Etiket arşivi: RUSYA DOSYASI

RUSYA DOSYASI : RUS HACKER’LAR TÜRK SİTELERİNE NASIL SALDIRIYOR ???

Kaspersky Lab, Rus siber casusluk grubu Turla’nın uydulardan yararlandığını tespit etti.

Rus siber casusluk aktörü Turla’yı araştıran Kaspersky Lab araştırmacıları, faaliyetleri ve fiziksel konumunun tespit edilmesinden nasıl kurtulduğunu keşfetti. Anonim olmak için bir çözüm olarak grup, global uydu ağlarındaki güvenlik açıklarından yararlanıyor.

HACKER%2BUYDU.jpg

Turla, 10 yıldan uzun süredir faal olan sofistike bir siber casusluk grubu. Turla’nın ardındaki saldırganlar Kazakistan, Rusya, Çin, Vietnam ve ABD dahil 45’ten fazla ülkede yüzlerce bilgisayara virüs bulaştırdı. Etkilenen kurum türleri arasında kamu kuruluşları ve elçiliklerin yanı sıra savunma, eğitim, araştırma ve ilaç şirketleri de bulunuyor. Başlangıç aşamasında Epic arka kapı, kurbanın profilini çıkarıyor. Sadece en yüksek profilli hedefler için saldırganlar, saldırının sonraki aşamalarında izlerini silmelerine yardımcı olan kapsamlı uydu tabanlı haberleşme mekanizmaları kullanıyorlar.

Uydu haberleşmesinin genellikle TV yayınları ve güvenli haberleşme için kullanıldığı bilinir; bununla birlikte İnternet erişimi için de kullanılır. Bu gibi hizmetler genellikle tüm diğer İnternet erişim yöntemlerinin ya istikrarsız ya yavaş ya da hiç bulunmadığı uzak konumlarda kullanılıyor. En yaygın olarak kullanılan ve uygun maliyetli uydu tabanlı İnternet bağlantısı, sadece aşağı akış adı verilen bağlantı.

Bu bağlantı türünde bir kullanıcının bilgisayarından dışarıya giden talepler klasik hatlar (kablolu veya GPRS bağlantılı) üzerinden iletilirken gelen trafiğin tamamı uydu üzerinden gerçekleştirilir. Bu teknoloji kullanıcının nispeten yüksek bir indirme hızından faydalanmasını sağlıyor. Ancak büyük bir dezavantajı var: aşağı akış trafiğinin tamamı bilgisayara şifresiz olarak gelir. Pahalı olmayan ekipman ve yazılımların doğru setine sahip herhangi bir kötü niyetli kullanıcı kolaylıkla trafiğe müdahale edebiliyor ve bu bağlantıların kullanıcılarının indirdiği tüm verilere erişim sağlayabiliyor.

Turla grubu bu zayıflıktan farklı bir şekilde faydalanıyor: zararlı altyapının en önemli parçalarından biri olan Komuta ve Kontrol sunucularının (C&C) konumunu saklamak için. C&C sunucusu temel olarak, hedeflenen makinelere dağıtılan zararlı yazılım için bir “üs” görevi görüyor. Bu sunucunun konumunun keşfedilmesi araştırmacıların operasyonun arkasındaki aktör hakkındaki ayrıntıları ortaya çıkarmasını sağlıyor;

Turla grubu bu risklerden şu şekilde kaçınmakta:

1. Grup öncelikle, o sırada çevrimiçinde olan uydu tabanlı İnternet kullanıcılarının aktif IP adreslerini belirlemek için uydudan aşağı akımı “dinler”.

2. Yasal kullanıcısı fark etmeden bir C&C sunucusunu maskelemek için kullanılacak olan çevrimiçi IP adresini seçerler.

3. Ardından Turla’nın virüs bulaştırdığı makinelere, düzenli uydu tabanlı İnternet kullanıcılarından seçilen IP’lerden veri çalma talimatı verilir. Veriler, klasik hatlardan uydu İnternet sağlayıcıların teleportlarına ve oradan da uyduya ve en sonunda uydudan seçilen IP’lerin sahipleri olan kullanıcılara ulaşır.

İlginç bir şekilde, IP adresleri virüslü makineden veri almak için saldırganlar tarafından kullanılan yasal kullanıcı da bu veri paketlerini alır ancak genellikle farkına varmaz. Bunun nedeni Turla saldırganlarının virüslü makinelere, çoğu durumda varsayılan olarak kapalı bulunan portlara veri gönderme talimatı vermesi. Yasal kullanıcının bilgisayarı bu paketleri düşürürken, bu portları açık tutan Turla C&C sunucusu çalınan verileri alıyor ve işliyor.

Turla aktörünün taktikleriyle ilgili bir diğer ilginç şey, Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde bulunan uydu İnternet bağlantısı sağlayıcıları kullanmaya eğilimli olmaları. Kaspersky Lab uzmanları araştırmalarında, Turla grubunun Kongo, Lübnan, Libya, Nijer, Nijerya, Somali veya BAE gibi ülkelerdeki sağlayıcıların IP’lerini kullandıklarını gördü.

Bu ülkelerdeki operatörlerin kullandığı uydu sinyalleri Avrupa ve Kuzey Amerika bölgelerini kapsamadığından birçok güvenlik araştırmacısının bu saldırıları araştırmasını son derece zorlaştırıyor.

Kaspersky Lab Kıdemli Güvenlik Araştırmacısı Stefan Tanase şunları söyledi: “Geçmişte, operasyonlarını maskelemek için uydu tabanlı İnternet bağlantıları kullanan en az üç farklı aktör gördük. Bunların arasında Turla grup tarafından geliştirilmiş olan çözüm en ilginci ve en sıra dışı olanıdır. Geniş çapta kullanılan bir teknolojiyi, tek yönlü uydu İnternet teknolojisini kullanarak üst düzeyde bir anonimliğe ulaşabiliyorlar. Saldırganlar, seçtikleri uydunun binlerce kilometrekareyi aşan bir alan olan menzilinde herhangi bir yerde olabilirler. Bu durum saldırganı izlemeyi neredeyse imkansız hale getiriyor. Buna benzer yöntemlerin daha da popüler olmasıyla sistem yöneticilerinin bu gibi saldırıları azaltmak için doğru savunma stratejileri kullanmaları önemlidir.”

RUSYA DOSYASI : Rusya Ekonomisi Dibe Vurmak Üzere

Ukrayna kriziyle birlikte Batı tarafından dünyadan izole edilmeye çalışılan Rusya Federasyonu 2014 yılından bu yana ciddi ekonomik sıkıntılar içerisindedir. Bu durum büyük oranda dünya petrol fiyatlarının neredeyse 3 kat düşüşüyle keskinleşmiştir. 2000 yılında iktidara gelen Putin’in enerji kaynaklarını dış politika ve ekonominin merkezine yerleştirmesiyle Rusya ekonomisi kırılgan ve esnek olmayan bir hal almıştır. Neredeyse tamamıyla enerji ihracatına bağlı olan Rus ekonomisi, ABD tekelinde Batılı ülkeler tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlar çerçevesinde petrol fiyatlarının da düşüşüyle birlikte köşeye sıkışmış durumdadır. Ukrayna krizinden sonra Rus uzmanları ekonomik yaptırımların uzun sürmeyeceği umudundaydılar ancak Rusya’nın Kırım konusunda geri adım atmaması ve bir adım ileri giderek Suriye’ye girmesi ekonomik yaptırımların uzamasının nedeni olmuştur. Nitekim bazı Rusya uzmanlarına göre petrol fiyatları 50$ üzerine çıkmazsa ve ekonomik yaptırımlar 2 sene daha devam ederse bu Putin Rusya’sının sonunu getirebilir.

Uzmanlara göre Su-24 krizinde Rusya’nın beklenmedik bir şekilde aşırı tepki vermesi, mantık yerine duygusal davranması ve Putin’in bu konuyu şahsileştirmesi Rus ekonomisinin çöküşünü hızlandırmıştır. Zira Türkiye ile 32 milyar dolarlık bir ticaret hacmine sahip olan ve Almanya’dan sonra Türkiye’nin 2. ticari ortağı olan Rusya, Türkiye’ye karşı özel ekonomik yaptırımlar uygulayarak öncelikle kendi ekonomisini büyük risk altına sokmuştur.

Grafik 1. Rusya’nın temel ekonomik göstergeleri[i]

adsız2.bmp

Grafik 1’de de görüldüğü üzere GSMH’da büyük düşüş söz konusu. Resmi istatistik kurumu olan Rosstat’ın açıkladığı verilere göre 2014 yılının ilk dönemi 439 milyar dolar iken 2015’in aynı döneminde bu rakam 262 milyar dolara düşmüştür. Enflasyon oranı ise %15’e ulaşmıştır.

Rusya ekonomisindeki olumsuz dinamiği 2013-2015 yıllarındaki rezervlerini karşılaştırarak anlamaya çalışalım.

Tablo 1. 2010-2013 yılı Rusya rezervleri[ii] (Milyar dolar)

Tarih Uluslararası rezervler Döviz rezervleri Yabancı döviz rezervleri SDR hesabı IMF’de rezerv durumu Altın
01.12.2010 483 063 448 778 438 237 1 876 34 285
01.12.2012 528 236 476 241 462 792 8 729 4 720 51 995
01.01.2013 537 618 486 578 473 110 8 741 4 727 51 039
01.02.2013 532 155 480 195 466 598 8 767 4 831 51 960
01.03.2013 526 172 475 650 462 372 8 616 4 662 50 522
01.04.2013 527 708 477 267 464 126 8 528 4 614 50 441
01.05.2013 533 218 486 350 473 121 8 584 4 645 46 868
01.06.2013 518 431 473 393 460 435 8 525 4 432 45 039
01.07.2013 513 772 475 224 462 122 8 555 4 548 38 547
01.08.2013 512 834 470 205 456 979 8 609 4 617 42 630
01.09.2013 509 674 464 202 451 203 8 620 4 378 45 472
01.10.2013 522 580 479 451 466 129 8 727 4 595 43 129
01.11.2013 524 284 480 238 466 937 8 751 4 551 44 045
01.12.2013 515 590 474 950 461 685 8 734 4 530 40 640

Tablo 2. 2014-2015 yılı Rusya rezervleri[iii] (Milyar dolar)

Tarih Uluslararası rezervler Döviz rezervleri Yabancı döviz rezervleri SDR hesabı IMF’de rezerv durumu Altın
01.12.2014 418 880 373 658 361 409 8 334 3 915 45 222
01.01.2015 385 460 339 371 327 727 8 246 3 398 46 089
01.02.2015 376 208 327 147 315 816 8 025 3 306 49 061
01.03.2015 360 221 313 431 302 311 8 011 3 110 46 790
01.04.2015 356 365 309 093 298 665 7 852 2 576 47 272
01.05.2015 356 005 307 718 297 086 8 006 2 626 48 287
01.06.2015 356 770 308 895 298 384 7 915 2 596 47 875
01.07.2015 361 571 313 342 302 728 8 005 2 609 48 229
01.08.2015 357 626 312 663 302 137 7 939 2 587 44 963
01.09.2015 366 343 318 661 307 943 7 991 2 727 47 683
01.10.2015 371 267 322 375 311 749 7 991 2 635 48 892
01.11.2015 369 640 319 061 308 504 7 952 2 606 50 578
01.12.2015 364 708 317 028 306 658 7 811 2 560 47 680

Tablolardan yola çıkacak olursak Rus ekonomisi düşme trendi izlemektedir. Nitekim tablolarda aktarılan veriler resmi verilerdir ve gayri resmi kaynaklar durumun daha da vahim olduğunu vurgulamaktadır. Özetleyecek olursak:

Sanayi

Rusya’nın sanayi büyüme oranı 2013’ten bu yana sıfıra yakın. Yatırım ve tüketimdeki hareketliliğin düşmesi nedeniyle çoğu sanayi büyümek için gerekli teşviki bulamadı. Bu esnada Rusya’nın Avrupa’ya karşı uyguladığı karşılıklı yaptırımlar nihai tüketiciye yönelik bazı sanayilere küçük oranda bir ivme kazandırmıştır. Her şeyden önce bunlar gıda üretim sektörleridir. Maden endüstrisi %1-%1,5 büyüme oranına doğru düşmüştür. Dış talep kısılmasından dolayı hammadde endüstrileri üretimi minimum seviyelerde tutmaktadırlar.

Grafik 2. Üretim

adsız2.bmp

Yatırım

Yatırım alanındaki düşüşler 2014-2015 yıllarının en büyük sorunu oldu Rusya için. 2014 yılının ilk döneminde iç talepte de bir düşüş yaşandığı için yatırımların düşüş dinamiği ılımlı olmuştur. Rublenin devalüasyonu ve Batının yaptırımları ikinci dönemde yatırım dinamiğine baskıyı artırmıştır. Rusya Federasyonu’nun dış partnerlerinin zayıflığı ve rublenin düşük değeri sabit varlıklara yatırımı hızla azaltmıştır.

Enflasyon

2014’ten günümüze Rusya’da enflasyon oranı büyüme eğiliminde. Bunun iki temel nedeni var. Rublenin değer kaybetmesi ve önce AB’ye sonra da Türkiye’ye karşı gıda ambargoların uygulanması. Bununla birlikte sadece ithalat ürünlerinde değil Rusya üretimli ürünlerin fiyatlarında da artış yaşandı(ithal edilen ürünler kesilince iç ürünlere talep arttı).

Grafik 3. Tüketici fiyatları

adsız2.bmp

Değerlendirme

Günden güne Rusya’nın ekonomik krizden çıkıp çıkmadığı tartışmaları devam etmektedir. Hükümet, büyüme oranlarının sonbahar itibariyle düzeldiği doğrultusunda sık sık halkı yatıştırıyor. Rusya Federasyonu Federal İstatistik Servisi (Rosstat)’ın verilerine göre ekonomi Ağustos’a göre Eylül ayında %0,3 oranda büyüme göstermiş, Ekim ayında ise Eylül’e göre %0,1. Ancak çoğu uzman bu verilere inanmamaktadır. Ayrıca Rus ekonomisinin geleceğiyle ilgili tek bir fikir bulunmamaktadır.

RF Ekonomik Kalkınma Bakanlığı GSMH’nın %0,7 büyümesini öngörmektedir. Eski hükümet baş tahmincisi Andrey Klepaç ise daha optimist bir görüşle %1 büyüme beklemektedir. Ancak merkez bankası uzmanları Urals marka petrol fiyatlarının 50$ olması halinde GSMH’nın düşüşünün devam edeceğini, 40$’ın üzerine çıkmaması durumunda ise Rusya’nın tamamen ekonomik çöküş yaşayacağını düşünmektedirler.[iv]

Yukarıda ele aldığımız ekonomik verilerden hareket ederek Rusya’nın zaten 2013’ten bu yana hem siyasi hem ekonomik açıdan çok zor bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Bu minvalde yaşanan son gelişmeler Putin’in Türkiye’ye sırtını dönmesinin değil, aksine acilen diplomatik temaslar yoluyla ilişkileri düzeltmesinin doğru bir adım olacağını göstermektedir. Çünkü Rusya’ya içeriden baktığımız zaman gerçekten de ekonominin kötü olduğunu, halkın rahatsız olduğunu gözlemlemeniz mümkündür.

[i] Анастасия Башкатова, Кризис откусил 40% от Российского ВВП в долларах, Независимая газета, http://www.ng.ru/economics/2015-06-25/1_crisis.html

[ii] Центральный Банк России, Международные резервы Российской Федерации(2013), http://www.cbr.ru/hd_base/Default.aspx?Prtid=mrrf_m

[iii] Центральный Банк России, Международные резервы Российской Федерации(2015), http://www.cbr.ru/hd_base/Default.aspx?Prtid=mrrf_m

[iv] Константин Смирнов, Николай Макеев, Российская экономика рухнула на дно. Снизу ожесточенно стучат, МК.RU, http://www.mk.ru/economics/2015/11/22/ekonomika-rossii-rukhnula-na-dno-snizu-ozhestochenno-stuchat.html

Андрей Павлюченко, Грозит ли России смертельный рост безработицы, Аргументы и Факты, http://www.aif.ru/money/economy/1370478

İbrağim Şahbazov
SDE Asistanı

RUSYA DOSYASI : Rusya’da çöküş dönemi mi ?

Başta Devlet Başkanı Putin olmak üzere Rusya‘yı yönetenler “zamanın ruhu”nu okuyamıyor!

Selefi olan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) de “zamanın ruhu”nu okuyamamıştı ve hiç beklenmedik bir anda çöküvermişti…

İsimler değişse de devlet aynı devlet; “Çarlık Rusya’sı”, “Sovyetler Birliği” veya “Rusya Federasyonu”… Kısaca, hepsi “Rusya”!

Böyle giderse, Rusya, üçüncü defa çökecek!

Çarlık Rusya’sı zamanın ruhunu okuyamamıştı…

Çöktü!

Ardılı, SSCB, o da okuyamadı zamanın ruhunu… Baskı, şiddet, zorlama… “Çağdışı” yönetim anlayışı ancak 70 sene “zulüm saltanatı” sürebildi… Ülke 70 sene süründü… Sonunda yıkıldı.

“Rusya Federasyonu” kuruldu…

Bu gidişle onu da aynı akıbet bekliyor…

Rusya Federasyonu veya “Putin Rusya’sı”… Tarihin akışını göremiyor, belki de görmek istemiyor… Elbette gözlerini kapamak “akışı” durdurmuyor… Hakikatleri değiştirmiyor…

Tarihin akışı nereye?

Doludizgin insanî değerlere, medenileşmeye doğru…

Bireyselleşmeye…

İfade özgürlüğüne…

Çoğulculuğa…

Özgürleşmeye…

Serbestleşmeye…

Farklı seslere, “muhalefet”e hoşgörüye…

“Zamanın ruhu” ne diyor?

İki kelimeyle ifade etmek gerekirse; “insan hakları” diyor!

Bu değerlere sırtını çeviren,

Hayatın ve tarihin bunlara doğru aktığını görmeyen, görmek istemeyen rejimlerin yaşama imkânı yok!

Putin bunların hepsine sırt çevirdi…

Muhalefeti susturdu…

Siyasî kadroyu, kendine yakın dar bir “elitler” kesimiyle sınırladı…

Bu konuda, Rus Profesör Nikolai Petrov‘un tespitleri şöyle: “Moskova, kendi iç siyasetine çeki düzen vermemesi halinde daha fazla hayatta kalamaz. Elitler arasındaki mücadelelerin asıl hedefi, krizin vurduğu devlet bütçesine ulaşmak ve üst düzey liderlerin gözüne girmeye çalışmak… Bu sebeple, Eylül ayındaki parlamento seçimleri elitler arasında artan rekabet ortamında yapılacak. İktidar kendini yenilemeden hayatta kalamaz.” (1)

Görüldüğü gibi, iktidar kadroları içine girmek isteyen “elitler” için bir “ideal”, bir “dava” yok!

Bir “memleket”, bir “hizmet” kaygısı yok!

“Fikir üretme”, “çözüm üretme” kaygısı yok!

Eleştiri, ikaz, uyarı, zinhar yok!

Bu düzenin böyle gitmesine, çökmemesine de imkân yok!

Tabii çöküş bugünden yarına olmayabilir… 5-10 seneyi bulabilir…

Lâkin devletlerin hayatında 5-10 sene nedir ki?

***

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri yaşayacak mı?

Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan, soydaşlarımız, Türk kardeşlerimiz…

Bunlar, 1991-92’de bağımsızlıklarını kazanınca, baskıcı rejimden kurtulmanın da verdiği şevkle, süratle “demokrasi”ye yöneldiler…

Önlerinde, hem Türkiye gibi kardeş bir “demokrasi örneği” vardı, hem de Batı‘nın onlara, onların da de Batı’ya ilgisi vardı.

Demokrasiyi benimsemek, demokratik rejimle Batı gibi kalkınmak, gelişmek, güçlenmek istiyorlardı…

Baskı rejiminden kurtulan halklar da tabiatıyla biraz sabırsızdılar… Bu ülkelerde “özgürlük”, “iş”, “aş”, “refah” talepleri hızla yükseldi… Gösteriler başladı… Hemen hepsine yayıldı… “Renkli devrim” girişimleri oldu.

Ülkeleri yönetenler “demokratik rejim”le “demokratik talepler”i dengeleyemediler…

İşin kolayına kaçtılar… Dediler ki “demokrasi bize uygun değil”!

İçlerine kapandılar…

Demokrasi taleplerinin önüne set çektiler…

Bazı gösteriler kanlı bir şekilde bastırıldı.

Demokrasi, hürriyetler rafa kaldırıldı.

Batı yerine “kuzey”i, Rusya’yı model aldılar…

Şimdi hepsi birer “küçük Rusya”…

Hepsi birer “tek adam” devleti!

Yaşamalarına imkân var mı?

Böyle giderse, onlar da çökmeye mahkûmlar!

Tabii “çökecek” derken, tek adam rejimleri çökecek demek istiyoruz.

Elbette milletler ilelebet yaşayacak…

Tek adam rejimlerinin yerine çoğulcu yönetimler gelecek…

Önünde-sonunda…

Bunu önlemeye imkân ve ihtimal yok!

Bu iletişim çağında, bu teknoloji ve ulaşım çağında, bunu durdurmak mümkün değil!

Belki biraz geciktirebilirsiniz… Lâkin ne kadar geciktirirseniz “dönüşüm” o kadar zorlu, o kadar sancılı olur!

Umalım, şimdiki yönetimler “tarihin akışını” kendileri görsün,

“Zamanın ruhu”nu kendileri okusun!

“Dönüşüm”ü kendileri yapsın! “Tek adam”lığı bıraksın, “çoğulculuğu” seçsinler!

“Demokrasi kahramanları” olarak tarihe geçsinler!

İsmail Hakkı Cengiz, Anadolu Üniversitesi AÖF, Ulusararası İlişkiler Bölümü

RUSYA DOSYASI : Rusya-Türkiye nasıl barışır ?

“Davutoğlu’yla Astana’da bir araya gelmesinin ardından ‘telefona sarılan’ Nazarbayev Putin’i aradı”Milliyet, haberi böyle verdi.(1)

Haberin başlığı ise; “Putin barışmak için şartını söyledi” şeklindeydi.

Anlaşılıyor ki Türkiye, “barışmak” için çaba gösteriyor. Bilhassa, Kazakistan Devlet Başkanı‘yla Başbakan Davutoğlu görüşmesinin hemen arkasından, Nazarbayev’in “telefona sarılması”, Türkiye’nin, Nazarbayev’den “arabulucu” olmasını talep ettiğini kanıtlıyor!

Peki, iki ülke barışabilir mi?

Barışmalı! Barışmak her iki ülkenin de menfaatine, düşmanlığı sürdürmek ise zararına…

Putin, Nazarbayev’e şartını söylemiş: “Aramızdaki problem ve zorlukları biz yaratmadık. Kaynağı biz değiliz. Bu nedenle adım atması gereken taraf Türkiye”!

Bu şartlarda ne yapılabilir, problemler nasıl çözülür?

Çözüm çok zor! Ama imkânsız değil!

“Kaynağı biz değiliz” diyor Putin!

Biz de değiliz!

O vakit, kaynağına inelim… Problemin kaynağı ne?

Çok açık: Suriye!

“Uçak hadisesi” işin bahanesi, asıl mesele, iki ülkenin Suriye politikalarındaki taban tabana zıtlık!

O “zıtlık”, birbirlerine “tahammül” edilemeyecek noktada!

Demek ki iki ülke arasında, söz gelimi, “sınır ihtilafı”, “Karadeniz’in ortak kullanımı”, “Boğazlar rejimi” gibi “doğrudan” bir mesele yok!

Mesele ne? Üçüncü bir ülke!

Öyleyse, “akıl”, “mantık” devreye sokulur, “reel politika” göz önünde tutulursa, “barış”a ve “çözüm”e ulaşılabilir.

Akıl ve mantık, iki büyük komşunun barışmasını “emrediyor”!

“Reel politik”e gelince, Rusya, Suriye’ye dün veya 30 Eylül 2015’te gelmedi… Rusya-Suriye işbirliğinin 1950’lere uzanan bir mazisi var. Meşhur Tartus Üssü ise 1971’de beri mevcut!

Rusya’nın, Akdeniz‘deki tek üssünden, o üssü kendisine sağlayan devletten vazgeçmesi düşünülebilir mi?

Hayır!

O vakit, bu katı gerçeği görmek, kabul etmek ve içimize sindirmek, en azından “tahammül” göstermek zorundayız.

Peki, Türkiye, Rusya’yla hangi düzlemde “barış”abilir?

Hangi adımı atabilir, nasıl bir pazarlık yapabilir? Pazarlık konusu yapabileceği bir imkân ve kabiliyeti var mı?

Var!

Şu ana kadar ne olduysa oldu…

Şimdi gerçekleri görme, gerçekçi olma ve bilhassa, “millî menfaatler”in gereğini yerine getirme zamanı.

Rusya’ya şöyle bir teklif yapılarak, bir “adım” yaklaşılabilir:

“Biz ‘muhalifleri’ desteklemekten vazgeçelim, siz de PYD’yi desteklemekten vazgeçin”!

Rusya’nın böyle bir teklife sıcak bakacağı kanaatindeyim! Hatta hoşuna bile gidebilir. Çünkü Rusya ve Suriye, Batı‘nın ve Türkiye’nin “muhalifler”i güçlendirmesi neticesinde, onlarla baş edebilmek için PYD ile işbirliği yapmak zorunda kalıyor. “Muhalif” denilen eli silahlı örgütlere“desteğin kesilmesi” durumunda PYD’ye fazla ihtiyaçları kalmayacaktır.

Bu teklifle, Türkiye, Suriye meselesinde “tarafsız” kalacağını ilân edecek, buna karşılık, sınırlarında terörist bir örgütün varlığından, güçlenmesinden kurtulma fırsatını yakalamış olacaktır.

Evet, Türkiye’nin böyle bir “adım” atmasının kolay olmayacağını biliyorum.

Lâkin akıl-mantık ve reel politik, “çözüm budur” diyor!

Böyle bir “antlaşma” gerçekleşirse, hem ülke güvenliği, hem de iki “büyük komşu ülke”nin arasında sağlanacak “dostane ilişkiler” bakımından kazançlarımız paha biçilmez olacaktır.

İsmail Hakkı CENGİZ

(1): Milliyet, 09 Şubat 2016, http://www.milliyet.com.tr/putin-barismak-icin-sartini/dunya/detay/2191587/default.htm

RUSYA DOSYASI : Rusya’yı ve ordusunu doğru tanıyor muyuz ?

“Uçak krizi”yle başlayan, gün geçtikçe tırmanan ve “Halep kuşatması”yla zirveye çıkan gerginlik, Rusya’yı yakından tanımayı zorunlu kılıyor. Bir “Türkiye-Rusya savaşı” ihtimalinden söz ediliyor. Bu ihtimali, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande gibi en yetkili ve ciddi ağızlar dile getiriyor.(1)

NATO üyesi Lüksemburg‘un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, “Türkiye’nin Rusya’yı askerî bir gerginliğe kışkırtması halinde NATO’ya güvenmemesi gerektiğini”söylüyor. Asselborn, “NATO müttefiklerini temsilen konuştuğunu” da ekliyor.(2)

“Savaş” ihtimali zayıf da olsa, bunları, o ihtimale karşı, “kuvvetli” ikazlar olarak görüyorum. Öte yandan, Lüksemburg Dışişleri Bakanı’nın sözlerinde çok dikkat çekici bir bölüm var: “Türkiye’nin Rusya’yı kışkırtması”!

Türkiye, Rusya’yı kışkırtıyor mu? Nasıl kışkırtıyor? “Uçak krizi” üzerinden 3 aya yakın bir süre geçtiğine göre, Asselborn’un kastettiği o olmasa gerek! Peki, neyi kastediyor olabilir? Suriye’nin 40 kilometre içlerine kadar uzanan “topçu ateşi”ni mi?

Bir başka kışkırtıcı unsur Azez kasabası mı?

Türkiye, Başbakan‘ın ağzından, Türk sınırına 7-8 kilometre mesafedeki Azez için, Kasabanın YPG güçlerinin eline geçmesine asla izin verilmeyecek”(3) uyarısında bulundu. Peki, bu nasıl gerçekleşecek? Sadece topçu ateşiyle bu sağlanabilir mi? Çok zor! O vakit, ne yapmak lâzım? Girmek! Şimdilik, Türkiye kendisi girmiyor, Azez’e,”Suriye’li muhalif savaşçıları” gönderiyor. Kaç gündür dile getirilen bu iddiayı, nihayet, tecrübeli ve çok temkinli dış politika yazarı Sami Kohen de köşesine taşıdı: “500 muhalif savaşçının Türkiye’den Azez bölgesine sevkiyatı yapıldı. Bunun artması söz konusu”.(4) Bu da Rusya’yı kışkırtıcı bir unsur sayılabilir mi?

Gerçi, Kohen, aynı yazısında, “Türk Ordusu Suriye’ye girmeyecek” diyor. Gelgelelim, tecrübeli ve temkinli yazarın verdiği güvence benim endişelerimi gidermiyor.

Evet, “düzenli”, “planlı” ve “ilan” edilerek bir “cephe savaşı”na girilmeyeceğini ben de biliyorum. Fakat “gerilim” öyle bir noktaya tırmanabilir ki “kıyamet”in kopması için bir kıvılcım “yeterli” veya “gerekli neden” olabilir!

Meselâ; Suriye’ye sevk edilecek “muhalif savaşçıların sayısının artması söz konusu” ne demek? Türkiye’de daha çok “Suriyeli muhalif savaşçı” var demek! Bunlar”gerekçe” gösterilerek veya bahane edilerek, Suriye tarafından da Türkiye’ye “atış”lar gelebilir mi?

Hadi, iyimserliğimiz üzerimizde olsun ve böyle “direkt” atışların olmayacağını varsayalım… Fakat “Ankara patlaması” gibi hadiselerin artmasından kaygı duymayalım mı? Hatta “can yakıcı” “kaza”ların vaki olabileceğini hiç aklımıza getirmeyelim mi? Elbette “Ankara katliamı”nı Rusya yaptı demiyorum ama böyle eylemler yapabilecek, yaptırabilecek imkân ve kabiliyette olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Dolayısıyla, “gerginliğin” diğer tarafı olan Rusya’yı iyi okumamız lâzım!

“Hasmımız” nasıl bir güç ve bu güç neler yapabilir, doğru hesaplamamız lâzım!

Bölgeye ve dünyaya bakışını, imkân ve kabiliyetlerini iyi bilmemiz, görmemiz lâzım!

Meselâ, “Biz Rusya’nın değil Suriye’nin topraklarını dövüyoruz, bundan Rusya’ya ne? Rusya bundan niçin tahrik olsun?” dersek büyük yanılgıya düşeceğimizi bilmeliyiz. Çünkü Rusya, Tartus Üssü‘ne yerleştiği 1970’lerden beri Suriye’yi kendi toprağı gibi görüyor. 30 Eylül 2015’ten beri ise, bunu anlamayanlara, en yüksek sesle ilan ediyor. Yani, içimize sinse de sinmese de, sınırlarımızın güneyinde bütün ağırlığıyla Rusya var.

“Dış politika, dayandığı askerî güçten daha kuvvetli olamaz”

Putin, Medvedev, Lavrov vd. bir gün gidecek ama Rus Ordusu kalacak. Hatta rejim değişebilir, kuzey komşumuz daha demokratik bir yönetime kavuşabilir… Bu şartta dahi değişmeyen unsur, Rusya Devleti’nin “savaş makinesi”, ordusu olacak.

Aynı durum bizim için de geçerli… Yöneticiler değişecek, ordunun komutanları da değişecek ama devletin belkemiği Silahlı Kuvvetler kalacak.

Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ‘ın, Uluslararası İlişkiler Bölümü‘nün “Strateji ve Güvenlik” ders kitabına girmiş bir makalesi ve onun içinde bir sözü var. Diyor ki Büyükelçi; “Ne kadar yetenekle yürütülürse yürütülsün dış politika dayandığı askerî güçten daha kuvvetli olamaz.”(5)

Rusya, bugün milletlerarası arenada bir şeyler yapıyorsa, bunu elbette devletinin büyük askerî gücüne dayanarak yapabiliyor. Tarihte böyle yaptı, bundan sonra da öyle yapacak.

Bugünlerde, gerek yazılı ve görsel medyada, gerekse sosyal medyada “savaş çığırtkanlığı”na, “vururuz, kırarız, gireriz” gibi kışkırtmalara-alkışlamalara sıkça rastlanıyor. Türkiye’nin “reaktif” (ne demekse?), “atak”, hatta “gözü kara” bir dış politika uyguladığı yazılıp çiziliyor.

Güzel!

Güzel de karşınızdakinin “gözü ak” politika uyguladığını nereden çıkarıyorsunuz? Ya sizden daha “gözü kara”ysa!

Bunu anlamak için yüzlerce yıl öteye gitmeye, derin “analiz”ler yapmaya da hiç hacet yok… Rusya’nın, sadece son 1-2 sene içinde yaptıklarına bakmak yeterli. Meselâ, Suriye’deki “aktivitesi” bir fikir vermiyor mu? Ya Ukrayna’daki hamleleri, hele hele, birkaç saatlik bir oldubittiyle Kırım’ı ilhak edivermesi!

Ne dersiniz? Bunlar az “gözü kara” iş ve eylemler mi?

“Barış” her iki ülkenin de menfaatinedir

“Uçak krizi”yle başlayan gerginliğin sonucu ortada:

Her iki ülkenin de ekonomik, sosyal ve kültürel olarak ne kadar zarar gördüğü, görmekte olduğu son derece açık!

Bu zararlara bir de “askerî” boyut eklemek akıl kârı mı?

Böyle bir “çatışma” felaket olmaz mı?

Uluslararası ilişkilerde “duygusallığın”, “takıntı”ların yeri ve anlamı yoktur.

Akıl ve mantık, her iki ülkenin çıkarının da “barış”ta, barışmakta olduğunu âdeta haykırıyor. Bu feryada kulaklarımızı tıkamayalım. Buna kulaklarını tıkayanlar tarih önünde sorumlu olacaklardır. İstenirse, barışmanın şartları oluşturulabilir, yolları bulunabilir. Bizim naçizane bir önerimiz, 17 Şubat 2016 tarihli, “Rusya-Türkiye nasıl barışır?” başlıklı makalemizde mevcuttur.

İsmail Hakkı CENGİZ

(1) http://www.radikal.com.tr/dunya/turkiye-ve-rusya-arasinda-savas-riski-var-1514251/

(2) http://www.hurriyet.com.tr/luksemburgdan-nato-her-halukarda-turkiyeyi-desteklemez-iddiasi-40057619

(3) http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/02/160217_azez_stratejik_onemi

(4) http://www.milliyet.com.tr/savasa-mi-gidiliyor-/dunya/ydetay/2196977/default.htm

(5) Milliyet, 27 Kasım 1994, S.19

RUSYA DOSYASI : Suriye Krizinde Rusya’nın Türk Hava Sahası İhlal i

rus-u%C3%A7aklari-t%C3%BCrkiyeye-girdi-ankara-ayaklandi-rusya-sava%C5%9F-u%C3%A7aklari.jpg

Ortadoğu’da birçok diktatör rejimin devrilmesine yol açan Arap Baharı akımının Suriye’deki rejimi de etkilemeye başlamasıyla birlikte Suriye’de rejime karşı mücadele başlatan gruplar ortaya çıkmıştır. Bu karışıklık ya da mücadele esnasında Irak’ta doğarak gelişen IŞİD terör örgütünün Suriye’de etkili olması ve güneyden kuzeye büyük kesimi kontrol altına alması buradaki krizi bambaşka bir boyuta taşımıştır. 4 yılı aşkın bir süredir devam eden Suriye krizinde, IŞİD terörü ile birlikte ülkede belirsizliğin ve iç savaşın giderek şiddetlenmesi sonucu ortaya çıkan mülteci sorunu, uluslararası kamuoyunda tüm dikkatlerin bu bölgeye dönmesine yol açmıştır. Bu dikkat, IŞID’in yok edilmesi sonrasında ülkede kontolü sağlayacak yönetimin kim olacağı üzerinde anlaşmaya varılamaması ve ABD’den sonra Rusya’nın da aktif olarak sahaya inmesi sonrası güç savaşına dönüşmüştür.

Türkiye, ABD, Avrupa ve S.Arabistan bloğunun Suriye’de Esad’sız bir yönetimin kurulması temel hedefiyle muhaliflere verdikleri destek Rusya,Çin ve İran bloğu ile arasındaki en büyük ayrışmazlık olarak ortaya çıkmıştır. Bu ayrışmazlık iki grubun Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Suriye, Ortadoğu ve Akdeniz’de etkin olma mücadelesine dönüşmeye başlamıştır. Rusya’nın 3-4 Ekim tarihlerinde yaptığı Türk hava sahası ihlali bu mücadelenin eseridir. Bu ihlalin vermek istediği mesajı da ancak Suriye’deki durumu ve Rusya’nın Suriye’deki kazanımlarını kavradıktan sonra anlayabiliriz.

Suriye’deki Mevcut Durum

Suriye’de vukuu bulan iç savaş, muhalefetin parçalı yapısı, yeterli askeri destekten mahrum olması ve Esad rejiminin almış olduğu desteğe rağmen eski gücünü muhafaza edemediği için sonuçlanamamıştır. El-Kaide bağlantılı grupların ortaya çıkması muhalefetin dünya kamuoyundaki imajını zedelemiş, Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) sahadaki etki alanını sınırlandırmıştır. Esad rejimi de el-Kaide bağlantılı gruplara ve PKK/KCK’ya hareket alanı açmış, bu terör örgütlerini dolaylı biçimde muhalefeti zayıflatmak için kullanmıştır. Destek sağlayan ülkelerin farklı grupları öne çıkarma girişimlerinin de etkisiyle Suriyeli muhaliflerin belirginleşen siyasi ve askeri bölünmüşlüğü, muhalefetin Esad rejimi karşısında etkili bir aktöre dönüşmesini engellemiştir. İran, Rusya ve Çin, Esad rejimine verdikleri desteği istikrarlı biçimde sürdürmüş, İran, ÖSO’ya karşı Hizbullah’ı ve Irak’taki Şii milisleri bile seferber etmiştir. Türkiye ise muhalefete sağladığı desteği devam ettirmiş, Ağustos 2011’den beri Beşşar Esad’in iktidardan ayrılması yönündeki politikasını ısrarlı biçimde sürdürmüş, iç savaştan kaçan sığınmacılara sınır kapılarını açık tutmuştur[1].

Ortaya çıkan bu durumun dışında ülkedeki düzensizlikten yararlanarak büyük bir ilerleme kaydeden IŞİD terör örgütü, Suriye’de geniş bir alanı kontrol altına almayı başarmış ve etkili bir güce sahip olmuştur.

Bu bağlamda halen dört grup Suriye’yi kontrol etmeye çalışmaktadır. Hükümet güçleri, Suriye’nin büyük şehirleri ile birlikte merkezini tutarken, muhalif gruplar kuzey ve kuzeydoğuda daha kuvvetlidir. IŞİD ise ülkenin Fırat Nehri koridorunu tutmayı sürdürmekte olup, Kürt güçleri[2] Suriye’nin kuzeyini, Türkiye sınırı boyunca, kontrol etmeye çalışmaktadır[3].

Rusya Niçin Esad Diyor?

Suriye’nin Sovyetler Birliği ve onun devamı olan Rusya için hem jeopolitik konumu açısından hem de ekonomik ilişkiler bakımından önemi çok büyüktür.

Hafız Esad’ın iktidara gelişi ve ülkede Sovyet sistemine benzer sistem oluşturmasıyla ikili ilişkiler gün geçtikçe artmış ve ABD’nin Sovyetleri çevreleme politikası çerçevesinde, Sovyetlerin bu politikayı kırma adına Suriye ile ilişkileri çok önemli olmuştur. Bölgeye giriş açısından anahtar konuma yükselen Suriye, Tartus Limanı’nı Sovyetlere tamir ve yeniden ikmal için kullanmasına müsaade etmesi bu önemi pekiştirmiştir. Nitekim bu liman Rusya’nın şuan için Akdeniz’deki ileri karakolu olarak görev yapmaktadır[4]. Ortadoğu ve Akdeniz’de faaliyetlerini arttıran Rusya’nın Akdeniz’de askeri ve küresel siyasi bir güç olma amacına en çok hizmet edecek projelerden biri olan Tartus Limanı’nın kullanımı, ABD’nin Ortadoğu hakimiyetini dengeleyebilecek stratejilerde Suriye’nin ne kadar önemli bir yer aldığını göstermektedir[5].

Ekonomik ve askeri ilişkiler bakımından ise 2011 yılında 4 milyar dolar civarında imzalanan silah anlaşmasıyla artarak devam eden ilişkiler, Rusya’nın dünya silah ihracatında Suriye’nin payını yüzde 3­7 seviyelerine ulaştırırken, Suriye’nin gerçekleştirdiği silah ithalatındaki Rusya’nın payını yüzde 71 seviyelerine ulaştırmıştır. Rusya Suriye’nin silah ihracatını kontrol etmekle birlikte, askeri araçların yedek parçalarını da karşılamaktadır. Rejimin düşmesi durumunda Rusya, Suriye üzerindeki stratejik üstünlüğünü, bölgedeki varlığını ve silah pazarıyla birlikte Suriye ordusu üzerindeki kontrolünü de kaybetmiş olacaktır[6]. Ayrıca 100 bin civarında Rus vatandaşının Suriye’de yaşamakta olduğu ve Rus şirketlerinin burada 20 milyar dolar civarında ticari bağlantısının olduğu bilinmektedir[7].

Bu jeostratejik ve ekonomik veriler, Rusya’nın kendisine bu imkanı sunan yönetimden vazgeçmeyeceği anlamını taşımaktadır. Ortaya çıkan bu anlam ve kazanımlar, Rusya’nın Türk hava sahası ihlali ile ABD koalisyonunu test etme ve mesaj verme zaruretini ortaya çıkarmıştır.

Türk Hava Sahası İhlalinin Mesajları

Rusya’nın Türk hava sahası ihlali, her ne kadar yapılan açıklamalarda sehven olarak belirtilmiş olsa da aslında Suriye’de varlığının ve etkisinin, Türkiye üzerinden NATO’ya verdiği bir mesajı olarak değerlendirmek gerekmektedir. Çünkü Türkiye’nin 2012 Haziran ayından itibaren değiştirdiği angajman kuralları ile, Güney sınırında herhangi bir taciz hareketini veya sınıra yaklaşan silahlı unsurları tehdit olarak algılaması ve bunları sınırlara yaklaştırmadan önlemesi amaçlanmıştır[8]. Ancak NATO uzmanı Emekli General Ali Er’in açıkladığı gibi 2010 yılında NATO, Lizbon zirvesinde aldığı kararlar neticesinde tüm üyelerinin hava sahasını tek noktadan kontrol eden hava savunma sistemine geçmesi sebebiyle, Rusya’nın ihlal ettiği hava sahasını sadece Türk hava sahası olarak görmek mümkün değildir ve Rus uçakları NATO hava sahasını ihlal etmiştir[9].

NATO’nun, bu ihlalden sonra Türkiye gündemiyle toplanması ve yaptığı açıklamalar ile konuyla bağlantılı olduğunu göstermiştir. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg toplantı öncesinde ve sonrasında yaptığı açıklamalarda yapılan ihlalin kabul edilemez olduğunu, Rusya’nın NATO hava sahasına saygılı olması gerektiğini belirtmiş ve NATO üyelerinin Türkiye’ye desteğinin tam olduğunu, Rusya’yı NATO hava sahasını ihlal ettiği için kınadıklarını bildirmiştir[10].

Rusya’nın Suriye’nin geleceğinin belirlenmesinde sahadaki konumunu güçlendirecek çok sayıda girişimde bulunacağı aşikardır. Bu girişimde bulunabilecek yeterli kazanımlara ve avantajlara sahiptir. Öncelikli olarak, her ne kadar zayıflamış olsa da Suriye’de kabul edilebilir tek güce sahip ve Rus askeri kültürüyle aynı özellikleri taşıyan Esad’ın ordusunun varlığı, İran ve Hizbullah’ın kara harekatına verdiği destek ve en önemlisi de Lazkiye gibi açık bir limana sahip oluşu Rusya’nın lojistik, manevra ve hız yeteneklerini perçinlemektedir[11].

Bu avantajların varlığıyla Rusya, yaptığı ihlal ile öncelikli olarak NATO’ya, sonra da muhalifler ve diğer gruplara hava sahasının kendisine ait olduğu göstermektedir ve Suriye’de işlerin artık tamamen kendi kontrolü altında ilerleyeceği mesajını vermektedir. Nitekim yaptığı hava sahası saldırılarında, IŞİD ile birlikte Amerika koalisyonunun desteklediği muhalifleri de vurması bunu açıkça göstermektedir.

Bunun yanı sıra Türkiye’nin savunduğu güvenli bölge tezinin artık bir değerinin kalmadığını ve uçuşa yasak bölgenin olmayacağını göstermiştir. Bu ise Türkiye’nin hızla kendi sınırında vukuu bulan olaylardan dışlanmasına yol açabilecek gelişmelere hayat verecektir. Güvenli bölge tezinin sonlandırılması, IŞİD terör örgütünün boşaltacağı Suriye’nin kuzey hattının kim tarafından doldurulacağı sorusunu ortaya çıkarmaktadır ki, eğer Kürt grupları tarafından doldurması gerçekleşirse Türkiye’nin Irak ve Suriye güney sınırının tamamen Kürt gruplarından oluşmasına sebep olacaktır.

Ayrıca Rusya, NATO’ya karşı artık güç olduğunu göstermek ve Rusya’nın dünya kamuoyunda itibarının yükseltmek amacını da hedeflemiştir. Bu bağlamda müttefiki Suriye’ye yaptığı yardım ve gösterdiği güç, kendi yanında olan diğer yönetimlere onların her türlü yardımlarına koşacağının mesajını vermektedir.

[1] Irak ve Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’ye etkileri, Bilge Adamlar Kurulu Raporu, Rapor No:65, Bilgesam Yayınları, Ankara, Nisan 2015, ss. 16.

[2] Kürt güçleri olarak ortaya çıkan güç, PKK’nın kuzey Suriye’de örgütlenme ve burada meşrutiyet kazanma çabaları olarak şekillendirdiği PYD yapılanmasıdır. PKK terör örgütü, kuruluşundan itibaren Suriye’nin kuzeyini Orta Doğu’da planladığı bağımsız devletin sınırlarına dâhil etmeyi hedeflemiş, Hafız Esad iktidarının sağladığı himaye örgütün bu ülkede faaliyet göstermesini sağlamıştır. Örgüt, 1990’lı yıllarda özellikle finansman ve militan elde etmek için Suriyeli Kürtlere yönelik yoğun bir propaganda yürütmüş, dağ kadrosunun bir kısmını bu bölgedeki çocuk ve gençlerden oluşturmuştur. 1999’da Öcalan’ın yakalanmasının ardından yapısal değişikliklere giden PKK, 2002’deki 8. Kongresinde teröristbaşının avukatları aracılığıyla gönderdiği talimatlar doğrultusunda Suriye’de örgütlenme kararı almıştır. Örgüt bu kararın ardından 17 Ekim 2003 tarihinde PYD’nin (Parti Yekitiya Demokrat-Demokratik Birlik Partisi) kuruluşunu ilan etmiş, müteakip günlerde örgüte müzahir medya ile örgütün Türkiye ve Avrupa’daki uzantıları PYD’nin kuruluşuyla ilgili propaganda amaçlı yayınlar yapmıştır. Bu dönemde Ankara-Şam ilişkilerindeki olumlu gelişmelere rağmen örgüt, Suriye’nin kuzeyindeki faaliyetlerini PYD adı altında sürdürmeye devam etmiştir. Bilgi için bakınız: Irak ve Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’ye etkileri, Bilge Adamlar Kurulu Raporu, Rapor No:65, ss.25.

[3]U.S.and Russian Air strikes in Syria Show Divergent Strategies, http://www.nytimes.com/interactive/2015/09/30/world/middleeast/syria-control-map-isis-rebelsairstrikes.html#compare-strikes.

[4] Ishaan Tharoor, Why Russia is in Syria, www.washingtonpost.com/news/worldviews/wp/2015/09/11/why-russia-is-in-syria/

[5] Muhittin Ataman, Suriye’de İktidar Mücadelesi: Baas Rejimi, Toplumsal Talepler ve Uluslararası Toplumlar, ss. 23.

[6] Seda Türkoğlu, Suriye, Rusya için neden önemli?, http://www.sozcu.com.tr/2015/dunya/suriye-rusya-icin-neden-onemli-952597/

[7] Ishaan Tharoor, Why Russia is in Syria.

[8] 2012 yılında değiştirilen angajman kuralları neleri kapsıyor?, http://t24.com.tr/haber/2012-yilinda-degistirilen-angajman-kurallari-neleri-kapsiyor,303829

[9] Zeynep Gürcanlı, NATO uzmanı emekli generalden çarpıcı yorum, 6 Ekim 2015, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/30244715.asp.

[10] NATO Secretary General expresses solidarity with Turkey following Russian air space violation, http://www.nato.int/cps/en/natohq/opinions_123395.htm.

[11] Nihat Ali Özcan, Suriye ve ‘askeri haritada’ yer kapma, Milliyet Gazetesi, 06.10.2015.

RUSYA DOSYASI : Uçağın Düşürülmesinin Ardından Rusya’nın Tu tumu

1(18).jpg

Rus savaş uçağının düşürülmesini müteakip yapılan açıklamalara bakıldığında, hem Türkiye ve hem de Rusya tarafından verilen beyanatlarda bir taraftan yumuşama sinyalleri verilirken diğer taraftan da kendi haklılıklarını ileri süren iddialara şahit olmaktayız. Bu açıklamalarda Türkiye’nin uluslararası kural ve diplomasi adabına uygun bir yaklaşım sergilediği açıkça görülmesine rağmen, Rusya’nın hiç hazırlıklı olmadığı bir durumla karşılaşmanın şaşkınlığıyla ne yapacağını bilemez halde, birbiriyle çelişen ve her dakika yeni bir yaklaşım ortaya koyan açıklamaları dünya kamuoyunda kaygı ile izlenmektedir.

Aşağıdaki değerlendirmede konu düşürülme hadisesinden sonra Rusya’nın yaklaşımı açısından ele alınacaktır.

Uçağın düşürülmesinin ardından Rusya tarafından yapılan açıklamalarda uçağın hava sahasını ihlal etmediği iddiası NATO ve ABD’nin ihlal olmuştur teyidi ile gündemden düşmüş ve yerini yumuşama sinyalleri ile birlikte bir takım talep ve buna bağlı tehditlere dönüşmeye başlamıştır.

Rusya ilk aşamada Türkiye’yi ISID’ı destekleyen bir ülke olarak suçlamış ve ilk tepki olarak Türkiye Suriye sınır kapısındaki yardım TIR’larını bombalayarak hırsını almaya çalışmıştır. Bu harekat ile Türkiye’nin ABD ile tesis etmeye çalıştığı 98 km.lik “güvelik bölgesinin” kendisi tarafından dikkate alınmadığını vurgulamak istemiştir. ABD ise bu darbeye karşı herhangi bir tedbir göstermekten uzak bir tutum izlemiştir. Bunun hemen sonrasında Moskova kendisini mağdur konuma sokarak, çıkan krizi fırsata dönüştürmeyi bilmiştir. Fırsattan süratle istifade ederek, Lazkiye yakınındaki hava limanına S-300, S-400 karadan-havaya savunma sistemlerini ve Tartus limanına yine bu füzelerin yüklü olduğu gemileri konuşlandırmıştır. Ayrıca havalimanına ilave bombardıman ve savaş uçakları getirmek suretiyle bölgedeki varlığını güçlendirmiştir. Görüldüğü kadarı ile Rusya Suriye’de ki varlığını oldukça güçlendirmiş ve bölgede ABD’nin sahip olmadığı ciddi bir askeri güç haline gelmiştir. Bu ana kadar ABD ve AB’den herhangi bir tepki gelmemesi özellikle ABD ve Rusya arasında gizli bir mutabakatın varlığı konusunda şüphe oluşturmaktadır.

Bu durum Türkiye açısından ciddi açmazlar yaratacak gibi görünmektedir. Bunlardan en önemlisi yukarıda bahsettiğimiz “güvenlik bölgesinin” tesisinde ciddi çatlak oluştuğu konusudur. Bu aşamada ABD olaya el atarak, Türkiye ile birlikteliğini ilan etmez ise, Ankara’nın bu girişimi teşebbüs olmaktan ileri gidemeyecektir. Bundan sonraki dönemde ise, Türkiye’nin ılımlı muhalif ve Türkmenlere yardım TIR’larını göndermesi oldukça zora girecektir.

Bütün bu olanlara seyirci kalan ABD’nin oyunda gittikçe devre dışı kalan bir konuma düştüğü görülmektedir. Rusya Suriye’ye yaptığı fiili müdahale ve Esad rejimini destekle bir taraftan ADB ve AB meydan okurken, diğer taraftan dikkatleri Ukrayna krizinden çekmeyi başarmış ve Kırım işgalini meşru bir konuma sokmuştur. Bütün bunların yanında ABD’ne ve dünyaya Rusya’nın büyük devlet olduğu, ambargolardan etkilenmeyeceği imajını vermeye çalışmıştır.

Bütün bu haleti ruhiye içinde olan Rusya uçağın düşmesi ile şaşkınlık içine düşmüştür. Gelinen noktada Türkiye ile krizi tırmandırmayacağını belirtirken, Devlet Başkanı Putin özür ve tazminat beklediklerini ifade etmiştir. Bu ifadeler Moskova’nın hiçbir şekilde kendi haksızlığı konusunda ikna olma niyetinde olmadığının açık bir yansımasıdır. Diplomatik olarak, ambargo uygulanmayacağı açıklanmasından bir süre sonra, müşterek faaliyetlerin dondurulacağı, askıya alınacağının belirtilmesi devlet adabına uymayan bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Moskova Türk Büyükelçiliği’nin taşlanması ve Türk iş adamlarının enterne edilmesi, alıkonulması ve kötü muamele yapılması Moskova’nın söyledikleri ile yaptıklarının birbiriyle uyumdan son derece uzak olduğunu, zorbalığın devlet adabına hakim olduğunu vurgulamaktadır.

Gelinen aşamada Rusya’nın Suriye’de yeni silah sistem, uçak ve gemileri konuşlandırmasıyla Orta Doğu’da geri dönüşü olmayan bir toprak işgaline niyetli olduğunu belirtmek tarihi gerçekler değerlendirildiğinde yanlış bir yaklaşım olmayacaktır. Bu suretle yeniden iki kutuplu yapılanma dünyanın enerji kaynakları üzerinde olarak Rusya’nın süper güç konumunu kazandığı iddiasıyla gerçekleşme yoluna girmiştir. Bu yapılanma sırasında ABD ve Avrupa’nın tutumu çok önemlidir. Bu konuda ilk karşı çıkış Türkiye’den hava sahası ihlali karşılığı olarak gelmiştir.