütlerini de benzer stratejiler izleme konusunda cesaretlendirmekte.

İkinci konu ise terörle mücadele konusundaki en hafif ifadeyle lakaytlığın bariz bir göstergesi olan Belçika’nın Brüksel bombacısı El-Bakraoui’ye muamelesi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brüksel saldırısından sonra sarf ettiği şu sözler Belçika gündemini sarsacak cinsten: ”Brüksel’de saldırganlardan biri daha önce Haziran 2015’te Gaziantep’te yakalayıp sınır dışı ettiğimiz kişidir. Sınır dışı işlemini 14 Temmuz 2015’te notayla Belçika Büyükelçiliği’ne iletmişiz. Belçikalılar adı geçeni serbest bırakmıştır. Bu kişinin yabancı terörist savaşçı olduğu yönündeki uyarımıza rağmen Belçika terörizmle bağlantısını tespit edememiştir. Kendi isteği üzerine, Hollanda’ya da iade etmişiz. Nota ile oraya da bildirilmiştir.” Bu alıntıyı özellikle kullandım çünkü tarihe not düşmek gerekiyor.

Türkiye DAİŞ’in peyda olduğu günden beri kendi imkânlarıyla DAİŞ’le mücadele ediyor ve sürekli DAİŞ üzerinden operasyon yiyor. Düşünün El-Bakroui Belçika’dan hareket ediyor, Türkiye’ye varıp Gaziantep’e geçiyor. Belçika hükümetinden yapılan hiçbir uyarı yok. Buna rağmen Türkiye kendi imkânlarıyla El-Bakraoui’nin DAİŞ militanı olduğunu tespit ediyor. Yakalayıp, Belçika hükümetine de nota geçtikten sonra sınır dışı ediyor. Terör dışı bir suçtan hapis yatıyor ve şartlı tahliye ediliyor. Sonrasında ise Brüksel’deki terör saldırısını gerçekleştiriyor. El-Bakraoui hapiste radikalleşmiyor. Hapis öncesi zaten DAİŞ’le irtibatı var. Fakat Belçika hükümeti bu bağlantıyı tespit edemiyor.

Son acı saldırı bize terörle mücadelede ayrım yapmadan, siyasi mülahazalara girmeden ve ciddi bir şekilde uluslararası işbirliği yapmanın zaruretini bir kez daha gösterdi. Terörü gerçekten hakkıyla tanımlayanlar, terör ve teröristi ayıklamanın ahlaksızlığı bir yana bu ahlaksızlığın oluşturduğu stratejik zafiyeti de açıkça görebilirler. Terör sınır aşan bir olgu; bu da terörle mücadeleyi gerçekten isteyen uluslararası aktörlerin bir masada oturmasını ve empati kurmasını zorunlu kılıyor. Yoksa terör daha çok can yakacak.

[Akşam, 25 Mart 2016]

TERÖR DOSYASI : Kısaltma Farklılıkları Üzerinden Teröre Meşru Kılıf Arayışı

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=fO1hgrtGWvA

Ufuk Ulutaş, Amerika’nın PYD’yi siyasi bir pozisyon olarak kullandığını ancak PKK-PYD-YPG şeklindeki farklı kısaltmaların terör için meşru bir kılıf olamayacağını belirtti.

A Haber ekranlarına konuk olan SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörü Ufuk Ulutaş, Amerika’nın PYD politikasına ilişkin değerlendirmesinde Amerika’nın PYD’yi siyasi bir pozisyon olarak kullandığını ancak PKK-PYD-YPG şeklindeki farklı kısaltmaların terör için meşru bir kılıf olamayacağını belirtti.

Ulutaş, konuşmasının devamında PYD’nin Amerika için kullanım değerinin ne zaman biteceğini de cevapladı.

TERÖR DOSYASI : Terörün Bitirilmesinde Irak ve Suriye’nin Önemi

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=TCFro-J8awI

Ufuk Ulutaş: “Suriye ve Irak’ta yaşananlar dünyadaki terör tırmanışının en büyük sebebi.”

SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörü Ufuk Ulutaş, TRT Haber ekranlarında yayınlanan Küresel Siyaset programında, Suriye ve Irak’ta yaşananların dünyadaki terör tırmanışının en büyük sebebi olduğuna dikkat çekerek, “Terörün bitirilmesinde Suriye, Irak bağlantısı çok önemli. Eğer gerçekten terörle mücadele edilecekse terörün kaynağı kurutulacaksa Irak ve Suriye çözülmeli. Bir şekilde oraya belirli oranlarda istikrar getirilmeli." dedi.

TERÖR DOSYASI : Terörü Lanetlersek Bitecek mi ?

1

Ülkenin her yerinde canlı bombalar patlıyor. İnsanlar sokağa çıkmaya korkuyor. Toplumda korku ve paranoya hakim. Kısacası memlekette elle tutulur hiçbir şey yok ama iktidar yandaşlarının tüm derdi muhalefet… Sabah kalkıyorlar muhalefete saldırıyorlar, akşam yatıyorlar muhalefete saldırıyorlar.

Bazen ‘’acaba ülkeyi CHP yönetiyor da yayın yasağı olduğu için haberimiz mi yok’’ diye düşünmüyor değilim. 14 yıldır iktidarda olan parti AKP ama her şeyin suçlusu CHP. Bu işte bir gariplik yok mu? Terör olaylarında bile suçu CHP ve muhalefete attılar.

Suçumuz çok büyük… Terör örgütü her gün bomba patlatıyor ama biz terör örgütünü değil iktidarı suçluyormuşuz. Devletin yanında olmuyormuşuz.

Tamam.. Tamam… Hadi sizin istediğiniz olsun…

KAHROLSUN PKK, DEVLETİMİZİN YANINDAYIZ TERÖRÜ LANETLİYORUZ, TERÖRÜ BİTİRECEĞİZ.

Şimdi oldu mu? İsterseniz terör örgütüne biraz daha kabadayılık yapıyım

SABRIMIZI SINAMA EYYY PKK, YOKSA ÇOK FENA OLUR. BİZ ÇOK BÜYÜK DEVLETİZ.

İstediğiniz gibi terörü lanetledim, devletin yanındayım dedim hatta terör örgütüne kabadayılık yaptım.

Eee noldu? Ben Terörü lanetleyince terör bitti mi? Allah belanı versin PKK desem teröristler çarpılacak mı? Eğer çarpılacaksa hemen okkalı bir beddua edeyim

ALLAH BELANI VERSİN PKK, ALLAH KANDİLDEKİ YUVALARINIZA ATEŞLER SALSIN ALLAH SİZİ ÇARPSIN HEPİNİZ YAMULUN DA BOMBA FALAN ATAMAYIN

Buyrun beddua mı da ettim. Terör bitti mi? Bitmediyse biraz da iktidarı öveyim. Bu konuda sizin elinize su dökemem ama olduğu kadar artık…

BİZ ÇOK BÜYÜK DEVLETİZ, ALLAH İKTİDARIMIZI BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN AKP OLMASAYDI HALİMİZ NE OLURDU. YOL YAPTI METRO YAPTI 3. KÖPRÜYÜ YAPTI DURMAK YOK YOLA DEVAM

İktidarı da övdüm. Yalakalık yapmayı bilmediğim için anca bu kadarını yapabildim. Bu kadarı da olur değil mi? İdare etin, eksiğimi siz tamamlarsınız. 14 yıldır bu konuda uzmansınız.

Terör bitti mi? Yine mi bitmedi ? Hay Allah ne yapsak? Terörü lanetledim bitmedi. Devletimizin yanındayım dedim bitmedi. Teröristlere kabadayılık yaptım sabrımızı sınamayın dedim bitmedi. Allah belanızı versin dedim bitmedi. İktidarı övdüm bitmedi.

Durun.. Durun… Buldum. Dış mihraklara falan seslenmediğim için bitmiyor. Hemen dış mihraklara da sesleniyorum.

EYYY DIŞ MİHRAKLAR, BİZİ BÖLEMEYECEKSİNİZ, BİZİ KISKANDIĞINIZI BİLİYORUZ. SİZİN DÜNYA LİDERİNİZ YOK DİYE KISKANMAYIN, BİZİM KADAR BÜYÜK SARAYINIZ YOK DİYE KISKANMAYIN. AKILLI OLUN !..

Dış mihraklara da lafımı söyledim. Terör yine bitmedi. Bu terör neden bitmiyor?

Hadi beni boşverin. Bu ülkenin yarısı her terör saldırısında benim yukarıda yazdıklarımı söyledi. Terör niye bitmedi? Beddua sayısı mı yeterli değil?

Ankara garında bomba patladı. 103 kişi öldü. Ülkenin yarısı beddua etti ne oldu?

Ankara’da Kızılay’da bomba patladı. 29 kişi öldü. Ülkenin yarısı beddua etti ne oldu?

Ankara Güvenpark’ta bomba patladı 37 kişi öldü. Ülkenin yarısı beddua etti ne oldu?

Eee kardeşim biz terörü lanetleyelim, devletimizin yanındayız diyelim de biz devletin yanındayız diyince bombalar susmuyor? Nereye kadar yanınızdayız diyeceğiz? Nereye kadar terörü lanetleyeceğiz?

Bu kadar olaydan sonra kimi suçlayacağız? Ülkeyi kim yönetiyor? Eğer iktidarda CHP var da yayın yasağı olduğu için haberimiz yoksa lütfen söyleyiniz. Artık şu olayların sorumluluğunu birileri üstlenmeli ve istifa etmeli değil mi? Ayıp oluyor…

TIBBIYELİ HİKMET

TERÖR DOSYASI : Bombalı terörü bize kim öğretmişti bilir misiniz ? Belçikalılar !

Terör dün de Brüksel’i vurdu, kan gövdeyi götürdü. Bu yazıyı yazdığım sırada ölü sayısı otuzu geçmişti…

İnsan hayatına kasteden, özellikle de masumları hedef alan saldırıların hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğini ve mutlaka lânetlenmesi gerektiğini söylememe lüzum bile yok…

Ama terörün bu iğrenç ötesi hüviyetinin bazı gerçeklerin, özellikle de geçmişte yaşanmış fakat şimdilerde unutulmuş bazı hakikatlerin hatırlanmasına engel olmaması da lâzımdır…

Dolayısı ile bu yazımı bu şekilde mütalâa edin, yani “Oh olsun Belçikalılar’a!” gibisinden sapıkça bir düşünce ile değil, bombalı terör konusunda bizi çok yakından alâkadar eden geçmişteki bir hadiseyi hatırlatmak maksadıyla kaleme aldığımı düşünün…

26 KİŞİ CANINDAN OLDU

Biz, ilk bombalı terör eylemi ile, daha doğrusu eylemde bombalı araba kullanılması şeklindeki kalleşçe bir saldırı ile Belçika vasıtasıyla tanışmıştık! Türkiye’nin yaşadığı ilk bombalı terör İstanbul’da, 1905’in 21 Temmuz’unda sahnelenmiş, o gün patlayan bomba 26 masumun hayatına mal olmuştu.

Saldırının hedefi zamanın hükümdarı Sultan Abdülhamid, plânlayanlar Ermeni komitacılar ama bombayı imal edip yerleştiren, daha doğrusu saldırının taşeronluğunu yapan da Charles-Edouard Joris isminde Belçikalı bir anarşistti.

Günlerden cuma idi, zamanın hükümdarı Abdülhamid, Yıldız Camii’ne “cuma selâmlığına”, yani cuma namazına gitmişti. Caminin yanıbaşına bırakılan bir faytona yerleştirilmiş olan saatli bomba namazdan hemen sonra, hükümdarın geçmesine birkaç dakika kala patladı. Sultan Abdülhamid namaz çıkışında Şeyhülislâm ile ayaküstü konuşmaya dalması sayesinde saldırıdan yara bile almadan kurtuldu, kendi arabasına bindi, dizginleri eline aldı, saraya döndü ama patlamada 26 kişi ölmüş, 58 kişi yaralanmış ve 20 kadar at da telef olmuştu.

Hemen başlayan tahkikat hem hadisenin sorumlularını ortaya çıkarttı, hem de İstanbul’un nasıl büyük bir tehlikeden son anda kurtulmuş olduğunu gösterdi: İşin gerisinde Ermeni komitacılar ile Belçikalı bir taşeron vardı. Yıldız’a yerleştirdiği bombada seksen kilo “melinite” ile yirmi kilo demir, çelik ve çivi kullanmıştı ve Abdülhamid’in katledilmesinden sonra Bâbıâli’yi, Tünel’i, Galata Köprüsü’nü ve Osmanlı Bankası’nı uçuracak; elçilikler ile önde gelen resmi daireleri de yerle bir edeceklerdi.

İstanbul’da hemen bir tutuklama furyası başladı. Avrupa’dan gelen teröristlerin hemen tamamı Türkiye’den yabancı bandıralı gemilerle çoktan ayrılmışlardı ama Joris ile birkaç adamı hâlâ şehirdeydi ve yakalandılar.

BRÜKSEL BASTIRDI, BIRAKTIK!

Teröristlerin mahkemeye çıkartılacaklarının açıklanmasından sonra Bâbıâli ve saray önce Belçika’nın, daha sonra da diğer Avrupalı memleketlerin İstanbul’daki büyükelçilerinin baskınına uğradı. “Joris sivildir, onu yargılayacak hâkimlerin de sivil olması ve aralarında askerlerin bulunmaması gerekir” dediler; sorgulama başlar başlamaz Belçika büyükelçisi yeniden bastırdı, Joris’in ifadesi alınırken yanında bulunmayı başardı, “vatandaşının haklarının ihlâl edildiğini” söyledi ve her gün başka bir mesele çıkardı.

Derken, sadece sivil hâkimlerin yeraldığı bir mahkeme kuruldu, teröristler yargılandılar, Joris idama mahkûm edildi ama başta Belçika olmak üzere bütün Avrupa bu defa “Asamazsınız!” diye tutturdu. Zayıf ve çaresiz olan Bâbıâlî baskılara karşı koyamadı ve Joris serbest bırakılıp Avrupa’ya gönderildi! Kamuoyunu yatıştırmak için de “Kan dökmekten hoşlanmayan padişahımız efendimiz, canına kasteden katili bile affetme yüceliğini gösterdi” meâlinde kısa bir resmi bildiri yayınladı.

İşte, bundan 111 sene önce yaşadığımız ve tarihlere “Bomba hadisesi” diye geçen terörün ve daha da önemlisi, saldırının Belçika ile bağlantısının kısa öyküsü…

Tekrar söyleyeyim: “Oh olsun Belçika’ya!” demiyorum, sadece uğradığımız ilk bombalı terörün arkasında bir Belçikalı’nın bulunduğunu ve Brüksel’in o senelerde teröre verdiği desteği hatırlatmak istiyorum!

Murat Bardakçı

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1213794-bombali-teroru-bize-kim-ogretmisti-bilir-misiniz-belcikalilar

Sultan 2. Abdülhamid, Cuma namazı için Yıldız Camiine gidiyor. (21 Temmuz 1905)

Cuma namazı çıkışında patlatılan bomba.

Fotoğraflar: http://gizlenentarihimiz.blogspot.com.tr/