Etiket arşivi: PYD

PKK DOSYASI : PYD Amerika İçin Önemini Ne Zaman Kaybeder ?

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=wV4i2I2sLvQ

Amerika’nın DAEŞ’le mücadelede daha kapsamlı bir politika üretmesi durumda PYD’nin öneminin azalacağını belirten Burhanettin Duran, bu durumda PYD’nin de kendi sınırlarını bileceği ve daha mütevazi bir konuma geleceğini ifade etti.

SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran TRT 1 ekranlarında yayınlanan Enine Boyuna programında, Suriye iç savaşı ve Amerika’nın PYD politikasını değerlendirdi. “Obama’nın bölgedeki müttefikleriyle sorunu var; İran’la yeni bir düzleme girdi ama bütün diğer müttefikleriyle sıkıntı yaşıyor. Yeni başkanın bunu değerlendirmesi lazım.” yorumunda bulunan Duran, konuşmasında şunları ifade etti: “DAEŞ’le mücadelede ana unsur olarak YPG’ye dayanmak devam edecekse o zaman kolay kolay bu iş değişmez. Daha kapsamlı bir politika üretecekse Amerika DAEŞ’le mücadelede (kendi elini de taşın altına koyarak yapacaksa) o zaman otomatikman PYD’nin önemi azalacaktır. PYD de kendi sınırlarını bilecek daha mütevazi bir konuma gelecektir.”

PKK DOSYASI : PYD’nin Kuruluş Amacı ve Sonucu

KAYNAK : Stratejik Düşünce Enstitüsü

1998 yılında PKK’ya yardım ve yataklık yaptığı için yirmi yıllık sabrı taşan Türkiye’nin, Suriye’yi doğrudan savaşla tehdit etmesi üzerine Bekaa Vadisi’nden çıkarılan PKK, 2003 yılında Suriye İstihbarat kurumu El-Muhaberat öncülüğünde PYD’yi kurdu. (Aynı dönemde DAİŞ de Şam’daki, Sayednaya hapishanesinde İran, Rus, Fransız ve Suriye İstihbaratı tarafından kurulmuştu.)

2011 yılında Celal Talabani’nin evinde Esed’in eniştesi askeri istihbarat başkanı Asıf Şevket, İran’ın Orta Doğu komutanı Kasım Süleymani, Murat Karayılan ve Salih Müslim tarafından PYD faal hale getirilirken, 16 demokrat veya muhafazakâr Kürt siyasal hareketi de saf dışı edildi. Burada ana aktör İran’ın Orta Doğu’daki Yezid kılıcı Kasım Süleymani ve Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memlük idi. Memlük, halk arasında Sünni bir Kürt olarak bilinmesine rağmen, aslında Hafız Esed’le teyze çocukları olup, aslen İskenderunlu bir Nuseyri ve soyadı gibi tam bir Esed kölesidir.

Nüfusun en yoksul ve yoksun bölümünü oluşturan Maktumim Kürtlerine (Türkiye’den gelen kaçak göçmenler) Hafız Esed döneminde orduya kayıt olma hakkı verilmiş ve müracaat eden Kürt gençleri, kardeş Rıfat Esed’a bağlı ‘Özel Kuvvetler Komutanlığı’ bünyesinde şebbihalar niyetine kullanılmıştır. Şu anki PYD’nin yönetim kademesinde bulunanların babaları veya yakın akrabaları ihvancı olarak tanımlanan mazlum ve dindar Halep, Deyr’üz Zor, Rakka, Der’a ve Hama halklarına karşı katliamlar yapmışlardı.

Suriye devletinin Kürtleri potansiyel tehdit olarak görmesinden dolayı, savaşmayı ve kurumsal hareket etmeyi pek de bilmeyen ortalama bir Suriye Kürdü’nü sevk-ü idare etme görevi de PKK içindeki, Beşşar Esed’in sınıf arkadaşı Dr. Bahoz ve 82 Hama katillerine verilmiştir. Bugün bile Esed, ayda 150 milyon Suriye Lirasını PYD’ye maaş olarak vermektedir. Haseki de aynı devlet dairelerinde Ruslar, PYD’liler ve Nuseyriler OK oynamaktadırlar.

İşgal, imha ve ilhak sürecinde ise PYD bir yere girmeden önce oraya öncelikle DAİŞ saldırtılıyor. Vahşice birkaç kelle kesme sahnesinden sonra, öncelikle ağır Rus veya Amerikan hava bombardımanı başlıyor, sonra da kahraman(!) PYD’liler orayı tek kurşun atmadan teslim alıp özgürleştiriyor.

Yaklaşık 60 bin kişilik PYD silahlı birliğinin %60’ı maaşa bağlanmış Osmanlı zamanında dahi yağmacılıklarıyla bilinen meşhur çöl bedevilerinden Arap Tay ve Şammar aşiretlerinden oluşmaktadır. Gırı Zor kışlasından önce Esed’in kışlalarında eğitim alan, hafif ve ağır silahları Suriye rejiminden temin eden PYD, son zamanlarda Rus ve ABD yardımıyla iyice güçlenmiş olup adını da Demokratik Suriye Kuvvetler Birliği olarak değiştirmiştir.

Hâlihazırda PYD’nin çıkardığı petrolün %40’ı Esed’e, %10’u Cezire Kantonu Başkanı Şammar Aşireti Lideri Hadi’ye, %10’u Tay Aşireti Reisi Muhammed Faris’e verilmektedir.

PYD bölgesine çoğu Türkiye’den gönderilen temel yardımlar bile, çok fahiş fiyatlarla örgüt kontrolünde satılmaktadır. Örneğin, çay şekeri alamayan bir aile beş kuruşluk kalitesiz bir şekerle çaylarını tatlandırmaktadır. Oysa bu bölgede insanlar demliğe dahi şeker atıp, adeta şeker üstü çay içmektedirler.

Rojava’nın PYD kontrolüne geçmesinden sonra saf dışı edilen Kürt siyasetçileri,

1. Geleceğin Partisi Lideri Avukat Meş’al Fazıl Temmo: Temmo, Rejim ve PYD tarafından defalarca tehdit edilmiş ve Türkiye’ye geleceği gün toplantı halindeyken, PYD öncülüğünde rejim tarafından öldürülmüştür (8 Ekim 2011).

2. Bedro Aşiret lideri Abdullah Bedro: Öcalan’a Şam’daki trilyonluk evini verecek kadar PKK’yle içli dışlı olan Abdullah Bedro, 1000 kişiyle şehri basan PKK’lı Bahoz Erdal (Dr. Fehman Hüseyin) tarafından öldürüldü. Bahoz, Bedro’nun âleme ibret olsun diye de saldırıda yaralanan üç oğlunu hastanede öldürür.

3. Demokratik Birlik Partisi Halep Sorumlusu Dr. Şerzad Hac Reşid (2 Şubat 2012 öldürüldü)

4. Demokrat Kürt Partisi Politbüro üyesi Nesredîn Berhik (16 Şubat 2012 öldürüldü)

5. PYD tarafından tutuklanan gençlerin serbest bırakılması ve baskıların hafifletilmesi için Amude’de de düzenlenen oturma eyleminde, PYD tarafından onlarca Kürt genci doçkalarla öldürülmüş ve muhalif Kürtler, Türkiye ve Irak Kürdistan’ına göç etmek zorunda kalmıştır (Haziran 2013).

6. Suriye Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Salah Bedreddin, Almanya üzerinden Erbil’e kaçmak zorunda kalmıştır (2011).

7. Kürt milletvekillerinden Fuat Aliko, PYD’nin Suriye’deki Kürtler’in %20’sini bile temsil etmediğini belirterek, “PYD uygulamalarının Esad zulmünden aşağı kalır yanı yok” dedi. Aliko, Ocak ayında “PYD’yi nasıl görüyorsunuz” şeklinde imza kampanyası başlattıklarını ve bu kapsamda 625.400 imza toplandığını açıkladı. Haseke’de yaşayan yaklaşık yüz bin kişiden 84 bin kişinin, Kamışlı’da bulunan 200 bin kişiden ise 135 bininin PYD’den razı olmadıklarını belirten Aliko, PYD’nin, imzaları içinde bulunduğu okulla beraber yaktığını söyledi.

Sonuç olarak Suriye halkının ancak %8’ini oluşturan Nuseyriler, içerde Arap Jön Türkleri olan Baas Partisi ve dışarda İran fitnecileri, Rusya ve Batı eliyle ayakta durmaktadır. İran’ın hesabı Akdeniz’den Orta Asya’ya kesintisiz uzanan Şii bir Blok (Yezidin Kılıcı) kurmaktır. Çağdaş Yezid Kasım Süleymani ve Hizbülesed çetesine göre Tahran’ın savunması Halep’ten başlamaktadır. Rusya Lazkiye ve Tartus üsleriyle tarihinde ilk kez sıcak sulara sağlam olarak ayak basmış ve burayı GAZPROM için Akdeniz’in petrol rafineri üssü olarak ele geçirmiştir. İsrail, ABD ve Avrupa’dan oluşan Batı Bloku’nun amacı ise petrol, Orta Doğu’nun stratejik kontrolü, İsrail’in güvenliği ve küresel hâkimiyettir.

Bu üçlünün planlarına göre fiilen ve resmen artık Suriye dörde bölünmüş durumdadır.

1. Lazkiye, Tartus ve Şam’ı kontrol eden Nuseyri Esed Devleti.

2. Kuzeyde laik, Batılı, komünist ve Kürt milliyetçiliğine dayalı, kantonlardan oluşan, Cizre ve Sur’a rahmet okutacak bir vahşeti yıllardır uygulayan; 2015 yılından itibaren Sosyalist Enternasyonal’e üye olsa da Marx ve Lenin’i mezardan kaldıracak, özyönetimin fikir babası Rus Yahudi’si Bookchin’i konuyu tekrar yazmak için eline kalemi verecek, Apo’nun kerameti kendinden menkul fikirlerine dahi eyvallah dedirtecek, dünya siyasi literatürüne daha girmemiş bir siyasi düzen (ABC’si Sur ve Cizre Çukurları) kuran ikinci bir Kuzey Kore, Salih Müslim Rojava Devleti.

3. Kaos içindeki müstakbel Sünni Halep bölgesi.

4. DAİŞ çete devleti.

Bundan yüzyıl önce yapılan Sykes-Picot’un yerine Kerry ve Lavrov geçmiş bulunmaktadır. Burada hedef PYD ve DAİŞ gibi örgütler üzerinden İslam Dünyasını bir daha ayağa kalkamayacak şekilde yok etmektir.

Geçen beş yıllık zaman maalesef Bedro’yu haklı çıkarmıştır. Bedro’nun ölmeden önceki son sözleri şöyle olmuştur: “Kürt bölgesi Baas rejiminin milis güçleri olan ve El-Muhaberat tarafından yönetilen PKK/PYD’nin kontrolüne geçerse Kürtler, Baas zulmünü mumla arar. PYD asla Kürtlerin bir hakka sahip olmasına da müsaade etmeyecektir.”

Henry Kissinger, baba (Hafız) Esad’ı poker oyununa elinde ikiler ve üçlerle girip ortadaki parayı silip süpüren bir tip olarak tanımlamaktadır. Kanaatimce Beşşar da iktidarını korumak için 22 milyonluk Suriye halkının en az yarısını sokağa atabilmekte, 500 bin kişiyi katledebilmekte, Halep’i dahi Hama gibi haritadan silebilmekte ve bunun için de Rusya’dan ve İran’dan katiller ithal edebilmektedir. Kısaca Şam’da kahvaltı yumurtasını pişirmek için tüm Suriye’yi yakabilmektedir. Kullandığı son araç da maalesef şimdilik PYD’dir.

Dr. Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU

Dicle Üniversitesi Siyasal Araştırmalar Merkezi Müdürü

PKK DOSYASI : Türkiye PYD/YPG’yi Neden Vuruyor ?

Oytun Orhan, ORSAM Araştırmacısı

Suriye’de iç savaş uzadıkça Türkiye açısından Suriye’de öncelikler ve tehdit algılamaları değişmeye başladı. Suriye’de merkezi otoritenin zayıflamasına paralel olarak yerel güçler ve devlet dışı aktörler güç kazandı. Bu sürecin iki yükselen gücü IŞİD ve YPG oldu. Her iki aktör de Türkiye tarafından terör örgütü olarak kabul ediliyor ve Türkiye’nin Suriye’ye sınır bölgesinde etkin durumda. Bu da Türkiye açısından Suriye’de Esad rejimi dışında yeni tehditler anlamına geliyor.

Türkiye IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyonunun bir parçası, İncirlik Üssü’nün IŞİD ile mücadelede kullanımına izin veriyor ve kendisi de zaman zaman örgüte yönelik sınır ötesinden saldırı gerçekleştiriyor. Ancak YPG ile kurulacak ilişkinin niteliği konusunda Türkiye ve müttefikleri arasında neredeyse kriz boyutuna varan görüş ayrılıkları yaşanıyor. Bu konudaki görüş ayrılığı başta Türkiye ile ABD ve Rusya olmak üzere diğer birçok ülke için geçerli. Türkiye, Suriye Kürtlerini temsil iddiasında olan PYD ve onun milis gücü YPG’yi terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak kabul ediyor. Karşı görüştekiler YPG ile PKK’nın ayrı olduğu ve YPG’nin Suriye’de IŞİD ile mücadele çabalarında en güvenilir ve başarılı aktör olduğunu savunuyor. PYD doğrudan PKK lideri Öcalan’ın kararı ile 2003 yılında kurulmuş bir örgüt ve halen de KCK’nin bileşenlerinden birisi. PKK ve YPG’nin ayrı olduğunu savunan kesimler de muhtemelen aradaki ilişkinin organik bağdan öte olduğunu biliyor. Ancak siyasi değerlendirmeler, kısa vadeli hedefler nedeniyle şimdilik bu ayrımı yapmayı gerekli görüyorlar.

YPG konusunda Türkiye ve diğerleri arasındaki görüş ayrılığı son dönemde artık aşılması son derece zor bir krize doğru evrildi. Bunun temel nedenleri arasında çözüm sürecinin sona ermesi ile Türkiye ile PKK arasındaki çatışmaların başlaması, YPG’nin Suriye’nin kuzey cephesindeki dengeyi kritik biçimde kendi lehine değiştirmesi, ABD’nin YPG’ye desteğinin artması, Rusya’nın da Türkiye’yi cezalandırma araçlarından biri olarak YPG’ye destek vermeye başlaması sayılabilir.

Türkiye’nin eleştiri dozunu artırması ve YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesini kırmızı çizgi olarak ilan etmesi ABD’nin örgüt ile olan işbirliği imkanlarını en azından Cerablus ve batısında sınırlandırdı. Bu noktada devreye Rusya girdi. Uçak krizi nedeniyle Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almayan hatta bu kaygılar üzerine oynayan Rusya, YPG’yi Fırat’ın batısında ilerlemesi konusunda teşvik etti. YPG nihai hedefi olan Kuzey Suriye’de coğrafi bütünlüğe sahip bir bölge oluşturmak adına Azaz-Cerablus hattını ele geçirmek için Afrin üzerinden Azaz’a ilerlemeye çalıştı. YPG’nin bu çabalarına Rusya lojistik ve hava desteği sunarak katkı sunmaya çalıştı. YPG’nin bu girişimleri neticesinde Şubat ayının ikinci haftasından itibaren Türkiye YPG mevzilerini bombalamaya başladı.

Türkiye’nin YPG’yi bombalamaya başlaması Batı basınında ve PKK kaynaklı yayınlarda eleştirel bir dille ele alındı. Bu yaklaşıma göre Türkiye “Suriye’de Kürtleri bombalıyor ve IŞİD ile mücadelenin altını oyuyordu.” Hatta PKK kaynaklı yorumlara göre bu saldırılar “Türkiye’nin IŞİD’e destek olduğunun kanıtı idi.” Tüm bu yaklaşım ve iddialar Türkiye açısından son derece sorunlu. Türkiye’nin PYD/YPG’yi neden hedef aldığını şu şekilde değerlendirmek mümkün:

– YPG Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini dikkate almaksızın bölge dışı güçleri arkasına alarak Türkiye’ye rağmen sınırda bir düzen kurmak istiyor. Suriye Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan kapısı iken sınıra bölge dışı güçlerin yerleşmesine zemin hazırlayarak Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılımının önünü tıkıyor. Türkiye’ye rağmen bir çaba içine giriyor ancak Türkiye’nin bu oyuna hiçbir şekilde müdahil olmasını istemiyor.

– YPG, IŞİD ile mücadele zemini üzerinden kendisine bir meşruiyet alanı yaratmaya çalışıyor. IŞİD, YPG’nin nihai hedefi olan bütüncül bölge kurmak açısından son derece kullanışlı bir araca dönüşmüş durumda. Bu sayede Kürtlerin yaşamadığı alanlardaki mücadelesini meşrulaştırıyor. Ancak Rusya desteği ile Azaz’a doğru ilerlemeye çalışmasını hangi meşru temele dayandırdığı ise şüpheli. O bölgede IŞİD unsurları bulunmuyor. YPG bu bölgede ve diğer birçok yerde sadece IŞİD ile değil Türkiye’nin ve Batı’nın birlikte desteklediği silahlı muhalifler ile çatışıyor. YPG Türkiye’nin dost ve müttefiklerine saldırırken Türkiye’nin buna ses çıkarmasına anlam veremiyor.

– PYD/YPG Temmuz 2012 tarihinde Suriye ordusunun çekilmesi sonrasında ilk aşamada Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde kontrolü ele geçirmişti. O tarihten bu yana oransal olarak topraklarını en fazla genişleten aktör YPG oldu. YPG zaman içinde Kürt nüfusun neredeyse hiç yaşamadığı Arap ve Türkmen bölgelerine doğru yayılmacı bir gelişim sergiledi. Tel Abyad’ın YPG tarafından ele geçirilmesi bu açıdan son derece kritik. Bu operasyonu Özgür Suriye Ordusu’na bağlı olduğu iddia edilen güçler ile yapmasına karşılık şehrin kontrolünü kendi elinde bulundurmaya devam ediyor. Nihai hedef olarak gördükleri Azaz-Cerablus hattında ise büyük çoğunluğu Türkmen nüfusun yaşadığı yerleşimler bulunuyor. Bölge halkı YPG idaresi altında yaşamayı reddediyor. Ancak YPG ABD-Rusya desteği sayesinde ve zor yoluyla bir oldubitti gerçekleştirerek bu hattı kontrol altına almaya çalışıyor. YPG bu tarz yayılmacı bir politika takip ederek Suriye-Türkiye sınırında yaşayan topluluklar arasında tarihi düşmanlıkların tohumunu atıyor. Bu da Türkiye’nin Suriye sınırlarında uzun dönemli istikrarsızlığı beraberinde getirecek bir risk unsuru olarak öne çıkıyor.

– YPG aynen IŞİD örneğinde olduğu üzere sınır aşan hedefleri olan bir örgüt. YPG algısında Türkiye-Suriye arasındaki sınırların önemi bulunmuyor, sınırlara saygı duymuyor. Suriye’de yürüttüğü savaşı Kürt nüfusun yaşadığı dört ülkedeki mücadelenin destekleyici unsuru olarak görüyor. YPG hedeflerinin Suriye ile sınırlı olmaması Türkiye’deki güvenlik kaygılarını artırıyor. Bu bakışın somut karşılığı Kamışlı’dan Nusaybin’e, Kobane’den Suruç’a ve Afrin’den Hatay’a doğru gerçekleşen silah, mühimmat ve savaşçı geçişleri. YPG bakış açısına göre Suriye’deki mücadele bitip siyasi statü sahibi olunduğunda “Kuzey”deki mücadele daha rahat bir şekilde desteklenebilecektir. Bu yaklaşımın uzun vadede Türkiye’nin toprak bütünlüğünü riske atacak ya da en azından yeni güvenlik riskleri doğuracak olduğu ortadadır.

– YPG Suriye’de kazandığı tecrübeyi ve elde ettiği askeri kapasiteyi PKK üzerinden Türkiye içine taşıyor. Bunun yanı sıra Suriye’de IŞİD’e karşı mücadele için aldığı ve şehir savaşına uygun olan silahları PKK tarafından Türkiye’de güvenlik güçlerine karşı kullandığı yönündeki bilgilerde artış görülüyor.

– YPG Suriye’de Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde kendi dışındaki Kürt aktörlerin varlığına imkan tanımıyor. Bu durum, haliyle Türkiye’nin Irak Kürt Bölgesi örneğinde olduğu üzere bölgeye fırsat ve işbirliği temelli yaklaşmasına engel oluyor. Güvenlik kaygıları nedeniyle PYD/YPG karşıtı bir pozisyon alındığında da bunu “Türkiye Kürtlere karşı” şeklinde tanımlayarak Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşları ile kurmak istediği bağı ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu açıdan Türkiye’nin toplumsal bütünlük ve sosyal barış çabalarının altını oyuyor. Aynı zamanda uluslararası alanda Türkiye’nin Kürt karşıtı bir pozisyona itilmesine aracı oluyor.

– YPG ele geçirdiği bölgelerde uzun vadede istikrarsızlık unsuru olarak gördüğü toplumsal kesimleri zorunlu göçe tabi tutuyor. Tel Abyad’da azınlık olarak bulunan Kürtlerin geri dönüşüne izin verirken Arap ve Türkmenlerin geri dönüşüne müsaade etmemesi bunun bariz bir örneği. PYD yine Türkiye’nin yakınlık duyduğu ve sorumluluk hissettiği toplumsal kesimlere baskı uyguluyor, bu kesimleri Türkiye’ye doğru göçe zorluyor. Uluslararası kuruluşların raporlarına göre savaş suçu işliyor. Bu şekilde Türkiye sınırları boyunca uzun süreli çatışmaların tohumlarını atıyor. Kürt halka, sivillere yönelik bir saldırı, zorunlu göç uygulaması olduğunda haklı bir biçimde buna karşı çıkan YPG bunu kendisi gerçekleştirdiğinde kendisine “ailenin yaramaz çocuğu” muamelesi yapılmasını istiyor. IŞİD ile mücadele üzerinden sağladığı sempati ile de bunu elde ediyor.

– PYD/YPG Türkiye’yi IŞİD’i destekleyen bir aktör olarak göstermeye çalışarak bölge dışı güçlerin desteğini almaya çalışıyor. Türkiye’nin kendisinden tehdit algılamaması gerektiğini söylüyor ancak siyasal söyleminin temelini Türkiye karşıtlığı oluşturuyor. Bu şekilde Türkiye’nin güvenlik kaygılarını artırıyor. Türkiye’ye karşı bu şekilde bir bakışa sahip bir aktörün tüm Suriye sınırları boyunca zor yoluyla fiili durum yaratma çabalarına Türkiye’nin tepki vermesini eleştiriyor.

Batı açısından bakıldığında Suriye’deki tehdit önceliklerinde IŞİD ilk sırada geliyor. Türkiye açısından ise IŞİD ve PKK/YPG açısından tehdit önceliği sıralaması çok da anlamlı değil. Bir terör örgütünün hedef devlet açısından ne derece yaşamsal bir tehdit olduğuna o örgütün öldürme yöntemlerinin ne kadar acımasız ya da ideolojisinin İslamcı ya da seküler olup olmaması belirlemiyor. Önemli olan o örgütün devletin yaşamsal çıkarlarını ne kadar tehdit edebildiğidir. Bu açıdan bakıldığında IŞİD vahşi bir terör örgütüdür ancak Türkiye açısından çok ciddi bir güvenlik tehdididir. Buna karşın PKK Türkiye için yaşamsal bir tehdittir. YPG Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarını tehdit etmenin bir aracına döndüğü bir noktada Türkiye’nin YPG’yi neden hedef aldığını sormak anlamını yitirmektedir.

PKK DOSYASI : PYD’nin Kuruluş Amacı ve Sonucu

KAYNAK : Stratejik Düşünce Enstitüsü

1998 yılında PKK’ya yardım ve yataklık yaptığı için yirmi yıllık sabrı taşan Türkiye’nin, Suriye’yi doğrudan savaşla tehdit etmesi üzerine Bekaa Vadisi’nden çıkarılan PKK, 2003 yılında Suriye İstihbarat kurumu El-Muhaberat öncülüğünde PYD’yi kurdu. (Aynı dönemde DAİŞ de Şam’daki, Sayednaya hapishanesinde İran, Rus, Fransız ve Suriye İstihbaratı tarafından kurulmuştu.)

2011 yılında Celal Talabani’nin evinde Esed’in eniştesi askeri istihbarat başkanı Asıf Şevket, İran’ın Orta Doğu komutanı Kasım Süleymani, Murat Karayılan ve Salih Müslim tarafından PYD faal hale getirilirken, 16 demokrat veya muhafazakâr Kürt siyasal hareketi de saf dışı edildi. Burada ana aktör İran’ın Orta Doğu’daki Yezid kılıcı Kasım Süleymani ve Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memlük idi. Memlük, halk arasında Sünni bir Kürt olarak bilinmesine rağmen, aslında Hafız Esed’le teyze çocukları olup, aslen İskenderunlu bir Nuseyri ve soyadı gibi tam bir Esed kölesidir.

Nüfusun en yoksul ve yoksun bölümünü oluşturan Maktumim Kürtlerine (Türkiye’den gelen kaçak göçmenler) Hafız Esed döneminde orduya kayıt olma hakkı verilmiş ve müracaat eden Kürt gençleri, kardeş Rıfat Esed’a bağlı ‘Özel Kuvvetler Komutanlığı’ bünyesinde şebbihalar niyetine kullanılmıştır. Şu anki PYD’nin yönetim kademesinde bulunanların babaları veya yakın akrabaları ihvancı olarak tanımlanan mazlum ve dindar Halep, Deyr’üz Zor, Rakka, Der’a ve Hama halklarına karşı katliamlar yapmışlardı.

Suriye devletinin Kürtleri potansiyel tehdit olarak görmesinden dolayı, savaşmayı ve kurumsal hareket etmeyi pek de bilmeyen ortalama bir Suriye Kürdü’nü sevk-ü idare etme görevi de PKK içindeki, Beşşar Esed’in sınıf arkadaşı Dr. Bahoz ve 82 Hama katillerine verilmiştir. Bugün bile Esed, ayda 150 milyon Suriye Lirasını PYD’ye maaş olarak vermektedir. Haseki de aynı devlet dairelerinde Ruslar, PYD’liler ve Nuseyriler OK oynamaktadırlar.

İşgal, imha ve ilhak sürecinde ise PYD bir yere girmeden önce oraya öncelikle DAİŞ saldırtılıyor. Vahşice birkaç kelle kesme sahnesinden sonra, öncelikle ağır Rus veya Amerikan hava bombardımanı başlıyor, sonra da kahraman(!) PYD’liler orayı tek kurşun atmadan teslim alıp özgürleştiriyor.

Yaklaşık 60 bin kişilik PYD silahlı birliğinin %60’ı maaşa bağlanmış Osmanlı zamanında dahi yağmacılıklarıyla bilinen meşhur çöl bedevilerinden Arap Tay ve Şammar aşiretlerinden oluşmaktadır. Gırı Zor kışlasından önce Esed’in kışlalarında eğitim alan, hafif ve ağır silahları Suriye rejiminden temin eden PYD, son zamanlarda Rus ve ABD yardımıyla iyice güçlenmiş olup adını da Demokratik Suriye Kuvvetler Birliği olarak değiştirmiştir.

Hâlihazırda PYD’nin çıkardığı petrolün %40’ı Esed’e, %10’u Cezire Kantonu Başkanı Şammar Aşireti Lideri Hadi’ye, %10’u Tay Aşireti Reisi Muhammed Faris’e verilmektedir.

PYD bölgesine çoğu Türkiye’den gönderilen temel yardımlar bile, çok fahiş fiyatlarla örgüt kontrolünde satılmaktadır. Örneğin, çay şekeri alamayan bir aile beş kuruşluk kalitesiz bir şekerle çaylarını tatlandırmaktadır. Oysa bu bölgede insanlar demliğe dahi şeker atıp, adeta şeker üstü çay içmektedirler.

Rojava’nın PYD kontrolüne geçmesinden sonra saf dışı edilen Kürt siyasetçileri,

1. Geleceğin Partisi Lideri Avukat Meş’al Fazıl Temmo: Temmo, Rejim ve PYD tarafından defalarca tehdit edilmiş ve Türkiye’ye geleceği gün toplantı halindeyken, PYD öncülüğünde rejim tarafından öldürülmüştür (8 Ekim 2011).

2. Bedro Aşiret lideri Abdullah Bedro: Öcalan’a Şam’daki trilyonluk evini verecek kadar PKK’yle içli dışlı olan Abdullah Bedro, 1000 kişiyle şehri basan PKK’lı Bahoz Erdal (Dr. Fehman Hüseyin) tarafından öldürüldü. Bahoz, Bedro’nun âleme ibret olsun diye de saldırıda yaralanan üç oğlunu hastanede öldürür.

3. Demokratik Birlik Partisi Halep Sorumlusu Dr. Şerzad Hac Reşid (2 Şubat 2012 öldürüldü)

4. Demokrat Kürt Partisi Politbüro üyesi Nesredîn Berhik (16 Şubat 2012 öldürüldü)

5. PYD tarafından tutuklanan gençlerin serbest bırakılması ve baskıların hafifletilmesi için Amude’de de düzenlenen oturma eyleminde, PYD tarafından onlarca Kürt genci doçkalarla öldürülmüş ve muhalif Kürtler, Türkiye ve Irak Kürdistan’ına göç etmek zorunda kalmıştır (Haziran 2013).

6. Suriye Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Salah Bedreddin, Almanya üzerinden Erbil’e kaçmak zorunda kalmıştır (2011).

7. Kürt milletvekillerinden Fuat Aliko, PYD’nin Suriye’deki Kürtler’in %20’sini bile temsil etmediğini belirterek, “PYD uygulamalarının Esad zulmünden aşağı kalır yanı yok” dedi. Aliko, Ocak ayında “PYD’yi nasıl görüyorsunuz” şeklinde imza kampanyası başlattıklarını ve bu kapsamda 625.400 imza toplandığını açıkladı. Haseke’de yaşayan yaklaşık yüz bin kişiden 84 bin kişinin, Kamışlı’da bulunan 200 bin kişiden ise 135 bininin PYD’den razı olmadıklarını belirten Aliko, PYD’nin, imzaları içinde bulunduğu okulla beraber yaktığını söyledi.

Sonuç olarak Suriye halkının ancak %8’ini oluşturan Nuseyriler, içerde Arap Jön Türkleri olan Baas Partisi ve dışarda İran fitnecileri, Rusya ve Batı eliyle ayakta durmaktadır. İran’ın hesabı Akdeniz’den Orta Asya’ya kesintisiz uzanan Şii bir Blok (Yezidin Kılıcı) kurmaktır. Çağdaş Yezid Kasım Süleymani ve Hizbülesed çetesine göre Tahran’ın savunması Halep’ten başlamaktadır. Rusya Lazkiye ve Tartus üsleriyle tarihinde ilk kez sıcak sulara sağlam olarak ayak basmış ve burayı GAZPROM için Akdeniz’in petrol rafineri üssü olarak ele geçirmiştir. İsrail, ABD ve Avrupa’dan oluşan Batı Bloku’nun amacı ise petrol, Orta Doğu’nun stratejik kontrolü, İsrail’in güvenliği ve küresel hâkimiyettir.

Bu üçlünün planlarına göre fiilen ve resmen artık Suriye dörde bölünmüş durumdadır.

1. Lazkiye, Tartus ve Şam’ı kontrol eden Nuseyri Esed Devleti.

2. Kuzeyde laik, Batılı, komünist ve Kürt milliyetçiliğine dayalı, kantonlardan oluşan, Cizre ve Sur’a rahmet okutacak bir vahşeti yıllardır uygulayan; 2015 yılından itibaren Sosyalist Enternasyonal’e üye olsa da Marx ve Lenin’i mezardan kaldıracak, özyönetimin fikir babası Rus Yahudi’si Bookchin’i konuyu tekrar yazmak için eline kalemi verecek, Apo’nun kerameti kendinden menkul fikirlerine dahi eyvallah dedirtecek, dünya siyasi literatürüne daha girmemiş bir siyasi düzen (ABC’si Sur ve Cizre Çukurları) kuran ikinci bir Kuzey Kore, Salih Müslim Rojava Devleti.

3. Kaos içindeki müstakbel Sünni Halep bölgesi.

4. DAİŞ çete devleti.

Bundan yüzyıl önce yapılan Sykes-Picot’un yerine Kerry ve Lavrov geçmiş bulunmaktadır. Burada hedef PYD ve DAİŞ gibi örgütler üzerinden İslam Dünyasını bir daha ayağa kalkamayacak şekilde yok etmektir.

Geçen beş yıllık zaman maalesef Bedro’yu haklı çıkarmıştır. Bedro’nun ölmeden önceki son sözleri şöyle olmuştur: “Kürt bölgesi Baas rejiminin milis güçleri olan ve El-Muhaberat tarafından yönetilen PKK/PYD’nin kontrolüne geçerse Kürtler, Baas zulmünü mumla arar. PYD asla Kürtlerin bir hakka sahip olmasına da müsaade etmeyecektir.”

Henry Kissinger, baba (Hafız) Esad’ı poker oyununa elinde ikiler ve üçlerle girip ortadaki parayı silip süpüren bir tip olarak tanımlamaktadır. Kanaatimce Beşşar da iktidarını korumak için 22 milyonluk Suriye halkının en az yarısını sokağa atabilmekte, 500 bin kişiyi katledebilmekte, Halep’i dahi Hama gibi haritadan silebilmekte ve bunun için de Rusya’dan ve İran’dan katiller ithal edebilmektedir. Kısaca Şam’da kahvaltı yumurtasını pişirmek için tüm Suriye’yi yakabilmektedir. Kullandığı son araç da maalesef şimdilik PYD’dir.

Dr. Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU

Dicle Üniversitesi Siyasal Araştırmalar Merkezi Müdürü

PKK DOSYASI : ŞOK ! PYD’ye Bu Bilgileri Kim Verdi !

ŞİFRE: DAĞLICA!

Ankara Eylemi, Dağlıca’yla AYNI!

Dağlıca’da Ne Olmuştu?

Türkiye, 2007 yılında çok ağır bir karakol baskınıyla karşı karşıya kaldı… Saldırıyı yapanlar, Kuzey Irak’tan geldi ve saldırısı sonrası yine Irak’a döndü. Çıkan çatışmada 12 askerimiz şehit düştü, 8 askerimiz de Irak’a kaçırıldı. Durum ağırdı hem de çok…

Peki, adı PKK olan bu küresel çete böylesi bir saldırıyı nasıl yapmıştı? Şöyle bir hatırlayalım…

2003 Körfez savaşı sonunda ABD’nin himayesi ve Barzani’nin desteğiyle PKK, Kuzey Irak’taki mevzilerine geri döndü. ABD’nin yardımıyla iyi silah, İsrail’in yardımıyla iyi eğitim, AB’nin yardımıyla iyi siyaset aldı.

2007’ye gelindiğinde PKK terör örgütü Doğu illerimizde siyasi güç, Irak kuzeyinde ise tam bir silahlı güç haline getirildi. Ve PKK geldi, bizi Dağlıca’da vurdu. Aniden değil, yavaş yavaş…

Olayın bir öncesi vardı… Eylül 2007 Ayı sonunda teröristler,Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç Köyü yakınlarında su kanalında çalışan işçiler ile köy korucularını taşıyan minibüsü taradılar. Minibüste bulunan 7’si korucu 12 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi de yaralandı. Ölenlerin arasında köy muhtarı ve 3 çocuğunun da bulunuyordu.

Bir hafta sonra 7 Ekim 2007’de teröristler bir komando birliğimize pusu kurdular ve çıkan çatışmada 13 askerimiz şehit düştü. Acı büyüktü…

Herkes sokağa dökülmüştü ve “şehitlerimizin kanı yerde kalmasın, hesabını sorun”, diye haykırarak Hükümet’i göreve çağırıyordu. Halk öylesine haykırmıştı ki terör karşısında sessizliğini koruyan Hükümet, bu sesi duymazdan gelemedi ve 17 Ekim 2007’de TBMM’ni toplantıya çağırdı. Toplantıda terör olayları görüşüldü ve Irak’a harekat yapılmasına ve Irak kuzeyindeki PKK kamplarının yok edilmesine millet iradesi adına karar verildi. Tezkere üzerinde elektronik cihazla yapılan açık oylamaya, 526 milletvekili katıldı. Başbakanlık tezkeresi, 19 ret oyuna karşı 507 oyla benimsendi.

AMA TEZKERE YETKİSİ TÜRK ORDUSU’NA VERİLMEDİ, HAREKAT YAPTIRILMADI!

Şimdi bakınız; Tezkerenin geçtiği gün, 17 Ekim 2007’dir.

Bu tarih itibariyle teröristler Irak kuzeyindeki Hakurk, Basyan, Avaşin ve Zap gibi her zamanki barınaklarında istirahat etmekte ve olası eylemler için planlar yapmaktadır.

Avaşin terör kampı Dağlıca’da konuşlu birliklerimizin güneyinde, hemen iki saat yaya yürüyüş mesafesindedir. Basyan’daki barınaklardaki teröristler de Aktütün karakolumuzun hemen batısında ve iki saatlik yaya yürüyüş mesafesindedir.

Teröristlerin bu kamplarda olduğunu MİT bilmektedir, dolayısıyla Başbakan da bilmektedir, Genelkurmay da.

Bu teröristlerin, sınır bölgelerinde fırsat bulursa eğer eylem yapacağını, “Sağır Sultan” da bilmektedir. Kaldı ki, Avaşin’deki teröristlerin Dağlıca’ya, Basyan’daki teröristlerin de Aktütün’e eylem planı yapmak için zamana ihtiyaçları yoktur, çünkü her ikisi de elinin ve kolunun altındadır.

Kısacası 17 Ekim’de Irak’a harekat kararı alınmış ancak Hükümet, bu yetkiyi ordumuza vermediği için bu kamplara harekat yapılamamıştır.

Peki, Dağlıca baskını ne zaman oldu?

– 21 Ekim, yani tezkereden dört gün sonra.

O zaman cevap açık; harekat yapılmış olsaydı, Dağlıca baskını olmayacaktı, evet bu kadar da basit, açık ve net bir cevap.

Diyelim gaflete düştüler, peki, ne oldu Dağlıca’da?

– 12 askerimiz şehit düştü, sekiz askerimiz kaçırıldı.

Bu karşılık ne yaptı Erdoğan siyaseti?

HİÇBİR ŞEY!

İşte olanlar ortada, işte vatana saldırı ortada ama hiçbir şey yapılmadı, ne savaş açıldı ne de askerimizin peşinden gidildi.

İşin daha da acısı, kaçırılan Mehmetçikleri kim geri getirdi biliyor musunuz? PKK, evet PKK!

PKK’nın siyasi kolu olan DTP’li üyeler Irak’a gittiler, PKK’lı abileri ile masaya oturdular, sözde bir kağıt imzalayıp askerimizi alıp geldiler!

Biz ağır bir yara aldık bu olaydan, bu olayın medyaya yansıyan görüntülerinden. Gurur duyduğumuz Mehmetçik sırtından vuruldu hem de seçtiklerimizin eliyle!

Sadece Mehmetçik mi, hayır, bizi vurulduk biz, Türk milleti vuruldu sırtından, kahramanlığımızın sembolü Mehmetçik ayaklar altına alındı ve bizi vurdular Dağlıca’da!

Sonuçta Dağlıca baskını, ikinci bir Süleymaniye olayıdır, millet olarak onurumuza indirilmiş ikinci bir ağır bir darbedir.

Şimdi gelelim 17 Şubat Ankara’daki bombalama eylemine…

Eylemi yapan diyelim PYD! Peki, bu PYD böylesine ağır bir vahşetin araştırılacağını ve sonunda kendisine ulaşılacağını bilmiyor muydu?


Ankara’daki kanlı vahşetinin sorumlusunun PYD olduğu ortaya çıktığında Türkiye’nin buna karşılık olarak hemen sınırımızın yanı başındaki PYD’ye ağır bir harekatın yapılabileceğini bilmiyor muydu?

Elbette biliyor, elbette Türkiye’nin istese PYD’yi de YPG’yi de yok edeceğini biliyor, biliyor ama BİLE BİLE BU EYLEMİ YAPTIĞINA GÖRE, KENDİ VARLIĞINA YÖNELİK BİR HAREKATIN DA YAPILMAYACAĞINI BİLİYOR ANLAMINDADIR BU!

TIPKI DAĞLICA GİBİ…,

Tıpkı Dağlıca’daki PKK’lı katillerin eylem sonrası Türk Ordusu’nun bir kara harekatına girişemeyeceğini bildiği gibi!

ŞİMDİ SORU ŞU: NEREDEN BİLİYOR?..

Biz sonuca gelelim şimdi…

Eylemi yapan PYD dediler ama PYD’ye karşı misilleme harekatına girişmediler tıpkı Dağlıca’da PKK’ya karşı yapmadıkları gibi! Fırtına obüsleriyle uzaktan atış yapmak, Türkiye açısından bu terör eylemine karşılık değildir, bir misilleme niteliği de taşıyamaz!

Dağlıca’da Türk Ordusu vuruldu; Ankara’da da hem Türk Ordusu hem de Türk Milleti vuruldu ve buna karşılık yine hiçbir şey yapılmadı!

Peki neden?


Türk Milleti’nin en büyük silahlı gücü Türk Ordusu vurularak Türk Milleti’nin güven duygusu yok edilmek isteniyor, mesele bu! Güvensiz bir milleti sürükleyip yok etmek daha kolay diye düşünüyor olmalılar…

BİLGETÜRK

PKK DOSYASI : Batı’nın PKK-PYD Ayrımının Bedeli

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=1BWE6VzHzfw

Burhanettin Duran: “Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinin PKK’yla PYD’yi ayrı tutmamaları söz konusu olduğu sürece PKK, PYD üzerinden mühimmat ve militan devşirebilecek.”

NTV ekranlarında yayınlanan Yakın Plan programına konuk olan SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, Ankara Kızılay’da gerçekleşen terör saldırısının ardından PKK terör örgütüne ilişkin değerlendirmesinde şunları ifade etti: “PKK, bölgesel hatta küresel siyaseti yakından takip eden, duruma göre bölgesel güçler arasında ittifak değiştirebilen kimi zaman başka bir gücün kimi zamanda başka bir gücün taşeronluğunu yaparak sürekli kendini ayakta tutabilmiş bir örgüt. Dolayısıyla Türkiye’de farklı bir strateji Suriye’de ayrı bir strateji yürütüyor. Amerika gibi yine bazı Avrupa ülkelerinin PKK’yla PYD’yi ayrı tutmamaları söz konusu olduğu sürece PKK, PYD üzerinden mühimmat ve militan devşirebilecek.”

PKK DOSYASI : PYD Terörü Suriye’de Mülteci Krizini Derinleştiriyor

VİDEO LİNK :

https://youtu.be/94KoVSQIMBc

Çağatay Özdemir: “PYD’nin Suriye’de kendisine alan açmaya çalıştığı her saniye mülteci krizinin derinleşmesi ihtimali de yükseliyor.”

SETA’dan Çağatay Özdemir Ülke TV ekranlarında yayınlanan Uluslararası Gündem programına konuk oldu. Özdemir değerlendirmesinde şunları ifade etti: “Hepimizin bildiği gibi Suriye savaşı büyük bir mülteci krizi ortaya çıkardı. PYD Suriye’de bir yandan kendi alanını açarken bir yandan da bu bölgelerde yaşayan yerleşik nüfusun hareket etmesine neden oldu; yani nüfus sürekli mobil bir hale döndü. Bu nüfusun büyük bir çoğunluğu da Türkiye’de. PYD bir terör örgütü. Bu nedenle de gelen insanlar kendilerini güvende hissedemiyorlar. Siz bir terör örgütüne kendi malınızı, canınızı, oradaki yerleşik hayatınızı emanet edemezsiniz. Dolayısıyla da orada kendilerine ait bir egemenlik alanı iddia etseler dahi aslında bu insanların tamamen yerlerinden edilmesi, Suriye’deki nüfusun tüm demografisinin bozulması anlamına geliyor. Orada da PYD’nin, Esed rejimi ile ticaret anlaşmaları yaptığı ve birlikte hareket ettiğini biliyoruz. Bu bağlamda PYD, Kuzey Suriye’de muhalif olarak mücadele eden Kürt nüfusu orada bir şekilde kantonlara bölme politikasıyla kendi tarafına çekip, bir noktada hem oradaki insanları manipüle etmeye çalışma, hem de Esed’e yardım etmeye çalışma ekseninde bir politika izliyor. PYD’nin orada kendisine alan açmaya çalıştığı her saniye mülteci krizinin derinleşmesi ihtimali de yükseliyor.”