Etiket arşivi: PKK

PKK DOSYASI /// VİDEO : ODA TV / Yalçın Küçük – PKK Terör Örgütüdür Diyemedi

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=HnHJIjFk9_Y&feature=em-uploademail

Reklamlar

DUYURU : PKK’YI KORUYUP KOLLAYAN BELÇİKA POLİSİ HATASINDAN DÖNDÜ /// TÜM ÜYELERİMİZE TEŞEKKÜRLER

Değerli Üyeler,

Dün bir kampanya başlatıp PKK’nın Belçika’da kurduğu eylem çadırlarının kaldırılması için Belçika Polisini uyarmıştık. Bu çalışmamıza bini aşkın üyemiz iştirak etti.

Son aldığımız bilgiye göre Belçika Polisi eylem çadırlarını kaldırdı.

Bu habere sevindik ancak umuyoruz Belçika Polisi böyle bir gaflete bir daha düşmez.

Biz kampanyamıza katılan katılmayan tüm üyelerimize ayrı ayrı teşekkür eder, şükranlarımızı sunarız. İyi ki varsınız J

PKK ÇADIRLARI VE EYLEMİ & PKK TENTS AND ACTION

DUYURU : ÖZEL BÜRO Türk Hacker’lardan PKK ve IŞİD Sitelerine Sib er Darbe.!

Türk Hacker’lar PKK Savunucularına Siber Savaş Açtığını Duyurdu !!

Tanınmış hack gruplarından ÖZEL BÜRO Türk Hack Team üyesi hackerlar tarafından terör örgütleri IŞİD ve PKK’ya yakın internet sitelerine siber saldırı düzenlendi.

Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 32 kişinin öldürüldüğü bombalı saldırıyı bahane edip asker ve polisleri şehit eden PKK’yı ve Kilis sınırında bir askeri şehit eden IŞİD’i hedef alan Türk Hack Team üyesi, önceki gece bir siber operasyon yaptı.

Siber dünyanın savaşçıları olarak tanınan Türk Hack Team üyeleri, aralarında HDP, Abdullah Öcalan ve PKK’nın sitelerinin de bulunduğu bulunduğu çok sayıda internet sitesi ile IŞİD’e yakın haber sitelerini saatlerce erişime kapattı. Sunuculara verilen yüksek hasar nedeniyle bazı web sitelerine hala erişim sağlanamıyor.

hdp%2Bhack.Jpeg

Saldırıya ilişkin operasyon ekibi adına açıklama yapan Türk Hack Team Lideri ZoRRoKiN siber güvenlik güçlerinin yorgun düşmesi halinde klavyelerini bırakıp sokağa inebileceklerinden kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini söyledi. ZoRRoKiN, "Bizler bu vatanı seviyoruz ve bedeli ne olursa olsun kimseye bir karış toprak vermeyiz. Şehitlerimizin ruhu şad, mekanları cennet olsun" diye konuştu.

IŞİD DOSYASI : DAİŞ’in Izinde PKK

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "PKK ile DAİŞ aynıdır" cümlesini ilk ifade ettiği zamanlarda eleştiren muhalif yazarlar şimdi aynı noktaya geldiler.

Bir hafta içinde terör çirkin yüzünü iki canlı bomba ile gösterdi.

Kızılay-Güven Park’ta PKK, Taksim’de DAİŞ bağlantılı teröristler sivilleri hedef alarak gündelik yaşam alanlarını kana boyadılar.

Korku, yılgınlık ve panik yaratma amaçlı bu terör eylemleri her iki terör örgütünün fanatik militanlarını patlattığı bir cinnet halinin yansıması. Bu iki örgüt birbiriyle anlaşmışçasına, yarışırcasına bombalar patlatıyor. Her iki örgütün de paylaştığı cinnet hali kamuoyunda "PKK ve DAİŞ terörünün aynı olduğu" yönünde bir kanaati iyice güçlendiriyor.

Hatta ilginçtir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "PKK ile DAİŞ aynıdır" cümlesini ilk ifade ettiği zamanlarda eleştiren muhalif yazarlar şimdi aynı noktaya geldiler. PKK’nın terör eylemlerinin DAİŞ benzeri bir "vahşeti" ürettiği büyük bir çoğunluğun ortak kabulü haline geldi.

Bu durum kendisini "Kürt halkının özgürlüğü için savaşan bir örgüt" olarak gören PKK ve dolayısıyla Kürt milliyetçileri için çok kritik bir dönemece işaret ediyor. Özellikle büyükşehirlerde sivilleri hedef alan PKK terör eylemleri Kürt milliyetçilerini "nefret objesine" çevirmeye başladı.

Benzer bir ötekileştirme, düşmanlaştırma 1990’larda yaşanmıştı.

Ancak bugün kabaran öfkeyi daha tehlikeli buluyorum. PKK yöneticilerinin artık gizlemediği bir nihai amaç olarak "bölünme" tehdidi Türkiye kamuoyunu gittikçe geriyor. Nitekim Nevruz’un "yeni bir çözüme vesile olabileceğini" söyleyen KCK Yürütme Konseyi üyesi Karayılan, Türkiye’nin "parçalanması" ifadesini bir tehdit olarak sarf etmekte:

"2016 sıradan bir yıl olmayacaktır. Kürt düşmanlığında ısrar edilirse, Kürtler ayrılacaktır. Newroz’a kadar da Kürtlerin sloganı birliktir. Bunun değerini bilmezler ise, kuşkusuz Türkiye parçalanacaktır."

"Türkiye’yi bölme" tehdidi Erdoğan ya da AK Parti karşıtlığı ile artık örtülemez. Aksine kitlesel ve tepkisel bir milliyetçi fırtınayı besler. PKK’nın sol -milliyetçi -seküler kökleri ya da söylemleri gittikçe DAİŞ benzeri bir terör örgüt olduğu algısının yayılmasını engelleyemiyor. Bunun, kanaatimce, sivilleri hedef almasından başka iki sebebi daha var. İlki, PKK’nın kendisinin bugün "her dönemden daha güçlü" olduğu ve Türkiye’yi diz çöktürebileceği hissiyatı.

Bu hissiyat Kürt milliyetçilerinin "hırsı" ve "Türkiye karşıtlığı" konusunda kamuoyunu büyük bir infiale doğru sürüklüyor. İkincisi, Kuzey Suriye’de "devletleşme" çabaları sürdüren PYD- PKK çizgisinin o bölgede kontrolü elde tutmak için her şeyi yapabileceği kanaatinin pekişmesi.

Hatırlayalım, Suriye iç savaşında DAİŞ sahneye girdikten sonra bu örgüte karşı mücadele eden "yerel aktörler" arasında PYD öne çıkmıştı. Önce ABD’nin sonra Rusya’nın desteğini alan PYD’nin DAİŞ ile mücadelede en büyük meşruiyeti, Kobani savaşı sırasında olduğu üzere, DAİŞ’in "savaş hukuku" tanımayan vahşetiydi.

PYD de kendini "dinci fanatikler" karşısında "seküler özgürlük savaşçıları" olarak sunmuştu. Ancak Temmuz 2015’ten itibaren PKK çözüm süreci sırasındaki hazırlıklarını kullanarak "kıra dayalı şehir savaşına" yöneldi. Güneydoğumuzun ilçelerini iç savaş görüntülerine benzeten bu savaş tercihi Kürtlerin desteğini kazanamadığı gibi kamuoyunda PKK’nın DAİŞ türü bir örgüt olduğu algısını besledi.

Bu algının büyümesinin çok tehlikeli sonuçlar üretebileceği görüşündeyim. Terörden bunalan sıradan insanların muhtemel aşırı tepkilerinden bahsediyorum.

DAİŞ destekçileri Türkiye toplumunda çok marjinal bir sosyolojiye karşılık gelirken Kürt milliyetçilerinin "nefret objesi" haline dönüşmesi ihtimali çok daha ciddi bir tehlike. PKK da bu gidişatı körüklüyor. Karayılan’ın dediğine göre Nevruz’dan sonra "PKK’nın şehre inmesiyle yeni bir şiddet dalgası" yaratacaklarmış.

"2016 yılını da Kürtlerin ayrılma yılı" olarak belirlemişler.

Kürt halkının asla ayrılmayı istemediğini biliyoruz.

Türkiye toplumu Suriye’nin geleceğinin belirleneceği 2016’yı bütün sıkıntılarıyla göğüsleyebilecek bir sağduyuya da sahip.

Buna yürekten inanıyorum.

PKK DOSYASI : PKK’NIN TÜNELLERİ ORTAYA ÇIKTI

PKK DOSYASI /// VİDEO : İsmail Saymaz : TAK’ın Görevi PKK Eylemlerini Üstlenmek

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=-uD8ovVBZhA&feature=em-uploademail

MEDYA DOSYASI : FETULLAHÇI BASIN, PKK HAYRANI YABANCI GAZETECİLE RİN SINIRDIŞI EDİLMESİNE TEPKİLİ /// İŞTE HABER

İngiliz, Alman, Norveçli, Hollandalı ve Azerbaycanlı gazetecilerin ardından Türkiye’den sınır dışı edilen son isim Danimarkalı Claus Blok Thomsen oldu: “Geri gönderilmek ağrıma gitti.”

Bir suçlu gibi polislerin eşliğinde uçağa bindirilmek çok ağırıma gitti.’ Bu cümle, Danimarka’nın en önemli gazetelerinden Politiken’in 19 yıllık tecrübeli dış haberler muhabiri Claus Blok Thomsen’e ait. Kriz ve savaş bölgelerinden yaptığı haberlerle dikkati çeken Thomsen, Suriyeli mültecilerin yaşadıklarını yakından görmek için 10 Şubat’ta çıktığı Kopenhag-İstanbul-Gaziantep hattındaki seyahatinde başına geleceklerden habersizdi.

Kopenhag’dan Pegasus’a ait uçağa binen Thomsen’in ilk durağı Sabiha Gökçen Havaalanı olur. İki saat sonra Gaziantep uçağına aktarma yapacaktır. Bu sürede ne yapacağını da planlar. Önce para bozduracak, ardından da iç hatlar terminaline geçecektir. Pasaport kontrolüne metreler kala üç sivil polis etrafını sarar. Pasaport ve biletini isteyen polisler, kontrolleri yaptıktan sonra kendileriyle gelmesini söyler. “Daha pasaport kontrolüne varmadan polislerin etrafımı sarmasından dolayı, bilinçli bir şekilde hedefin ben olduğumu sanıyorum.” diyen Thomsen, polislerle beraber bir odaya geçer. Polisler, cep telefonu ve dizüstü bilgisayarını açıp teslim etmesini ister. Gazeteci olduğunu ve haber için geldiğini ifade etmesine karşın itirazı dikkate alınmaz. Beklemeye başlayan Danimarkalı gazeteci, her geçen dakika Gaziantep uçağını kaçıracağım diye endişelenmeye başlar. “İşlem ne zaman biter?” diye sorduğunda cevap hep aynıdır: “Problem yok, 10 dakikaya biter.”

Yaklaşık bir saat sonra polisler yanına tekrar gelir, ‘ülke güvenliği açısından tehdit oluşturduğu’ için Türkiye’ye girişine izin verilmediği ve ilk uçakla Danimarka’ya geri gönderileceği söylenir. Thomsen şoke olur. Türk Hava Yolları ile İstanbul aktarmalı defalarca uçmasına rağmen Türkiye’ye haber için ilk gelişidir. Gençlik yıllarında tatil için Antalya’ya geldiğini hatırlar ve “Ben gazeteciyim. Ülke için nasıl tehdit oluştururum?” diye sormadan edemez. Ancak sorduğu hiçbir soruya cevap alamaz. Durumu gazetesi ve ailesine bildirmek için telefonunu ister. Gazete hemen gelişmeyi son dakika olarak duyurur. Danimarka Dışişleri Bakanlığı ile irtibata geçilir. Tekrar telefonu alınan Thomsen, içinde 5-6 Suriyeli ve Iraklının bulunduğu penceresiz bir ‘hücreye’ kapatılır. Bulunduğu ortamı “İçeride pis bir koku vardı. Yerlerde yemek artıkları ve çöpler birikmişti. Kirli birkaç koltuk ve döşek vardı.” diye tarif eden Thomsen, tepelerinde sürekli yanan lambadan dolayı uyumakta güçlük çektiğini ifade ediyor: “Benim hücremi görünce aklıma hapisteki gazeteciler geldi. Onların çok daha kötü şartlarda kaldığını tahmin etmem zor olmadı.”

Sabah hücrenin kapısını açan polisler, havaalanı emniyeti imzalı bir evrakı teslim ederler. Evrakta Türkiye’ye ‘ülke güvenliği açısından tehdit oluşturduğu’ için alınmadığı yazmaktadır. Polisler eşliğinde Kopenhag uçağına binmek için hareket ederken, bir suçlu muamelesi görmek gururuna dokunur. “Etrafımdaki polislerden dolayı herkesin gözünün üzerimde olması beni rahatsız ediyordu. En çok da kriminal bir suçlu gibi teşhir edilmek zoruma gidiyordu.” diyen Thomsen, akşam geldiği İstanbul’dan sabah saatlerinde Kopenhag’a gönderilir.

Thomsen, savaş ve terör konularında uzman bir muhabir. Arap Baharı ve Ukrayna krizini yakından takip etmiş. “Son dönemde AK Parti ve Erdoğan’ı eleştiren bir haber yaptın mı?” diye sorduğumuzda “Türkiye’nin adının geçtiği son haberi 5 yıl önce yazdım. Kuzey Afrika’dan Suriye’ye geçen El Kaide militanlarıyla ilgili bir haberdi ve Türkiye’den terör konusunda Batı’yla yaptığı işbirliğinden dolayı olumlu bahsetmiştim.” cevabını veriyor. Polislerin kendisine nazik davrandığını da belirten Thomsen, “Şahsi kanaatim, hakkımdaki karar başka bir yerde alındı. Polisler sadece, bana kararı tebliğ ettiler. Konuşurken naziktiler ancak tavır olarak üstten bakan ve yardımcı olmaya niyetleri olmayan bir görüntüleri vardı.” diyor. Türkiye için nasıl bir tehdit olduğu sorusuna hâlâ cevap bulamadığını belirten Thomsen, “19 yıllık gazeteciyim. Zaman zaman işim gereği Danimarka’da iktidarı ve emniyeti eleştiren yazılar yazdım ama hiç tepki almadım. Türkiye’nin bana uyguladığı muameleyi görünce basın özgürlüğü konusunda bulunduğu yeri hak ettiğine inanıyorum.” sözleriyle basın özgürlüğü endeksinde Türkiye’nin 180 ülke arasında 149. olmasına atıfta bulunuyor.

Thomsen’in sınır dışı edilmesi Dani-marka’da ciddi gündem oldu. Tüm siyasi partiler ve Başbakan Lars Lökke Rasmussen, karara tepki gösterdi. Politiken gazetesi ve Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçiliği’nden konuyla ilgili detaylı bilgi istedi ancak henüz istenilen cevap gelmedi. Thomsen, kendisine verilen sınır dışı kararının Türkiye’nin Danimarka’daki imajını olumsuz etkilediğini belirtiyor: “Ne gerek vardı böyle bir harekete? Ben terörist değilim, suçlu değilim, sadece gazeteciyim. Her yıl 400 bine yakın Danimarkalı Türkiye’ye tatile gidiyor. Benim yaşadıklarımı okuyan her Danimarkalı ‘Acaba aynısı benim başıma da gelir mi? diye düşünebilir.”

Thomsen, Türkiye’ye haber için gidip de sınır dışı edilen ilk gazeteci olmadığı gibi gidişat son olmayacağını da gösteriyor. Sınır dışının ilk mağduru Şubat 2014’te Todays Zaman muhabiri Azerbaycan vatandaşı Mahir Zeynalov oldu. 4 yıldır Türkiye’de çalışan ve bir Türk vatandaşıyla evlenen Zeynalov, bir tweeti gerekçe gösterilip sınır dışı edildi. 28 Mart 2015’te ise Almanların ünlü dergisi Der Spiegel’ın foto muhabiri Andy Spyra, Atatürk Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yaparken sınır dışı ediliyordu. Türkiye’ye daha önce defalarca geldiğini belirten Spyra, Düsseldorf’a geri döndükten sonra Alman polisi tarafından sorguya çekildi. Spyra, Türk yetkililerin kendisini IŞİD’ci olduğu gerekçesiyle kapı dışarı ettiğini vurguladı. Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra kenara çekildiğini, üzerinin arandığını ve gözaltına alındığını anlatan Alman foto muhabiri, Almanya Büyükelçiliği’nin açıklamasına rağmen Türk yetkililerin ikna olmadığını aktardı.

Eylül 2015’te bu kez sınır dışı edilme şokunu Hollandalı gazeteci Frederike Hanneke Geerdink yaşadı. ‘Silahlı terör örgütüne yardım etmek’ suçundan Diyarbakır’da gözaltına alınan Geerdink, savcılıkça serbest bırakılıp sınır dışı edilmek üzere İl Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne sevk ediliyordu. Yine eylülde ‘hem IŞİD hem PKK adına faaliyet yürüttükleri’ iddiasıyla tutuklanan Vice News muhabiri iki İngiliz gazeteci sınır dışı edildi. Birlikte gözaltına alınan tercümanları Iraklı Mohammed İsmael Rasool ise aylar sonra serbest bırakıldı.

Geçen haftalarda sınır dışı edilen yabancı gazeteciler kervanına Norveç’in Aftenposten gazetesinin İstanbul muhabiri Silje Rönning Kampesaeter de katıldı. Çalışma ve oturma izni müracaatı reddedilen ve akreditasyon verilmeyen Norveçli gazetecinin Türkiye’yi terk etmesi istenirken, gazetenin yayın yönetmeni Espen Egil Hansen, karara tepki göstererek “İstenmeyen kişi ilan edilmenin çok önemli bir mesele olduğunu düşünüyoruz. Şu an Rusya ve Çin’de herhangi bir sorunla karşılaşmadan faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Böyle bir durumu en son 1971’de Sovyetler Birliği’nde yaşamıştık.” diyordu.

Bütün bu gelişmelere rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu, en özgür basının Türkiye’de olduğunu iddia etmeye devam ediyor!