Etiket arşivi: RAHİM ER

SURİYE DOSYASI /// RAHİM ER : İki Vazgeçilmez Varlığımız; Türkmen Dağı ve Halep

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

Ateşkes, Washington ve Moskova arasında akdedilen bir anlaşmayla birdenbire ve hayli anlaşılmaz şekilde başladı. Bu anlaşma, ilk günden itibaren inandırıcı gelmedi. Arkasında birtakım hesaplar olduğu sezilmekteydi. Nitekim Suriye rejim güçleri, Türkmen Dağı’nı vurmaktan geri durmadılar. Rusya ve Hizbullah üzerinden İran onları desteklemeye devam etmekte.

Çarpıklık orada da kalmadı. Şimdi daha şaşırtıcı bir haber ortaya çıkmış vaziyette.

İddiaya göre ABD, Suriye için yeni bir harita çizmiş. Bu harita, el altından dolaşmaktaymış. Suriye 3 parçaya bölünmekteymiş. Bu üç parçadan biri Kuzey Suriye’dir. Fırat’ın doğusu PYD’ye bırakılmaktadır. Batıdaki Afrin kantonu da doğuya bağlanmakta. Ayrıca ve daha dikkat çekici olarak Afrin ile Cerablus güneyden ince bir hatla birbirine irtibatlanmaktadır.

Batı Suriye, Esad rejimine yani Nusayrilere terk ediliyor. Ancak Halep ve Türkmen Dağı da ikram edilmektedir.

Muhaliflere yalnızca Cerablus ile Azez arasında 16 km derinliğindeki bir coğrafya ile İdlib kalmaktadır. DAEŞ’in elindeki topraklara ilişilmemekte.

Bu malumatı şöylece tahlil etmek mümkündür:

ABD I. Dünya Harbi’nden bu yana orta doğuda ilk defa kendi çizdiği haritayı hayata geçirme peşindedir. Böylece Kuzey Suriye, esasında kendi kontrolüne geçtiği gibi Kuzey Irak petrolünü Akdeniz’e ulaştırma şansı da doğabilecektir. Sonraki adım buna dair bir çalışma olur. Washington Hükümeti, kendi millî menfaatleri uğruna terörist dediği bir örgütün parçası olan bir diğer örgütle anlaşmaya gitmiş olmaktadır. Azez’le Cerablus’un güneyinden geçen sınır hem Kürtlere teminat ve hem de petrol için güzergâh olabilir.

Batı Suriye’nin rejime bırakılması, Rusya’nın kara ve deniz üslerini muhafaza etmesine imkân verdiği için Moskova’ya sus payıdır. Halep ve Türkmen Dağı’nın rejime bırakılması ise Beşar Esad ve idaresine “sesini çıkartma!” demektir.

Bu harita böylece hayata geçerse Türkmenler ve muhalifler dışında herkes kazançlı çıkar. Güya Cerablus, Azez arası kapanmamıştır. Fakat Afrin alttan doğu yakası ile bütünleşmektedir. Muhalifler güneyden kuşatıldığı gibi Türkiye de güneyden ablukaya alınmaktadır.

DAEŞ’e dokunulmaması dikkat çekicidir. Rusya’nın orta doğu ve Akdeniz’deki varlığı âdeta Beyazsaray tarafından tahkim edilmektedir.

Amerika, böyle bir haritanın peşine düşecek kadar hesap bilmez midir? İddianın gerçek dışı olmasını temenni ederiz. Türkiye, Halep ve Türkmen Dağı’nın rejime verilmesine razı olmayacağı gibi Azez ve Cerablus’un haritayı tepetaklak ederek birleştirilmesine de müsaade etmez. Güney hudutlarının kapatılmasına ise hiç müsaade etmez.

Bu haritanın müzakere ve pazarlıkta gündeme alınması, Türkiye’nin Halep, Türkmen Dağı ve Afrin’i de içine alan Türkmen Devleti’ni tanıma hukukunu doğurur.

Reklamlar

SURİYE DOSYASI /// RAHİM ER : Zora Dağlar Dayanmaz

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

Suriye’de göklerden ateş yağar, yer yerinden oynarken ABD ve RF dışişleri bakanları John Kerry ve Sergey Lavrov, telefonla görüştüler. Ardından bir daha görüştüler. Onları Rus ve Amerikan başkanlarının görüşmeleri takip etmekte. Konu, DAEŞ hariç ateşkesi sağlamak, çarpışmaları durdurmak.

O zaman şu soru nasıl sorulmaz?

-Bu iş mademki bu kadar basitti, Münih’te üstünkörü bir toplantı ve ardından da iki dışişleri bakanı ve iki devlet başkanının telefonla konuşmasıyla halledilecek gibi idiyse mezalim neden bugüne kadar seyredildi? Neden yarım milyon insanın ölmesi, 10 milyon insanın mülteci durumuna düşmesi, yüzlerce sayıdaki mültecinin Akdeniz ve Ege sularında boğulması beklendi?

Bu sorunun belki de günümüzde karşılığı olmayacaktır. Ne “Arap Baharı”nın gelmesi, ne DAEŞ diye bir muammanın ortaya çıkması ve ne de Muhalifler Esad’ı sıkıştırmışken Rusya’nın birden devreye girip zalime can suyu vermesi hep tuhaftır, izahsızdır ve karanlıktır.

Barack Obama ve Vladimir Putin, en son BM’de buluşmuşlardı. Dünyanın bildiği bu iki liderin temsil ettiği devletlerin yekdiğerine muhalifliğidir. Ama iki devlet reisinin BM’de tokalaşmalarından hemen sonra Rusya, “DAEŞ’le mücadele edeceğiz!” bahanesiyle Suriye’ye daldı. Ancak DAEŞ’i değil, rejim muhalifleri ve Bayır-Bucak Türkmenlerini bombaladı.

Rusya, İran, Suriye rejimi müttefik olmuştu. Amerika ise Rusya ile üstü örtülü müttefik hâline gelmişti. YPG Amerika’ya kara ordusu gibi yakındı. Bir tek Almanya bizimle birlikte hareket ediyordu. Bir de Suudi Arabistan sayılabilir. Fakat bu iki devlet de ihtiyatla yaklaşacağımız konumdadır. İttihadçılar, Almanya’nın Türkiye üzerinden Orta Asya ve Uzak Doğuya açılabilmesi için Almanya uğruna, bir imparatorluğu harcadığı unutulamaz. Suudilerse imparatorluğa silah çekmiş, İngilizlerle bize karşı ortak hareket etmişlerdi. Dahası DAEŞ’i besleyen selefi itikat Vehhabi kökten kaynaklanmakta.

Bütün bunlar yaşanırken değişik şehirlerimizde terör saldırıları olmaktaydı. En son olarak önce Sultanahmet’te DAEŞ saldırısı meydana geldi. Ölümler yaşandı. Sonra Ankara’da YPG saldırısıyla yine ölümler yaşandı. Fakat kimse taziye için evimizin kapısını çalmadı. Çünkü ölenler Fransız, İngiliz Alman vs değildi.

Ne yapılırsa yapılsın, kimin hesabı ne olursa olsun Türkiye, hadiselerin seyircisi olmadı. Teröre de baskılara da papuç bırakmadı. Rusya, uçağını düşürtmek için bize sataştıysa lazım gelen yapıldı. PYD ummadığı şekilde bombalandı ve bombalanıyor. Dost ve düşman kararlılığımızı gördü. İçerde Barış Süreci için en insani duruş sergilenmiş fakat ihanet görülmüştü. Bu ihanet cezalandırıldı. Dışarıda Amerika’dan yüz bulanlar taarruz edince onlar da cezalandırıldılar.

Mültecilere, mazlumlara şefkatle kucak açılırken zalimlere, hainlere, teröristlere de Osmanlı Tokadı indiriliyordu.

Rusya’nın şantajları, ithalatı durdurma tehditleri, turist göndermeme baskılarıyla Avrupa ve Amerika’nın samimiyetsiz davranışları, hatta BM’nin münasebetsizlikleri ile NATO’nun gamsızlığı Türkiye’yi vakur duruşundan caydıramadı.

Aksine.. CB Recep Tayyip Erdoğan:
-Meşru müdafaa hakkımızı kullanıyoruz. Karşımıza kim çıkarsa çıksın gereğini yaparız! İcabında angajman kurallarının sınırlarını genişletiriz! diyerek en net tavrı ortaya koydu. Bizim tavizsiz, kararlı ve cesur tavrımız, savaşı başlatanları barışa mecbur etmiştir.

GÜNDEM ANALİZİ /// RAHİM ER : Yirminci Asır Dünyasının Çöküşü

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

Bölgemizde seyreden bu şiddetli deniz dalgasının daha uzunca bir süre devam edeceği ve bir çok boğulmaya yol açacağı anlaşılıyor. Çok batan olacak ve çok şey değişecektir…

Yirminci asır aklı, yirminci asır müesseseleri, yirmi birinci asır şartlarını karşılayamamakta. Yirminci asır aklı, Fransız ihtilalinden gelen maddeci akıldır. Onu besleyen de sömürgeci, muhteris ve bencil anlayış. Nerede kaldı 1789’un meşhur sloganları Hürriyet, Musavat ve Uhuvvet? Vahşi Batı’nın tutsak ettiği doğu milletleri için bunlar sadece birer yalandır. Hürriyet, eşitlik, kardeşlik diye gelip alınabilecek ne varsa alıp götürdüler.

BM/Birleşmiş Milletler, NATO/Kuzey Atlantik Paktı ve AB/Avrupa Birliği, birer yirminci asır kurumudur. Birinci Dünya Harbi, sanayileşmenin sonucudur. Motor diye bir canavar bulunmuştu. Bu canavar petrol denen karasu ile susuzluğa kanacaktı. Bu sebeple Vahşi Batı, “bir damla petrol, bir damla kan!” diyerek, bölgemiz İslâm topraklarına saldırdı. I. Dünya Harbiyle II. Dünya Harbi arasındaki dönem âdeta bir mütareke/ateşkes süresidir. Çarlık Rusyası, Osmanlı Türkiyesi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya ve uzaklarda Japonya devre dışı kalmış, sahneye Çarlık Rusyası yerine SSCB/Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, İngiltere yerine ABD/Amerika Birleşik Devletleri çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğundan ise arkaya boşluk kalmıştı. İslâm âlemi artık sahipsizdi. Türkiye, İran ve bütün Orta Şark ve Kuzey Afrika Anglo-Amerikan güdümdedir.

Yeni kurulan bu dünyada imparatorluklar devri kapanmış, üniter devletler devri başlamıştı. Bir şey daha perde açmıştı, Soğuk Savaş. Ve fakat bir başka şekilde bakınca da şu bir gerçekti. Kendini müstakil zanneden üniter/millî devletler esasta vesayet altındadır. Adı konmamış müstemlekelerdir. Diğer taraftan imparatorluklar şekil değiştirmiştir. SSCB ve ABD yeni imparatorluklardır.

Yirminci asrın birinci yarısı tamamen savaş zamanıdır. Değişimler ve devlet ve müesseseler bu dönemle birlikte kan, barut, bomba, petrol ve sömürme ihtirası içinden çıkmıştır. Bu yapıda SSCB hem beklenmedik şekilde sahaya girmekle ve hem de beklenmeyen bir zamanda sahadan çekilmekle senaryoları alt-üst etti. SSCB, pusulanın diğer ucuydu. Bu ucunun kopmasıyla diğer uç ABD manyetik dalgalar etkisinde savrulur oldu.

İran, 1979 İnkılabıyla kendine mahsus bir yol haritası çizmeye çalıştı. 2016 senesine kadar ambargoya maruz kaldı. Türkiye, 3 Kasım 2002’de Öze Dönüş İnkılabı’nı başlattı. Yeni çar Putin’in iktidara gelişi de aşağı-yukarı eş zamanlıdır. Böylece bu bölgede hesap dışı olarak yeni şeyler oluyordu. Yeni Osmanlı Türkiyesi, yeni Çarlık Rusyası ve yeni Persler.

Bunlar yaşanırken ABD, yeni şartlara intibak edememiştir. BM, NATO ve AB ise zamanın gerisinde kaldı. Perdenin arkasındaysa rolünü Washington’a kaptırmayı içine hiç sindirmemiş Britanya İmparatorluğu var. Bir de Nil Nehri’nden Fırat Nehri’ne dek Benî İsrail imparatorluğu inşa etmek isteyen Tel Aviv.

Yirminci asır, olanca varlıklarıyla yirmi birinci asrın ilk çeyreğine doğru çökmekte. Takvim değişimi asıl yeni başlamakta. Gelecek vakitlerde yeni şekillenmeler ve farklı haritalar doğacağı şüphesiz. I. Dünya haritaları bitmekte. Hesaplaşma çağındayız. Yeni bir dünya kuruluyor. Bu savaş, onun sesidir. Terör saldırıları dikkatimizi dağıtmak içindir. Büyük düşünce, yerli yerince akıl ve büyük adım dengesini iyi kurmalı.

GÜNDEM ANALİZİ /// RAHİM ER : Yaşasın Büyük ve Kudretli Türkiye !!!

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

28 şehit vermemize yol açan Ankara’daki terör saldırısı üzerine dün çıkan gazetelerden ikisi “devletin kalbine bomba!” diye başlık atmışlardı. Bunlar, MİT tırlarını durdurup MİT elemanlarına silah doğrultan PDY’nin ana gazetesi ve genel yayın müdürü 3.5 milyon lira alma karşılığı MİT tırları haberini yaptığı iddia edilen gazetedir. Bu ne pişkinliktir böyle. Sanki bu neticede hisseleri yokmuş gibi gazetecilik yapıyorlar. Eğer, MİT bir başka istihbarat ağına dönüşmüş yapı tarafından büyük ölçüde ele geçirilmeseydi, devlet sırları sorumsuz manşetlerle ortalığa saçılmasaydı, MİT’in Bayır-Bucak Türkmenlerine silah ve yardım götürmesi engellenmeseydi bugün vaziyet böyle mi olurdu?

Başbakan Ahmet Davutoğlu, intihar bombacısının bir YPG militanı olduğunu hüviyet bilgilerini de vererek açıkladı. Eldeki delillere göre YPG ve PKK bu eylemi birlikte tertiplemişler. Bu zaten kat’i idi ama bir de resmen doğrulandı. Nitekim bölücü örgüt dün de Diyarbakır’da yol infilak ettirerek 6 askerimizi daha şehit vermemize sebep oldu.

Bu kanlı ve gaddar terör saldırıları üzerine değişik başkentlerden taziye ve kınama haberleri geldi. Onlara bakınca insanın acı bir tebessümle “Beşar Esad, ayıp etmiş, O, neden kınamıyor?” diyesi geliyor.
Neden denmesin ki?

Washington, inat ve ısrarla “PYD terör örgütü değildir!” deyip durdu. PYD’yi stratejik ortak saydı. Bu örgütle onu kuran PKK’yı ayrı telakki etme gafletine düştü. PYD’nin silahlı milis gücü YPG’yi kendi askerlerini korumak adına DAEŞ’e karşı kara gücü olarak kullandı. Onlara silah yardımı yaptı. Bu tavrı üzerinden Ankara ile kibarca kavga etti. Şimdi ise vaki saldırıları kuvvetli şekilde kınamaktaymış. ABD ile Türkiye’nin stratejik ortaklığı kuvvetlendirilecekmiş. Adama “sabah şerifler hayrolsun” demezler mi? Bu nasıl dünya devleti siyasetidir. Esen rüzgâra göre şekillenen siyasetten kime ne fayda gelir, nasıl inandırıcı olur?

Kınayan, taziye gönderen hatta ailelerin acılarını paylaşan merkezlerden biri de Putin Moskovası. Sanki YPG ile ortak hareket eden, tanrı tanımaz bir fütursuzlukla Muhalifleri, Bayır-Bucak vatanseverlerini bombalayan, sivilleri öldüren, mektepleri, hastaneleri harabeye çeviren başkasıymış gibi şimdi de böylesi bir duygu sömürüsü yapılmakta.

Kim PKK, PYD ve YPG’ye sahip çıkıyor, ortak çalışıyor ve hele hele silah satıyorsa bu katliamda onların dahli, payı ve vebali vardır. Bir ara yazılmıştı. Adı geçen bölücü örgüte 50 civarında devlet, silah satmaktaymış. O para tapar hükümetlerle Beşar Esad rejimi, memleketimizde daha evvel yapılmış önceki gün ve dün yapılan ve bundan sonra yapılacak olan bütün cinayetlerin ortağıdır. Sadece katillerin silah tedarikçisi devletler değil, terör örgütleriyle Suriye’de katliama, Sünni soykırıma seyirci kalan BM, BMGK ve NATO da cinayetlerden mes’uldür.

Ankara, samimiyetsiz taziye telgraflarını sahiplerine iade etseydi hiç de yanlış yapmamış olurdu.

Üzerinde durulması şart olan bir hayati mevzu daha var:

Saldırı, Çarşamba akşamı 18.31’de vuku buldu, Başbakan fail ve failleri bütün malumatıyla birlikte Perşembe sabahı açıkladı. Bunları sn Başbakan, bizzat, iz takip ederek yapmadı. Devletin istihbarat varlıkları buldular.

Bu yüksek bir muvaffakiyettir.

Fakat buna rağmen “bade harab’il Basra!” deme hakkımız yok mu? Var. Zira istihbarat, esas itibariyle önleyici bir tedbir faaliyetidir, hadiselerin arkasından gitmez. Evet; MİT başta olmak üzere malûm paralel yapı, bir çok kurum gibi bu kurumlarımıza da büyük ziyan verdi. Bu doğru lakin hâlâ mı oradayız? Acilen MİT, emniyet, jandarma ve genelkurmay istihbaratı elden, gözden geçirilmeli, eksikleri tamamlanmalıdır.

Çünkü:

Saldırılar, Kandil, Sur, Cizre, Silopi temizlikleriyle, Esad zulmüyle mücadele, Bayır-Bucak Türkmenleri ve Muhaliflere destek ve hudutlarımıza tecavüz eden YPG’ye fırtına obüsleriyle atılan bombalara karşı intikam saikiyle yapılmaktadır. Bundan dolayıdır ki Kürtçü zihniyetin meclisteki partisi ortak bildiriyi imzalamayarak TBMM’nin iradesini sakatlamıştır.

Kalkınmamız devam ettikçe riyakârlıkların beslediği saldırı ve ihanetler durmayacaktır. Cephede karşımıza çıkamayanlar, böylesi âciz ve korkak tuzaklar kuracaklardır.

Ufuklara doğru birlikte haykırma günüdür:

-Yaşasın Büyük ve Kudretli Türkiye!!!

NATO DOSYASI /// RAHİM ER : NATO’nun Kılı Kıpırdamıyor !

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

Gerçekleri, insaf ve vicdan sahibi Rusları hariç tutarak, o dünya çapında büyük romanlara imza atmış insanları kasdetmeden söylüyoruz… Ruslar, Putin’in şahsında “moskof” taraflarını yeniden hatırladılar. Doğrusu Putin, kendini iyi saklamış, iyi rol yapmış!..

SSCB 1989’da dağıldıktan sonra Ruslarla can-ciğer olduk. Sanki asıl Berlin Duvarı, bizimle onlar arasında varmış da yıkılınca iki taraf da birbirine koştu. 1990’lardan 2016’ya kadar tam 25 sene Türkiye ve Rusya çok sıkı ve samimi bir ortaklığa girdiler. Çok sayıda evlilik oldu. Müteahhitlerimiz, Rus şehirlerini inşa ediyor, Ruslar önce Bavul Ticaretiyle sonra ithalatla bir çok ihtiyaçlarını bizden karşılıyor, turizm yoluyla bazı kasabalarımız Rus kentlerine dönüyordu. İki devlet de iki millet de yekdiğerinden istifade etmekteydi.

Bunlar olurken eminiz ki çok insan, bir atasözümüzü içten içe sorgulamıştır. Ceddimiz, “ayıdan post, moskoftan dost olmaz!!!” demişti. Gelişmeler karşısında kafalar karışmış, sanki sözün hükmü kalmamıştı. İşte pekâlâ dost olmuştuk. Demek ki atalarımız yanılmışlar… Bugün görüyoruz ki yanılan o azîz atalarımız değil, bizmişiz.

Moskof, fırsatını bulunca yine moskofluğa başladı. Önce Gürcistan’a musallat oldu. Sonra Ukrayna’ya gözyaşı döktürdü. Ardından Kırım’ı ilhak etti. Bunları yaparken biz de dahil olmak üzere dünya, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” havasındaydı. Halbuki engerek yılanı, günü geldiğinde sokulması gerekenleri sokacaktı. Suriye’nin Amerika’nın marifetiyle kaosa sürüklenmesi işine çok yaradı. Adı geçen ülke iyice karışıp keskin hatlarla kamplara ayrılınca “DAEŞ’e müdahale edeceğim!” yalanıyla Suriye’ye girip Beşar Esad’ın babasından devraldığı Rus mandacılığı teslimiyetini korumak için muhaliflerle Türkmenleri vurmaya başladı.

Ruslar, Akdeniz’den neredeyse çekilmişken vahim Amerikan hataları O’nu sadece Orta Doğu’ya değil, Akdeniz’e de taşıdı. Arap Baharı riyakârlığı ve DAEŞ sihirbazlığı bunu yapanları, hesap etmedikleri bir yere sürükledi.

Washington, güya PYD’yi PKK’dan ayıracak ve kendi kara gücü olarak kullanacaktı. Havadan bir kaç balya silah atmakla ateist/marksist ve Amerika’ya küfürbâz bir örgütü, elinin altında kuzuya çevireceğini sanma gafletindeydi. PYD/YPG Esad’la anlaşmakla kalmadı fiilen Rusya’nın kara gücü oldu. Washington, ham hayaller peşinde. Beyazsaray, Pentagon, Amerikan hariciyesi, hem bir ülkeye dair projeleri hayata geçirmek ve hem de “tatlı canımız incinmesin” havasında. İlk günden Nobel Barış Ödülü’ne mahkûm edilen B.H. Obama, “barış ödülü alıp savaş adamı oldu!” denmesin diye hep ayranı üfleyerek içti. Şüphe edilmesin ki Barack Obama’yı da aşan başka bir sinsi akıl devrede. DAEŞ balonunu kim ürettiyse o aklı üreten merkezler de onlar olmalı.

Bugün Suriye’de sivil katliamı ve Sünni soykırımı yaşanmakta. Rus jetleri, DAEŞ militanlarına dokunmazken sivilleri, hastaneleri, okulları yani kadın, yaşlı ve çocukları katletmektedir. Özi Kalesi katliamı, 1944 Kırım ve Ahıska zulümleri tekrar etmekte. Bunun bir adım sonrasında Stalin gibi Kars, Ardahan ve Boğazları Türkiye’den istemek ve Azerbaycan’la Gürcistan’ı bir kere daha işgal vardır. Zaten bu moskof hıncının arkasında en kıymetli yatırımımız iken bir türlü başlanmayan Kanal İstanbul’a duyulan öfke yoktur denemez.

Putin-Medvedev maceraperestleri, Stalin’in, SSCB’nin yapamadığını yapma peşindeler. AB ve ABD’nin ufuksuz ve dostlarını yarı yolda bırakan politikaları Moskof’u orta doğuya indirdi, Karadeniz ve Akdeniz neredeyse Rus gölü olacak.

Öyleyse soru şudur:
NATO niçin kuruldu ve kime karşı kuruldu?
O NATO bugün böyle bir facia yaşanırken neden seyircidir?

TÜRKMEN DOSYASI /// RAHİM ER : Suriye Türkmen Devleti

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

“KSTC/Kuzey Suriye Türkmen Cumhuriyeti” teklifini daha evvel ilgili makamlara yapmış, birkaç kere de kaleme almıştık. Son yaşanan hadiselerin bu noktaya doğru gittiği görülmekte. Bugün Suriye’de Türkiye’ye karşı olan 3 devlet, bir Genel Valilik ve 3 terör örgütü var. Rusya, İran, ABD, Nusayri Genel Valiliği, PYD, PKK, DAEŞ.

Amerika, Rusya, İran, PKK/PYD-YPG’nin hepsi DAEŞ’e karşılar.

Suriye rejiminin hâliyle karşı olması gerekir. Zira Irak’la birlikte Suriye’de bir kısım topraklarını ele geçirmiş vaziyette. Türkiye de DAEŞ’e karşı. DAEŞ, Türkiye’nin Urfa, Diyarbakır, Ankara gibi değişik vilayetlerde vatandaşlarımıza büyük ziyanlar verdi.

Rusya ve İran, Nusayri Suriyesinin dost ve ortakları. Amerika, bir kere daha beceriksizleri oynamakta. ABD savunma bakanlığı ve dışişleri gibi devlet kurumları arasında Suriye mevzuunda ciddi fikir ayrılıkları var. PYD/YPG’yi stratejik ortak sayma şaşkınlığına düştüğü gibi ona silah yardımı da yapmaktadır

Burada tarafların türlü maksatları var:

ABD:

Kürt petrolünü Türkiye’nin elinden alarak Akdeniz’e indirmek istemektedir. Güney hududumuzu baştan başa kapatacak sosyalist bir Kürt devletinin hayata geçmesi petrol rüyasını hakikat kılacaktır. Anlaşılıyor ki artık lafı edilmeyen Arap Baharı denen felaket, Suriye’ye bunun için musallat edilmiştir. Marksist-Leninist Kürtlerle Rusya’dan önce Amerika işbirliğine gitmiştir.

Rusya:

Doğan fırsattan istifade ederken Akdeniz’e tamamiyle yerleşmek istemektedir. Beklemiş, saha iyice karışınca “DAEŞ’le mücadele edeceğim” diyerek Suriye’yi işgal etmiştir. Komediye bakmalı ki “soğuk savaş günlerine dönme tehlikesi”nden Medvedev söz etmektedir. En son olarak da Putin Obama’yı arayarak DAEŞ’e karşı ortak mücadele teklifinde bulundu. Bu nevzuhur örgüt, nasıl inanılmaz bir süperler süperi güç ki, ABD, RF/Rusya Federasyonu, İran ve AB ile beraber daha sürüyle devlet uğraştığı hâlde zerrece sarsılmamaktadır?

İran:

Bölgeye “ideolojileştirilmiş mezhep” ihraç etmektedir. Amerikan işgalinden sonra Washington, Irak’ı İran’a teslim etti. Arap Baharının hüsrana uğramasıyla da İran, Suriye’ye girdi. Lübnan’da Hizbullah, İran’ın ileri karakoludur. İran, Basra Körfeziyle, İskenderun Körfezi arasına yayılmaktadır. Bu yayılmayı Aden Körfezi’ne tamamlama nihai hedefidir. Kuzeyimizde Çarlık Rusyası İmparatorluğu, doğumuzla güneyimizde Pers İmparatorluğu gözükmekte.

YPG, PYD’nin silahlı milisleridir. PYD de PKK’nın Suriye cephesi. İlk zamanlarda Esad, YPG ile de mücadele etti. Fakat devam eden olaylar üzerine “ileride tekrar ellerinden alırım” düşüncesiyle DAEŞ’e set olsunlar diye Kuzey Suriye’yi Kürt milislere terk etti.

Bugün Suriye’nin kuzeyinde, Fırat nehrinin doğusunda ve batısında Kürt toprak hakimiyetleri kurulma çalışmaları vardır. Bunların birbirine eklenmesiyle bütünlük tesis edilmek istenmekte. Rusya, bölgeye yerleşmesini kolaylaştırdığı için buna ilişmemektedir. Amerika ise YPG’yi DAEŞ’e karşı kara gücü olarak kullanma aczine düşmüştür. Türkiye’ye rağmen askerî yardım yapmaktadır. Bu çalkantıların meydana getirdiği mülteci akını ise Türkiye’ye artarak devam ediyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun tesbiti mânidardır: “Ne gün ABD ve RF, Suriye’ye dair konuşsalar, Halep’in etrafındaki çember biraz daha daralmaktadır!”

Türkiye, cüce örgütlerle tâciz ve tahrik edilerek sıcak harbe çekilmekte. Gelişmeler, tezimizin ne kadar isabetli olduğunu ortaya koymuştur. Afrin’i de içine alacak şekilde kuzey doğu Suriye’de, Fırat’ın batısında “KSTC/Kuzey Suriye Türkmen Cumhuriyeti Devleti” kurulmalıdır.

Çadırkentlerle Türkiye’nin her yerindeki Suriyeli erkekler, askerî eğitimden geçirilerek buraya sevk edilmeli. Onlara askerî destek verilmeli. Hava desteği temin edilmeli. Mülteciler de günü gelince buraya kaydırılarak Türkmenler bağımsızlıklarını ilân etmeliler.

“Buna izin verilmez!” deniyor. Rusya’nın, İran’ın, DAEŞ’in Suriye’ye girmesine izin veren mi oldu?

KSTC’de Türkmen ve Türk bayrakları yan yana dalgalanmalıdır. Şayet “Kıbrıs’ta garantördük. Buraya hangi hukukla müdahil oluruz?” denirse cevap şudur. Türkiye’deki 3 milyon Suriyelinin muvafakatiyle, dindaşlık, ırkdaşlık, tarihî ve coğrafi bağlarımızla müdahil olacağız. Fırat’ın doğusunda sosyalist sözde bir Kürt devleti kurulacak gibi. Fırat’ın batısını kaptırmamalı. Selçuklulardan beri orada yaşayan insanlar, kendi devletlerine sahip olma haklarından mahrum edilemezler.

Artık Suriye’nin toprak bütünlüğü kalmamıştır.

Beşar Esad, bugün fiilen Rusya’nın Suriye Genel Valisidir.

SURİYE DOSYASI /// RAHİM ER : Rusya Federasyonu Suriye Genel Valiliği !

RAHİM ER
İstanbul Üniversitesi, Hukuk

Tarih malumatından mahrum olanlar, olayları takip etmeyenler, Türkiye’nin Suriye mes’elesinde neden bu denli hassas, kararlı, hatta gözü kara davrandığını anlayamazlar. İngiltere ve Fransa I. Dünya Harbi’nde şu ân üzerinde fırtınaların koptuğu orta doğu bölgesini daha sonra adına “Sykes-Picot” dedikleri bir anlaşmayla istedikleri gibi devlet yapılanmalarına kavuşturmuşlardı.

Öyle anlaşılıyor ki bu defa o andlaşmadan bir asır sonra bu defa ABD ve RF bölgeyi kendi arzularına göre şekillendirme mevzuunda anlaşmış bulunmaktalar. Bu andlaşmada Türkiye yok, AB yok fakat İran, PKK’nın Suriye temsilcisi PYD mevcuttur.

Fiili durum şöyledir:
Cizre’nin altında Suriye tarafında Derik, Mürşitpınarı’nın altında ise Cerablus vardır. YPG milisleri, Derik’le Cerablus arasında yer alan ve Suriye’nin kuzeyini teşkil eden bölgeyi hemen hemen ele geçirmiştir. “Hemen hemen” dememizin sebebi aradaki ada gibi bazı bölgelerin rejime bağlı olmalarıdır.

YPG/PKK, hakimiyetini Cerablus’tan Kilis’in tam altında bulunan Azez’e uzatabilirse bu defa kendi ellerinde olan Afrin ilçesiyle buluşarak istisnasız bütün kuzeyi zaptedip Hatay’a komşu olacak ve Akdeniz’e açılmaya bir şey kalmayacaktır.

Azez, hem Halep ve hem de muhalifler için Türkiye’ye açılan kapıdır. O, günümüzün Çanakkalesi’dir. Azez düşerse Türkmenler ve muhalifler düşecek, herhalde katliam başlayacak ve oluk gibi kan akacaktır.

Son en önemli gelişmelerden biri YPG’nin Halep’in kuzeyinde Menagh askerî havaalanını ele geçirmesidir. Bugün PYD/YPG-PKK’yı diğer malum devletlerden başka hem Rusya Federasyonu ve hem de Amerika Birleşik Devletleri desteklemekteler. Ankara-Moskova hattı çok gergin. Fakat Ankara-Washington hattı da gerilmeye başlamıştır.

Türkiye, her ne pahasına olursa olsun, Cerablus-Azez bölgesinin YPG’nin eline geçmesine müsaade etmeyecektir. Rusya, fiilen savaşsa da, ABD uçuşa yasak bölge ilân ettirse de buna müsaade edilmeyecektir.

Rusya, Esad rejiminin çağrısı ile Suriye’ye girdi. Bizdeki 3 milyon, Suriye’deki 3 milyon ve Lübnan, Ürdün, Irak’taki 3 milyon Suriye vatandaşı da Türkiye’yi çağırmakta. Buna rağmen biz bölge barışı adına Suriye’ye girmedik. Bugün yaptığımız evimizi taşlayanları bahçemizden çıkmadan def’etmeye çalışmaktır. Meşru müdafaa halindeyiz. Ama şartlar emrederse o havaalanı tarlaya çevrilecektir.

Buna hakkımız vardır. Zira Suriye, Suriye devleti olmaktan çıkıp Rusya Federasyonu Genel Valiliği haline gelmiştir. Beşar Esad, artık cumhurbaşkanı değil Moskova’nın genel valisidir. Washington, petrol uğruna buna razı olsa da yarın PYD kendisine değil, Rusya’ya yâr olacağından şüphe yoktur. Washington, bir kere daha hüsrana uğrayacağından emin olabilir.

Bütün bu dolambaçlı oyunlar oynanırken Türkiye’nin 96 sene evvel “Şam Vilayeti” olan bir bölgede yaşananlara seyirci kalması mümkün değildir. Bu sebeple Azez, Afrin ve Halep’i içine alan muhalif bölgenin tamamında Suriye Türkmen Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması bir mecburiyettir.

İstanbul’un güvenlik hududu Belgrad’dı.

Belgrad, düşünce İstanbul işgal yaşadı.