Etiket arşivi: Rusya

RUSYA DOSYASI : Rusya Ekonomisi Dibe Vurmak Üzere

Ukrayna kriziyle birlikte Batı tarafından dünyadan izole edilmeye çalışılan Rusya Federasyonu 2014 yılından bu yana ciddi ekonomik sıkıntılar içerisindedir. Bu durum büyük oranda dünya petrol fiyatlarının neredeyse 3 kat düşüşüyle keskinleşmiştir. 2000 yılında iktidara gelen Putin’in enerji kaynaklarını dış politika ve ekonominin merkezine yerleştirmesiyle Rusya ekonomisi kırılgan ve esnek olmayan bir hal almıştır. Neredeyse tamamıyla enerji ihracatına bağlı olan Rus ekonomisi, ABD tekelinde Batılı ülkeler tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlar çerçevesinde petrol fiyatlarının da düşüşüyle birlikte köşeye sıkışmış durumdadır. Ukrayna krizinden sonra Rus uzmanları ekonomik yaptırımların uzun sürmeyeceği umudundaydılar ancak Rusya’nın Kırım konusunda geri adım atmaması ve bir adım ileri giderek Suriye’ye girmesi ekonomik yaptırımların uzamasının nedeni olmuştur. Nitekim bazı Rusya uzmanlarına göre petrol fiyatları 50$ üzerine çıkmazsa ve ekonomik yaptırımlar 2 sene daha devam ederse bu Putin Rusya’sının sonunu getirebilir.

Uzmanlara göre Su-24 krizinde Rusya’nın beklenmedik bir şekilde aşırı tepki vermesi, mantık yerine duygusal davranması ve Putin’in bu konuyu şahsileştirmesi Rus ekonomisinin çöküşünü hızlandırmıştır. Zira Türkiye ile 32 milyar dolarlık bir ticaret hacmine sahip olan ve Almanya’dan sonra Türkiye’nin 2. ticari ortağı olan Rusya, Türkiye’ye karşı özel ekonomik yaptırımlar uygulayarak öncelikle kendi ekonomisini büyük risk altına sokmuştur.

Grafik 1. Rusya’nın temel ekonomik göstergeleri[i]

adsız2.bmp

Grafik 1’de de görüldüğü üzere GSMH’da büyük düşüş söz konusu. Resmi istatistik kurumu olan Rosstat’ın açıkladığı verilere göre 2014 yılının ilk dönemi 439 milyar dolar iken 2015’in aynı döneminde bu rakam 262 milyar dolara düşmüştür. Enflasyon oranı ise %15’e ulaşmıştır.

Rusya ekonomisindeki olumsuz dinamiği 2013-2015 yıllarındaki rezervlerini karşılaştırarak anlamaya çalışalım.

Tablo 1. 2010-2013 yılı Rusya rezervleri[ii] (Milyar dolar)

Tarih Uluslararası rezervler Döviz rezervleri Yabancı döviz rezervleri SDR hesabı IMF’de rezerv durumu Altın
01.12.2010 483 063 448 778 438 237 1 876 34 285
01.12.2012 528 236 476 241 462 792 8 729 4 720 51 995
01.01.2013 537 618 486 578 473 110 8 741 4 727 51 039
01.02.2013 532 155 480 195 466 598 8 767 4 831 51 960
01.03.2013 526 172 475 650 462 372 8 616 4 662 50 522
01.04.2013 527 708 477 267 464 126 8 528 4 614 50 441
01.05.2013 533 218 486 350 473 121 8 584 4 645 46 868
01.06.2013 518 431 473 393 460 435 8 525 4 432 45 039
01.07.2013 513 772 475 224 462 122 8 555 4 548 38 547
01.08.2013 512 834 470 205 456 979 8 609 4 617 42 630
01.09.2013 509 674 464 202 451 203 8 620 4 378 45 472
01.10.2013 522 580 479 451 466 129 8 727 4 595 43 129
01.11.2013 524 284 480 238 466 937 8 751 4 551 44 045
01.12.2013 515 590 474 950 461 685 8 734 4 530 40 640

Tablo 2. 2014-2015 yılı Rusya rezervleri[iii] (Milyar dolar)

Tarih Uluslararası rezervler Döviz rezervleri Yabancı döviz rezervleri SDR hesabı IMF’de rezerv durumu Altın
01.12.2014 418 880 373 658 361 409 8 334 3 915 45 222
01.01.2015 385 460 339 371 327 727 8 246 3 398 46 089
01.02.2015 376 208 327 147 315 816 8 025 3 306 49 061
01.03.2015 360 221 313 431 302 311 8 011 3 110 46 790
01.04.2015 356 365 309 093 298 665 7 852 2 576 47 272
01.05.2015 356 005 307 718 297 086 8 006 2 626 48 287
01.06.2015 356 770 308 895 298 384 7 915 2 596 47 875
01.07.2015 361 571 313 342 302 728 8 005 2 609 48 229
01.08.2015 357 626 312 663 302 137 7 939 2 587 44 963
01.09.2015 366 343 318 661 307 943 7 991 2 727 47 683
01.10.2015 371 267 322 375 311 749 7 991 2 635 48 892
01.11.2015 369 640 319 061 308 504 7 952 2 606 50 578
01.12.2015 364 708 317 028 306 658 7 811 2 560 47 680

Tablolardan yola çıkacak olursak Rus ekonomisi düşme trendi izlemektedir. Nitekim tablolarda aktarılan veriler resmi verilerdir ve gayri resmi kaynaklar durumun daha da vahim olduğunu vurgulamaktadır. Özetleyecek olursak:

Sanayi

Rusya’nın sanayi büyüme oranı 2013’ten bu yana sıfıra yakın. Yatırım ve tüketimdeki hareketliliğin düşmesi nedeniyle çoğu sanayi büyümek için gerekli teşviki bulamadı. Bu esnada Rusya’nın Avrupa’ya karşı uyguladığı karşılıklı yaptırımlar nihai tüketiciye yönelik bazı sanayilere küçük oranda bir ivme kazandırmıştır. Her şeyden önce bunlar gıda üretim sektörleridir. Maden endüstrisi %1-%1,5 büyüme oranına doğru düşmüştür. Dış talep kısılmasından dolayı hammadde endüstrileri üretimi minimum seviyelerde tutmaktadırlar.

Grafik 2. Üretim

adsız2.bmp

Yatırım

Yatırım alanındaki düşüşler 2014-2015 yıllarının en büyük sorunu oldu Rusya için. 2014 yılının ilk döneminde iç talepte de bir düşüş yaşandığı için yatırımların düşüş dinamiği ılımlı olmuştur. Rublenin devalüasyonu ve Batının yaptırımları ikinci dönemde yatırım dinamiğine baskıyı artırmıştır. Rusya Federasyonu’nun dış partnerlerinin zayıflığı ve rublenin düşük değeri sabit varlıklara yatırımı hızla azaltmıştır.

Enflasyon

2014’ten günümüze Rusya’da enflasyon oranı büyüme eğiliminde. Bunun iki temel nedeni var. Rublenin değer kaybetmesi ve önce AB’ye sonra da Türkiye’ye karşı gıda ambargoların uygulanması. Bununla birlikte sadece ithalat ürünlerinde değil Rusya üretimli ürünlerin fiyatlarında da artış yaşandı(ithal edilen ürünler kesilince iç ürünlere talep arttı).

Grafik 3. Tüketici fiyatları

adsız2.bmp

Değerlendirme

Günden güne Rusya’nın ekonomik krizden çıkıp çıkmadığı tartışmaları devam etmektedir. Hükümet, büyüme oranlarının sonbahar itibariyle düzeldiği doğrultusunda sık sık halkı yatıştırıyor. Rusya Federasyonu Federal İstatistik Servisi (Rosstat)’ın verilerine göre ekonomi Ağustos’a göre Eylül ayında %0,3 oranda büyüme göstermiş, Ekim ayında ise Eylül’e göre %0,1. Ancak çoğu uzman bu verilere inanmamaktadır. Ayrıca Rus ekonomisinin geleceğiyle ilgili tek bir fikir bulunmamaktadır.

RF Ekonomik Kalkınma Bakanlığı GSMH’nın %0,7 büyümesini öngörmektedir. Eski hükümet baş tahmincisi Andrey Klepaç ise daha optimist bir görüşle %1 büyüme beklemektedir. Ancak merkez bankası uzmanları Urals marka petrol fiyatlarının 50$ olması halinde GSMH’nın düşüşünün devam edeceğini, 40$’ın üzerine çıkmaması durumunda ise Rusya’nın tamamen ekonomik çöküş yaşayacağını düşünmektedirler.[iv]

Yukarıda ele aldığımız ekonomik verilerden hareket ederek Rusya’nın zaten 2013’ten bu yana hem siyasi hem ekonomik açıdan çok zor bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Bu minvalde yaşanan son gelişmeler Putin’in Türkiye’ye sırtını dönmesinin değil, aksine acilen diplomatik temaslar yoluyla ilişkileri düzeltmesinin doğru bir adım olacağını göstermektedir. Çünkü Rusya’ya içeriden baktığımız zaman gerçekten de ekonominin kötü olduğunu, halkın rahatsız olduğunu gözlemlemeniz mümkündür.

[i] Анастасия Башкатова, Кризис откусил 40% от Российского ВВП в долларах, Независимая газета, http://www.ng.ru/economics/2015-06-25/1_crisis.html

[ii] Центральный Банк России, Международные резервы Российской Федерации(2013), http://www.cbr.ru/hd_base/Default.aspx?Prtid=mrrf_m

[iii] Центральный Банк России, Международные резервы Российской Федерации(2015), http://www.cbr.ru/hd_base/Default.aspx?Prtid=mrrf_m

[iv] Константин Смирнов, Николай Макеев, Российская экономика рухнула на дно. Снизу ожесточенно стучат, МК.RU, http://www.mk.ru/economics/2015/11/22/ekonomika-rossii-rukhnula-na-dno-snizu-ozhestochenno-stuchat.html

Андрей Павлюченко, Грозит ли России смертельный рост безработицы, Аргументы и Факты, http://www.aif.ru/money/economy/1370478

İbrağim Şahbazov
SDE Asistanı

Reklamlar

SURİYE DOSYASI : Rusya’nın 2’nci Vietnam’ı

KAYNAK : Stratejik Düşünce Enstitüsü

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bilindiği gibi “Sovyet gizli istihbarat servisi (KGB) ajanıydı.” Putin 1998-1999 yılları arasında Rusya İç İstihbarat servisi (FSB) başkanlığı görevini ifa ederken aynı zamanda, yeni Rusya’nın politbürosu olarak da adlandırılan Rusya Güvenlik Konseyi’nin sekreterliği görevini de yürütüyordu. Putin Amerikan medyasıyla çeşitli tarihlerde yaptığı söyleşi ve mülakatlarda KGB ve FSB’de görev yaptığı yıllarda kazandığı deneyim tecrübe ve bilgilerden devlet başkanı olarak günümüzde ve gelecekte de yararlandığını, yararlanmaya devam edeceğini açıklamıştı.

Putin’in Suriye iç savaşına Esed rejimi lehine müdahil olması, Türkiye’nin Suriye’de ulusal güvenliğini tehdit eden PKK koridorunun kapatılması yönünde PYD’nin Afrin-Kobani kantonlarını birleştirmek amacıyla Azez ve Cerablus’u ele geçirmek için başlattığı kara operasyonlarına hava desteği vermek suretiyle “Küresel Emperyalist Düzenin” değirmenine su taşıyor olması, DAEŞ ile mücadele ettiğini öne sürerek Bayır Bucak Türkmenlerinin bin yıldır yaşadığı DAEŞ’sız bölgede sivilleri hedef alması Rusya’nın 1979 Afganistan işgalini ve sonrasında SSCB’nin çöküşünü ve Varşova Paktı’nın dağılmasını akıllara getirmişti.

Zira Putin’in günümüzde Suriye’de yürüttüğü strateji ve politikalar 1979’da Afganistan’ın işgalindeki yöntemlerle birebir uyuşmaktaydı. Tek fark 1979’da ABD bu işgale açıkça karşıydı. ABD, Pakistan ve Suudi gizli istihbarat servisleri işbirliğiyle, Sovyetlerin Afganistan işgaline karşı tüm Müslüman dünyası Moskova’ya karşı seferber edilmişti. Günümüzde ise Rusya, Suriye iç savaşına müdahale ederken, bölgede yaşanan gelişmelerden, ABD ile amaçları farklı olsa da zımnen bir Konsensüs içinde oldukları zaafı ile kanaatime göre büyük bir tuzağa çekiliyordu.

1979’da Sovyetleri Afganistan’a iktidardaki Marksist Komünist Parti’nin lideri Babrak Karmal, ülkede mücahitlerin güçlenmesi nedeni ile yönetim kontrolünü kaybettiği için çağırmışken, günümüzde Esed Rejimi askeri gücünün tükenmesi nedeniyle kadim dostu Putin’den yardım istemişti. Putin’in KGB ajanı olduğu dönemde KGB Başkanı Yuri Andropov’un etkisinde kaldığı ve onun izinden gittiği yönünde bariz işaretler mevcut. 1979 yılı sonlarında Kremlin’de Afganistan’a müdahaleyi savunanların başını Andropov çekiyordu. Amaç komünist Afgan hükümetini iktidarda tutmaktı. Zira Andropov’a göre Afganistan’ın kaybı ile Orta Asya’daki Sovyet topraklarının boydan boya istikrarsızlaşma tehlikesi büyük boyutlardaydı.

Andropov, zaferin kolay ve maliyetsiz olacağı yönünde Brejnevi ikna etmişti. Sovyetler Birliği kısa sürede Kabil’i ele geçirdi. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamış, Sovyetler Birliği askerleri Afganistan’da sert bir İslamcı direnişle karşılaşmışlardı. İşgalin faturası her iki taraf için ağır olmuştu. Milyonlarca Afganlı Pakistan ve İran’a kaçarken en az 1 milyon Afganlı öldürülmüştü. Ancak işgalden galip çıkan taraf Mücahitler olmuştu. Mihail Gorbaçov Sovyetler Birliği askerlerini Afganistan’dan çektikten birkaç ay sonra Sovyetler Birliği çöktü. Varşova Paktı dağıldı. Berlin duvarı yıkıldı. Aslında Rusya’nın 1’nci Vietnam’ını arka planda tasarlayan kişi, Amerikan Başkanı Jimmy Carter’den başkası değildi.

Putin’e göre bu yenilgi 20’nci yüzyılın en büyük jeopolitik faciasıydı. İslam dünyası Doğu Avrupa’ya benzemiyordu. Bu nedenle Putin Orta Doğu’da Suriye iç savaşına, DAEŞ ile mücadele örtüsü altında Suriye Rejimini korumak, Rusya’yı iki kutuplu dünya konjonktüründe olduğu gibi yeniden küresel bir güç yapma amacı ile müdahil oluyordu. Ancak küresel bir güç olan ABD’nin bile çeşitli psikolojik harp yöntem ve stratejilerine rağmen zaman zaman etkisiz kaldığı Orta Doğu söz konusuydu. Rusya, Suriye iç savaşına müdahale ederken, 1979 Afgan işgalinde yaşandığı gibi bu savaşın Rusya’nın 2’nci Vietnam’ı olmaması, tarihin tekerrür etmemesi için bölge ülkesi İran ve Hizbullah ile açık işbirliğine giderken, ABD ile PYD ve PKK koridoru konularında zımnen iş birliği yaptığı açıkça ortaya çıkmıştı.

24 Kasım tarihinde saat 09.20 civarında Hatay Yayladağı bölgesinde, Türk Hava Sahasını ihlal eden milliyeti bilinmeyen bir uçak defalarca ikaz edilmesine rağmen, sınır ihlaline devam etmesi nedeniyle angajman kuralları çerçevesinde bölgede devriye görevi yapan iki adet F-16 uçağımız tarafından düşürülmüştü. Düşürülen uçağın Rus savaş uçağı olduğu bilahare anlaşılmıştı. Bu olay sonrasında başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere üst düzey devlet yetkililerinin yaptığı tüm açıklamalara karşın başta Putin olmak üzere diğer Rus yetkililer Türkiye’yi çeşitli konularda hadsiz bir şekilde tehdit ederek, doğalgaz başta olmak üzere çeşitli ekonomik yaptırımları Türkiye’ye uygulayacaklarını açıklamışlardı. Üstelik bizzat Putin Türkiye aleyhinde kara propaganda yaparak Türkiye ile DAEŞ arasında ilişki olduğu, DAEŞ’in petrolünü Türkiye’nin aldığı asparagas haberleri açıklamakta bir beis görmemişti.

Putin Sovyetler Birliği’nin parçalanması sonrasında Rusya’yı tekrar küresel bir güç yapma stratejisi ve yeniden çarlık hevesi ve hırsı ile Obama yönetiminin Orta Doğu’da askeri güç uygulama stratejinden vazgeçmesi ve dünya konjonktüründe Rusya lehine gelişmeleri fırsat sayarak Gürcistan’ı kısmen işgal etmiş, Ukrayna krizi sonrasında Ukrayna toprağı olan Kırım’ı ilhak ettiğini açıklamıştı. Bu krizler sonrasında ABD başta olmak üzere AB ülkeleri Rusya’ya karşı ekonomik ambargo uygulaması başlatmış, ambargonun kapsamı ve sınırlarının devamlı genişletilmesi sonucu Rusya ciddi şekilde ekonomik darboğaza sürüklenmişti. Türkiye her ne kadar Kırım’ın ilhakını ve Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçı grupların meşruiyetini kabul etmese de AB ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılmayan 3-5 ülkeden biri olmuştu.

Bazı uzmanlara göre “SSCB’nin dağılması sonrasında bile Rusya, bölgenin en önemli güçlerinden biri olma özelliğini muhafaza ediyordu. Bu gücü iki önemli kaynağa dayanıyor. Bunlardan biri doğalgazı ve petrolü, diğeri ise silah satışı. Onun dışında Rus ekonomisini ayakta tutan hiçbir şeyi yok. Dolayısıyla petrol fiyatlarının sürekli düşürülmesini, Rusya kendisine yönelik bir saldırı olarak algılıyor. Batı’nın ve OPEC’in petrol fiyatlarını düşürmekteki maksadı ise Putin’in içerideki saygınlığını yok ederek, Rus halkı ile karşı karşıya getirmek, çünkü iç tehdit olmaksızın yıkılması mümkün görünmüyor.” Putin’in Rusya’ya 2.Vietnam’ı yaşatıp yaşatmayacağı, Suriye’deki petrol savaşını kazanmasına bağlı görünüyor.

Rus uçağının düşürülmesi sonrasında ve özellikle “İklim Zirvesinde” Türkiye’nin her türlü uzlaşmacı tavrına karşı Putin’in izlemiş olduğu irrasyonel politikaları bu çerçevede görmek mümkün. Putin’in Türkiye’ye sürekli olarak ekonomik, siyasi ve askeri tehditlerde bulunması ve ambargolar uygulaması anlaşılabilir bir durum değil. Lazkiye’de kendi uçakları ve Esed için Krasukha-4 elektronik harp sistemleri ile hava kalkanı oluşturması, Akdeniz’de Lazkiye kıyılarına yakın demir atan ve denizde kullanılan “Fort Hava Savunma Füze” sistemine sahip Moskova Kruvazörü ile Lazkiye üssünde S-400 Füze Savunma sistemlerini konuşlandırarak uzlaşmaz tavrı ve sürekli olarak “krizi tırmandırma” stratejisi uygulaması, ABD ve NATO’yu tetikleyerek bölgede gerilim yaratmak suretiyle “Petrol varil fiyatını yükseltmeye” çalıştığı artık bir sır değil.

Anlaşılamayan, ABD ve NATO nasıl oluyor da Rusya’nın bu basit taktiklerini göremiyor veya görmek istemiyor. Bölgede tıpkı Rusya gibi gerilimi tetikleyecek şekilde ABD ve NATO üyesi ülkeler, Türkiye için Akdeniz’e uçak ve savaş gemileri gönderiyor. Suriye tehdidine karşı çekilen Patriotlar yerine ABD, İtalya ve Almanya’nın yeni geliştirdiği MEADS Füze Savunma Sistemi’nin getirilmesi de söz konusu. Rusya-Türkiye arasında bir savaş olmayacağı her iki ülke tarafından açıkça deklere edilmişken, gerek Rusya’nın gerekse NATO ve ABD’nin Suriye’de “PKK koridorunun tamamlanması” gibi birçok stratejik konularda işbirliği içinde bulundukları açıkça ortadayken, müştereken “gerilim stratejisi” uygulamaları, “yoksa oyun içinde oyun mu var?” sorusunu akıllara getiriyor. Rusya, Suriye’nin %14’üne hâkim Esed’in çağrısı üzerine BM’nin verdiği yetki ile Suriye’yi işgaline meşruiyet ararken, ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin Esed’i Suriye Devlet Başkanı olarak lanse edip DAEŞ’ın bitirilmesinde Esed ile işbirliği yapılmasına dönük son açıklamaları, ABD ve Rusya’nın Suriye iç savaşında DAEŞ ile mücadele stratejilerinde ‘tavşana kaç tazıya tut’ deyimini akıllara getirdi. Putin, Suriye’de 380 bin insanı, kendi vatandaşlarını konvansiyonel ve kimyasal silahlarla katleden, yaklaşık 10 bine insanı ortaçağdan kalma işkence yöntemleri ile öldürdüğü belgeli olarak ortada duran, 10 milyon vatandaşını ülkesinden komşu ülkelere göçe zorlayan, yüzyılın katili Esed ve rejimini desteklemek ve koruma altına almak suretiyle büyük bir insanlık dramı ve ayıbına ortak olmaktadır.

Putin Suriye’yi işgale başladığı günden günümüze, Orta Doğu’da kurduğu ittifaklar çerçevesinde darbe üstüne darbe alıyor. Analistler, Janet Yellen’in açıklamalarının, FED’in 15-16 Aralık tarihli toplantısında faizleri arttırabileceği beklentisini güçlendirdiğini, bu durumun petrol fiyatlarındaki düşüşü beraberinde getirdiğini söylüyor. Petrol ihraç eden ülkeler örgütü (OPEC) ham petrol üretimini günlük olarak 1,5 milyon varil arttırma kararı alması sonrasında petrol fiyatları 1 dolara yakın düşmüştü. Petrol fiyatlarındaki hızlı düşüş zaten darboğazda olan Moskova’yı ekonomik çöküşe doğru hızla sürüklüyor. Bu çöküşü OPEC’in ham petrol üretiminde tedarik politikalarını değiştirmemesi önemli bir rol oynuyor.

Rus savaş uçağının düşürülmesi sonucu Cumhurbaşkanı Erdoğan Putin’e yaptığı çağrıda “Gelin bu meseleyi aramızda kendi içimizde konuşup çözüme kavuşturalım. Kimseyi de sevindirmeyelim” demişti. Ancak Çar olma sevdasında olan Putin egolarını mantığının önüne koyarak gerilimi arttıran açıklamalarına devam etmişti. 25 Kasım’da Rus Savunma Ataşesine bilgi veren Genelkurmay yetkilileri uçağın ısrarla uyarılması sırasında milliyetinin bilinmediği belirtilmişti. France 24 kanalına konuşan Erdoğan’da “Rus uçağı olduğunu bilseydik, belki uyarılarımızı farklı bir şekilde yapardık.” diyerek düşürülen uçağın Rusya’ya ait olduğunun sonradan fark edildiğini açıklamıştı. Rus savaş uçağının düşürülmesini “Düşmanca bir tavır” olarak niteleyen Putin, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ile yaptığı ortak basın açıklamasında düşürülen Su-24 uçağının uçuş bilgilerinin Türkiye’nin de aralarında bulunduğu koalisyon güçlerine bildirilmesi için ABD’ye iletildiğini belirtmişti.

Putin’in açıklamasında işaret ettiği mekanizma, Rusya’nın 30 Eylül’de Suriye’nin davetiyle DAEŞ terör örgütü ile mücadele(!) kapsamında Suriye içinde terör gruplarına yönelik hava operasyonlarına başlaması üzerine, ABD ile Rusya arasında çakışma olmaması ve olası yanlış anlamaların önüne geçmek için 20 Ekim’de Rus ve DAEŞ karşıtı koalisyon ülkeleri adına Amerikalı yetkililer tarafından bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Hatta bu konuda, 3 Kasım’da ABD ve Rus uçakları acil iletişim kanallarını test etmek üzere bir tatbikat da gerçekleştirmişti. Anlaşma kapsamında Rusya ve ABD Suriye üzerindeki uçaklarının konum ve irtifa bilgilerini önceden paylaşmaya başlamıştı. Bu kapsamda ABD’nin, Rusya’nın paylaştığı bilgileri aralarında Türkiye’nin de bulunduğu diğer koalisyon üyelerine iletilmesi de kararlaştırılmıştı. Ancak ABD’nin Türkiye ile bu yönde bir paylaşıma gitmediği gibi ABD öncülüğündeki koalisyonun DAEŞ’e karşı yürüttüğü Doğal Kararlılık Operasyonu Sözcüsü Albay Steve Warren, Türk hava sahasını ihlal eden savaş uçağının düşürülmesi konusunda, savaş uçağının 10 kez uyarıldığını kendilerinin de duyduğunu bildirmişti.

Amerikalı yetkililer, Türkiye’nin düşürdüğü Su-24 savaş uçağına yönelik ikazlarını duyduklarına göre, uçağın milliyeti, konumu ve irtifa bilgileri de mutabakat gereği Rusya’dan bildirilmesine rağmen neden Türkiye’ye sınır ihlali yapan uçağın Rus savaş uçağı olduğunu iletmemişlerdi. Mesele çok basitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan uzun süreden buyana dünyanın 5’ten büyük olduğu söylemi ile BM ve NATO’nun küresel emperyalizmin araçları olduğu eleştirisini getirerek Türkiye’nin yönünü Batı’dan Avrasya’ya çevirebileceği yönde stratejik ve taktiksel manevralar ile NATO ve Birleşmiş Milletlerin Türkiye’nin tek seçeneği olmadığını göstermek istemişti. ABD bir taraftan Rusya’nın zımni bir anlaşma ile Suriye’ye müdahale etmesine yönelik gelişmeleri tezgâhlarken, uçak krizi ile Rusya ve Türkiye’nin arasının açılmasını sağlamıştı. Diğer taraftan FED’in faiz yükseltmesi ve OPEC’in günlük petrol üretimini kısmak yerine artırması suretiyle petrol varil fiyatlarının özellikle düşürülerek zaten ambargo nedeniyle zor durumda olan Rusya’nın ikinci Vietnam’ı bu kez Suriye’de yaşaması ve Rusya’nın Suriye’den çıkamaması adına Obama başkanlığında ABD’nin örtülü stratejik hamleler hazırlığında olduğu, Obama’nın “Putin’in hesapları değişecek” açıklamasında gizli gibi görünüyor. ABD Başkanı Barack Obama, Rusya’nın Suriye’deki tutumunun gelecek aylarda değişebileceğini belirterek, “Rusya’nın hesaplarında değişiklik olacağını düşünüyorum. Bence Putin’in beklediği sonuç, bu sonuçsuz ve felç edici iç savaş değildi.” demişti.

ABD-NATO ve BM, Rusya’nın gerilim stratejisine bilinçli katkı sağlayarak Türkiye’nin yönünü tekrar Batı’ya dönmesine yönelik faaliyetlerini hızlandırmış görünüyorlar. Türkiye’nin AB ülkeleri içine alınması İsrail–Türkiye yakınlaşmasına yönelik girişimler bu anlamda bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

RUSYA DOSYASI : Rusya’da çöküş dönemi mi ?

Başta Devlet Başkanı Putin olmak üzere Rusya‘yı yönetenler “zamanın ruhu”nu okuyamıyor!

Selefi olan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) de “zamanın ruhu”nu okuyamamıştı ve hiç beklenmedik bir anda çöküvermişti…

İsimler değişse de devlet aynı devlet; “Çarlık Rusya’sı”, “Sovyetler Birliği” veya “Rusya Federasyonu”… Kısaca, hepsi “Rusya”!

Böyle giderse, Rusya, üçüncü defa çökecek!

Çarlık Rusya’sı zamanın ruhunu okuyamamıştı…

Çöktü!

Ardılı, SSCB, o da okuyamadı zamanın ruhunu… Baskı, şiddet, zorlama… “Çağdışı” yönetim anlayışı ancak 70 sene “zulüm saltanatı” sürebildi… Ülke 70 sene süründü… Sonunda yıkıldı.

“Rusya Federasyonu” kuruldu…

Bu gidişle onu da aynı akıbet bekliyor…

Rusya Federasyonu veya “Putin Rusya’sı”… Tarihin akışını göremiyor, belki de görmek istemiyor… Elbette gözlerini kapamak “akışı” durdurmuyor… Hakikatleri değiştirmiyor…

Tarihin akışı nereye?

Doludizgin insanî değerlere, medenileşmeye doğru…

Bireyselleşmeye…

İfade özgürlüğüne…

Çoğulculuğa…

Özgürleşmeye…

Serbestleşmeye…

Farklı seslere, “muhalefet”e hoşgörüye…

“Zamanın ruhu” ne diyor?

İki kelimeyle ifade etmek gerekirse; “insan hakları” diyor!

Bu değerlere sırtını çeviren,

Hayatın ve tarihin bunlara doğru aktığını görmeyen, görmek istemeyen rejimlerin yaşama imkânı yok!

Putin bunların hepsine sırt çevirdi…

Muhalefeti susturdu…

Siyasî kadroyu, kendine yakın dar bir “elitler” kesimiyle sınırladı…

Bu konuda, Rus Profesör Nikolai Petrov‘un tespitleri şöyle: “Moskova, kendi iç siyasetine çeki düzen vermemesi halinde daha fazla hayatta kalamaz. Elitler arasındaki mücadelelerin asıl hedefi, krizin vurduğu devlet bütçesine ulaşmak ve üst düzey liderlerin gözüne girmeye çalışmak… Bu sebeple, Eylül ayındaki parlamento seçimleri elitler arasında artan rekabet ortamında yapılacak. İktidar kendini yenilemeden hayatta kalamaz.” (1)

Görüldüğü gibi, iktidar kadroları içine girmek isteyen “elitler” için bir “ideal”, bir “dava” yok!

Bir “memleket”, bir “hizmet” kaygısı yok!

“Fikir üretme”, “çözüm üretme” kaygısı yok!

Eleştiri, ikaz, uyarı, zinhar yok!

Bu düzenin böyle gitmesine, çökmemesine de imkân yok!

Tabii çöküş bugünden yarına olmayabilir… 5-10 seneyi bulabilir…

Lâkin devletlerin hayatında 5-10 sene nedir ki?

***

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri yaşayacak mı?

Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, soydaşlarımız, Türk kardeşlerimiz…

Bunlar, 1991-92’de bağımsızlıklarını kazanınca, baskıcı rejimden kurtulmanın da verdiği şevkle, süratle “demokrasi”ye yöneldiler…

Önlerinde, hem Türkiye gibi kardeş bir “demokrasi örneği” vardı, hem de Batı‘nın onlara, onların da de Batı’ya ilgisi vardı.

Demokrasiyi benimsemek, demokratik rejimle Batı gibi kalkınmak, gelişmek, güçlenmek istiyorlardı…

Baskı rejiminden kurtulan halklar da tabiatıyla biraz sabırsızdılar… Bu ülkelerde “özgürlük”, “iş”, “aş”, “refah” talepleri hızla yükseldi… Gösteriler başladı… Hemen hepsine yayıldı… “Renkli devrim” girişimleri oldu.

Ülkeleri yönetenler “demokratik rejim”le “demokratik talepler”i dengeleyemediler…

İşin kolayına kaçtılar… Dediler ki “demokrasi bize uygun değil”!

İçlerine kapandılar…

Demokrasi taleplerinin önüne set çektiler…

Bazı gösteriler kanlı bir şekilde bastırıldı.

Demokrasi, hürriyetler rafa kaldırıldı.

Batı yerine “kuzey”i, Rusya’yı model aldılar…

Şimdi hepsi birer “küçük Rusya”…

Hepsi birer “tek adam” devleti!

Yaşamalarına imkân var mı?

Böyle giderse, onlar da çökmeye mahkûmlar!

Tabii “çökecek” derken, tek adam rejimleri çökecek demek istiyoruz.

Elbette milletler ilelebet yaşayacak…

Tek adam rejimlerinin yerine çoğulcu yönetimler gelecek…

Önünde-sonunda…

Bunu önlemeye imkân ve ihtimal yok!

Bu iletişim çağında, bu teknoloji ve ulaşım çağında, bunu durdurmak mümkün değil!

Belki biraz geciktirebilirsiniz… Lâkin ne kadar geciktirirseniz “dönüşüm” o kadar zorlu, o kadar sancılı olur!

Umalım, şimdiki yönetimler “tarihin akışını” kendileri görsün,

“Zamanın ruhu”nu kendileri okusun!

“Dönüşüm”ü kendileri yapsın! “Tek adam”lığı bıraksın, “çoğulculuğu” seçsinler!

“Demokrasi kahramanları” olarak tarihe geçsinler!

İsmail Hakkı Cengiz, Anadolu Üniversitesi AÖF, Ulusararası İlişkiler Bölümü

SURİYE DOSYASI : “Rusya, İran, Irak ve Suriye aynı istihbarat odasında” iddiası

Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah, Rusya, İran, Irak ve Suriye’nin Bağdat’ta bir operasyon odası aracılığıyla istihbarat paylaştığını söyledi.

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Lübnan’dan yayın yapan Hizbullah’a yakın El Meyadin televizyon kanalına röportaj verdi.

Nasrallah, Ruslar’ın Suriye’den çekilmeden önce kendilerine danışmadığını ancak çekilme gerçekleşmeden önce bilgilendirildiklerini dile getirdi.

Nasrallah, Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahale planının muhaliflerin İdlib’in kontrolünü ele geçirmesinden çok önce olduğunu belirterek, "Bazıları Rusya’nın Suriye’ye girmekte acele ettiğini düşünüyor. Bu doğru değil. Bu uzun süredir İran, Suriye ve Rusya tarafından planlandı. Biz de bu görüşmelere taraftık" dedi.

Rusya hava gücünün hala daha Suriye’de savaş alanının gerekliliklerini yerine getirdiğini belirten Nasrallah, Rusya Devlet Başkanı Putin’in ihtiyaç halinde ilave güçleri birkaç saat içinde sağlayacağını söylediğini dile getirdi.

Nasrallah, Suriye’de yüz binlerce insanın canına mal olan savaşta grubunun beraberinde savaştığı Beşşar Esad’ın, "Sadece kendisini değil daha geniş bir hareketi temsil ettiğini, müttefiklerinin ayrılmasını kabul etmeyeceğini" ileri sürerek, "Suriye çözümüne Suriyeliler karar vermeli" dedi.

Suriye’deki siyasi çözümün sağlanmamasında Suudi Arabistan’ı suçlayan Nasrallah, çözümün bu yıl kasım ayında yapılacak ABD seçimlerinden sonra sağlanabileceği yorumunu yaptı.

"AYNI İSTİHBARAT ODASINDALAR"

Nasrallah, Rusya, İran, Irak ve Suriye’nin Bağdat’ta bir operasyon odası aracılığıyla istihbarat paylaştığını söyleyerek, "Rusya, İran, Irak ve Suriye, Bağdat’taki bir operasyon odasında koordinasyon sağlıyor ve istihbarat paylaşıyor. Ancak Hizbullah ve Rusya arasında direkt bir iletişim yok." diye konuştu.

RUSYA DOSYASI : Rusya-Türkiye nasıl barışır ?

“Davutoğlu’yla Astana’da bir araya gelmesinin ardından ‘telefona sarılan’ Nazarbayev Putin’i aradı”Milliyet, haberi böyle verdi.(1)

Haberin başlığı ise; “Putin barışmak için şartını söyledi” şeklindeydi.

Anlaşılıyor ki Türkiye, “barışmak” için çaba gösteriyor. Bilhassa, Kazakistan Devlet Başkanı‘yla Başbakan Davutoğlu görüşmesinin hemen arkasından, Nazarbayev’in “telefona sarılması”, Türkiye’nin, Nazarbayev’den “arabulucu” olmasını talep ettiğini kanıtlıyor!

Peki, iki ülke barışabilir mi?

Barışmalı! Barışmak her iki ülkenin de menfaatine, düşmanlığı sürdürmek ise zararına…

Putin, Nazarbayev’e şartını söylemiş: “Aramızdaki problem ve zorlukları biz yaratmadık. Kaynağı biz değiliz. Bu nedenle adım atması gereken taraf Türkiye”!

Bu şartlarda ne yapılabilir, problemler nasıl çözülür?

Çözüm çok zor! Ama imkânsız değil!

“Kaynağı biz değiliz” diyor Putin!

Biz de değiliz!

O vakit, kaynağına inelim… Problemin kaynağı ne?

Çok açık: Suriye!

“Uçak hadisesi” işin bahanesi, asıl mesele, iki ülkenin Suriye politikalarındaki taban tabana zıtlık!

O “zıtlık”, birbirlerine “tahammül” edilemeyecek noktada!

Demek ki iki ülke arasında, söz gelimi, “sınır ihtilafı”, “Karadeniz’in ortak kullanımı”, “Boğazlar rejimi” gibi “doğrudan” bir mesele yok!

Mesele ne? Üçüncü bir ülke!

Öyleyse, “akıl”, “mantık” devreye sokulur, “reel politika” göz önünde tutulursa, “barış”a ve “çözüm”e ulaşılabilir.

Akıl ve mantık, iki büyük komşunun barışmasını “emrediyor”!

“Reel politik”e gelince, Rusya, Suriye’ye dün veya 30 Eylül 2015’te gelmedi… Rusya-Suriye işbirliğinin 1950’lere uzanan bir mazisi var. Meşhur Tartus Üssü ise 1971’de beri mevcut!

Rusya’nın, Akdeniz‘deki tek üssünden, o üssü kendisine sağlayan devletten vazgeçmesi düşünülebilir mi?

Hayır!

O vakit, bu katı gerçeği görmek, kabul etmek ve içimize sindirmek, en azından “tahammül” göstermek zorundayız.

Peki, Türkiye, Rusya’yla hangi düzlemde “barış”abilir?

Hangi adımı atabilir, nasıl bir pazarlık yapabilir? Pazarlık konusu yapabileceği bir imkân ve kabiliyeti var mı?

Var!

Şu ana kadar ne olduysa oldu…

Şimdi gerçekleri görme, gerçekçi olma ve bilhassa, “millî menfaatler”in gereğini yerine getirme zamanı.

Rusya’ya şöyle bir teklif yapılarak, bir “adım” yaklaşılabilir:

“Biz ‘muhalifleri’ desteklemekten vazgeçelim, siz de PYD’yi desteklemekten vazgeçin”!

Rusya’nın böyle bir teklife sıcak bakacağı kanaatindeyim! Hatta hoşuna bile gidebilir. Çünkü Rusya ve Suriye, Batı‘nın ve Türkiye’nin “muhalifler”i güçlendirmesi neticesinde, onlarla baş edebilmek için PYD ile işbirliği yapmak zorunda kalıyor. “Muhalif” denilen eli silahlı örgütlere“desteğin kesilmesi” durumunda PYD’ye fazla ihtiyaçları kalmayacaktır.

Bu teklifle, Türkiye, Suriye meselesinde “tarafsız” kalacağını ilân edecek, buna karşılık, sınırlarında terörist bir örgütün varlığından, güçlenmesinden kurtulma fırsatını yakalamış olacaktır.

Evet, Türkiye’nin böyle bir “adım” atmasının kolay olmayacağını biliyorum.

Lâkin akıl-mantık ve reel politik, “çözüm budur” diyor!

Böyle bir “antlaşma” gerçekleşirse, hem ülke güvenliği, hem de iki “büyük komşu ülke”nin arasında sağlanacak “dostane ilişkiler” bakımından kazançlarımız paha biçilmez olacaktır.

İsmail Hakkı CENGİZ

(1): Milliyet, 09 Şubat 2016, http://www.milliyet.com.tr/putin-barismak-icin-sartini/dunya/detay/2191587/default.htm

RUSYA DOSYASI : Rusya’yı ve ordusunu doğru tanıyor muyuz ?

“Uçak krizi”yle başlayan, gün geçtikçe tırmanan ve “Halep kuşatması”yla zirveye çıkan gerginlik, Rusya’yı yakından tanımayı zorunlu kılıyor. Bir “Türkiye-Rusya savaşı” ihtimalinden söz ediliyor. Bu ihtimali, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande gibi en yetkili ve ciddi ağızlar dile getiriyor.(1)

NATO üyesi Lüksemburg‘un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, “Türkiye’nin Rusya’yı askerî bir gerginliğe kışkırtması halinde NATO’ya güvenmemesi gerektiğini”söylüyor. Asselborn, “NATO müttefiklerini temsilen konuştuğunu” da ekliyor.(2)

“Savaş” ihtimali zayıf da olsa, bunları, o ihtimale karşı, “kuvvetli” ikazlar olarak görüyorum. Öte yandan, Lüksemburg Dışişleri Bakanı’nın sözlerinde çok dikkat çekici bir bölüm var: “Türkiye’nin Rusya’yı kışkırtması”!

Türkiye, Rusya’yı kışkırtıyor mu? Nasıl kışkırtıyor? “Uçak krizi” üzerinden 3 aya yakın bir süre geçtiğine göre, Asselborn’un kastettiği o olmasa gerek! Peki, neyi kastediyor olabilir? Suriye’nin 40 kilometre içlerine kadar uzanan “topçu ateşi”ni mi?

Bir başka kışkırtıcı unsur Azez kasabası mı?

Türkiye, Başbakan‘ın ağzından, Türk sınırına 7-8 kilometre mesafedeki Azez için, Kasabanın YPG güçlerinin eline geçmesine asla izin verilmeyecek”(3) uyarısında bulundu. Peki, bu nasıl gerçekleşecek? Sadece topçu ateşiyle bu sağlanabilir mi? Çok zor! O vakit, ne yapmak lâzım? Girmek! Şimdilik, Türkiye kendisi girmiyor, Azez’e,”Suriye’li muhalif savaşçıları” gönderiyor. Kaç gündür dile getirilen bu iddiayı, nihayet, tecrübeli ve çok temkinli dış politika yazarı Sami Kohen de köşesine taşıdı: “500 muhalif savaşçının Türkiye’den Azez bölgesine sevkiyatı yapıldı. Bunun artması söz konusu”.(4) Bu da Rusya’yı kışkırtıcı bir unsur sayılabilir mi?

Gerçi, Kohen, aynı yazısında, “Türk Ordusu Suriye’ye girmeyecek” diyor. Gelgelelim, tecrübeli ve temkinli yazarın verdiği güvence benim endişelerimi gidermiyor.

Evet, “düzenli”, “planlı” ve “ilan” edilerek bir “cephe savaşı”na girilmeyeceğini ben de biliyorum. Fakat “gerilim” öyle bir noktaya tırmanabilir ki “kıyamet”in kopması için bir kıvılcım “yeterli” veya “gerekli neden” olabilir!

Meselâ; Suriye’ye sevk edilecek “muhalif savaşçıların sayısının artması söz konusu” ne demek? Türkiye’de daha çok “Suriyeli muhalif savaşçı” var demek! Bunlar”gerekçe” gösterilerek veya bahane edilerek, Suriye tarafından da Türkiye’ye “atış”lar gelebilir mi?

Hadi, iyimserliğimiz üzerimizde olsun ve böyle “direkt” atışların olmayacağını varsayalım… Fakat “Ankara patlaması” gibi hadiselerin artmasından kaygı duymayalım mı? Hatta “can yakıcı” “kaza”ların vaki olabileceğini hiç aklımıza getirmeyelim mi? Elbette “Ankara katliamı”nı Rusya yaptı demiyorum ama böyle eylemler yapabilecek, yaptırabilecek imkân ve kabiliyette olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Dolayısıyla, “gerginliğin” diğer tarafı olan Rusya’yı iyi okumamız lâzım!

“Hasmımız” nasıl bir güç ve bu güç neler yapabilir, doğru hesaplamamız lâzım!

Bölgeye ve dünyaya bakışını, imkân ve kabiliyetlerini iyi bilmemiz, görmemiz lâzım!

Meselâ, “Biz Rusya’nın değil Suriye’nin topraklarını dövüyoruz, bundan Rusya’ya ne? Rusya bundan niçin tahrik olsun?” dersek büyük yanılgıya düşeceğimizi bilmeliyiz. Çünkü Rusya, Tartus Üssü‘ne yerleştiği 1970’lerden beri Suriye’yi kendi toprağı gibi görüyor. 30 Eylül 2015’ten beri ise, bunu anlamayanlara, en yüksek sesle ilan ediyor. Yani, içimize sinse de sinmese de, sınırlarımızın güneyinde bütün ağırlığıyla Rusya var.

“Dış politika, dayandığı askerî güçten daha kuvvetli olamaz”

Putin, Medvedev, Lavrov vd. bir gün gidecek ama Rus Ordusu kalacak. Hatta rejim değişebilir, kuzey komşumuz daha demokratik bir yönetime kavuşabilir… Bu şartta dahi değişmeyen unsur, Rusya Devleti’nin “savaş makinesi”, ordusu olacak.

Aynı durum bizim için de geçerli… Yöneticiler değişecek, ordunun komutanları da değişecek ama devletin belkemiği Silahlı Kuvvetler kalacak.

Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ‘ın, Uluslararası İlişkiler Bölümü‘nün “Strateji ve Güvenlik” ders kitabına girmiş bir makalesi ve onun içinde bir sözü var. Diyor ki Büyükelçi; “Ne kadar yetenekle yürütülürse yürütülsün dış politika dayandığı askerî güçten daha kuvvetli olamaz.”(5)

Rusya, bugün milletlerarası arenada bir şeyler yapıyorsa, bunu elbette devletinin büyük askerî gücüne dayanarak yapabiliyor. Tarihte böyle yaptı, bundan sonra da öyle yapacak.

Bugünlerde, gerek yazılı ve görsel medyada, gerekse sosyal medyada “savaş çığırtkanlığı”na, “vururuz, kırarız, gireriz” gibi kışkırtmalara-alkışlamalara sıkça rastlanıyor. Türkiye’nin “reaktif” (ne demekse?), “atak”, hatta “gözü kara” bir dış politika uyguladığı yazılıp çiziliyor.

Güzel!

Güzel de karşınızdakinin “gözü ak” politika uyguladığını nereden çıkarıyorsunuz? Ya sizden daha “gözü kara”ysa!

Bunu anlamak için yüzlerce yıl öteye gitmeye, derin “analiz”ler yapmaya da hiç hacet yok… Rusya’nın, sadece son 1-2 sene içinde yaptıklarına bakmak yeterli. Meselâ, Suriye’deki “aktivitesi” bir fikir vermiyor mu? Ya Ukrayna’daki hamleleri, hele hele, birkaç saatlik bir oldubittiyle Kırım’ı ilhak edivermesi!

Ne dersiniz? Bunlar az “gözü kara” iş ve eylemler mi?

“Barış” her iki ülkenin de menfaatinedir

“Uçak krizi”yle başlayan gerginliğin sonucu ortada:

Her iki ülkenin de ekonomik, sosyal ve kültürel olarak ne kadar zarar gördüğü, görmekte olduğu son derece açık!

Bu zararlara bir de “askerî” boyut eklemek akıl kârı mı?

Böyle bir “çatışma” felaket olmaz mı?

Uluslararası ilişkilerde “duygusallığın”, “takıntı”ların yeri ve anlamı yoktur.

Akıl ve mantık, her iki ülkenin çıkarının da “barış”ta, barışmakta olduğunu âdeta haykırıyor. Bu feryada kulaklarımızı tıkamayalım. Buna kulaklarını tıkayanlar tarih önünde sorumlu olacaklardır. İstenirse, barışmanın şartları oluşturulabilir, yolları bulunabilir. Bizim naçizane bir önerimiz, 17 Şubat 2016 tarihli, “Rusya-Türkiye nasıl barışır?” başlıklı makalemizde mevcuttur.

İsmail Hakkı CENGİZ

(1) http://www.radikal.com.tr/dunya/turkiye-ve-rusya-arasinda-savas-riski-var-1514251/

(2) http://www.hurriyet.com.tr/luksemburgdan-nato-her-halukarda-turkiyeyi-desteklemez-iddiasi-40057619

(3) http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/02/160217_azez_stratejik_onemi

(4) http://www.milliyet.com.tr/savasa-mi-gidiliyor-/dunya/ydetay/2196977/default.htm

(5) Milliyet, 27 Kasım 1994, S.19

RUSYA DOSYASI : Suriye Krizinde Rusya’nın Türk Hava Sahası İhlal i

rus-u%C3%A7aklari-t%C3%BCrkiyeye-girdi-ankara-ayaklandi-rusya-sava%C5%9F-u%C3%A7aklari.jpg

Ortadoğu’da birçok diktatör rejimin devrilmesine yol açan Arap Baharı akımının Suriye’deki rejimi de etkilemeye başlamasıyla birlikte Suriye’de rejime karşı mücadele başlatan gruplar ortaya çıkmıştır. Bu karışıklık ya da mücadele esnasında Irak’ta doğarak gelişen IŞİD terör örgütünün Suriye’de etkili olması ve güneyden kuzeye büyük kesimi kontrol altına alması buradaki krizi bambaşka bir boyuta taşımıştır. 4 yılı aşkın bir süredir devam eden Suriye krizinde, IŞİD terörü ile birlikte ülkede belirsizliğin ve iç savaşın giderek şiddetlenmesi sonucu ortaya çıkan mülteci sorunu, uluslararası kamuoyunda tüm dikkatlerin bu bölgeye dönmesine yol açmıştır. Bu dikkat, IŞID’in yok edilmesi sonrasında ülkede kontolü sağlayacak yönetimin kim olacağı üzerinde anlaşmaya varılamaması ve ABD’den sonra Rusya’nın da aktif olarak sahaya inmesi sonrası güç savaşına dönüşmüştür.

Türkiye, ABD, Avrupa ve S.Arabistan bloğunun Suriye’de Esad’sız bir yönetimin kurulması temel hedefiyle muhaliflere verdikleri destek Rusya,Çin ve İran bloğu ile arasındaki en büyük ayrışmazlık olarak ortaya çıkmıştır. Bu ayrışmazlık iki grubun Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Suriye, Ortadoğu ve Akdeniz’de etkin olma mücadelesine dönüşmeye başlamıştır. Rusya’nın 3-4 Ekim tarihlerinde yaptığı Türk hava sahası ihlali bu mücadelenin eseridir. Bu ihlalin vermek istediği mesajı da ancak Suriye’deki durumu ve Rusya’nın Suriye’deki kazanımlarını kavradıktan sonra anlayabiliriz.

Suriye’deki Mevcut Durum

Suriye’de vukuu bulan iç savaş, muhalefetin parçalı yapısı, yeterli askeri destekten mahrum olması ve Esad rejiminin almış olduğu desteğe rağmen eski gücünü muhafaza edemediği için sonuçlanamamıştır. El-Kaide bağlantılı grupların ortaya çıkması muhalefetin dünya kamuoyundaki imajını zedelemiş, Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) sahadaki etki alanını sınırlandırmıştır. Esad rejimi de el-Kaide bağlantılı gruplara ve PKK/KCK’ya hareket alanı açmış, bu terör örgütlerini dolaylı biçimde muhalefeti zayıflatmak için kullanmıştır. Destek sağlayan ülkelerin farklı grupları öne çıkarma girişimlerinin de etkisiyle Suriyeli muhaliflerin belirginleşen siyasi ve askeri bölünmüşlüğü, muhalefetin Esad rejimi karşısında etkili bir aktöre dönüşmesini engellemiştir. İran, Rusya ve Çin, Esad rejimine verdikleri desteği istikrarlı biçimde sürdürmüş, İran, ÖSO’ya karşı Hizbullah’ı ve Irak’taki Şii milisleri bile seferber etmiştir. Türkiye ise muhalefete sağladığı desteği devam ettirmiş, Ağustos 2011’den beri Beşşar Esad’in iktidardan ayrılması yönündeki politikasını ısrarlı biçimde sürdürmüş, iç savaştan kaçan sığınmacılara sınır kapılarını açık tutmuştur[1].

Ortaya çıkan bu durumun dışında ülkedeki düzensizlikten yararlanarak büyük bir ilerleme kaydeden IŞİD terör örgütü, Suriye’de geniş bir alanı kontrol altına almayı başarmış ve etkili bir güce sahip olmuştur.

Bu bağlamda halen dört grup Suriye’yi kontrol etmeye çalışmaktadır. Hükümet güçleri, Suriye’nin büyük şehirleri ile birlikte merkezini tutarken, muhalif gruplar kuzey ve kuzeydoğuda daha kuvvetlidir. IŞİD ise ülkenin Fırat Nehri koridorunu tutmayı sürdürmekte olup, Kürt güçleri[2] Suriye’nin kuzeyini, Türkiye sınırı boyunca, kontrol etmeye çalışmaktadır[3].

Rusya Niçin Esad Diyor?

Suriye’nin Sovyetler Birliği ve onun devamı olan Rusya için hem jeopolitik konumu açısından hem de ekonomik ilişkiler bakımından önemi çok büyüktür.

Hafız Esad’ın iktidara gelişi ve ülkede Sovyet sistemine benzer sistem oluşturmasıyla ikili ilişkiler gün geçtikçe artmış ve ABD’nin Sovyetleri çevreleme politikası çerçevesinde, Sovyetlerin bu politikayı kırma adına Suriye ile ilişkileri çok önemli olmuştur. Bölgeye giriş açısından anahtar konuma yükselen Suriye, Tartus Limanı’nı Sovyetlere tamir ve yeniden ikmal için kullanmasına müsaade etmesi bu önemi pekiştirmiştir. Nitekim bu liman Rusya’nın şuan için Akdeniz’deki ileri karakolu olarak görev yapmaktadır[4]. Ortadoğu ve Akdeniz’de faaliyetlerini arttıran Rusya’nın Akdeniz’de askeri ve küresel siyasi bir güç olma amacına en çok hizmet edecek projelerden biri olan Tartus Limanı’nın kullanımı, ABD’nin Ortadoğu hakimiyetini dengeleyebilecek stratejilerde Suriye’nin ne kadar önemli bir yer aldığını göstermektedir[5].

Ekonomik ve askeri ilişkiler bakımından ise 2011 yılında 4 milyar dolar civarında imzalanan silah anlaşmasıyla artarak devam eden ilişkiler, Rusya’nın dünya silah ihracatında Suriye’nin payını yüzde 3­7 seviyelerine ulaştırırken, Suriye’nin gerçekleştirdiği silah ithalatındaki Rusya’nın payını yüzde 71 seviyelerine ulaştırmıştır. Rusya Suriye’nin silah ihracatını kontrol etmekle birlikte, askeri araçların yedek parçalarını da karşılamaktadır. Rejimin düşmesi durumunda Rusya, Suriye üzerindeki stratejik üstünlüğünü, bölgedeki varlığını ve silah pazarıyla birlikte Suriye ordusu üzerindeki kontrolünü de kaybetmiş olacaktır[6]. Ayrıca 100 bin civarında Rus vatandaşının Suriye’de yaşamakta olduğu ve Rus şirketlerinin burada 20 milyar dolar civarında ticari bağlantısının olduğu bilinmektedir[7].

Bu jeostratejik ve ekonomik veriler, Rusya’nın kendisine bu imkanı sunan yönetimden vazgeçmeyeceği anlamını taşımaktadır. Ortaya çıkan bu anlam ve kazanımlar, Rusya’nın Türk hava sahası ihlali ile ABD koalisyonunu test etme ve mesaj verme zaruretini ortaya çıkarmıştır.

Türk Hava Sahası İhlalinin Mesajları

Rusya’nın Türk hava sahası ihlali, her ne kadar yapılan açıklamalarda sehven olarak belirtilmiş olsa da aslında Suriye’de varlığının ve etkisinin, Türkiye üzerinden NATO’ya verdiği bir mesajı olarak değerlendirmek gerekmektedir. Çünkü Türkiye’nin 2012 Haziran ayından itibaren değiştirdiği angajman kuralları ile, Güney sınırında herhangi bir taciz hareketini veya sınıra yaklaşan silahlı unsurları tehdit olarak algılaması ve bunları sınırlara yaklaştırmadan önlemesi amaçlanmıştır[8]. Ancak NATO uzmanı Emekli General Ali Er’in açıkladığı gibi 2010 yılında NATO, Lizbon zirvesinde aldığı kararlar neticesinde tüm üyelerinin hava sahasını tek noktadan kontrol eden hava savunma sistemine geçmesi sebebiyle, Rusya’nın ihlal ettiği hava sahasını sadece Türk hava sahası olarak görmek mümkün değildir ve Rus uçakları NATO hava sahasını ihlal etmiştir[9].

NATO’nun, bu ihlalden sonra Türkiye gündemiyle toplanması ve yaptığı açıklamalar ile konuyla bağlantılı olduğunu göstermiştir. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg toplantı öncesinde ve sonrasında yaptığı açıklamalarda yapılan ihlalin kabul edilemez olduğunu, Rusya’nın NATO hava sahasına saygılı olması gerektiğini belirtmiş ve NATO üyelerinin Türkiye’ye desteğinin tam olduğunu, Rusya’yı NATO hava sahasını ihlal ettiği için kınadıklarını bildirmiştir[10].

Rusya’nın Suriye’nin geleceğinin belirlenmesinde sahadaki konumunu güçlendirecek çok sayıda girişimde bulunacağı aşikardır. Bu girişimde bulunabilecek yeterli kazanımlara ve avantajlara sahiptir. Öncelikli olarak, her ne kadar zayıflamış olsa da Suriye’de kabul edilebilir tek güce sahip ve Rus askeri kültürüyle aynı özellikleri taşıyan Esad’ın ordusunun varlığı, İran ve Hizbullah’ın kara harekatına verdiği destek ve en önemlisi de Lazkiye gibi açık bir limana sahip oluşu Rusya’nın lojistik, manevra ve hız yeteneklerini perçinlemektedir[11].

Bu avantajların varlığıyla Rusya, yaptığı ihlal ile öncelikli olarak NATO’ya, sonra da muhalifler ve diğer gruplara hava sahasının kendisine ait olduğu göstermektedir ve Suriye’de işlerin artık tamamen kendi kontrolü altında ilerleyeceği mesajını vermektedir. Nitekim yaptığı hava sahası saldırılarında, IŞİD ile birlikte Amerika koalisyonunun desteklediği muhalifleri de vurması bunu açıkça göstermektedir.

Bunun yanı sıra Türkiye’nin savunduğu güvenli bölge tezinin artık bir değerinin kalmadığını ve uçuşa yasak bölgenin olmayacağını göstermiştir. Bu ise Türkiye’nin hızla kendi sınırında vukuu bulan olaylardan dışlanmasına yol açabilecek gelişmelere hayat verecektir. Güvenli bölge tezinin sonlandırılması, IŞİD terör örgütünün boşaltacağı Suriye’nin kuzey hattının kim tarafından doldurulacağı sorusunu ortaya çıkarmaktadır ki, eğer Kürt grupları tarafından doldurması gerçekleşirse Türkiye’nin Irak ve Suriye güney sınırının tamamen Kürt gruplarından oluşmasına sebep olacaktır.

Ayrıca Rusya, NATO’ya karşı artık güç olduğunu göstermek ve Rusya’nın dünya kamuoyunda itibarının yükseltmek amacını da hedeflemiştir. Bu bağlamda müttefiki Suriye’ye yaptığı yardım ve gösterdiği güç, kendi yanında olan diğer yönetimlere onların her türlü yardımlarına koşacağının mesajını vermektedir.

[1] Irak ve Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’ye etkileri, Bilge Adamlar Kurulu Raporu, Rapor No:65, Bilgesam Yayınları, Ankara, Nisan 2015, ss. 16.

[2] Kürt güçleri olarak ortaya çıkan güç, PKK’nın kuzey Suriye’de örgütlenme ve burada meşrutiyet kazanma çabaları olarak şekillendirdiği PYD yapılanmasıdır. PKK terör örgütü, kuruluşundan itibaren Suriye’nin kuzeyini Orta Doğu’da planladığı bağımsız devletin sınırlarına dâhil etmeyi hedeflemiş, Hafız Esad iktidarının sağladığı himaye örgütün bu ülkede faaliyet göstermesini sağlamıştır. Örgüt, 1990’lı yıllarda özellikle finansman ve militan elde etmek için Suriyeli Kürtlere yönelik yoğun bir propaganda yürütmüş, dağ kadrosunun bir kısmını bu bölgedeki çocuk ve gençlerden oluşturmuştur. 1999’da Öcalan’ın yakalanmasının ardından yapısal değişikliklere giden PKK, 2002’deki 8. Kongresinde teröristbaşının avukatları aracılığıyla gönderdiği talimatlar doğrultusunda Suriye’de örgütlenme kararı almıştır. Örgüt bu kararın ardından 17 Ekim 2003 tarihinde PYD’nin (Parti Yekitiya Demokrat-Demokratik Birlik Partisi) kuruluşunu ilan etmiş, müteakip günlerde örgüte müzahir medya ile örgütün Türkiye ve Avrupa’daki uzantıları PYD’nin kuruluşuyla ilgili propaganda amaçlı yayınlar yapmıştır. Bu dönemde Ankara-Şam ilişkilerindeki olumlu gelişmelere rağmen örgüt, Suriye’nin kuzeyindeki faaliyetlerini PYD adı altında sürdürmeye devam etmiştir. Bilgi için bakınız: Irak ve Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’ye etkileri, Bilge Adamlar Kurulu Raporu, Rapor No:65, ss.25.

[3]U.S.and Russian Air strikes in Syria Show Divergent Strategies, http://www.nytimes.com/interactive/2015/09/30/world/middleeast/syria-control-map-isis-rebelsairstrikes.html#compare-strikes.

[4] Ishaan Tharoor, Why Russia is in Syria, www.washingtonpost.com/news/worldviews/wp/2015/09/11/why-russia-is-in-syria/

[5] Muhittin Ataman, Suriye’de İktidar Mücadelesi: Baas Rejimi, Toplumsal Talepler ve Uluslararası Toplumlar, ss. 23.

[6] Seda Türkoğlu, Suriye, Rusya için neden önemli?, http://www.sozcu.com.tr/2015/dunya/suriye-rusya-icin-neden-onemli-952597/

[7] Ishaan Tharoor, Why Russia is in Syria.

[8] 2012 yılında değiştirilen angajman kuralları neleri kapsıyor?, http://t24.com.tr/haber/2012-yilinda-degistirilen-angajman-kurallari-neleri-kapsiyor,303829

[9] Zeynep Gürcanlı, NATO uzmanı emekli generalden çarpıcı yorum, 6 Ekim 2015, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/30244715.asp.

[10] NATO Secretary General expresses solidarity with Turkey following Russian air space violation, http://www.nato.int/cps/en/natohq/opinions_123395.htm.

[11] Nihat Ali Özcan, Suriye ve ‘askeri haritada’ yer kapma, Milliyet Gazetesi, 06.10.2015.