Etiket arşivi: MK ULTRA PROJESİ

MK ULTRA PROJESİ : ÖZEL BÜRO OLARAK MK ULTRA TACİZ TEKNOLOJİSİ KONUSUNDA PSİKODER’E GÖNDERDİĞİ MİZ MESAJ

MK-Ultra Projesi Türk Vatandaşlarına mı uygulanıyor ??

WEB SİTE LİNKİ : www.psikoder.org.tr

Sayın PSİKODER Yetkilileri;

Öncelikle mektubumuza zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

TÜRKİYE’de 2000’li yıllardan bu yana belirli yerel ve yabancı istihbarat servisleri tarafından PSİKOTRONİK – ELEKTRO MANYETİK takip cihazları ile vatandaşlara yönelik yasadışı teknik takip yapılmaktadır.

Bu konunun mağduru olduğunu iddia eden binlerce kişi var ama ne yazık ki konunun kamuoyunca yeterince bilinmemesi yada komplo teorisi olarak görünmesi nedeniyle şikayetlerini resmi merciler dışında saklama gereği duyuyorlar. Şu anda mağdurlar dernek kurma aşamasına geldiler ve seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Yurt dışında ise on binlerce mağdur var ve bir çok sivil toplum örgütü adı altında haklarını arıyorlar.

Bunlardan birisi de ICAACT ORGANISATION. Web sitesi : http://icaact.org

MK ULTRA konusu bizce çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü sadece ülkemizde bu projenin binlerce mağduru bulunuyor ve maalesef haklarını gerektiği gibi arayamıyorlar. Halbuki başta ABD olmak üzere tüm Batı dünyası bu konuya çok önem veriyor, bu konuda filmler, kitaplar, şarkılar ve klipler yayınlıyorlar.

Örneğin yakın zamanda çevrilen ve meşhur ABD’li aktör DENZEL WASHINGTON’ın oynadığı MANCHURIAN CANDIDATE (Mançurya Kobayı) ve Bruce Willis’in ve Julia Roberts’ın oynadığı CONSPIRACY THEORY (Komplo Teorisi) bunlara verilecek en iyi örneklerdir. Yine 2009 yılında çevrilen GAMER (OYUNCU) filmi örneklerden biridir.

Bu konu artık komplo teorisi olmaktan öteye gitmiştir Batı dünyası ülkeleri için. Çünkü ABD başta olmak üzere tüm dünyada ZİHİN KONTROLÜ yada orijinal adıyla MK ULTRA bir realite halini almıştır.

Örneğin OKLAHOMA BOMBACISI TIMOTHY MCVEIGH’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ? Bu konuyu ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Yine aynı şekilde geçtiğimiz sene KONGRE ve BEYAZ SARAY’a saldıran Aaron Alexis’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ?

Bu konuyu da ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Ancak halen maalesef ülkemizde bu projenin mağdurları ile yeterince ilgilenilmiyor. Ne resmi mercilerden yeteri kadar destek görüyorlar, ne kamuoyundan, ne basından, ne de diğer devlet bürokrasisinden. Adeta görünmez bir el mağdurların haklı mücadele sürecinde sürekli engel üzerine engel çıkarmakta. Mağdurlar ve perişan aileleri bu mücadelede yalnız bırakılmışlardır.

Biz ÖZEL BÜRO GRUBU olarak mağdurlara elimizden geldiği kadar destek vermeye çalışıyoruz. Onların bu anlamda seslerini kamuoyuna duyurmaları için sözcülüğünü yapmaya ve ulaşabildiğimiz tüm üst merci ve makam yetkililerine mağduriyetlerini anlatmaya çalışıyoruz ancak ERGENEKON ve BALYOZ DAVA’larının finansörü ve planlayıcısı olan Amerikan Gizli Servisleri’nin (CIA, NSA, PENTAGON) sürekli engellemeleri ile karşılaşıyoruz. Sosyal Medyada bu konuda yapmış olduğumuz tüm duyurular bu servislerin baskısı sonucunda sosyal medya (Twitter, Facebook, WordPress Bloglarımız) hesaplarımızın kapatılması ile engellendi.

Bildiğiniz gibi eski NSA çalışanı ve şu anda zorunlu olarak Rusya’da geçici olarak ikamet eden Edward Snowden’ın İngiliz Guardian Gazetesi’ne sızdırdığı belgelerde de Amerikan Gizli Servislerinin tüm dünyada global teknik takip faaliyetleri yürüttüğünü net olarak ortaya koymuştu. Google’da Edward Snowden yazdığınızda bu konudaki haberlere erişebilirsiniz.

Sayın PSİKODER Yetkilileri;

Biz grup olarak mağdurların şikayetlerini hem Cumhurbaşkanlığı’na hem İç İşleri Bakanlığı’na hem de TBMM’ye ilettik ve çözüm getirmelerini talep ettik. Ancak, halen ne mağdurları dinlediler ne de şikayetleri değerlendirdiler. TBMM’ye göndermiş olduğumuz dilekçe ise red edildi. Adeta görünmez bir ambargo uygulanıyor.

Sırası gelmişken bu teknoloji hakkında temel bilginiz olmadığını düşünerek için kısaca MK ULTRA’yı anlatalım. Bu anlattıklarımız açık kaynaklardan derlenmiştir. Kamuoyunun ve resmi kurum yetkililerinin çoğunluğu tarafından KOMPLO TEORİSİ olarak değerlendirildiğini de dipnot olarak belirtelim.

MK ULTRA NEDİR ? TARİHSEL BAKIŞ AÇISI İLE İNCELEYELİM

1950-1960 arasında Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) altında görev alan Bilimsel İstihbarat Birimi (SID), "zihin kontrolü" ve insanların davranışsal mühendisliği üzerine birçok deney yapmıştır. Bunların hepsi önemli veriler elde edilmesini sağlasa da, tamamı başarısızlıkla sonuçlanmıştır; hatta bazıları, denekler üzerinde ciddi psikolojik sorunlar yaratmıştır. MK-Ultra Projesi, bu deneylerin genel adı olarak bilinmektedir. Proje kapsamında sayısız yasadışı deney yapmışmış ve suç işlenmiştir. 1953’te yasal olarak tanınmamaya başlanan programın 1964’te alanı daraltılmış, 1967’de iyice yavaşlatılmış ve 1973’te tamamen durdurulmuştur. Deneyler süresince denekler özellikle Liserjik Asit Dietilamid (LSD) gibi halüsinojenlerin aşırı dozda kullanılmak haricinde hipnoz, duyusal yetersizlikler, izolasyon, sözel ve cinsel istismar ve hatta işkence gibi yöntemlere maruz kalmıştır.

44’ü üniversite olmak üzere toplamda 80 enstitünün ortak olarak yürüttüğü bu projede, CIA’in toplam bütçesinin %6’sı kullanılmıştır. Uzun bir süre gizli tutulmaya çalışılan bu proje, 1977 senesinde Bilgilendirilme Özgürlüğü Yasası’nın çıkarılmasıyla toplamda 20.000 belgenin açığa çıkarılması sayesinde öğrenilmiştir. Temmuz 2001’de ise deneylerle ilgili gizli kalmış tüm bilgiler halka arz edilmiştir.

Deneyler süresince sayısız alanda araştırma yapılmış, insan ve diğer hayvan denekler üzerinde yasadışı, bilimdışı ve akıldışı sayısız uygulamada bulunulmuştur. Örneğin sorgulamaların kolaylaştırılması için geliştirilmeye çalışılan dürüstlük hapı sırasında birçok hayvan ve insana sayısız halüsinojen madde ve diğer kimyasallar verilmiştir.

1955’te yazılmış bir belgede, deneylerin amaçları şu şekilde sıralanmaktadır:

1. Halkın gözünden düşülmesine neden olacak kadar mantıksız düşünmeyi ve düşüncesizliği tetikleyen maddelerin geliştirilmesi.

2. Mantıklama ve algılama süreçlerini yavaşlatan maddelerin geliştirilmesi.

3. Kullanıcının daha hızlı veya yavaş yaşlanmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.

4. Alkolün etkilerini tamamen silecek bir ilacın geliştirilmesi.

5. Kamuflaj ve taktik amaçlı, bilinen hastalıkların tüm belirtilerini yaratan; ancak istendiği zaman durdurulup bu etkilerin geri dönebilmesine neden olan ilaçların geliştirilmesi.

6. Geçici veya kalıcı beyin hasarı ve hafıza kaybı sağlayan ilaçların geliştirilmesi.

7. Baskı, işkence ve hayati ihtiyaçlara olan direnci arttırıcı ilaçların geliştirilmesi.

8. Kullananın o anda ve öncesinde olan olayları kalıcı ya da geçici olarak unutmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.

9. Şok ve kafa karışıklığını geçici ya da kalıcı, kısa ya da uzun vadede yaratabilecek maddelerin ve fiziksel yöntemlerin geliştirilmesi.

10.Bacakların felç olması veya akut kan yetmezliği gibi fiziksel yetersizlikleri anlık olarak yaratabilecek ilaçların geliştirilmesi.

11.Vücutta su kabarcıkları yaratabilecek kimyasalların geliştirilmesi.

12.Bireyin davranışlarını, arzu edilen bir diğer bireye bağımlı kılacak şekilde değiştirecek ilaçların geliştirilmesi.

13.Sorgulama mekanizmalarını iptal edecek, mantıksal düşünmeyi engelleyecek ilaçların geliştirilmesi.

14.Hırsı azaltacak ve genel çalışma verimliliğini düşürecek ilaçların geliştirilmesi.

15.Görüş, duyma, vb. duyusal becerileri köreltecek ilaçların geliştirilmesi.

16.Sonrasında kalıcı hafıza kaybı yaratan, ani bayıltma işlemini yapabilecek ve yiyeceklere, içeceklere, havaya karıştırılabilecek bir ilaç geliştirilmesi.

17.Belirli bir fiziksel aktivitenin yapılmasını tamamen engelleyecek bir ilacın geliştirilmesi.

Tüm bunları test etmek ve geliştirebilmek için CIA deneylerinde yüksek dozda LSD, barbiturat IV, amfetamin IV, temazepam, eroin, morfin, MDMA, meskalin, psilocybin, scopolamin, marijuana, alkol, sodyum pentotal ve ergin gibi sayısız bağımlılık yapıcı, halüsinojen ve uyuşturucu madde kullanmıştır. Denek olaraksa zihinsel hastalıklı olan insanlar, mahkumlar, ilaç bağımlıları ve fahişeler kullanılmış, bunlar durumları veya mesleklerinden ötürü tehdit edilerek karşı koymaları engellenmiştir. Deneyde görev alan bir memur, şu sözleri sarf etmektedir:

"Deneylerde, bize karşı koyamayacak herkesi kullandık."

Amerika’da patlak veren Watergate skandalı sırasında MK-Ultra’ya ait tüm belgelerin yok edilmesi emredilmiş ve 20.000 belge haricinde kalan hepsi yok edilmiştir. Bu yüzden MK-Ultra’nın tüm detaylarını bilmek imkansızdır. Ancak var olan belgelerden bile, deneyler sırasında onlarca deneğin öldüğü, birçoğunun suikaste kurban edildiği, bazılarının ise eskiden var olmayan zihinsel sorunlar geliştirdiği bilinmektedir ve belgelenmiştir. Milyonlarca dolarlık projenin sadece bir ayağı olan Pont-Saint-Espirit ayağında meydana gelen deneysel hatalardan ötürü 32 denek akıl hastanesine kaldırılmış ve en az 7 denek ölmüştür.

Deneyler, tamamen gerçek olmakla birlikte, belgelerin eksik olmasından ötürü günümüzün bilimdışı komplo teorisyenlerinin en sevdiği alanlardan biri olmaktadır. Bu gibi şahıslar, bu deneylerin bir deneği olan Sirhan Sirhan isimli katilin, John F. Kennedy’i bu deneylerin etkisi altında öldürdüğünü iddia etmektedirler. Sirhan’ın, bu deneylerdeki metotlarca kontrol edildiğini ileri sürmektedirler. Bunun gibi sayısız ispatsız argümanı bulmak mümkündür. İBDA-C ÖRGÜTÜ lideri Salih Mirzabeyoğlu’nun durumu buna en iyi örnektir.

Kimi zaman "abartılı" gelebilecek politik ve bilimsel deneyler zaman zaman gerçekten de uygulanabilmektedir. Önemli olan, bu deneylerin gerçek yapısını anlayabilmek ve insanların merak duygusundan prim yapan komplo teorisyenlerinin saçmalıklarına izin vermemektir.

Eğer bu konuda devlet yetkilileri bir an önce kamuoyuna tüm çıplaklığı ile tatminkar bir açıklama yapmaz ise Savcılık makamlarının önü “BANA DEVLET ZİHİN KONTROLÜ UYGULUYOR” diyenlerle dolmaya devam edecektir. Sadece 2015-2016 arası tarafımıza başvurma cesareti gösteren 275 mağdur (Olduğunu iddia eden) kişi bulunuyor ve bu sayıya her gün yenileri ekleniyor. Mağdur olduğunu iddia eden kişiler Savcılıklar aracılığı ile durumun soruşturulmasını talep ettiğinde Adli Tıp Kurumuna yönlendiriliyorlar. Kurum da başvuran kişilerin çoğunluğu hakkında detaylı bir muayene ve konsültasyon yapmadan ŞİZOFRENİ tanısı koyuyor.

Devlet suskun kaldıkça devlet üzerine komplo teorilerinde artış olması kaçınılmazdır. Devlet her yönü ile vatandaşının beden ve fizik güvenliğini korumakla mükelleftir. Eğer devlet yetkilileri gerekli açıklamayı yapmaz ise ya da bu konuda kapsamlı bir soruşturma başlatmaz ise mağdurların iddia ettiği DEVLETİN SIRADAN KİŞİLERE KARŞI İSTİHBARİ TAKİP ve TACİZ TEKNOLOJİSİ kullandığı yönündeki tezler gerçeklik kazanacaktır. Bu da devlete karşı çok ciddi tazminat davalarının açılması anlamına geliyor.

Burada devlet ve yöneticileri bir sınav veriyor. FAŞİST POLİS DEVLETİ MİYİZ ? YOKSA DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ Mİ ? DEVLET YETKİLİLERİ AÇIKLAMA YAPMAKTAN KAÇINDIKÇA BU SORUN YERİNDE SAYMAYA DEVAM EDECEKTİR.

Sayın PSİKODER Yetkilileri;

Size yazma nedenimiz ise kısaca şudur. Siz Türkiye Psikoterapi ve Psikoterapistler Derneği’siniz. Tarafımıza başvuran bir çok mağdurun hizmetlerinizden yararlanması gerektiğini düşünüyoruz. Yardımınıza ihtiyaçları var. Mağdurların psikoterapi hizmetlerinizden yararlanması psikolojilerinde olumlu değişiklikler yapabilir düşüncesindeyiz. Eğer bu tür bir hizmetiniz varsa mağdur kardeşlerimizi derneğinize yönlendirebiliriz. Eğer böyle bir çalışmanız yada hizmetiniz yoksa tavsiyelerinizi okumaktan ta mutlu oluruz.

Cevabınızı bekler, iyi günler dilerim.

Teşekkürler.

E.E.

Grup Sözcüsü

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

MK ULTRA PROJESİ : ALMANCA BİLENLER İÇİN İLGİNÇ BİR ZİHİN KONTROLÜ SİTESİ

VİDEO LİNK : http://kath-zdw.ch/maria/schattenmacht/mindcontrol.html

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Swedish Air Force MOST ADVANCED – Radar Surveillance Aircraft

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=CvIDFedXdMc&feature=youtu.be

MK ULTRA PROJESİ : ALMANYA – BERLİN’DE ZİHİN KONTROLÜ (COVERT HARASSMENT) KONFERANSI YAPLIDI /// 1 -2 EKİM 2015

Değerli Üyeler;

ÖZEL BÜRO MK ULTRA & ELEKTRO MANYETİK TACİZ TAKİBİ (ELECTRO MAGNETIC SURVEILLANCE) Grubumuz 2 ay önce hizmetinize sunuldu. Bu grupta MK ULTRA, TELEGRAM, BETATRON gibi adlar alan, kimi kaynaklarda Zihin Kontrolü olarak geçen ve özellikle batılı istihbarat servislerinin hedeflerindeki kişi ve grupları 7/24 izlemek için kullandıkları taciz takibi teknolojisi hakkında paylaşım yapıyoruz.

Tabi ara not olarak şunu da söyleyelim. Burada bahsedilen teknoloji ELEKTRO MANYETİK TAKİP (TACİZ)’dir. Bir çok kaynakta MK ULTRA, TELEGRAM, BETATRON gibi adlar almıştır. Bu teknolojiden bahsedilirken ZİHİN KONTROLÜ olduğu yada yapıldığı iddia ediliyor. Bu doğru bir tanımlama değil. Çünkü her ne kadar istihbarat servisleri günümüzden 20-25 yıl sonraki teknolojileri kullansa da o zamanki teknolojiyle bile farmakoloji desteği olmadan (LSD içerikli kimyasal maddeler)ZİHİN KONTROLÜ YAPILAMAZ. HERHANGİ BİR İNSANI ROBOT GİBİ YÖNLENDİREREK CİNAYET YADA SUİKAST YAPTIRILAMAZ. SUÇ İŞLETİLEMEZ. Bunu da sırası gelmişken paylaşalım.

Bu teknolojiye belki bir mağdur olarak yada teknolojiye merak duyan biri olarak ilgi duyuyor olabilirsiniz. Biz de işte tam bu sebeple hem mağdurlara güncel bilgi vermek ve olası çözüm yolları hakkında danışabilecekleri yolları göstermek hem de merak edenlere teknoloji hakkında ilginç bilgiler vermeye devam ediyoruz.

Sizi de paylaşımlarımızı takip etmeye devam ediyoruz. G-mail adresinizle 2 dakika içinde üye olabilirsiniz.

ÖZEL BÜRO MK ULTRA GRUBU WEB ADRESİ : https://groups.google.com/forum/#!forum/mk-ultra–electro-magnectic-surveillance

Almanya’nın Berlin şehrinde 1-2 Ekim 2015 tarihinde çok ilginç bir konferans düzenlendi. Bu konferansa dünyanın her yerinden MK ULTRA & TELEGRAM TEKNOLOJİSİ mağdurlarıve bu konuda araştırma yapan ilgililer katıldı. Konferans ile videoları aşağıdaki linkten görebilirsiniz. Yalnız videolar şu an için İngilizce. İleride vakit bulursak Türkçe alt yazı ekleyeceğiz. İngilizce bilenler için çok enteresan bir bilgi fırtınası olabilir. Herkesin ŞİZOFREN diye adlandırdığı mağdurlar neler anlatıyor eğer merak ediyorsanız ve yabancı dil sorununuz yoksa mutlaka incelemenizi öneriyoruz.

Saygılarımızla,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

VİDEO LİNKLERİ : http://covertharassmentconference.com/summary_more_videos

MK ULTRA PROJESİ : Ses frekansları ile katil de olabilirsiniz, aşık da.

Ses frekansları ile aşık da olabilirsiniz, katil de.

Türkiye’nin ilk ses mühendislerinden Süden Pamir ses frekansları ile neler yapılabileceğini anlattı, şaştım kaldım.

Ses teknolojileri veya ses mühendisliği deyince hemen herkesin aklına müzik ile ilgili ses sistemleri geliyordur herhalde. Peki ses teknolojileri ile terörizmin engellenebileceğini, nokta ses frekansı atışıyla kusursuz cinayet işlenebileceğini, istediğiniz kişiyi kendinize aşık edebileceğinizi, bir sırrı itiraf ettirebileceğinizi veya dünyanın ritmine uyum sağlayabileceğinizi biliyor muydunuz?

Süden Pamir, Bilkent Üniversitesi İç Mimari Bölümünü bitirdikten sonra İngiltere’deki SAE kolejinden ses mühendisliği diploması almış ve Middlesex University’de ses teknolojileri üzerine master yapmış. Beyoğlu Galatasaray’da kurduğu İletişim Teknoloji Müzik Akademisi İTM’de de ses mühendisi yetiştiriyor ve müzik teknolojisi, ses teknolojisi, performans teknolojileri, elektronik müzik ve ileri kayıt teknikleri gibi dersler veriyor.

Terörizme subliminal mesaj

“Nedir ses teknolojisi tam olarak?” oluyor ilk sorum. “Dünyada pekçok alanda kullanılabilen bir teknoloji. Beynimiz her şeyi elektrik akımlarıyla algılar. Ses frekansı da bir tür elektrik akımıdır, enerjidir. Bu enerjiyi kullanarak insanların algısını değiştirebilir, istediğiniz komutla hareket etmesini sağlayabilirsiniz..” yanıtını alıyorum. Ses teknolojisinin en önemli alt dallarından biri ise subliminal mesaj. Müziğin veya şarkının içine insanın algı sınırının dışında bir frekansta söylenmiş mesaj yerleştiriliyor, bu üst bellek tarafından tanımlanamıyor ama alt belleğe gidiyor. Örneğin bir terörist saldırı ihbarı alındığında o bölgeye bir müzik yayını yapılabilir Pamir’in anlattığına göre. Yayınlanan şarkıya frekansı değiştirilmiş olarak “Bu saldırıyı yapma” gibi bir mesaj yerleştirilirse terörist algıda seçicilikle bu mesajı farkeder.

Duyduğu şeyin ne olduğunu anlamaz ama alt belleği bunu algılar ve içinden bir ses ona “yapma” demiş gibi gelir. Hatta bunu kendisine Allah’tan bir mesaj gibi görür. Ancak dünyada ve Türkiye’de bu tür mesajların toplum güvenliği dışında kullanılması kesinlikle yasak ve cezası var. Süden Pamir ise yalnızca bir kereliğine İstanbul Teknik Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta öğrencilere konuyu anlatabilmek için hazırlamış subliminal bir mesaj. “Konferans süresince bir müzik dinlettim öğrencilere. Müziğin içine ‘Suu’ diye yalvaran bir sesi frekansı yerleştirdim. Sunumun sonunda öğrencilere susayıp susamadıklarını sordum. Şaşkın bir şekilde hepsi çok susadıklarını söylediler.” diye anlatıyor bu tecrübesini.

Pamir’in söylediğine göre kaçak olarak subliminal mesaj kullananlar var, “Ülkemizde bazı radyo kanallarının bunu yaptığı tespit edilmiş ama detaylar henüz bilinmiyor. Almanya’da ‘Kara Sesin Radyosu’ diye bir kanal var, radikal İslamcılara ait bir frekans. Subliminal yöntemle aşırı saldırgan, dini içerikli, cihad çağrısı yapan, uyuşturucu hap kullanmayı komutlayan mesajlar yayıyor. Alman polisi de Türk polisi de bunu biliyor ama sürekli frekans değiştirdikleri için baş edilemiyor.” diyor. Ayrıca müzik dünyasında da bu tür tehlikeli mesajlar kullanılıyormuş. Özellikle de bazı heavy metal gruplarının şarkılarında… 11 Eylül saldırılarının bile bu şekilde gerçekleştirildiğini idida eden uzmanlar varmış. Bu ididalara göre kulelere giren uçaklarda bir terörist bile yokmuş, saldırı direk pilotların alt bilincine seslenen subliminal komutlarla gerçekleştirilmiş.

Doğum frekansı itiraf ettiriyor

Ses teknolojisinden askeri amaçlı da faydalanılabiliyor. Peki ses silahı nasıl kullanılıyor? Örneğin nokta atışıyla bir kişi öldürülebiliyor. Mantık ise son derece basit: Bir insana kalbin atış hızı olan 10-15 Hz frekans verirseniz, kalbini anında durdurabilirsiniz. Tıpkı yolda yuvarlanan bir topa onu durdurabilecek güçle baskı yaptığınızda duracağı gibi. Yani adli bilimlerin en çok tartışılan konularından biri olan “Kusursuz cinayet işlenebilir mi?” sorusu da ses ile yanıt buluyor.

Ayrıca ses titreşimleri ile bir insana işkence yapmak, onu çıldırtmak, sorgu masasında itiraf etmesini sağlamak hatta beynini bile patlatmak mümkünmüş. Nasıl mı? İnsanın algılayamayacağı kadar yüksek frekansta ses verirseniz kişi acı çekiyor, çünkü kaldıramayacağı kadar yüksek elektrik akımına maruz kalıyor. İnsanın algılayabileceği ses frekansı ise 20 Hz ile 20 bin Hz arasında. 20 Hz’nin aşağısını ve 20 bin Hz’nin yukarısını duyamıyoruz. Peki ya duyum eşiği olan 20 Hz’nin altındaki seslerin zarar vermeyeceğini mi düşünüyorsunuz?

Çok yanılıyorsunuz. Pamir düşük frekanstaki seslerin neler yapabileceğini şöyle anlatıyor: “Bir bebek doğduğunda çıkardığı ilk ses 2,5 Hz frekanstır. Eğer bir insana 2,5 Hz frekans verirseniz duygusal olarak ilk doğduğu ana gider ve o korku, şaşkınlık, boşlukta olma, çaresizlik durumunu yaşar. Doğal olarak ona ne itiraf ettirmek isterseniz o boşluk anında ettirebilirsiniz. 3,5 Hz kulak zarının en duyarlı olduğu frekanstır, bu frekansta kulak zarını patlatabilirsiniz.”

Protokolkovar sistem

Gittiğimiz konserler güvenli midir acaba sorusu geliyor ister istemez akla! Pamir de bu soruyu bir Sezen Aksu konserinde yapılan büyük hatadan söz ederek yanıtlıyor. “Bas hoparlörler hemen protokolün karşısına sahnenin önüne konmuştu. Bu hoparlörlerden 10-15 Hz bas ses verilir. Protokole de genelde orta yaşlılar ve yaşlılar oturur, kalpleri de genç birinin bile hayatını tehlikeye sokabilecek bu 10-15 Hz frekansa karşı o kadar yakın mesafede uzun süre dayanamaz. Sözünü ettiğim Sezen Aksu konserinde ilk 5. dakikada tüm protokol konser alanını terketmişti. O hoparlörleri yanına yaklaşılsın ya da dinleyicilerin dibine konsun diye yapmıyorlar ki, arada biraz mesafe olacağı düşünülüyor.”

Sesten koku üretilebiliyor

Ses frekanslarıyla yapılabilecekler bu kadarla sınırlı değil. Süden Pamir York Üniversitesi’nin otistik çocuklar üzerine yaptığı çalışmadan da söz ediyor: “Çocuğa elini kaldır dediğinde kaldırmasını sağlayan şey, beyinde bu komutu gerçekleştiren elektrik akımın oluşmasıdır. Bu oluşmuyorsa elini kaldıramaz. Çalışmalarda çocuklara kolunu kaldırmalarını sağlayacak elektrik akımını yaratan güçte frekans göndererek hareket edebilmelerini sağladılar. Şimdi zeka geriliği üzerine de aynı çalışmayı yürütüyorlar.” Acaba ses frekanslarıyla beyne istenen her komutun yüklenebilmesi mümkün mü? Evet, pek çok şey yapılabiliyormuş. Mesela artık teknolojik olarak kokulu film yapmak mümkünmüş: “İnsan kan kokusunu duyduğunda burnuna gelen koku molekülleri beynin koku ile ilgili bölümünde elektriğe çevrilerek o şekilde algılanıyor. Aynı tür ve frekansta bir elektrik akımını ses titreşimi olarak dışarıdan da gönderirseniz kişiye kan kokusu almış hissi uyandırabilirsiniz, bu bir beyin yanılsamasıdır, psikoalgıyla alakalıdır.” diye açıyor konuyu Pamir.

Sırdaş masa

Ses teknolojileri suç olaylarında da kullanılabiliyor. ABD’de özellikle banka soygunlarında faydalanılıyor bu bilimden. Örneğin polis soyguncu ile telefon temasına geçtiği anda ses mühendisleri telefondaki sesten kişinin bankanın neresinde, hangi odasında olduğunu tespit edebiliyorlar. Bir sesin metale, tahtaya, plastiğe, duvara veya herhangi başka bir maddeye çarptığında verdiği yankı birbirinden farklı. Sesin yankılanış biçimine göre bulunduğu odanın büyüklüğünü de tespit etmek hatta odanın şeklini, kaç köşesinin olduğunu tanımlamak da mümkün. Dolayısıyla suçlunun sesinden hangi tür eşyaların bulunduğu, hangi büyüklük ve şekilde bir odada olduğu tespit edilebiliyor.

Bunun için kullanılan bir bilgisayar programı da varmış ki Pamir bu programla Tataristan’dan bir opera binasının çizimlerini bile yapmış, “175 hoparlörün binanın nerelerine yerleştirilirse mükemmel ses düzeneğinin sağlanabileceğini hesapladım. Pahalı bir teknoloji de değil, 4-5 bin dolar değerinde.” diyor. Ses frekansları mimari ve dekorasyonda da kullanılıyor. Pamir’in bu konuda yaptığı bir çok iş var. Mesela iş adamlarının gittiği, üst düzey ihale toplantılarının yapıldığı bir restorantta, seslerin toplantı masasının dışına çıkamadığı bir düzenek yapmış. Masada konuşulanları yalnızca masadakiler duyabiliyor. İki adım ötedeki başka biri masada konuşulan hiçbir şeyi duyamıyor.

Bu türlü düzeneklerin genel sistemi ise şu: “Bir sesi yok etmek isterseniz onu kendi molekül yapısının zıttı aynı frekansta başka bir ses ile çarpıştırırsınız ve mevcut ses enerjisini yok ederek ısıya dönüştürürsünüz. Zaten bu sistem olmasa kimse uçağa binemezdi. Çünkü uçak motorlarının sesi tahammül edilemeyecek kadar yüksektir. Uçakta bu sesler birbirleriyle çarptırılarak kendilerini yok ederler. Bu sistem ile pencereleriniz açık olsa bile evinizde gürültüden uzak huzurlu bir ortam yaratabilirsiniz.”

Mısır piramitleri ses ile mi yapıldı?

Türkiye’nin ilk ses mühendislerinden olan Pamir’in yaptığı başka ilginç işler de var. Mesela Ayvalık’ta bir açık hava diskosuna müzik sesinin dışarıdan duyulamayacağı bir düzenek yapmış. Ses çizilen sınırdan öteye çıkamıyor, başka bir ses frekansı ile karşılaştırılıp yok ediliyor. İstenirse bir odanın içinde bile belli bir çizgiden sonrası sessiz yapılabiliyor. Pamir bir okulun spor salonunu hem spor hem konser için uygun hale de getirmiş. Çift kullanımlı yani. Çünkü basketbol oynarken yankıya ihtiyaç var ama konserlerde yankı olmaması gerekiyor. Açıkhava konserlerinde de yalnızca müziğin duyulabileceği bir ses kalitesi sağlamak mümkün ses teknolojileriyle. “Gereksiz, gürültü olarak algılanan sesleri yok edip, insanın algısını düzelten, müziğin daha net algılamasını sağlayan frekanslar kullanıyoruz.

MTV bu konuda çok ileri. Açıkhava konserleri düzenliyor ve ses alanda stüdyo kaydı gibi duyuluyor.” diye anlatıyor. Tübitak’ın da böyle bir deneyi olmuş. Ses frekanslarıyla iki alüminyum levhayı birbirinden ayır. Mısır piramitlerinin de ses ile yapıldığını iddia eden bilim adamları varmış. Taşların ses ile kaldırılıp yerleştirilmiş olabileceğini düşünüyorlarmış. “Ses kötü amaçlarla kullanılabilir rahatlıkla değil mi?” diye soruyorum. “Zaten York Üniversitesi’nin çalışmalarını internetten okuduğumda çok korktum, ya başkaları da okursa diye. Çünkü yazılanlar iyi niyetli kişilerce bile laboratuvar koşulları dışında denense inanılmaz kötü sonuçlara sebebiyet verebilir.” diye yanıtlıyor.

Gandarva Veda dinle, hayatın ritmini yakala

Ama frekanslar insan üzerinde iyi amaçlarla da kullanılabiliyor.. “Türk Sanat Müziği makamlarının hiçbiri bilinçsiz yapılmış değildir.” diyen Pamir şöyle devam ediyor: “Dünyanın ve insanın bir ritmi vardır, makamlar da bu ritme uygun yapılmış ki dinleyen iyi hissetsin, şifa bulsun, mutlu olsun diye. İhtiyacımız olan frekanslar belirlenerek yapılmış o makamlar. Doğru zamanda dinlenirse iyileştirici etkileri bile olduğu artık bilimsel olarak dünyanın değişik üniversitelerinde yapılan araştırmalarla kanıtlandı biliyorsunuz. York Üniversitesi makalelerinden her saat diliminin bir ritmi olduğu ve o saat diliminde bulunan ülkelerin ritminin aynı olduğu, o ritm dışında davranan insanın hastalığa, başarısızlığa, uyumsuzluğa sürüklenebileceğini okumuştum.”

Peki ritm dışına nasıl çıkılıyor?

Pamir’e göre geç kalkıp geç yatmak en önemli ritm bozma unsuru. Gandarva Veda diye Hindistan’a ait bir dinleti varmış. Gandarva Veda CD’lerinin içinde çeşitli ses frekansları bulunuyor ve hepsinin de dinlenmesi gereken saatler üzerinde belirtiliyormuş. “Eğer o saatte dinlerseniz dünyanın ritmine göre akort oluyorsunuz. Örneğin uyku saatinde uyku frekanslarını dinlerseniz hemen uyuyorsunuz. Gandarva Veda araştırmaları üzerine Amerikan Maharishi Üniversitesi’nde bir kürsü bile var. Ünlü besteci Schuman da dünyanın ritmini hesaplamış ve bestelerini o ritme uygun olarak yapmış.” diye açıyor konuyu Pamir. Hatta günümüzde de dünyanın ritminin büyük kulüp ve diskolar tarafından bilinçli bir şekilde kullanıldığını belirtiyor. “DJ’lik dediğiniz meslek bu zaten. Neyi hangi saatte dinleteceğinizi bilirseniz daha çok para kazanırsınız, mekanınız dolup taşar.” Diyor.

“Dualar Arapçasıyla etkili”

Gürültü kirliliğinin de insanı olumsuz yönde etkileyeceğini söyleyen Süden Pamir, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Çünkü kulağın duyduğu tüm sesler beyne iletiliyor. Gerçi insan yalnız konsantre olduğu sesi duyar ama diğer sesler de beyne iletiliyor aslında ve yorgunluğa yol açıyor. Beyni boşaltmak gerekiyor bu yüzden, toprakta çıplak ayak yürümek, doğa yürüyüşleri yapmak iyi gelir. Bence okullarda gürültünün emilmesi için düzenekler kurulmalı. Böylece öğrenci yalnız öğretmenin sesine konsantre olur ve daha uzun süre konsantrasyon sağlayabilir.” Ses frekanslarının özelliklerinden dolayı duaların da Arapçasından okunursa etkili olacağına inandığını söyleyen Pamir, Arapça’nın çok zengin bir frekans yelpazesine sahip olduğunu belirterek, kelimelerdeki seslerin yan yana geldiğinde çok olumlu etkiler bırakacak şekilde düzenlenmiş olduğuna dikkat çekiyor. “Ama duaları sesli okumak lazım. Ben Yasin suresini okuduğumda zangır zangır titrerim.” diyor.

Frekansla aşk tarifi

“Bir insanı ses frekanslarıyla aşık etmek de mümkün müdür?” sorusu geliyor aklıma. Pamir’in verdiği aşık etme, daha doğrusu kişinin duygularını harekete geçirme frekans tarifi ise şöyle: “Önce aşık etmek istediğiniz kişinin konuşurken kullandığı baskın frekansı bulmanız gerekir. Bu frekanstan daha yüksek bir frekans kullanarak onu etkileyebilirsiniz. Örneğin kişinin baskın frekansının 300 olduğunu düşünelim. Ve onunla birlikteyken duygularını canlandıracak bir müzik çalmak istiyorsunuz. Çalacağınız müziğin 300 frekansın üzerindeki frekanslarından tek basamaklı olanların gücünü düşürüp çift basamaklı olanları baskın hale getirirseniz o kişinin etkilenme kapasitesi artar.

Belki bu şekilde o an karşısında bulunan kişiye aşık olabilir.” Dünyada politikacıların daha etkili konuşabilmeleri için özel ses sistemleri olduğundan da söz eden Pamir, bas sesler ön plana çıkarıldığında politikacı çok güçlü, bir sahne sanatçısı da doğa üstü muhteşem bir varlık gibi hissettirilebiliyor. “Şu an Japonya’da kıyamet günü Mikail tarafından üfleneceğine inanılan sur sesi yapılmaya çalışılıyor, bu nasıl bir şey olur sizce?” sorusuna da Pamir’in verdiği yanıt şöyle: “Bence insan sesine yakın bir ses olur çünkü insanı en çok etkileyen ses kendi sesine yakın seslerdir. Mesela ney muhteşem bir alettir, adeta insan nefesinden üretilmiş gibidir.”

Ses frekans tekniği üzerinde derinlemesine çalışma yapılması gereken bir konu olup Süden Pamir gibi üstadların daha da artması gereklidir.

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Zihin Kontrolü – Medya Ve Devlet Yalan Söylüyor !

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=D9PD7-ROdbM&feature=youtu.be

MK ULTRA PROJESİ : TÜM MAĞDUR VATANDAŞLARIMIZ SORUNLARI İÇİN ABD’DE BULUNAN Biyoetik Komisyonu’NA YAZABİLİRLER

Değerli Üyeler,

MK ULTRA Mağduru olduğunu iddia eden çok sayıda vatandaşımız bizden yardım talep etti. Geçen sene ile şu ana kadar yaklaşık 275 vatandaşımız MK ULTRA teknolojisi ile taciz edildiğini iddia etti. Tüm mağdurların samimiyetine inanıyoruz.

Mağdurlar için tüm resmi makamlara ayrıntılı olarak bilgi veriyoruz ancak mağdur olduğunu iddia edenlerin de ayrıca yaşadıkları sorun hakkında ulaşabildikleri tüm yerli ve yabancı otoritelere durumları hakkında bilgi vermesi son derece faydalı olur.

Biz bu amaçla bugün Amerika Birleşik Devletlerinin Biyoetik Komisyonu’na göndermeniz için ingilizce bir metin hazırladık. Dileyenler aşağıda bulunan ingilizce metni aşağıda bulunan adreslere gönderebilir. Belki ilgili makamlardan bu taciz teknolojisinden korunmak adına makul ve mantıklı çözüm önerileri gelebilir. Denemekte faydalı olabilir kanaatindeyiz.

Eğer yanıt gelirse lütfen bizimle paylaşın.

Sağlıklı bi ömür dileğiyle,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

GÖNDERİLECEK İNGİLİZCE METİN

Dear Commenter:

I’m a citizen of the Republic of Turkey and I’m writing you from Turkey. My issues not any official authorities in Turkey and witty. So I had to write to you.

MK ULTRA technology survivor. I haven’t found a solution to my victimization in Turkey. Please find me a solution or advice. If I can tell you with the details if you want to hear. Now I don’t want to take much of your time.

We are writing to advise you on our ongoing work and plans for the next meeting of the Presidential Commission for the Study of Bioethical Issues. We appreciate the time that you have taken to engage with us.

We would like to clarify for your information that the Commission is not investigating or reviewing any concerns or complaints concerning claims about targeted individuals. This includes claims concerning: MK-ULTRA; COINTELPRO; electromagnetic torture or attacks; organized stalking; remove influencing; microwave harassment; covert harassment and surveillance; human tracking; psychotronic or psychotropic weapons and radio frequency or military weapons or other claims.

As such the Commission will not hear further testimony on these subjects. Many of these issues have been investigated in the past. The Commission is not a law enforcement, regulatory or legislative body. It does not control any federal monies. In addition, the Commission has no involvement with the public or private grants and has no power to open or undertake criminal cases.

As advisors to the President, we will ensure that all of your concerns, information and testimony are provided to the White House. We sincerely appreciate your interest in the work of the Commission and the time you have taken to share your personal history with us.

Sincerely,

(Buraya adınızı soyadınızı ve telefon numaranızı yazın)

REPUBLIC OF TURKEY

GÖNDERİLECEK YABANCI E-POSTA ADRESLERİ

Contact the Commission

General Inquiries

1425 New York Avenue, NW
Suite C-100
Washington, DC 20005
(202) 233-3960, phone
(202) 233-3990, fax
info

Media Inquiries Only

Hillary Wicai Viers
Communications Director
(202) 233-3960
Hillary.Viers

The Office for Human Research Protections (OHRP) –
Office for Human Research Protections
1101 Wootton Parkway, Suite 200
Rockville, MD 20852

Toll-Free Telephone within the United States: (866) 447-4777
Telephone: (240) 453-6900
Fax: (240) 453-6909
E-mail: OHRP, Kristina.Borror,
Kristina C. Borror, Ph.D. Director, Division of Compliance Oversight