Etiket arşivi: SAVAŞ

TERÖR DOSYASI /// ŞÜKRAN SONER : Terör gündemli 3. dünya savaşları

Dün, ulusal, uluslararası bildik tüm medya, gazetecilik örgütlenmelerinin kalabalık temsilcileri, çok sayıda haberci-yazar, görevli-gönüllü yüzlerce avukat, meslek örgütü temsilcileri, bir o kadar kalabalık milletvekili, çok sayıda sivil toplum temsilcisi, okur, arkadaşlarımız Dündar ve Gül’ün başlayan sözde yargılanmalarını izlemek, destek vermek üzere Çağlayan Adliyesi’ndeydiler. Duruşma salonuna girebilenler dahil, yargılamaya ilişkin biricik tanıklık, Cumurbaşkanı ve MİT’i temsilen iki müdahil avukatın varlığı ile yeni atanmış savcının, “Milli menfaatlar kapsamında gizlilik” gerekçeli, yargılamanın kapalı yapılması kararının mahkemece kabul edilmesini öğrenmek oldu. Avukatların altını çizmeleriyle de anlaşıldığı üzere, duruşma öncesi konduğu duyurulmuş gizli içerikli belgelerin de olmadığı öğrenildi. Önceden duyurulmuş iddianame, suçlamalar kapsamına, gizli yargılama kararının da eklemlenmesiyle “siyasal, askeri casusluk maksadıyla açıklama” suçunun nasıl oluşmakta olduğunu anlamak daha bir güçleşmiş olsa da, Cumhurbaşkanı’nın birinci ağızdan sıkça yinelediği ağır suçlamalara, MİT’in davacı olarak eklemlenmesiyle kurumsal kimlik de eklemlenmiş oldu. Çağlayan Adliyesi’nde gün boyu estirilen trajik, komik baskı ortamında yaşananları çok deneyimli olan bizler bile taşları yerlerine koyarak anlamakta zorlanıyorken, en azında hukukun işleyişinde kuralların geçerliliğine alışkın Batı dünyası temsilcileri, gazetecileri okuyacaklardı ki…

Koridorlarda çene çalarak beklenilen saatlerde adliyenin ele geçiriliş öykülerinin ayrıntılarını dinliyorduk… Yetkin bir yargı örgütlenme temsilcisi, iktidar ortaklığı sürecinde en kilit görevlere yerleştirilmiş cemaat temsilcilerinin, paralel operasyonları ile götürülmelerine formül bulmada zorluklar yaşandığını anlattı. Kesin sonuç almaya dönük olarak da, önceden abartılmış kadrolaşmaya karşı, hızlı temizlik için bulunabilen tek formül toptan büyük tasviyeyi getirecek yargıda küçülme yolu seçilmiş. Mahkeme kapatmalarla binlerce yargıçtan kurtulma yasal formülü ile sadece paralelden değil, yandaş olmayı kabul edemeyeceklerden kurtulma hedeflenmiş. Otoriteye tam bağımlı yargı yapılanması kurgulanmış…

***

Yazının başlığını verdiğim “Terör gündemli 3. dünya savaşları” ile ilişkisi mi? Küreselleşme, tek kutuplu yeni dünya düzeni ilanının bir insan ömrüne sığan çok kısa sürecinde, evrensel insan hakları, hukuk devleti düzenleri, demokrasi; olmazsa olmaz ilkeler bağımsız yargı, hukuk devleti düzenleri. Özgür medya işleyişlerinin; otoriterleşme, diktatörleşme yolunda ele geçirilmeleriyle yaşanan sorunlar… En zengin, en kurumlaşmış merkezler, ülkelerde bağımsız yargı, özgür medya kurumlarının işleyişi geçerli kalmış olsa bile… Örneğin ABD’nin, AB’nin kirli yüzleri, arka bahçelerinde Guantanamo, eski sömürge, yeni arka bahçe ülkelerinde göz yumdukları kirli ittifakları var… Düşmanıma karşı kullandığım, “bana hizmet eden terör örgütü” kapsamında kurdurulmalarından, yıllar boyu kullanımlarına geçerli terör örgütü ilişkileri, daha acısı doğrudan parasal, askeri, siyasal destekleri ortalığa saçılmış boyutlarda…

Emperyal çıkarlar adına sola karşı yaratılıp desteklenenler, günümüzde “demokrasi getirme” adına iç savaş bataklıklarına sürüklenen ülkelerde, aşiretler, mezhepler, ırklar üzerinden, çok kanlı sonuçları ile yaşatılanlara, geri tepen silaha da dönüşmeleri boyutlarında nasıl dur denilebileceği de henüz bilinemiyor… Kuralsız emperyal sömürü düzeninin kuralsız savaşlarında ABD’nin 12 Eylül terör travması ile ders alınması hak götüre… Terörle kaynağında savaşmak, demokrasi ihracı tezli işgaller, doğrudan müdahalelerle olumlu sonuca ulaşma adına atılan her adım, daha bir acımasız, yaygın terör odaklı 3. dünya savaşlarını üretmiş bulunuyor… Öyle “Libya kalmadı. Irak toparlanamaz, Yugoslavya parçalandı, Suriye’de dönüş yok, Afganistan-Pakistan dağıldılar, Türkiye’nin toparlanması zor…” diyerek işin içinden çıkılamıyor… IŞİD’i topu bir arada yenseler ne olacak? İnsanlık, dünya nasıl kurtarılacak?

TARİH : KURTULUŞ SAVAŞI’NDA İNGİLİZLERLE SAVAŞMADIK YALANI VE GE RÇEKLER

O SÖZDE PROFLARA KÜÇÜK BİR TARİH DERSİ

Bugün 30 Ağustos. Türk ulusunun Atatürk’ün Başkomutanlığı’nda emperyalizmi Anadolu yaylasına gömdüğü en kutsal zaferin yıldönünü. Bu anlamlı günde, bu zaferin, emperyalizmin pençesindeki bütün mazlum milletlere yol göstericiliğinin üzerinde durulması gerekirken, tv ekranlarında ve gazete köşelerinde sözde proflar, hiç utanıp sıkılmadan, bu zaferin önemini azaltmak için adeta bin dereden su getirmekle meşguller! "30 Ağustos Zaferi’nin o kadar da önemli olamdığından" tutun da "Kurtuluş Savaşı’nda İngilizlerle savaşılmadığına" kadar bir dizi YALANLA kamuoyunu kandıran bu sözde proflara küçük bir tarih dersi daha verelim hazır yeri gelmişken.

Cumhuriyet Tarihi yalancıların en büyük yalanlarından biri “Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerle savaşmadık, onlar 1921’de zaten resmen tarafsızlıklarını ilan etmişlerdi!” yalanıdır. Ömer Kürkçüoğlu, Cemil Koçak, İdris Küçükömer, Kadir Mısıroğlu, Yalçın Küçük, Fikret Başkaya, Abdurrahman Dilipak ve Mehmet Altan gibi tarihçi, yazar ve akademisyenlerin bu iddiasının aslında hiçbir “bilimsel temeli” yoktur. Tarihsel gerçekleri, belge ve bilgileri gördükçe bu iddianın kocaman bir "yalan" olduğu ortaya çıkmaktadır.

Düzenin Yabancılaşması” kitabıyla tanıdığımız İdris Küçükömer, “Sivil Toplum Yazıları”nda, “Kurtuluş Savaşı Yunanlılara karşı kazanılmıştır. Kurtuluş Savaşı bir Türk-Yunan savaşıdır!” tezini ortaya atmıştır. Yine aynı dönemlerde “deliliği tescilli” Şeriatçı yazar Kadir Mısıroğlu Kurtuluş Savaşı’ndan ‘Türk-Yunan muharebesi!” olarak bahsetmiştir. Daha sonra, “Modern Türk Tarihini tersten yazdım, her olayın tersini kanıtlamaya çalıştım ve sanırım başarılı oldum!” diyen “tez hastası” Yalçın Küçük bağıra çağıra aynı tezi gündeme getirmiştir. Küçük’e göre “Kurtuluş Savaşı tarihi baştan sona yanlıştır!” Hatta o kadar yanlıştır ki, mesela Birinci İnönü Zaferi diye bir savaş hiç olmamıştır! Antiemperyalizmden bahsetmek mümkün değildir! En fazla bahsedilebilecek Yunanlılarla yapılan savaş olabilir! Türk-Yunan Savaşı tezleri daha sonraki dönemlerde Fikret Başkaya gibi “Solcular” ve Abdurrahman Dilipak gibi “Şeriatçı” yazarlar tarafından da yinelenmiştir.

GÜNÜMÜZÜN ALİ KEMALLERİ VE MEHMET ALTAN

“Kurtuluş Savaşı’nda İngilizlerle savaşılmamıştır” tezi günümüzün Ali Kemalleri’nce sıkça dile getirilmektedir. Okudukları birkaç “Cumhuriyet Tarihi yalanına” sarılan günümüzün Ali Kemal-leri, köşelerinde çalakalem “İngilizlerle savaşmadık ki…” diye çığlık atmaktadırlar. İşte günümüzün en ateşli Ali Kemallerinden biri olan Mehmet Altan’ın 30 Ağustos 2009 tarihinde Star gazetesindeki köşesinde yayınladığı “30 Ağustos ve İngiltere” adlı yazısından bir bölüm:

….İngiltere, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’dan çok önce, 14 Nisan 1921’de, Türk-Savaşı’nda kesin tarafsızlığını belirten notasını Yunan hükümetine bildirdi. Bunu İngiliz Parlamento tutanaklarında da görüyoruz. Örneğin, 13 Nisan 1921’de Avam Kamarası’nda Sir C., İngiltere’nin Türk Milliyetçi Kuvvetleri’yle savaş halinde olup olmadığını Başbakan’a sormuş. Hükümet adına cevap veren Mr. Harmsworth, bir barış antlaşması onaylanıncaya kadar teknik yönden ortada savaş halinin bulunduğunu fakat mevcut Türk-Yunan çatışması karşısında İngiliz tutumunun tarafsızlık olduğunu söylemiştir. Keza… Lordlar Kamarası’nın 21 Nisan 1921 tarihli oturumunda, Lord Lamington, Londra Konferansı’nın hemen ardından Yunanlıların Türklere karşı saldırıya geçmesini, Müslümanların ‘İngiltere’nin teşvikiyle yapıldığı’ biçiminde yorumlamalarına hükümetin ne dediğini sorar… Dışişleri Bakanı adına cevap veren Earl of Crawford, Müttefiklerin “sıkı tarafsızlık” uyguladıklarını vurgular. İngiltere ne Yunanlılara, ne de Türklere silah vermektedir. İstanbul’daki Müttefik askeri makamları da, Anadolu’da denetimleri altındaki demiryollarından yararlanılmasını durdurmuştur. General Harington, İzmit Yarımadası’ndaki Yunan Tümeni üzerindeki kumanda yetkisini bırakmıştır… Yunan kuvvetleri nezdindeki İngiliz irtibat subaylarına da artık tavsiyelerde bulunmamaları ve hiç bir biçimde müdahale etmemeleri yolunda talimat verilmiştir. Kısacası… Öncesi ve sonrasıyla, Büyük Taarruz, düvel-i muazzama karşı yapılan bir savaştan ziyade sadece Yunanlılara karşı yapılan bir savaştır.”

2. Cumhuriyetçi Prof. Mehmet Altan’ın İngilizlerin “tarafsızlık politikasının” tamamen iç kamuoyuna yönelik “göstermelik” bir politika olduğunu görememesi ve Büyük Taarruz öncesinde İngilizlerin Mustafa Kemal’e ve Milli Harekete karşı aldıkları önlemleri, yaptıkları planları bilmemesi ya büyük bit “cahilliktir”, ya da büyük bir “hainliktir”. Ben, Prof. Altan’ın “cahil” olduğunu düşünmüyorum…

Oysa ki, Türk Milli Kuvvetleriyle savaştıklarını bizzat İngilizler itiraf etmişlerdir. Örneğin, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri, Amiral de Robeck, 1919 Haziranında Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği bir raporda bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:

Biz halen Türkiye ile savaşmaktayız. Barış Antlaşması’nın (Sevr) bütün Türkleri bir araya getirdiğini görerek yeni bir savaşa devam edecek miyiz?” Büyük Taarruz sonrasında bir gazetecinin Mustafa Kemal’e sorduğu, “İngiltere’yle savaşacak mıyız?” sorusuna Mustafa Kemal, şu cevabı vermiştir:

İngiltere ile barış imzaladık mı ki, bu sorunun yeri olsun! Yüz kez savaş durumundayız, bin kez savaş durumundayız…”

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA İNGİLİZ POLİTİKALARI

I. Dünya Savaşı’nı kazanan İngiltere, bu savaşta 750 bin civarında kayıp vermiştir. Dahası savaş sonrasında İngiliz kontrolü altındaki İrlanda da, Mısır da, Afganistan da ve Hindistan da geniş çaplı ayaklanmalar çıkmış, bağımsızlık isyanları patlak vermiştir. Ayrıca, İngiliz kamuoyu da artık savaş istememektedir: I. Dünya Savaşı, “ekonomik” ve “askeri” bakımdan İngiliz insanını fazlasıyla yıpratmıştır. Ancak, Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nın galip ülkesi olarak, hem sömürgelerdeki isyanları bastırmak, hem de yeni sömürgeler elde etmek için politikalar üretmeye başlamıştır. Bu politikaların en başında, Osmanlı’nın Anadolu coğrafyasını parçalamak ve özellikle Boğazlara ve Güneydeki Musul, Kerkük gibi “petrol” bölgelerine el koymak gelmektedir. Savaş yorgunu İngiltere, Anadolu’yu parçalama işinde Yunanistan’dan yararlanmaya karar vermiştir. Türk düşmanı Lloyd George ve Hükümeti, Yunanistan’a her türlü “maddi” ve “manevi” desteği vererek, “diri” Yunan ordusunu 15 Mayıs 1919’da Anadolu üzerine göndermiştir. İngiltere parlamento tutanakları incelenecek olursa (Salahi Sonyel ve Erol Ulubelen bu tutanakları yayınlamışlardır). Başta İngiltere Başbakanı Lloyd George olmak üzere İngiliz yetkililerin Türkiye’yi parçalamak ve Milli Hareketi yok etmek için hangi planları yaptıkları, Yunanistan’ı maddi ve manevi bakımdan nasıl destekledikleri görülecektir.

KAYNAK : SİNAN MEYDAN

TARİH : Avrupa’nın Kurulmasını Sağlayan Savaş Marathon Savaşı


Marathon Savaşı
milattan önceki 490 yılında Yunanlılar ile Ahameniş İmparatorluğu arasında yaşanan savaştır. Marathon Savaşı‘nın çok önemli olmasının sebebi oldukça genişleyen Pers İmparatorluğu’nun durdurulması ve bu sayede Avrupa’nın olası bir Pers istilasından kurtulması olmuştur.

Pers İmparatoru 1. Darius, sınırlarını oldukça genişletmiş Anadolu’yu, Babili fethederek Yunanistan sınırına dayanmıştır. O dönemde Yunanistan’da hüküm süren Atina ve Sparta Devletlerinin üzerine yürümüş, kuzeyde ise Tuna nehrine Yelken açarak Makedonya’yı kendine müttefik olmak zorunda bırakmıştır.

Böyle bir ilerleme içerisindeyken Perslilere karşı bağımsızlık ayaklanması olan Batı Anadolu’da patlak veren İyonya ayaklanmasına Atina’nın yardım ettiğini düşünerek Atina’dan İntikam alacağı konusunda yemin eden 1. Darius, Ege kıyılarından Yunanistan tarafına geçerek yaklaşık 600 gemi ve 20000 piyade ile Marathon ovasına çıkmıştır.

Maraton Ovası‘nda Atina Kuvvetleri ve Pers ordusu karşı karşıya gelmiş ancak 5 gün süreyle iki tarafta birbirlerine saldırmamıştır. Neden iki tarafında birbirine saldırmadığı hala muammadır ancak Heredotun Kaynaklarına göre (diğer kaynaklar tarafından da desteklenmektedir) ilk saldıran Atina ordusu olmuştur. Atina ordusu kendilerine yardım için gelen Sparta ordusunun bölge varmasını beklemeden ani bir hızda bir Şafak Vakti oldukça güzel bir savaş taktiği ile tek sıra halinde Pers ordusuna ortadan girmiş ve zayıflattı bölgelerden ilerleyerek orduyu adeta darmaduman etmiştir.

Savaş sırasında çoğu tarihçi göre oldukça güzel bir savaş taktiği izlenmiş vesavaşın sonunda net rakama göre 192 Yunanlı ölürken 6400 kadar Persli kılıçtan geçirilmiştir.

Marathon Ovası

Savaşın ardından Pers ordusu geri çekilmek zorunda kalmış, tekrar destek sağlamak için Anadolu’ya dönmüştür. Ancak daha sonradan Darius’un ölümü ve toplananamamaları sebebiyle Pers hakimiyeti bölgede kırılmış, Yunanistan ve Atina Pers istilasından kurtulmuştur.

Efsaneye göre Bu zaferin ardından Pheidippides isimli asker Maraton ovasından Atina’ya kadar olan yaklaşık 42 kilometrelik mesafeyi hiç durmadan koşmuş, Atina’ya vardığında zaferi müjdeledikten sonra olduğu yere yığılarak ölmüştür. Bu olayın ardından olimpiyatlarda Marathon Savaşı ve askerin anısına maraton koşuları yapılmaya başlanmış ve aynı adla 1896den itibaren sürekli devam etmektedir. Maraton koşularının ismi buradan gelmektedir.

CIA DOSYASI /// Abd Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA’in Gölge Kuruluşu”nun Kurucusu : Savaşa Haz ırlıklı Olun

"Gölge ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA"in kurucusu stratejist George Friedman, Business Insider dergisine konuştu. Friedman, "1871 yılında Almanya birleşti ve sonucunda cehennem başladı. 20. asır başlarında Japonya gücünü artırdı ve kaos başladı. Şu anda da sistemde bir kaymaya tanık oluyoruz. Savaşa hazırlıklı olun!"

"HER YÜZYILDA EN AZ BİR KERE SİSTEM SAVAŞI YAŞANDI"

ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın (ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA) "gölge kuruluşu" olarak bilinen Stratfor’un kurucusu George Friedman, tarih boyunca her yüzyılda en az bir defa sistem savaşı, yani var sistemin tümünü sallandıran büyük bir harp yaşandığını belirtti. Uzman, "Avrupa’daki Yedi Yıl Savaşı, 19. yüzyılın Napolyon savaşları, büyük dünya savaşları, her asır bir şeyler olmuştur. Bu yüzyılda hiçbir şeyin olmayacağına iddiaya girmek ister misiniz? Bu iddiayı kabul ederim" dedi.

SİSTEM SAVAŞLARININ NASIL BAŞLADIĞINI ANLATTI

Sistem savaşlarının nasıl başladığını da anlatan Stratfor kurucusu, "Almanya, Rusya, Çin gibi bazı ülkeler gerileyince yerini başkaları alır. Tehlikeli olan şudur ki, yeni ülkeler henüz dengeye ulaşmış değil" diye konuştu.

"SAVAŞA HAZIRLIKLI OLUN!"

Friedman, anlatımına şöyle devam etti: "1871 yılında Almanya birleşti ve sonucunda cehennem başladı. 20. asır başlarında Japonya gücünü artırdı ve kaos başladı. Şu anda da sistemde bir kaymaya tanık oluyoruz. Savaşa hazırlıklı olun!"

"ETKİSİNİ KAYBEDEN ÜLKELERİN YERİNİ TÜRKİYE ALABİLİR"

Tehlike kaynağının, bir grup ülkenin diğerlerinin yerini almasında değil, bu yeni ülkelerin kendini bulduğu yeni konumda olduğunu belirten uzman, çatışmalara esas olabilecek esas teorileri de sıraladı. Bu teorilerden birine göre, etkisini kaybeden ülkelerin yerini Japonya, Polonya ve Türkiye alacak.

KİTAP TAVSİYESİ : ÇANAKKALE SEFERBERLİĞİ /// SAVAŞ, EĞİTİM, CEPH E GERİSİ

Sn. Grup Üyeleri, Değerli Hocalarım.

Çanakkale Araştırmalarına mütevazî bir katkı sağlamak, Çanakkale Muharebeleri kitaplığını zenginleştirmek için hazırladığım Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi, isimli eser Kitap Yayınevi, tarafından neşredilmiştir (İstanbul, Mart 2016). Arka kapak yazısı ektedir. Saygılarımla.

Sağlık ve en iyi dileklerimle …

Mustafa SELÇUK

Doç. Dr.

İstanbul Üniversitesi

Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

GÜVENLİK DOSYASI : Geleceğin Savaşlarnda Ahlak Kuralları

Gelecein Savalarnda Ahlak Kurallar.pdf

FBI DOSYASI : Apple ile FBI arasındaki “şifre savaşı”

FBI Direktörü James Comey, ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesindeki ifadesinde Apple ile FBI arasındaki "şifre savaşının", görevi boyunca karşılaştığı en zor mesele olduğunu belirtti

FBI Direktörü James Comey, ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesindeki ifadesinde Apple ile FBI arasındaki "şifre savaşının", görevi boyunca karşılaştığı en zor mesele olduğunu belirtti.

ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesindeki "Dünya Genelindeki Tehditler" başlıklı oturumun basın açık bölümünde Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Brennan, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü James Comey, Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Nicholas Rasmussen, Savunma İstihbarat Ajansı Direktörü Vincent Stewart ve Ulusal Güvenlik Ajansı Direktör Yardımcısı Rick Ledgett, komite üyelerinin sorularını cevapladı.

Oturumun gündeminde FBI ile Apple arasında yaşanan "şifre savaşı" öne çıktı. FBI Direktörü Comey, Apple davasının çok boyutlu bir konu olduğunu ve "görevi boyunca karşılaştığı en zor mesele olduğunu" ifade etti.

Comey, kendilerinin bu davayı çözmekten başka bir amaç gütmediklerini, ancak konunun hassasiyeti nedeniyle "kişisel gizlilik" endişelerini de anladıklarını dile getirdi.

Apple’ın dava sürecinde kendilerine yardımcı olduğunu ve şu anda "şifre" konusuyla ilgili uzlaşmayla bir yol bulmaya çalıştıklarını anlatan Comey, mahkemenin Apple’ın şifreyi kırması yönündeki kararının önemli olduğuna dikkat çekti.

DAEŞ’in sosyal medya araçlarını çok etkin kullanabildiğine dikkat çeken Comey, "Birine bir kez ulaştıktan sonra şifreli uygulamaları kullanmaya başlıyorlar ve biz aralarındaki yazışmaları okuyamıyoruz" dedi.

Olay

FBI, Aralık 2015’te Kaliforniya’nın San Bernardino kentinde 14 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıyı düzenleyen teröristlerden Seyid Rıdvan Faruk’a ait iPhone’nun şifresini kırmak için Apple’dan yardım istemiş, ancak firma yardım etmeyi reddetmişti.

Kişisel gizlilik ile ulusal güvenlik arasındaki tartışmalara yeni bir boyut kazandıran "şifre savaşında" Apple, yazılımlarının güvenliğinin bir kez tehlikeye atılması halinde bundan sonra da kullanıcıların kişisel gizliliklerinin tehlikeye girebileceğini savunuyor.

Apple CEO’su Tim Cook ise, önceki günlerde yaptığı açıklamada, buradaki söz konusu yazılımın tek bir dava ile ilgili olmayabileceğini, gelecekteki davalara da örnek teşkil edebileceğini vurgulayarak, bu durumda müşterilerinin güvenliğini sağlama konusunda büyük problemlerle karşılaşacaklarını ifade etmişti.

Cook, hükümetin istediği türden bir yazılımın sonraki süreçte tüm cihazları gözleme yeteneğine sahip olup olmayacağının şu anda bir garantisinin bulunmadığını dile getirmişti.