Etiket arşivi: istihbarat

TERÖR DOSYASI : ‘Brüksel saldırıları, istihbaratla önlenebilirdi’

ABD’nin gizli dinleme faaliyetlerini ifşa eden eski NSA çalışanı Edward Snowden, Brüksel’de en az 31 kişinin öldüğü terör saldırılarının istihbarat servislerinin çabasıyla engellenebileceğini söyledi.

Edward Snowden, Rusya’dan Arizona Üniversitesi’ndeki bir toplantıya telekonferans yoluyla bağlanarak yaptığı konuşmada, “Brüksel saldırıları geleneksel istihbarat yöntemleriyle engellenebilirdi. Kaynaklar yanlış kullanıldı. Her şeyi topladığında elinde hiçbir şey olmuyor ve bir yere odaklanmıyorsun” dedi.

‘TÜRKİYE BELÇİKA’YI BİLGİLENDİRMİŞTİ’

Türkiye’nin Belçika hükümetini daha önce saldırganlar konusunda bilgilendirdiği yönündeki haberlere de değinen Snowden, benzer bir durumun 2013’teki Boston saldırıları öncesinde de yaşandığını, Rusya’nın ABD’yi saldırgan Tsarnaev kardeşler konusunda bilgilendirmesine rağmen ABD’nin bu konuda gerekli adımı atmadığını belirtti.

Reklamlar

TERÖR DOSYASI : Paralelciler istihbarat saklıyor, şehit sayısı artıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘şehit sayısının artmasında, bölgedeki paralelci polis ve askerin etkisi olduğunu, istihbarat paylaşımında sorun çıkardıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, TBMM Dışişleri ve AB Uyum komisyonları üyeleriyle kahvaltıda bir araya geldi. Alınan bölgeye göre Erdoğan, kahvaltıda terör ve dokunulmazlıklar konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, terörle mücadele için bölgede operasyonların kararlılıkla süreceğini belirterek, ‘Geri adım söz konusu olmaz. Son günlerde şehit sayısındaki artışın sebebi paralel yapıya yakın polis ve askerlerden kaynaklanıyor. İstihbarat zaafiyeti olabiliyor. Bunun nedeni de bu yapının elemanları. İstihbarat paylaşımında sorun çıkarıyorlar, yanıltıyorlar. Paralel’le mücadele bizim vazgeçilmezimizdir. Bu konuda en yakınım bile olsa taviz vermem. Mücadele bir aksaklık olursa, buna neden olanla ilgili gereğini yaparım’ dedi.

Erdoğan, kentsel dönüşümle ilgili ise ‘Bölgede operasyonların bitiminden sonra yürütülecek kentsel dönüşüm çalışmaları konusunda dikkatli olmak lazım. Bu büyük bir projedir. Kısa süre içinde bitmesi zor. O nedenle ‘2 ayda şöyle olacak, bir ayda böyle olacak’ gibi değerlendirmelerden uzak durmak lazım. Tam anlamıyla bir kentsel dönüşüm bu kadar kısa süre içinde olmaz. Halka dürüstçe söylemek lazım. Bu altyapı-üstyapısıyla olacak. Van depreminde yapılanlar ortada. Bunların nasıl yapılacağı ne kadar zaman alacağı aşağı yukarı belli. Ona göre takvimlendirmek lazım’ dedi.

Dokunulmazlıkların hepsinin kaldırılması konusunda AK Parti’nin getirdiği öneriyi doğru bulduğunun altını çizen Erdoğan, ‘Siyasetçiler bu yükü daha fazla sırtında taşımamalı. Risk alıp kaldırılması lazım. Anayasa değişikliği geldiğinde üzerinize düşeni yapın. Gizli oy olacağı için gire için gerekli önlemleri alın. Herkes doğru bilgilendirilsin’ dedi.

IŞİD DOSYASI : İstihbarat servislerine göre DAEŞ’in Avrupa’da 400 militanı var

DAEŞ terör örgütünün, en az 400 militanı eğitip terör eylemleri düzenlemek üzere Avrupa ülkelerine gönderdiği ileri sürüldü.

Associated Press (AP), Avrupa ve Iraklı istihbarat yetkilileriyle Fransız bir milletvekiline dayandırarak geçtiği haberinde örgütün Avrupa’ya karşı düzenlenecek saldırılar için özel kampları bulunduğunu belirtti.

AP’ye konuşan yetkililer, birbirine bağlı terör hücreleri olarak çeşitli ülkelere gönderilen militanlara doğru zamanı ve doğru yeri bulduklarında eylem düzenlemeleri için emir verildiğini söyledi.

13 Kasım’da Fransa’nın başkenti Paris’teki saldırıları düzenleyen teröristlerden birinin de Avrupa’ya 90 militandan oluşan bir grupla girdiği ileri sürülmüştü.

Fransız senatör ve terör ağlarını araştıran komisyonun eş başkanı Nathalie Goulet, yaklaşık 5 bin Avrupalının Suriye’ye gittiğini belirterek, 400 ila 600 militanın Avrupa ülkelerinde terör eylemleri düzenlemek için özel olarak eğitildiğini savundu.

Goulet, "2014’te örgüt, militanlarına birkaç haftalık eğitim veriyordu. Şimdi stratejisi değişti. Özel birimler kuruyor. Bu birimlerin eğitimi daha uzun sürüyor. Amaçları, artık mümkün olduğunca çok kişi öldürmek değil, daha fazla terör eylemi düzenlemek" ifadelerini kullandı.

Avrupa Polis Teşkilatı (Europol) da ocak ayında yayımladığı raporunda DAEŞ’in "dış eylemler komutanlığı" kurduğunu ve farklı ülkelerde eylemde bulunacaklar için savaş stratejileri, patlayıcı, gözetleme teknikleri gibi özel eğitim verdiğini kaydetmişti

KARA PARA DOSYASI : ABD istihbaratına göre, Reza Zarrab kara para transferini ‘Mars’tan yapıyormuş

Zarrab’ın bu şirket aracılığıyla milyarlarca dolarlık işlem yaptığı ortaya çıktı

17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk soruşturmasının kilit isimlerinden Reza Zarrab’ın Miami’de tutuklanmasından önce Royal Denizcilik Şirketi’nin eski genel müdürü Abdurrahman Nenem’in yeğeni Salih Ergün’ün üzerine kurdurduğu Mars Kıymetli Madenler şirketi aracılığıyla milyarlarca dolarlık kara para işlemleri yaptığı iddia edildi. ABD’li savcı Preet Bharara’nın Halkbank üzerinden yapıldığı öne sürülen para transferlerini takibe aldığı kaydedildi.

Cumhuriyet’ten Canan Coşkun’un haberine göre, İran asıllı Reza Zarrab’ın Miami’de 19 Mart’ta tutuklanmasından önce büyük miktarlarda kara para işlemleri yaptığı öne sürüldü. Sarraf’ın 17 Aralık soruşturması kapsamında mahkemenin tüm mal varlıklarına el koyduğu şirketlerden olan Royal Denizcilik şirketinin 17 Aralık öncesi genel müdürü olan Abdurrahman Nenem’in yeğeni olan Salih Ergün adına kayıtlı Mars Kıymetli Madenler ve Gıda Ltd. Şti. adlı bir şirket kurdurduğu iddia edildi. Sarraf’ın bu şirket aracılığıyla milyarlarca dolarlık işlem yaptığı ortaya çıktı.

Kayıt altına alınmış

Para transferlerinin Amerikan istihbarat birimleri tarafından kayıt altına alındığı ve yakından takip edildiği öğrenildi. Zarrab’ın uluslararası para hareketlerini takip eden ABD istihbarat birimlerinin Royal Denizcilik’e ait işlemleri takip ederken MARS Kıymetli Madenler ve Gıda Ltd.Şti’nin izine rastladıkları ve bu firmayı da yakından takibe aldıkları öne sürüldü.

İstanbul Ticaret Odası kayıtlarına göre Fatih’te bulunan ve 250 bin TL’lik sermaye ile kurulanMars Kıymetli Madenler ve Gıda isimli şirkete 2014 ve 2015 yıllarında yurtdışından gelen para transferinin 1.5 milyar dolar civarında olduğu öğrenildi. Söz konusu para transferlerinin ise 17 Aralık soruşturması kapsamında gündemden düşmeyen Halk Bankası aracılığı ile yapıldığı iddia edildi.

TERÖR DOSYASI /// KAYAHAN UĞUR : Günümüzde terör istihbarattır

Günümüzde terör istihbarattır

İçinde yaşadığımız yüzyılda istihbarat sadece casusluk değil aynı zamanda propaganda ve terördür. Adına düşük yoğunluklu savaş da denilen terör yoluyla mücadele kavramı modern çağda Napolyon’un İspanya’yı işgal ettiği 1808 yılında ortaya çıktı. Katolik İspanya köylüleri, Fransa ve laik destekçilerine karşı kilisenin desteğiyle uzun soluklu bir halk savaşı başlattılar. Buna İspanyolca küçük savaş anlamında gerilla denildi. Bu kavramlar belli bir dönem romantik bir söylemle de birleşebiliyordu. Milli kurtuluş mücadelesi veren çeteler, İkinci Dünya Savaşı’ndaki partizanlar, ayrıca örneğin Vietnam ve Küba direnişleri dünyada pek çok çevrede olumlu bir etki yaratıyordu. Ancak bu devir kapanmıştır. 21’inci Yüzyılda terör artık sadece ve tereddütsüz olarak bir istihbarat faaliyetidir.
Aklı başında herkes biliyor ki, büyük devletlerin, haydi daha açık söyleyelim ABD önderliğindeki istihbarat şebekelerinin desteği olmadan küresel terör örgütleri tek bir adım dahi atamazlar. Eski yıllarda sadece yerel bir karakter taşıyan, İspanyol köylülerinin, Fransız anarşistlerinin ya da Rus halkçı romantiklerinin başvurdukları bir yöntem olan terörün istihbaratın bir uzantısına dönüşerek profesyonelleşmesi uzun bir evrimin sonucudur.

Topyekûn savaş

Napolyon döneminde yaygınlaşan mecburi askerlikle birlikte modern çağın savaş anlayışı iki gücün çatışarak aralarında yeni bir dengeye ulaşmaları anlayışından ayrılıp topyekûn savaşa doğru ilerlemiştir. Artık savaş sadece ordular arasında değil insanların tümü arasında ve ekonomik, siyasal, kültürel, demografik her alanda verilmektedir. Amaç her zaman yeni bir denge ya da toprak alışverişiyle sınırlı olmayabilmekte, bir tarafın diğerini yok etme ve ortadan kaldırmasına dahi yönelebilmektedir. Ancak topyekûn savaş anlayışı da 20’inci yüzyıldaki iki büyük küresel kapışmayla ömrünü tamamlamış yeni bir döneme geçilmiştir.

Asimetrik savaşlar

Soğuk Savaş döneminde geliştirilen istihbarat teknikleri ve teknolojik yenilikler savaş sanatında iki değişik asimetrik savaş türünü ortaya çıkarmıştır. Birincisi tam anlamıyla kitle imha silahı özelliği taşıyan nükleer ve türevlerinin kullanılarak aşırı güç kullanımı anlamındaki atom savaşı, ikincisi ise terör ve mafya eliyle sürdürülen ve düşük şiddette fakat uzatılmış savaş anlamındaki asimetrik savaştır. Uyduların ön plana çıkması, iletişimde dijital sistemlerin ağırlık kazanması elektronik istihbaratın önemini aşırı ölçüde arttırmıştır. Dünyadaki sesli, yazılı, görüntülü tüm iletişim sadece dinlenmekle kalmamakta kayıt altına alınmaktadır. Bu kayıtlar üzerinde bilgi işlemle yapılan çalışmalar ve diğer gelişmiş istihbarat teknikleri sayesinde terör örgütleri rahatlıkla yönlendirilmeye başlanmıştır.

Mühendislik savaşları

ABD’nin uluslararası stratejisinde olsun, istihbarat yöntemlerinde olsun önemli dönüm noktaları hep önemli olaylara denk düşer. 1990’da Sovyetlerin çöküşü, dünyada terör konusundaki belirsizliklerin artmasını getirmiş ve 2001 yılındaki 11 Eylül eylemiyle birlikte istihbarat Bush yönetimi tarafından tamamıyla “proaktif” hale gelmiştir. Bu terim, ekonomiden alınma bir kavram olmakla birlikte sadece risk yönetimiyle ilgili değildir. Sadece gelecekte olabilecek gelişmelere karşı önceden hazırlıklı olmayla yetinmez, gelecekte yaşanabilecekleri etkilemek amacı da taşır. Zaten yıllardan beri istihbarat alanına propagandayı da katan güvenlik bürokrasisi, propagandayı temellendirecek eylemselliği de proaktif çalışmanın içinde sayar. İstihbarat faaliyetlerinin algı yönetimiyle çalışmalarında “reality building” (gerçek inşası) şeklinde bir başlık olması bunun en güzel ifadesidir.

Servis şubesi

PKK olsun, PYD olsun, DAEŞ ya da El Kaide olsun, bu tür terör örgütlerinin her biri tıpkı uluslararası suç örgütleri yani mafya çeteleri gibi küresel istihbarat ve güvenlik servislerinin kontrolündedir. Her ne kadar terörden şikâyet etseler de, güvenlik bürokrasisi için bu örgütler devletlerin siyasal amaçlarına varmak için kullandıkları araçlardan ibarettir. Onları bazı eylemlere yönelterek, doğacak sonuçlardan kendileri ve devletleri için siyasal, ekonomik ve diplomatik faydalar devşirirler. Bu arada masum insanları hayatlarını kaybetmeleri onlar için sadece bir ilacın muhtemel yan etkileri gibidir ve kaçınılmaz olarak görülürler. Teröristlerin onlarcasının, yüzlercesinin hatta binlercesinin ölmesi ise onlar için harcanan mühimmat kadar bile önem taşımaz.

Terör akademisi

Türkiye ve Belçika’daki terör olaylarından sonra sağlıklı bir analiz yapabilmek için terör ve istihbarat ilişkisi üzerinde dikkatle durmak gerek. Terörizmin ve teröristin siyasal amaçlarla kullanılması elbette insanların eline silah, bomba verip “git vur” ya da “kendini patlat” demek değildir. Bir yazılım içinde bir dosya açmak ya da kapatmak çoğu zaman bu tür basit emirlerden çok daha önemli olabilir. Kaldı ki, bazı gelişmeler de artık açık açık, gözümüzün önünde cereyan ediyor. Amerikan özel güvenlik şirketi Academi’nin adamları Kuzey Suriye’de PYD elemanlarına terör dersi verirken, bu özel sektör firmasının sahibi İstanbul’a iş ziyaretleri yapabiliyor. Bu arada da PYD’de bomba dersi almış bazı ruh hastaları kendilerini patlatarak onlarca can alabiliyor. İşte böyle bir dünyada yaşıyoruz. Bunlara karşı verilecek cevap direnmektir. Direnmek, terörü kullanarak ülkemizin politikalarını belli noktalara itmeye çalışanlara boyun eğmemek, buna çanak tutmak isteyen yerli işbirlikçileri susturmaktır. Terör sorununun dünya çapında çözülmesi, yeni bir dünya düzeninin kurulmasına bağlıdır ve bildiğimiz sloganla aynı içeriği taşır: “Dünya 5’ten büyüktür”.

IŞİD DOSYASI : İstihbarat bombacıyı fişlemiş

İstihbarat, İstiklal bombacısını "terör örgütüne müzahir kişi" diye fişlemiş ama arama kaydına almamış!

Beyoğlu’nu kana bulayan IŞİD’li Mehmet Öztürk’ün savcılık kanalıyla Ulusal Yargı Ağı’na (UYAP) kaydı olmadığı ancak istihbarat kuruluşlarında ‘terör örgütüne müzahir kişi’ sıfatıyla fişlendiği ortaya çıktı.

Hürriyet Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek’in haberine göre, canlı bombanın kimliği, intihar saldırısı sonrası deforme olmamış yüzünden çekilen fotoğrafla yapılan yüz tanıma incelemesinde belirlendi. İçişleri Bakanı Efkan Ala, canlı bombanın istihbarat ya da jandarmada arama kaydının bulunmadığını açıklamıştı

Kayıp başvurusu yapıldı mı?

Herhangi bir ailenin bir çocukla ilgili kayıp başvurusu yapması halinde normal bir kayıp vakasıysa asayiş şubesinde arama kaydı açılıyor. Kaybolan şahsın terör örgütüne katıldığına dair bir veri varsa ‘terör şüphesiyle aranan şahıs’ dosyasına kaydediliyor ve bu durumda, dosya savcılığa da iletiliyor ve UYAP’a da işlenen yurt genelinde bir arama işlemi başlatılıyor. Emniyet yetkililerine göre, Beyoğlu saldırganının kaybolduğuna ve IŞİD’e katıldığına dair ailesinin emniyete yaptığı herhangi bir kayıt, dolayısıyla da savcılık tarafından onaylanıp UYAP’a işlenmiş bir arama kaydı bulunmuyor.

Bombacının suç kaydı var mıydı?

Emniyet ve istihbaratın verilerine göre Mehmet Öztürk hakkında herhangi bir suç kaydı yok. GBT (Genel Bilgi Toplama) sorgusu yapıldığında temiz çıkıyor. Bu nedenle de yol kontrollerinde ya da otel kayıtlarından yakalanma ihtimali yoktu.

Saldırgan kısa sürede nasıl yakalandı?

Saldırganın kafası bombaya rağmen deforme olmamıştı ve yüzü net bir şekilde görüntülenmişti. Bu görüntü yüz tanıma sistemi kullanılarak MİT’in ve emniyet istihbaratının arşivi ile karşılaştırıldı. MİT, Mehmet Öztürk ismine ulaşırken, emniyet Savaş Yıldız ismine ulaştı. Daha sonra ailelerden alınan numunelerde yapılan DNA incelemesinde saldırganın Mehmet Öztürk olduğu anlaşıldı.

Fotoğraf arşivi, pasaport kontrollerinde çekilen fotoğrafları da içeriyor. Bu nedenle özellikle de Suriye’ye giriş-çıkış yapan kişilerin fotoğrafları arşivde dosyalanıyor. Mehmet Öztürk, Suriye’ye giriş-çıkış yaptığından, fotoğrafı istihbaratın arşivinde yer alıyor. Saldırgan ayrıca istihbaratın takip ettiği terör bağlantılı kişilerle de temas içinde olduğundan ‘terör örgütüne müzahir kişi’ olarak kayda geçirilmiş.

"İstihbaratta kayıt varsa neden aranmıyor?"

Halk arasında ‘fişleme’ olarak adlandırılan kayıtların hukuki olarak karşılığı bulunmuyor. Polisin aramalarda işlem yapabilmesi için savcılık kararıyla çıkarılmış bir ‘arama kaydı’ gerekiyor.

Mehmet Öztürk fişlenmiş olsa da resmi olarak aranmıyordu. Fişi sadece istihbaratın izleme faaliyetleri için referans olarak kullanılıyor.

TERÖR DOSYASI /// HAKKI KESKİN : İstihbarat ve terör

Planlanma, hazırlık aşamasında veya yapılma ihtimali olan terör saldırıları hakkında, önceden veri ve bilgi sahibi olmak, devletin ilgili kurumlarının, öncelikle de istihbarat kurumlarının, ana görevidir. Bunun nasıl yapılacağı, bu alanda en iyi uzmanları çalıştırması gereken, başta Milli İstihbarat Teşkilatı olmak üzere, ilgili tüm diğer kurumların bilmeleri gereken bir alandır.

Bu sistemin ABD, İngiltere, Almanya ve bazı diğer ülkelerde başarıyla çalıştığını görüyoruz. Nitekim bu ülkelerde hazırlık aşamasında olan bir çok terör saldırıları, gerçekleştirilemeden, belirlenebilmekte ve teröristler saldırı öncesi tutuklanabilmektedirler.

Terör eylemi hazırlığı içersinde olanların, izlenerek önceden belirlenmesi ve saldırı öncesi yakalanmaları, Türkiye’de ne yazık ki gerçekleşememektedir.

5 YILDA 15 SALDIRI

Son 5 yılda yapılan 15 terör saldırısı, bu acı gerçeği kanıtlamaktadır. 20 Eylül 2011’de Ankara Kızılay Kumrular caddesinde ve son olarak da 13 Mart 2016 Pazar günü yine Ankara Kızılay Güven Park’taki hunhar terör saldırısında, topluca 274 insanımız yaşamını yitirdi ve 766 kişi de yaralandı.

Bu sayıda terör saldırısı yaşayan, savaş halindeki Afganistan, Suriye ve savaşın neden olduğu ülke Irak ve bazı Afrika ülkeleri dışında, Türkiye’den başka bir ülke olduğunu sanmıyorum.

Ne yazık ki istihbarat kurumları, terörle mücadele ve vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak gibi ana görevlerinden çok, anayasal haklarını kullanan ve demokratik yollardan AKP hükümetlerini eleştirenleri hedef alarak, çalışmalarını bu alana yoğunlaştırdılar. Yüzlerce yurtsever insanın, sahte ve düzmece belgelerle hapse atılmaları, bu yoldan mümkün olabilmiştir.

SORUMLULAR DERHAL İSTİFA ETMELİDİR

Terörle mücadelede öncelikle sorumlu olan, İçişleri Bakanlığı ve İstihbarat Kurumları yetkililerinin görevlerinin üstesinden gelemedikleri açıkça görülmektedir. Sadece son altı ayda üçü Ankara ve biri İstanbul’da olmak üzere 179 kişi yaşamını yitirdi ve 385 kişi yaralandı. Son dönemde terör saldırılarında büyük bir artış görmekteyiz.

Benzer bir durum bir başka ülkede olsa, sorumlu siyasiler ve bürokratlar derhal görevlerinden istifa ederler veya uzaklaştırılırlardı. Eğer varsa, vicdanının sesini duyan veya etik değeri olan her sorumlunun, bu adımı kendiliğinden atması gerekir. Bunun diğer ülkelerde sayısız örneği vardır. İzmit Körfez Geçişi Asma Köprüsü inşaatında taşıyıcı halatın kopmasından kendisini sorumlu tutan Japon mühendis Ryoichi Kishi, bırakın istifayı, Mart 2015 tarihinde intihar etti. Ve “Olayın sorumluluğu tamamen bana ait. Kimsenin kusuru bulunmamaktadır” yazılı notu bırakarak.

Türkiye’de yaşanan bu yoğunluktaki teröre ve bunca insanın yaşamını yitirmelerine karşın, hiçbir şey olmamışçasına, siyasi, ve insani ahlakın gereği olan istifa etme sorumluluğu yerine getirilmemektedir. Bu politika asla kabul edilmemelidir. Siyasiler ve onların atadığı istihbarat ve güvenlik yetkilileri, görevlerini gereğince yerine getiremiyorlarsa ve bunun sonucu olarak da yüzlerce insan katlediliyorsa, bunun sorumluluğunun üstlenilmesi ve istifa mekanizmasının işletilmesi gerekir. İstifa işlemini yürütmesi gereken kişi tabii ki başbakandır. Muhalefet partilerinin yalnız “istifa” çağrısıyla yetinmeyerek, gerekli istifaları zorlayacak farklı yöntemleri kullanmaları gerekir.

TERÖRE KARŞI ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ GEREKLİ

ABD yetkililerinin, Ankara Güvenpark`ta Pazar günü yaşanan terör saldırısını iki gün önceden haber verdiği söyleniyor. Yine ABD ve Almanya yetkilileri, muhtemelen 20 martta da Ankara veya İstanbul’da yeni terör saldırıları olabileceğini vatandaşlarına önceden duyuruyorlar. Bu ülkelerin istihbarat bilgileri Türkiye ile paylaşılmıyor mu? Eğer teröre karşı önlemlerde bile kaçınılmaz olan işbirliği sağlanamıyorsa, bu durumun analizinin çok iyi yapılması gerekir.

Hükümetin izlediği son derece yanlış ve bağnazca Suriye Politikası, Türkiye’yi bir yandan IŞİD, diğer yandan kentlere taşınan PKK ve yan kuruluşlarının hedefi ve terör alanı haline getirdi. Altını çizerek yineliyorum; hükümet aralarında terör örgütleri de bulunan Esat karşıtı güçlere destek verme politikasından ivedi olarak vazgeçmelidir.

Terör konusunda, sadece sözlü açıklamalarla yetinmeyerek, deneyim, teknoloji ve haber alma stratejilerinden yararlanabileceği tüm ülkelerle somut işbirliği ve ortak çalışmaya gidilmelidir.

Türkiye’nin ana gündemi, vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak, bunun için de terörle mücadele olmalıdır. Başkanlık sistemi ve yeni anayasa gibi konularla, toplumu daha fazla ayrıştırma stratejisinden Cumhurbaşkanı ve AKP artık ivedi olarak vazgeçmelidir.