Etiket arşivi: PKK DOSYASI

PKK DOSYASI /// VİDEO : ODA TV / Yalçın Küçük – PKK Terör Örgütüdür Diyemedi

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=HnHJIjFk9_Y&feature=em-uploademail

PKK DOSYASI /// VİDEO /// SEDAT PEKER : DİYARBAKIR’IN GERÇEK HALKI DİLİYLE DEĞİL, YÜREĞİYLE KONUŞUR !

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=SSO9uJ-2sFY&feature=em-subs_digest

PKK DOSYASI : Terör Örgütünü Motive Etmenin Türlü Yolları

PKK, bütün süreçte çok ciddi moral motivasyon kaybetti. Bu kaybı telafi etme işi Erdoğan düşmanlığı ortak paydasında birleşen yazar- çizer takımına düştü.

Bir terör örgütü silah ve militan desteği dışında en çok neye ihtiyaç duyar?
Kendisi ile ilgili pozitif bir algı oluşturmaya. Meşruiyet alanını genişletmeye. Militanlarını sahaya sürmesine yardımcı olacak mitlere.
Kısacası "moral motivasyon"a! PKK, yıllarca bu "moral motivasyon"u "hak savaşı" retoriğinden aldı.
"Biz Kürtlerin hakları için savaşıyoruz" diyerek kendisini pazarladı. Bu propagandayla militan devşirdi.
Aynı dönemlerde uluslararası güç odakları "Türkiye’de ağır insan hakları ihlalleri var" söylemini kullanarak PKK’ya alan açmaya çalıştı.
Gün geldi, Türkiye’de devlet PKK’nın "hak savaşı" retoriğini ve uluslararası güç odaklarının kullandığı "insan hakları ihlalleri" söyleminin zeminini tamamen yerle bir etti.
PKK’nın ve onun uluslararası destekçilerinin dillerine pelesenk ettiği sorunlar, yeni Türkiye’nin demokratikleşme programı çerçevesinde çözüme kavuşturuldu.
PKK bir süre, "silahlı mücadelemiz olmasa devlet bu hakları Kürtlere tanımazdı" yalanına sarıldı. Ancak o yalanın kullanım süresi kısa sürede doldu.
PKK’nın meselesinin "Kürtlerin hakları" olmadığı, "bir grup teröristin egemenlik mücadelesi" olduğu kısa sürede ortaya çıktı.
KCK’nın Suriye kolu, PKK’nın kardeş kuruluşu PYD, Suriye’deki iç savaş koşullarının yarattığı fırsatlardan istifade Kuzey Suriye’de özerk bir egemenlik alanı elde edince neyin ne olduğu ayan beyan ortaya çıktı.
PKK, her tür terör enstrümanına başvurarak Türkiye devletini PYD’nin statüsünü tanımaya zorladı.
Bütün bunları Türkiye siyasetinde bir boşluk olduğunu düşündüğü, 13 yıldır ilk defa seçimlerin herhangi bir partiye tek başına iktidar imkânı sunmadığı 7 Haziran seçimlerinin ardından hayata geçirdi.
"Devrimci halk savaşı" başlattığını duyurdu. Kendince, Türkiye’nin Güneydoğusunda "şehir işgalleri" ile bir özyönetim sürecinin hayata geçtiğini ilan etti.
Ne var ki Türkiye, bu dayatmayı kabul etmedi. Aksine, PKK’ya karşı tarihinde hiç görülmemiş kapsamlı bir operasyon başlattı.
PKK, bunun önüne geçebilmek için "halk"ı isyana çağırdı. Güya kendisi için savaştığını iddia ettiği halkı.
Halbuki o halkın bir kısmı AK Parti’ye, bir kısmı ise HDP’ye oy vermiş ve siyasetle temsil edilmeyi tercih etmişti. Bir terör örgütüyle değil.
Nitekim halk bu isyan çağrılarına kulak asmadı. Zora, baskıya, tehdide rağmen herhangi bir toplumsal kalkışma olmadı.
Terör örgütü yeni bir faza geçti ve "devrimci demokratik yangın" adı altında sivil katliamlarına yönelmeye başladı.
PKK, bütün bu süreçte çok ciddi moral motivasyon kaybetti. Bu kaybı telafi etme işi Erdoğan düşmanlığı ortak paydasında birleşen yazar- çizer takımına düştü.
Sadece bir örnek. Türkiye solunun bilinen isimlerinden Ömer Laçiner bakın Nokta dergisine (bu detayı bir kenara not edip geçelim) verdiği söyleşide neler demiş: "PKK eğer ‘Ben çatışmayı sürdüreceğim’ derse, Filistinlerin İsrail’e karşı sürdürdüğünden çok daha etkili sürdürebilir. (…) Şehir gerillaları (nın) o kadar fazla eğitim almalarına da gerek yok. İyi atış yapmak, nokta hedefi vurmak, iyi kaçmak, iyi bomba hazırlamak… Kriterleri bu. (…) Şehir savaşı, bütün masrafları yüzde 70 oranında düşürür. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve ordusu, böyle bir savaşa hazır değil!"
Yazar değil, PKK’nın üst düzey sorumlusu sanki. Hem Sur’da, Cizre’de, İdil’de vs. PKK’yı kazıyıp söken Esed’in ordusuydu değil mi sayın Laçiner? Hem bir terör örgütü yöneticisi bu cümleleri görünce ne hisseder? Daha çok katliam, daha çok kan, daha çok gözyaşı için motive olmaz mı?
Ha bu durumda Ömer Laçiner’in yaptığına ne denir?

[Sabah, 23 Mart 2016]

PKK DOSYASI : PYD Amerika İçin Önemini Ne Zaman Kaybeder ?

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=wV4i2I2sLvQ

Amerika’nın DAEŞ’le mücadelede daha kapsamlı bir politika üretmesi durumda PYD’nin öneminin azalacağını belirten Burhanettin Duran, bu durumda PYD’nin de kendi sınırlarını bileceği ve daha mütevazi bir konuma geleceğini ifade etti.

SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran TRT 1 ekranlarında yayınlanan Enine Boyuna programında, Suriye iç savaşı ve Amerika’nın PYD politikasını değerlendirdi. “Obama’nın bölgedeki müttefikleriyle sorunu var; İran’la yeni bir düzleme girdi ama bütün diğer müttefikleriyle sıkıntı yaşıyor. Yeni başkanın bunu değerlendirmesi lazım.” yorumunda bulunan Duran, konuşmasında şunları ifade etti: “DAEŞ’le mücadelede ana unsur olarak YPG’ye dayanmak devam edecekse o zaman kolay kolay bu iş değişmez. Daha kapsamlı bir politika üretecekse Amerika DAEŞ’le mücadelede (kendi elini de taşın altına koyarak yapacaksa) o zaman otomatikman PYD’nin önemi azalacaktır. PYD de kendi sınırlarını bilecek daha mütevazi bir konuma gelecektir.”

PKK DOSYASI : 6 Soruda Ankara’daki Terör Saldırısı

PKK’nın daha önce sivilleri hedef almadığı tezi doğru değil. Örgüt bugüne kadar Batı’daki büyük şehirlerde birçok kez sivilleri hedef almıştı.

1. Ankara’daki terör saldırısının amacı neydi?

Ankara’da doğrudan sivilleri hedef alan terör saldırısının birçok amacı var. İlki, PKK’nın çatışma ortamında varlığını devam ettirebilmek için yeni eleman kazanmasını sağlamaktır. Terör örgütleri çatışma ortamında kayıpları arttıkça giderek saldırganlaşmakta ve hedefi belirsiz bir şiddeti tercih etmektedirler. PKK son aylarda şehir çatışmalarını bölge halkını savaşın içine çekmek için kullanmayı denemiş ancak söz konusu hedefine ulaşamadığı gibi şehirlerde beklediği askeri başarıyı da sağlayamamıştır. Öte yandan PKK özellikle yaş ortalaması 18-24 arasında olan genç örgüt üyelerinin de güvenlik güçlerine teslim olmasına şahitlik etmiştir. Bu nedenle Ankara saldırısının, PKK’nın hızlı ve büyük ölçüde örgütü yakın zamanda "beka problemiyle" karşı karşıya bırakabilecek stratejik kayıplarına bir reaksiyon olarak yapıldığı söylenebilir. Ancak bu gerekçe Ankara saldırılarını başlı başına açıklayamaz.

İkinci amaç, toplumu derin bir ayrışma içine çekerek hem toplumun dayanma gücünü test etmek hem de devletin terörle mücadelesindeki güçlü iradesini zaafa uğratmaktır. Sivillerin sıradan bir yerde değil de ülkenin başkentinin ana damarlarından birinde hedef alınmasının amacı toplumda radikal bir psikolojik güvensizlik hissinin ortaya çıkmasına neden olmaktır. Böylesi bir durum PKK’nın toplumu çatışmanın içine çekme stratejisinin bir parçasıdır. Toplumun tepkilerini bir bütün olarak kontrol etmek son derece zor olduğu için "etnik ayrışma" üzerinden düzensiz bir "karşı şiddetin" doğmasına zemin hazırlayarak çatışmayı yürüttüğü bölgede sıradan insanları çatışmanın içine çekmenin kolay olacağını düşünmektedir. Böylece siyasi irade de çatışmanın derinleşmesinden endişeleneceği için örgüte yönelik mücadelesinde yumuşayamaya gideceği hesaplanmaktadır. Dolayısıyla Ankara saldırısının amacı toplumu psikolojik düzeyde atomize ederek parçalara ayırmaktır.

Saldırıların üçüncü amacı ise devletin ana merkezinde kendini koruyamadığı izlenimini vererek zaten parçalı olan kamuoyunu devlete karşı pozisyon almaya zorlamaktır. Cemil Bayık’ın "Hedefimiz AK Parti’yi ve Erdoğan’ı devirmek" ifadesi buna örnek olarak verilebilir. Böylece "hedefi aynı olan kesimlerin!" tepkisini saldırının kendisine değil de hükümete daha sert bir şekilde yönetebileceği bir zemin hazırlanmaktadır.

2. PKK daha önceden batıda sivilleri hedef almamasıyla biliniyordu, bu nasıl değişti?

PKK’nın daha önce sivilleri hedef almadığı tezi doğru değil. Örgüt bugüne kadar Batı’daki büyük şehirlerde birçok kez sivilleri hedef almıştı. Sadece saldırıların yapılma biçiminde önemli bir değişim söz konusu. Önceden intihar saldırısı intihar yeleği giyen bir canlı bomba tarafından gerçekleştiriliyordu. Şimdi ise daha mobil ve patlama etkisi daha yüksek tekniklerle saldırılar yapılıyor. Bu teknik 2003 Irak Savaş’ından sonra el-Kaide tarafından sıklıkla kullanılmaya başlandı ve bölgedeki diğer terör örgütleri bu yöntemi taklit etmeye başladı. PKK da bu tekniği Suriye iç savaşıyla birlikte öğrendi ve Türkiye’de uygulamaya başladı. Bir siyasi ve güvenlik stratejisini zafiyete uğratmanın en basit yollarından biri sivillerin "gündelik güvenlik risklerini" (yani sokağa çıktığında hayatına yönelik riskin minimize edilmesi) artırmaktır. PKK bu tür eylemleri özellikle kendine müzahir diğer örgütler üzerine (TAK gibi) devrederek sorumluluk almaktan kaçınırken saldırıların hedefini de bu örgütlerin inisiyatifine teslim ederek belirsiz bırakıyor. Bu durum istihbarat takibini de zorlaştırmaktadır.

3. Ankara’da kısa süre aralıklarla gerçekleşen terör saldırıları engellenebilir miydi?

Türkiye terör kaynaklı tehditler bakımından karmaşık bir meydan okumayla karşı karşıya. Birincisi, Türkiye bugüne kadar PKK başta olmak üzere birçok radikal sol terör örgütünün -ki bunların çoğunluğu PKK’nın bir parçasıdır (TAK, DHKP-C, MLKP vs.)- ve el-Kaide ve DAİŞ gibi örgütlerin hedefi oldu. Türkiye’yi hedef alan örgüt sayısının 10’dan fazla olduğu görülmektedir. Aynı zamanda bu örgütlerden PKK ve sol örgütler yerel ve bölgesel karaktere sahipken, diğerleri küresel bir ajandaya sahiptirler. Dolayısıyla Türkiye terör saldırılarını önleyici güvenlik ve istihbarat tedbirleri açısından aynı anda motivasyonları, teknikleri ve hedefleri farklı birçok terör örgütüyle mücadele etmek zorundadır. Böylesi bir mücadelenin son derece zor olduğunu söylemek mümkün.

İkinci zorluk ise, PKK ve ona müzahir diğer örgütlerin kullandığı teknikler ve örgütsel yapılarının karmaşık olmasıdır. PKK hiyerarşik bir örgüt yapısına sahip olsa da DAİŞ’e benzer bir biçimde TAK örneğinde olduğu gibi başka örgütlerinin kendi çatısı altına girmesini bir fırsat olarak gördüğü gibi 12 Mart birleşmesinin gösterdiği gibi bunun olması için çaba sarf etmektedir. Böylece hem eylemlerine bir çeşitlilik sağlamakta hem de istihbari takibin zorlaşmasına neden olmaktadır. Öte yandan terör örgütleri çok parçalı bir saldırı hazırlık süreci geçirmektedirler. Saldırının gerçekleşeceği mekana gelene kadar kurulan zincir son derece mobil ve karmaşık olabilmektedir. Bu da ister istemez istihbarat takibini daha da zorlaştırmaktadır. Ankara saldırısında söz konusu özelliklerin hepsinin bir arada olduğu görülmektedir.

4. PKK’nın yeni eylem tarzının özellikleri neler?

Terör örgütleri çatışma ortamlarına en hızlı adapte olabilen ve çatışmalardan yeni teknikler öğrenerek çıkan gruplardır. Düzenli devlet güçleri gibi hukuka uymak zorunda değiller ve bu yüzden her türlü tekniği serbest bir biçimde kullanırlar. Öte yandan terör örgütleri asimetrik savaşın asimetrik yöntemlerini en fazla kullanan gruplardır. PKK son yıllarda Suriye’deki iç savaşta birçok yeni teknik öğrendi. Bir bütün olarak bunlara hibrid (melez) savaş yöntemleri diyebiliriz. Hibrid savaş, düzenli ile düzensiz savaş tekniklerinin bir arada kullanıldığı bir savaş türüdür. Bu savaşın özellikleri arasında YPS, HPG ve PKK gibi karma askeri bir yapılanma, esnek ve her şarta uyum sağlayabilecek teknikleri kullanabilen pragmatik bir askeri strateji, sivillerin hedef alındığı sansasyonel terör eylemleri, sosyal medyayı aktif ve saldırgan bir şekilde kullanan propaganda ağı ve iletişim stratejisi ile finansal kaynak sağlamak için bütün illegal yolları kullanan yasa dışı bir suç ağı yer almaktadır. PKK bu yöntemlerin birçoğunu aynı anda kullanmaktadır.

5. Değişen terör eylemlerine karşı Türkiye ne gibi önlemler almalı?

İlk olarak Türkiye’nin öncelikle terörizmin değişen karakterindeki yeni dinamikleri çok iyi analiz etmesi ve anlaması gerekiyor. Bu dinamikler iyi analiz edilmeden terörizmle mücadelede başarılı olmak çok zor.

İkincisi ise Türkiye’nin diğer ülkelerle karşılaştırıldığında terörizmden kaynaklanan tehditlere karşı daha hassas bir ülke olduğunun farkında olarak kendini özgü bir yöntem ve strateji geliştirmesi gerekiyor. Böylesi bir stratejinin dört önemli sütunu var.

Birinci sütunu psikolojik ve sosyolojik düzeyde halk oluştururken ikinci sütunu siyaset mekanizması oluşturmaktadır. Bu iki sütunda halkın ve siyasetin terörle mücadele ederken birlikte olması yaşamsal önemde. Bu nedenle bu konuda neler yapılabilir diye yeniden düşünmek gerekiyor.

Üçüncü sütunu ise güvenlik ve istihbarat kurumlarının caydırıcı, önleyici ve operasyonel düzeyde etkin olabilmesi için mobilize ve modüler (yerleştir-çıkar-başka bir yere taşı) esnek bir güç ekseninde yeniden yapılandırılması oluşturuyor.

Dördüncü sütunu ise devletlerarası ilişkiler ve uluslararası ilişkiler düzeyi oluşturmaktadır.

Türkiye’nin en büyük meydan okuması PKK terörüne yönelik mücadelesinde uluslararası desteği arkasında tam olarak görememiş olması. PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ye ABD doğrudan destek verirken, Avrupa başkentlerinde Türkiye ile birlikte teröre karşı durma konusunda son derece cılız sesler çıkıyor.

Bütün bunlar dikkate alındığında Türkiye’nin yeni bir strateji ile kurumsal bir yeniden yapılanmaya gitmesi bir zorunluluk. Terörün üstesinden gelmek için yeni bir Ulusal Güvenlik ve Terörle Mücadele Bakanlığı’nın kurulması ve bütün operasyonel ağın aynı havuzun içinde toplanması iyi bir başlangıç olabilir. Yani mevcut terörle mücadele birimlerinin bir çatı altında toplanması kurumsal entegrasyonun uyum içinde çalışması ve başarıya ulaşmak için son derece önemlidir.

6. Suriye’deki iç savaş Türkiye’deki terör saldırıları için nasıl bir tehdit oluşturuyor?

Son dönemdeki terör saldırılarının hepsi Suriye bağlantılı. Gerek DAİŞ gerekse de PKK kaynaklı saldırılarla bağlantılı kişilerin Suriye’deki iç savaşa katıldıklarını ve burada askeri eğitim aldıklarını görüyoruz. PKK ve YPG aynı savaşçı havuzunu kullanıyor. Gerek şehirlerde güvenlik kuvvetleriyle çatışanların bir kısmı gerekse de Ankara’daki son iki saldırıyı gerçekleştiren kişilerin Suriye’de YPG saflarında savaştıktan sonra Türkiye geldiklerini biliyoruz. Bu kişiler Türkiye döndüklerinde ya gelir gelmez PKK’ya katılıyor ya gizlenerek topluma entegre olmaya çalışıyor ya da bir saldırı planı hazırlığına girerek canlı bomba oluyor. Son iki terör saldırısında bu üçünün birden gerçekleştiğini görmekteyiz. Türkiye’nin Suriye’de savaşa katılan kişilerin geri dönüşlerini hukuksal olarak düzenleyen bir yapılanma ile bunların çok yakın takibini sağlayacak istihbarat ağına sahip olması gerekiyor.

[Sabah Perspektif, 19 Mart 2016]

PKK DOSYASI : PKK’NIN TÜNELLERİ ORTAYA ÇIKTI

PKK DOSYASI : PYD’nin Kuruluş Amacı ve Sonucu

KAYNAK : Stratejik Düşünce Enstitüsü

1998 yılında PKK’ya yardım ve yataklık yaptığı için yirmi yıllık sabrı taşan Türkiye’nin, Suriye’yi doğrudan savaşla tehdit etmesi üzerine Bekaa Vadisi’nden çıkarılan PKK, 2003 yılında Suriye İstihbarat kurumu El-Muhaberat öncülüğünde PYD’yi kurdu. (Aynı dönemde DAİŞ de Şam’daki, Sayednaya hapishanesinde İran, Rus, Fransız ve Suriye İstihbaratı tarafından kurulmuştu.)

2011 yılında Celal Talabani’nin evinde Esed’in eniştesi askeri istihbarat başkanı Asıf Şevket, İran’ın Orta Doğu komutanı Kasım Süleymani, Murat Karayılan ve Salih Müslim tarafından PYD faal hale getirilirken, 16 demokrat veya muhafazakâr Kürt siyasal hareketi de saf dışı edildi. Burada ana aktör İran’ın Orta Doğu’daki Yezid kılıcı Kasım Süleymani ve Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memlük idi. Memlük, halk arasında Sünni bir Kürt olarak bilinmesine rağmen, aslında Hafız Esed’le teyze çocukları olup, aslen İskenderunlu bir Nuseyri ve soyadı gibi tam bir Esed kölesidir.

Nüfusun en yoksul ve yoksun bölümünü oluşturan Maktumim Kürtlerine (Türkiye’den gelen kaçak göçmenler) Hafız Esed döneminde orduya kayıt olma hakkı verilmiş ve müracaat eden Kürt gençleri, kardeş Rıfat Esed’a bağlı ‘Özel Kuvvetler Komutanlığı’ bünyesinde şebbihalar niyetine kullanılmıştır. Şu anki PYD’nin yönetim kademesinde bulunanların babaları veya yakın akrabaları ihvancı olarak tanımlanan mazlum ve dindar Halep, Deyr’üz Zor, Rakka, Der’a ve Hama halklarına karşı katliamlar yapmışlardı.

Suriye devletinin Kürtleri potansiyel tehdit olarak görmesinden dolayı, savaşmayı ve kurumsal hareket etmeyi pek de bilmeyen ortalama bir Suriye Kürdü’nü sevk-ü idare etme görevi de PKK içindeki, Beşşar Esed’in sınıf arkadaşı Dr. Bahoz ve 82 Hama katillerine verilmiştir. Bugün bile Esed, ayda 150 milyon Suriye Lirasını PYD’ye maaş olarak vermektedir. Haseki de aynı devlet dairelerinde Ruslar, PYD’liler ve Nuseyriler OK oynamaktadırlar.

İşgal, imha ve ilhak sürecinde ise PYD bir yere girmeden önce oraya öncelikle DAİŞ saldırtılıyor. Vahşice birkaç kelle kesme sahnesinden sonra, öncelikle ağır Rus veya Amerikan hava bombardımanı başlıyor, sonra da kahraman(!) PYD’liler orayı tek kurşun atmadan teslim alıp özgürleştiriyor.

Yaklaşık 60 bin kişilik PYD silahlı birliğinin %60’ı maaşa bağlanmış Osmanlı zamanında dahi yağmacılıklarıyla bilinen meşhur çöl bedevilerinden Arap Tay ve Şammar aşiretlerinden oluşmaktadır. Gırı Zor kışlasından önce Esed’in kışlalarında eğitim alan, hafif ve ağır silahları Suriye rejiminden temin eden PYD, son zamanlarda Rus ve ABD yardımıyla iyice güçlenmiş olup adını da Demokratik Suriye Kuvvetler Birliği olarak değiştirmiştir.

Hâlihazırda PYD’nin çıkardığı petrolün %40’ı Esed’e, %10’u Cezire Kantonu Başkanı Şammar Aşireti Lideri Hadi’ye, %10’u Tay Aşireti Reisi Muhammed Faris’e verilmektedir.

PYD bölgesine çoğu Türkiye’den gönderilen temel yardımlar bile, çok fahiş fiyatlarla örgüt kontrolünde satılmaktadır. Örneğin, çay şekeri alamayan bir aile beş kuruşluk kalitesiz bir şekerle çaylarını tatlandırmaktadır. Oysa bu bölgede insanlar demliğe dahi şeker atıp, adeta şeker üstü çay içmektedirler.

Rojava’nın PYD kontrolüne geçmesinden sonra saf dışı edilen Kürt siyasetçileri,

1. Geleceğin Partisi Lideri Avukat Meş’al Fazıl Temmo: Temmo, Rejim ve PYD tarafından defalarca tehdit edilmiş ve Türkiye’ye geleceği gün toplantı halindeyken, PYD öncülüğünde rejim tarafından öldürülmüştür (8 Ekim 2011).

2. Bedro Aşiret lideri Abdullah Bedro: Öcalan’a Şam’daki trilyonluk evini verecek kadar PKK’yle içli dışlı olan Abdullah Bedro, 1000 kişiyle şehri basan PKK’lı Bahoz Erdal (Dr. Fehman Hüseyin) tarafından öldürüldü. Bahoz, Bedro’nun âleme ibret olsun diye de saldırıda yaralanan üç oğlunu hastanede öldürür.

3. Demokratik Birlik Partisi Halep Sorumlusu Dr. Şerzad Hac Reşid (2 Şubat 2012 öldürüldü)

4. Demokrat Kürt Partisi Politbüro üyesi Nesredîn Berhik (16 Şubat 2012 öldürüldü)

5. PYD tarafından tutuklanan gençlerin serbest bırakılması ve baskıların hafifletilmesi için Amude’de de düzenlenen oturma eyleminde, PYD tarafından onlarca Kürt genci doçkalarla öldürülmüş ve muhalif Kürtler, Türkiye ve Irak Kürdistan’ına göç etmek zorunda kalmıştır (Haziran 2013).

6. Suriye Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Salah Bedreddin, Almanya üzerinden Erbil’e kaçmak zorunda kalmıştır (2011).

7. Kürt milletvekillerinden Fuat Aliko, PYD’nin Suriye’deki Kürtler’in %20’sini bile temsil etmediğini belirterek, “PYD uygulamalarının Esad zulmünden aşağı kalır yanı yok” dedi. Aliko, Ocak ayında “PYD’yi nasıl görüyorsunuz” şeklinde imza kampanyası başlattıklarını ve bu kapsamda 625.400 imza toplandığını açıkladı. Haseke’de yaşayan yaklaşık yüz bin kişiden 84 bin kişinin, Kamışlı’da bulunan 200 bin kişiden ise 135 bininin PYD’den razı olmadıklarını belirten Aliko, PYD’nin, imzaları içinde bulunduğu okulla beraber yaktığını söyledi.

Sonuç olarak Suriye halkının ancak %8’ini oluşturan Nuseyriler, içerde Arap Jön Türkleri olan Baas Partisi ve dışarda İran fitnecileri, Rusya ve Batı eliyle ayakta durmaktadır. İran’ın hesabı Akdeniz’den Orta Asya’ya kesintisiz uzanan Şii bir Blok (Yezidin Kılıcı) kurmaktır. Çağdaş Yezid Kasım Süleymani ve Hizbülesed çetesine göre Tahran’ın savunması Halep’ten başlamaktadır. Rusya Lazkiye ve Tartus üsleriyle tarihinde ilk kez sıcak sulara sağlam olarak ayak basmış ve burayı GAZPROM için Akdeniz’in petrol rafineri üssü olarak ele geçirmiştir. İsrail, ABD ve Avrupa’dan oluşan Batı Bloku’nun amacı ise petrol, Orta Doğu’nun stratejik kontrolü, İsrail’in güvenliği ve küresel hâkimiyettir.

Bu üçlünün planlarına göre fiilen ve resmen artık Suriye dörde bölünmüş durumdadır.

1. Lazkiye, Tartus ve Şam’ı kontrol eden Nuseyri Esed Devleti.

2. Kuzeyde laik, Batılı, komünist ve Kürt milliyetçiliğine dayalı, kantonlardan oluşan, Cizre ve Sur’a rahmet okutacak bir vahşeti yıllardır uygulayan; 2015 yılından itibaren Sosyalist Enternasyonal’e üye olsa da Marx ve Lenin’i mezardan kaldıracak, özyönetimin fikir babası Rus Yahudi’si Bookchin’i konuyu tekrar yazmak için eline kalemi verecek, Apo’nun kerameti kendinden menkul fikirlerine dahi eyvallah dedirtecek, dünya siyasi literatürüne daha girmemiş bir siyasi düzen (ABC’si Sur ve Cizre Çukurları) kuran ikinci bir Kuzey Kore, Salih Müslim Rojava Devleti.

3. Kaos içindeki müstakbel Sünni Halep bölgesi.

4. DAİŞ çete devleti.

Bundan yüzyıl önce yapılan Sykes-Picot’un yerine Kerry ve Lavrov geçmiş bulunmaktadır. Burada hedef PYD ve DAİŞ gibi örgütler üzerinden İslam Dünyasını bir daha ayağa kalkamayacak şekilde yok etmektir.

Geçen beş yıllık zaman maalesef Bedro’yu haklı çıkarmıştır. Bedro’nun ölmeden önceki son sözleri şöyle olmuştur: “Kürt bölgesi Baas rejiminin milis güçleri olan ve El-Muhaberat tarafından yönetilen PKK/PYD’nin kontrolüne geçerse Kürtler, Baas zulmünü mumla arar. PYD asla Kürtlerin bir hakka sahip olmasına da müsaade etmeyecektir.”

Henry Kissinger, baba (Hafız) Esad’ı poker oyununa elinde ikiler ve üçlerle girip ortadaki parayı silip süpüren bir tip olarak tanımlamaktadır. Kanaatimce Beşşar da iktidarını korumak için 22 milyonluk Suriye halkının en az yarısını sokağa atabilmekte, 500 bin kişiyi katledebilmekte, Halep’i dahi Hama gibi haritadan silebilmekte ve bunun için de Rusya’dan ve İran’dan katiller ithal edebilmektedir. Kısaca Şam’da kahvaltı yumurtasını pişirmek için tüm Suriye’yi yakabilmektedir. Kullandığı son araç da maalesef şimdilik PYD’dir.

Dr. Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU

Dicle Üniversitesi Siyasal Araştırmalar Merkezi Müdürü