Etiket arşivi: IŞİD DOSYASI

IŞİD DOSYASI : PERDE ARKASI /// IŞİD İLE PETROL TİCARETİNİ KİM YAPIYOR ?

IŞİD-PETROL.jpg

Rus televizyonu RT, dinci terör örgütü IŞİD’in Suriye’deki petrol üretimine ve Türkiye’yle olan ticaretine ilişkin belgelere ve tanık ifadelerine ulaştığını iddia etti. RT çok sayıda belge yayınladı.

Rus Televizyonu RT’de yer alan habere göre, Suriye’nin kuzeyindeki Şeddadi’yi kontrol altına alan YPG militanlarının elindeki Türk asıllı IŞİD üyesi, örgütün Türkiye ile ilişkilerini anlattı.

Türk asıllı esir, çoğu İslamcı militanın Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek IŞİD’e katıldığını, sınırda çok sayıda Türk askeri bulunmasına rağmen hiçbir engellemeyle karşılaşmadıklarını söyledi.

Türkiye’nin IŞİD’i kendi çıkarları için kullandığını söyleyen IŞİD’li esir, “YPG, Türkiye ve IŞİD’in ortak düşmanı” dedi.

Şeddadi’nin IŞİD’den temizlenmesinin ardından YPG’nin eline geçen aralarında Libya, Tunus, Bahreyn, Kazakistan vatandaşlarına ait pasaportların hemen hepsinde Türkiye’ye geliş damgası bulunuyor. Bölgeye gelirken pasaportlarını IŞİD’e teslim eden militanların ölmüş olduğu tahmin ediliyor.

Sputnik’in aktardığı habere göre, YPG’nin RT’ye ulaştırdığı IŞİD militanına ait bir USB aracından elde edilen belgeler arasında ise militanların İstanbul’da çektirdikleri fotoğraflar görülüyor. Belgelerde ayrıca militanların adları, meslekleri, aile durumu gibi bilgiler bulunuyor.

1021692682-001.jpg

IŞİD militanına ait olduğu iddia edilen fotoğraflar. Militanlar, İstanbul’da sivil kıyafetlerle görülüyor.

İddiaya göre, militanlar, teslim ettikleri pasaport karşılığında ajitasyon kitapçığı alıyor. Örneğin, RT muhabirleri, militanların ‘ofisinde’, “Esad’ın suç rejimine karşı ideal mücadele dersleri” adlı bir kitap buldu. Künyesinde İstanbul’da basıldığı belirtilen kitabın yayınevinin Facebook hesabı da var.

1021707221-001.jpg

1021707228-001.jpg

“Esad’ın suç rejimine karşı ideal mücadele dersleri” adlı kitap ve IŞİD militanlarına ait bant. İstanbul’da basılan (telefon numarası, facebook hesabı ve adres görünüyor) kitabın IŞİD militanlarının Şeddadi’de son ana kadar savunduğu bir hastanede bulunduğu iddia ediliyor.

‘PETROL ALIŞVERİŞİNDEN TÜRK YÖNETİMİNİN HABERSİZ OLMASI İMKANSIZ’

YPG’nin elindeki esir Türk militan, IŞİD’in ürettiği petrolü Türkiye’ye sattığını ve Türk yönetiminin bu durumdan haberinin olmamasının imkansız olduğunu söyledi.

IŞİD’li esir, “Petrol ticareti yapılıdığını iyi biliyorum. Ayrıca IŞİD’e gıda ve diğer gerekli ürün yardımları da yapılıyor. IŞİD’e karşı ambargo uygulandığı için gıda ürünlerini bulmaları kolay değil. Para, silah ve mühimmat yardımı da yapıyorlar. Tüm bunlar açık şekilde yapılıyor” dedi.

Ele geçirilen belgelerin arasında “İslam Devleti Doğal Kaynaklar Bakanlığı Petrol ve Gaz Dairesi” formlarına eklenen Ocak ayı bordroları yer alıyor. Bordrolarda, petrol tankerlerinin sürücülere ayrılan petrol hacimlerine ilişkin bilgiler bulunuyor.

1021707307-001.jpg

1021707312-001.jpg

Rijura kuyusundan ham petrolün satışına ilişkin bordro. Ton fiyatı 70 dolar, toplamda 19,18 ton, toplam tutar 1.342,60 dolar. 23 Ocak 2016.

Bu bordrolara bakılırsa petrol, varil başına 12 ilâ 26 dolardan satılıyor. Petrol, Kabiba, Recura, Makhul ve El-Heyr yataklarında tankerlere dolduruluyor. Örneğin, Kabiba petrol sahasında, 23 Ocak tarihinde varili 13 dolardan 383 varil, yani bir günde yaklaşık 5 bin dolarlık petrol satılmış.

1021707248-001.jpg

Kabiba sahasında 215 numaralı kuyudaki ham petrolün variller içinde satışına ilişkin bordro. Varil fiyatı 13 dolar, 383 varil üretildi, toplamda 4.979,00 dolar. 23 Ocak 2016.

Bir diğer belge, IŞİD Petrol ve Gaz Dairesi’nin Al-Baraka bölgesinde bulunan departmana iki mühendisin işe alınmasına ilişkin mektup. Mektupta, çalışanların görevleri ayrıntılı biçimde anlatılıyor.

Mühendislere, hava saldırılarında hasar alanlar dahil devreden çıkan yatakların tamiri ve yeni petrol boru hatlarının döşenmesi görevi verilmiş. Belgelerden bu bölge departmanında 17 kişinin çalıştığı anlaşılıyor.

BELGESEL HAZIRLANDI

Ele geçirilen belgeler temelinde bir belgesel hazırladığını açıklayan RT ekibi, belgeselin 1 ay sonra hazır olacağını söyledi.

Reklamlar

IŞİD DOSYASI : İstihbarat servislerine göre DAEŞ’in Avrupa’da 400 militanı var

DAEŞ terör örgütünün, en az 400 militanı eğitip terör eylemleri düzenlemek üzere Avrupa ülkelerine gönderdiği ileri sürüldü.

Associated Press (AP), Avrupa ve Iraklı istihbarat yetkilileriyle Fransız bir milletvekiline dayandırarak geçtiği haberinde örgütün Avrupa’ya karşı düzenlenecek saldırılar için özel kampları bulunduğunu belirtti.

AP’ye konuşan yetkililer, birbirine bağlı terör hücreleri olarak çeşitli ülkelere gönderilen militanlara doğru zamanı ve doğru yeri bulduklarında eylem düzenlemeleri için emir verildiğini söyledi.

13 Kasım’da Fransa’nın başkenti Paris’teki saldırıları düzenleyen teröristlerden birinin de Avrupa’ya 90 militandan oluşan bir grupla girdiği ileri sürülmüştü.

Fransız senatör ve terör ağlarını araştıran komisyonun eş başkanı Nathalie Goulet, yaklaşık 5 bin Avrupalının Suriye’ye gittiğini belirterek, 400 ila 600 militanın Avrupa ülkelerinde terör eylemleri düzenlemek için özel olarak eğitildiğini savundu.

Goulet, "2014’te örgüt, militanlarına birkaç haftalık eğitim veriyordu. Şimdi stratejisi değişti. Özel birimler kuruyor. Bu birimlerin eğitimi daha uzun sürüyor. Amaçları, artık mümkün olduğunca çok kişi öldürmek değil, daha fazla terör eylemi düzenlemek" ifadelerini kullandı.

Avrupa Polis Teşkilatı (Europol) da ocak ayında yayımladığı raporunda DAEŞ’in "dış eylemler komutanlığı" kurduğunu ve farklı ülkelerde eylemde bulunacaklar için savaş stratejileri, patlayıcı, gözetleme teknikleri gibi özel eğitim verdiğini kaydetmişti

IŞİD DOSYASI : Türkiye’nin canlı bomba listesindeki IŞİD’li Savaş Yıldız YPG’nin elinde mi ?

Savaş Yıldız olduğu öne sürülen kişi, Adana ve Mersin’de HDP’ye yönelik saldırılarını MİT yardımıyla yaptığını iddia etti

Polis ve istihbarat tarafından IŞİD adına canlı bomba eylemi yapacağı şüphesiyle aranan 3 kişiden biri olan Savaş Yıldız’ın Suriye’de YPG’nin elinde olduğu öne sürüldü. Yıldız’ın ismi 7 Haziran seçimlerinden önce Adana ve Mersin’deki HDP binalarına düzenlenen bombalı saldırılarda geçmişti. Yıldız’ın ismi, 19 Mart’ta İstanbul’daki İstiklal Caddesi’nde düzenlenen canlı bomba saldırısının faili olarak da geçmiş ancak sonrasında saldırıyı Mehmet Öztürk’ün düzenlediği anlaşılmıştı.

Özgür Gündem’in ANHA’dan aktardığı habere göre, Savaş Yıldız olduğu öne sürülen kişi, Suriye’nin Tel Abyad (Kürtçe adı Gîre Spî / T24) kentine IŞİD’in düzenlediği saldırıda, YPG tarafından yakalandı. Yıldız olduğu öne sürülen kişi, Adana ve Mersin’deki bombalı saldırıları, Milli İstihbarat Teşkilatı mensubu olduğunu iddia eden bir kişinin getirdiği bomba ve krokiler yardımıyla düzenlediğini söyledi.

Özgür Gündem’in haberi şöyle:

İstiklal’deki katliamdan sonra basının üstüne gitmesi sonrası devletin canlı bomba olarak aradığını söylediği DAİŞ’li Savaş Yıldız’ın Girê Spî’deki sivil katliamı sırasında YPG tarafından yakalandığı ortaya çıktı. HDP’nin Adana ve Mersin’deki binalarına bombalı saldırılar düzenlendiğinde adı deşifre olduğu halde AKP hükümetinin gözaltına almadığı Savaş Yıldız, MİT ile hangi kirli işleri organize ettiklerini anlattı.

Savaş Yıldız’ı iki defa gözaltından bıraktırdığı kaydedilen MİT’in organize ettiği kanlı olaylar, Girê Spî’de 27 Şubat 2016’da yaşandı. YPG-HSD’nin Türkiye’den sızan grubun saldırısını kırdıktan sonra arama tarama faaliyetlerinde esir alınan çetecilerden birinin Savaş Yıldız olduğu ortaya çıktı. Savaş Yıldız, ANHA’ya kirli ilişkilerini anlattı.

Savaş Yıldız, Şubat 2016’da saldırdıkları Girê Spî’de saklanırken 2 Mart’ta YPG ve HSD savaşçıları tarafından Eyn Arûs Köyü’nde sağ yakalanmış. Savaş Yıldız’ın (Kod adı Abdulaziz El Turkî ev Cihad) Adana / Yüreğir nüfusuna kayıtlı olsa da aslen Wanlı bir Kürt olduğu belirlendi. Halen birçok akrabası Wan’da ikamet eden Savaş Yıldız, DAİŞ ilk ortaya çıktığından itibaren sempati duymaya başlamış ve MİT aracılığıyla yaklaşık 2,5 yıl önce DAİŞ’e katılmış.

Savaş Yıldız, 2007 yılında hem Ankara’da hem de İstanbul’da iki defa gözaltına alınmış Ancak her iki defasında da MİT tarafından serbest bıraktırılmış. Savaş Yıldız, Ankara, Antep, Adana, Kilis, İzmir hattında yaptıklarını anlatırken, Antep’i örgüt için kilit önemde olduğunu kaydetti.

HDP krokilerini Efe getirdi

Savaş Yıldız, sürekli olarak Suriye’ye giriş yapan ve şuan Türkiye’de olan MİT ajanı ve DAİŞ sorumlularından ‘Efe’ adlı kişiyle 7 Haziran seçimleri öncesinde Grê Spî’de görüştüklerini, Efe adlı MİT ajanının kendisine ‘HDP’ye yönelik ses getirecek eylemler yapılması gerektiğini’ söylediğini kaydetti. Savaş Yıldız, keşif için 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda düzenlenen mitinge katıldığını söyledi: “HDP’ye yönelik saldırı yapılacağı kararlaştırılınca, Ebu Musab ve Ebu Bekir adlı MİT ajanları ve DAİŞ üyelerinin karşılıklı konuşmaları ardından ben sınırdan çok rahat bir şekilde geçerek, Türkiye’ye giriş yaptım. Türkiye’ye geçtikten sonra Efe ile birlikte bir eve geçtik. 1-2 gün sonra Efe, yanında HDP binalarına ait krokilerle geldi. Krokiler üzerinde çalıştıktan sonra da 2-2,5 kg kadar TNT getirdi. TNT’yi Antep’te aldıktan sonra Otogar’dan Adana otobüsüne bindik. Patlayıcı ile yakalanmamak için içinde patlayıcı olan poşeti otobüste oturduğum yerin 4-5 koltuk gerisine koydum. Adana’ya varınca saldırı hazırlığı yapabilecek bir ev kiraladım. Saldırıda kullanacağım patlayıcıları hazır hale getirdikten sonra Mersin’e geçtim. Mersin binasındaki HDP’lilere tatlı ve meşrubat götürdüm. Orada yöneticilerle, milletvekilleriyle de görüşme imkanım oldu. Ardından Adana’ya geçtim. Burada da HDP binasına gittim. HDP’liler ile sohbet ettik, çay falan içtik. Her iki yerde de yaptığım keşif ve tespitler sonucu açıklar olduğunu gördüm. Çiçekçiye giderek 2 buket çiçek aldım. Aldığım çiçeklere hediye süsü verdim, çiçeklerin saksılarına da bomba düzenekleri yerleştirip yola koyuldum. Adana HDP binasına girdim. O gün de HDP’nin Adana mitingi vardı. Burada bomba düzeneği yerleştirdiğim çiçeği çaycıya verdim ve terasa bırakmasını söyledim. Ancak çaycı çiçeği teras yerine alıp başkan odasına koydu. Mersin HDP il binasında da çiçeği terasa bırakılmak üzere teslim ettim.”

Ebu Bekir ve Ebu Musab aracılığıyla Girê Spî’ye geri dönen Savaş Yıldız, Girê Spî’den de Rakka, Tabka ve ardından Hama alanlarına geçmiş. Savaş Yıldız, Rakka’da kaldıkları süre içerisinde Konya Grubu’yla çalıştığını, grup sorumluları arasında “Mustafa Güneş (Ebu Hemza)” olduğunu aktardı. Yıldız, Rakka’da kaldığı süre içinde Özbek ve Soran’lardan oluşan DAİŞ grupları ile karşılaştıklarını söyledi.

Girê Spî’deki sivil katliamı

27-29 Şubat’ta DAİŞ Türkiye ve Rakka tarafından Girê Spî’ye sızdı. 50 kadar sivil katledildi. Elîn (11), Cudî (9), Rîm (17), Rûa (13), Ayşe (9), Faûr (2) ve 7 aylık ikiz bebekler Mihemed ve Ehmed katledilenler arasındaydı. YPG 291 DAİŞ’linin öldürüldüğünü, 6’sının sağ yakalandığını açıklamıştı. 43 HSD-YPG-Asayiş üyesi de hayatını kaybetmişti. TSK de kenti taramıştı.

Tabka’da üstlenen başında Şêx İbrahim (Ebu Hanzala) adlı kişinin olduğu DAİŞ’in Bingöllüler Grubu ile tanışan savaş Yıldız, AKP ve MİT’in DAİŞ’le birlikte planladığı 27 Şubat 2016’daaki Girê Spî saldırısına ilişkin de çarpıcı itiraflarda bulundu: “Bir süre sonra Rakka’ya doğru yola koyulduk. Rakka’da daha önce de gittiğim bir eve girdik. Burada bizim dışımızda onlarca çete üyesi daha toplanmıştı. Önümüze haritalar getirildi ve haritalar üzerinde Girê Spî işaret edilerek buraya saldırılacağı söylendi. DAİŞ sorumlusu bize, ‘Girê Spî’ye girecek ilk grup sizsiniz. Önemli olan sizin orayı bir süre elinizde tutmanız. Merak etmeyin, siz Girê Spî’ye girdikten sonra arkanızdan 700-1.000 kişilik bir grup daha gelecek’ dedi. Sorumlu konuşmasına şunları da ekledi; ‘Türkiye’de bir anlaşma oldu. Bu anlaşma dahilinde siz Girê Spî’ye girince size destek olarak Türkiye’den de sayıları 1.000 ile 4.000 arasında değişen muhacirler gelecek.’ Bu konuşmalardan sonra tüm DAİŞ üyeleri saldırı hazırlığı için alanlara dağıldılar. Benim de içinde yer aldığım Ebu Muhammed El Şami adlı DAİŞ sorumlusunun komutasındaki grubu, Girê Spî civarından olduğunu tahmin ettiğim biri kadın biri erkek iki Arap, bir araç ile alarak Girê Spî yakınlarında bir alana bıraktı. İçinde bulunduğum grup Eyn Arus’a konumlanmak üzere yola devam ettik. Ancak bizim grup daha Eyn Arus’a yetişmeden diğer gruplarımız saldırıları başlattı. Eyn Arus girişinde bir grup YPG’li bizi taramaya başladı. Kendimizi yere atıp sokaklara dağıldık. Uçaklar bir kaç yeri vurdu. Uçaklar vurmadan bir süre önce Türkiye tarafından da YPG noktalarına saldırı oldu. Artan uçak hareketliliği nedeniyle saldırılarılar durdu. Gruptan Dr. Abdul Kurdi ve Abdurrahman ile birlikte Türkiye’den destek de gelmeyeceğini görünce ihanete uğradığımızı anladık ve geri çekilmek istedik. Eyn Arus çıkışındaki mezarlık civarına doğru koştuk. Koşarken Abdurrahman kurşunların hedefi olup yaralanınca karşımıza çıkan ilk evin bahçesine girdik.”

2 gün boyunca bir evin mutfağında kaldığını, ev patlatılınca kaldığı enkazda çok şiddetli ağrılar yaşadığı ve çok susadığı için çevredekilere seslendiğini söyleyen Yıldız, YPG tarafından enkazdan çıkarıldıktan sonra ve hastaneye götürülüp tedavi edildiğini kaydetti.

Kritik merkezler: Antep, Konya ve İstanbul

Savaş Yıldız, Türkiye’de DAİŞ için merkez konumunda olan 3 ilin İstanbul, Konya ve Antep olduğunu kaydederek şu bilgileri verdi: “Dünyanın farklı ülkelerinden gelen cihatçılar, İstanbul’daki bağlantılar ve özellikle de cemaatlerle ilişkileniyorlar. Sonra kısa bir sürede Suriye’ye gönderiliyorlar. Konya, DAİŞ’in Anadolu’daki örgütlenmesini yürütüyor. Konya, dindar aile çocuklarını DAİŞ bağlantılı cemaatlere üye kişilerle ilişkilendirip bu çocukları kısa bir sürede Suriye’ye savaşmaya gönderecek düzeye getiriyor… DAİŞ için hayati olan bölge Antep’tir. Antep en az Rakka kadar önem arz ediyor DAİŞ için. Hem yurt içinden hem yurt dışından gelen cihatçılar Antep üzerinden Cerablus, Minbic gibi alanlara kanalize ediliyor.”

İzmir, İstanbul ve Sarı Murat Cemaati

Adana’da işlerinin kötü gitmesiyle birlikte borçlanmaya başladığını, bu nedenle Burhanettin Sarı aracılığıyla İzmir’e gittiğini ve 5-6 aylık bir süre İzmir’de kalıp inşaatlarda çalıştığını belirten Savaş Yıldız, bu dönemde eşinin dayısı Erol Şahin aracılığıyla da DAİŞ’in İzmir bağlantılarından olan “Sarı Murat” ile tanıştığını belirtti. Yıldız, DAİŞ İzmir sorumlularından olan Sarı Murat’ın etrafındakilere “Sarı Murat Cemaati” dendiğini belirtirken, Erol Şahin ile Sarı Murat’ın derslerine katıldığını, bu cemaatin “cihat”a eleman gönderdiğini kaydetti. Eşinin dayısı Erol Şahin’in de Suriye’ye giderek 2-3 ay gibi bir süre orada kaldığını, onunla birlikte gidenlerden birinin de “Patnoslu Abdullah” olduğunu söyledi. “ideolojik eğitim, şeriat ve cihat eğitimi” veren çetenin İzmir karargahının da Buca’da olduğunu belirtti. Savaş Yıldız, DAIŞ’ın İstanbul bağlantısın da isi “Ekrem Hoca” adlı kişi olduğunun gittiğinin altını çizdi.

Özerk Antep Grubu: Fursa El Xîlafe

Cerablûs’tan geçtiği Tabka çalışmalarını da Savaş Yıldız şunları anlattı: “Tabka’da bir ev tutup yaşamaya başladık. Burada da Antepli Abdulmuhit ile tanıştık. Abdulmuhit de DAİŞ’in içindeki Antep grubundandır. Eğitimde sadece Antep cemaatinden olanlar bulunuyordu.” Siluk kasabasının YPG’nin eline geçmesi ile birlikte kendileri için daha güvenli alan olan Rakka içine doğru çekildiklerini söyleyen Savaş Yıldız, Antep grubunun DAİŞ’a bağlı, ancak özgün ve özerk bir yapıda olduğunu belirtmesi dikkat çekti. Antep Grubunun DAİŞ çatısı altında “Fursa El Xilafe Taburları” olarak örgütlendiğini, askeri ve şeriat eğitimlerinin de “Konstantiniye” adlı eğitim kampında verildiğini kaydeden Savaş Yıldız’ın verdiği bilgilere göre, kampın eğitmeni Abdulmuhit, Fursa El Hilafe Taburlarının emiri ise, Fudayi adlı bir çete. Kampta askeri eğitimleri Ebu Talha, spor derslerini ise Ebu Nur adlı çeteler veriyor.

Sınır geçiş anlaşması

Savaş Yıldız, Necip adlı kurye ile yaptığı görüşmeden sonra geçiş yapmış. Yıldız, Wolkswagen Transporter araç ile Adana-Antep hattından, Kilis’in Cerablus sınırındaki Elbeyli ilçesine geçtiğini söyledi: “Yine sabah namazı sonrası Kilis Elbeyli’den DAIŞ bağlantılı olan bir kaçakçı beni, eşimi, çocuklarımı, kaynanamı, baldızımı, kayınpederimi vd. aile üyelerini alarak Suriye’ye geçtik. Yani ailece DAIŞ’a katıldık. Sınırı geçerken hiç bir sorun yaşamadık, çok rahat geçtik.”

Sınır hattının DAIŞ ile Türk devleti arasındaki anlaşma gereğiî belli saatlerde boş bırakıldığına dikkat çeken Savaş Yıldız, kendisinin de, Türkiye ile DAIŞ arasındaki bu anlaşma dahilinde, sınır hattının boş bırakıldığı saatlerde bu güzergahtan defalarca Türkiye’ye giriş yaptığını söyledi.

Adana’da MİT örgütlüyor

O dönem emlak işleriyle uğraştığını kaydeden MİT-DAIŞ üyesi Savaş Yıldız, 4 aylık süreçte Selefi cemaatinden ve Adana’nın yerlilerinden olan, Afganistan’da savaşmış ìEyüp Hocaî adlı kişi ile tanıştığını söyledi: “Eyüp Hoca’nın cemaati ile tanıştıktan sonra devamlı olarak iletişim halinde oldum.î Burhanettin Sarı’nın birçok kez Suriye’ye gidip geldiğini ve kendi evlerinde kaldığını kaydeden Yıldız, kayınının birçok kez beraberinde Demirci Mehmetî, Necipî ve Münirî adlı kuryelerle evlerine geldiğini, 3 kuryenin de DAIŞ’e eleman gönderdiğini ve DAIŞ için taraftar topladığını vurguladı: “Yıldız; Münir bugün hala Adana Seyhan’a bağlı Kocaveli civarında yaşıyor. Necip ise, Adana Gürsel Paşa’da oturuyor.”

Adana-Antep-Ankara

Savaş Yıldız, DAİŞ’e katılmasına eşinin kardeşi Burhanettin Sarı’nın (Muqatîl) önayak olduğunu ve bu kişinin Suriye savaşının başından beri sürekli olarak DAİŞ, El Nusra ve diğer cihatçı gruplarla ilişkili olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Burhanettin Sarı sürekli olarak Suriye’ye girip çıkıyordu. Bunu da Ankara, Antep ve Adana’daki geniş çevresini kullanarak yapıyordu. Burhanettin Sarı (Muqatîl), Suriye’ye her gidip gelişinde bize oradaki savaşı anlatıyor, bu yönlü de propaganda yapıyordu. Burhanettin Sarı aracılığıyla Adana’daki Selefi gruplar ile tanıştım.”

Bingöl, Adıyaman, Urfa

Savaş Yıldız, DAİŞ’ın İstanbul, Konya ve Antep dışında ise en çok Bingöl, Adıyaman, Adana ve Urfa gibi illerde örgütlendiğini, bu illerde DAİŞ’in yoğun sempatizan ve taraftarı olduğunu belirtti. Bingöl ve Adıyaman’dan DAİŞ’e yoğun katılım olduğunu dile getiren DAİŞ üyesi Savaş Yıldız, DAİŞ içerisinde Antep, Konya, Bingöl grupları olduğunu ve bu grupların her birinin özgün bir şekilde çalıştığını ifade etti.

IŞİD DOSYASI : İstanbul’da DAEŞ’e operasyon

Kentte bombalı saldırı yapabileceği değerlendirilen DAEŞ bağlantılı kişilere yönelik operasyonda, ikisi yabancı uyruklu 3 kişi gözaltına alındı.

İstanbul’da bombalı saldırı yapabileceği değerlendirilen DAEŞ bağlantılı kişilere yönelik operasyonda 2’si yabancı uyruklu 3 kişi yakalandı.

Alınan bilgiye göre, Türk ve Alman istihbarat birimlerince yapılan çalışmalar doğrultusunda, İstanbul Terörle Mücadele ve İstihbarat Şubesi ekipleri, kentte bombalı saldırı yapabileceği değerlendirilen DAEŞ bağlantılı kişilere yönelik 3 farklı adrese operasyon düzenledi.

Operasyonda, Türk uyruklu Muhammet N. ile Irak uyruklu İbrahim G.C.Ş. ve Suriye uyruklu Ali F, gözaltına alındı.

Terör örgütü PKK’nın Suriye ve Kuzey Irak’taki kamplarında faaliyet gösteren örgüt mensuplarıyla bağlantısı bulunduğu tespit edilen şüphelilerin, PKK’dan devşirme DAEŞ hücresi oldukları ihtimali üzerinde durulduğu öğrenildi.

Şüphelilerden İbrahim G.C.Ş’nin güvenlik güçlerince aranan kişiler listesinde yer aldığı belirtildi.

IŞİD DOSYASI : IŞİD’in Bir Numaralı İngiliz Hacker’ı Öldürü ldü !!!

IŞİD’in Suriye’deki bir numaralı siber uzmanı olarak bilinen İngiliz vatandaşı hacker, ABD tarafından Suriye’de düzenlenen insansız hava aracı saldırısında öldürüldü.

%25C4%25B1%25C5%259Fid%2Bhacker.jpg

Daha önce İngiltere’nin Birmingham kentinde yaşayan Cüneyt Hüseyin isimli İngiliz vatandaşının Amerikalı bir kaynaktan yapılan açıklamaya göre IŞİD’in kalesi olarak bilinen Suriye’nin Rakka kenti yakınlarında Salı günü düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısı ile öldürüldüğü bildirildi. ABD ve Avrupalı resmi kaynaklar, sene başında yaptıkları açıklamalarda Hüseyin’in Ocak ayında Pentagon’un Twitter hesabına saldırı düzenleyen CyberCaliphate (Siber Halifelik) adlı bir hacker grubunun lideri olduğuna inandıklarını bildirmişlerdi. Yaklaşık 2 yıl önce Suriye’ye yerleştiği düşünülen Hüseyin, Birmingham Mail gazetesinde yapılan bir habere göre 21 yaşındaydı.

hacker%2B%25C4%25B1%25C5%259Fid.jpg

Siber güvenlik uzmanları Cüneyt Hüseyin ve diğer hackerlerin bir bilgisayar ağını çökertecek ya da önemli bir altyapıya zarar verecek yeteneklere sahip olduğuna inanmadıklarını bildirdi. CrowdStrike İstihbarat Birimi Başkan Yardımcısı Adam Meyers, Hüseyin hakkında yaptığı bir açıklamada, "Ciddi bir tehdit değildi. Daha çok tacizci bir hacker gibiydi. Onu büyük bir hedef haline getiren sebepler ise IŞİD’e yeni üye kazandırması, iletişim ve diğer konularda yaptığı yardımlardı" dedi.

Hüseyin, 2012 yılında eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in adres defterini hacklediği için 6 ay hapse mahkum edilmişti. İngiliz bilgisayar korsanı, adres defterine ait bilgileri internet ortamında yayınlamaktan ve terörle mücadele için kullanılan bir yardım hattına sahte aramalar yapmaktan suçlu bulunmuştu.

ABD’li hükümet yetkilileri, Hüseyin’in IŞİD’in siber sorumlusu olduktan sonra ABD güvenlik ve savunma kuruluşları tarafından dikkat çeken bir hedef haline geldiğini söyledi. Yetkililer ayrıca, Hüseyin’in ABD insansız hava saldırıları hedef listesinde 3. sırada olduğu yönünde çıkan haberleri yalanlayarak, IŞİD’in diğer hareket komutanlarının Hüseyin’den çok daha tehlikeli sayıldığını ifade ettiler.

Cüneyt Hüseyin adlı İngiliz vatandaşı hacker, son 8 gün içinde öldürülen IŞİD’in üst düzey 2 üyesinden biri olarak rapor edildi. IŞİD’in komutasındaki ikinci isim olan Hacı Mutaz olarak da bilinen Fazıl Ahmet El Hayali ise, ABD’nin 18 Ağustos’ta Irak’ın Musul kentine düzenlediği hava saldırısında öldürülmüştü.

IŞİD DOSYASI : DAİŞ’in Izinde PKK

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "PKK ile DAİŞ aynıdır" cümlesini ilk ifade ettiği zamanlarda eleştiren muhalif yazarlar şimdi aynı noktaya geldiler.

Bir hafta içinde terör çirkin yüzünü iki canlı bomba ile gösterdi.

Kızılay-Güven Park’ta PKK, Taksim’de DAİŞ bağlantılı teröristler sivilleri hedef alarak gündelik yaşam alanlarını kana boyadılar.

Korku, yılgınlık ve panik yaratma amaçlı bu terör eylemleri her iki terör örgütünün fanatik militanlarını patlattığı bir cinnet halinin yansıması. Bu iki örgüt birbiriyle anlaşmışçasına, yarışırcasına bombalar patlatıyor. Her iki örgütün de paylaştığı cinnet hali kamuoyunda "PKK ve DAİŞ terörünün aynı olduğu" yönünde bir kanaati iyice güçlendiriyor.

Hatta ilginçtir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "PKK ile DAİŞ aynıdır" cümlesini ilk ifade ettiği zamanlarda eleştiren muhalif yazarlar şimdi aynı noktaya geldiler. PKK’nın terör eylemlerinin DAİŞ benzeri bir "vahşeti" ürettiği büyük bir çoğunluğun ortak kabulü haline geldi.

Bu durum kendisini "Kürt halkının özgürlüğü için savaşan bir örgüt" olarak gören PKK ve dolayısıyla Kürt milliyetçileri için çok kritik bir dönemece işaret ediyor. Özellikle büyükşehirlerde sivilleri hedef alan PKK terör eylemleri Kürt milliyetçilerini "nefret objesine" çevirmeye başladı.

Benzer bir ötekileştirme, düşmanlaştırma 1990’larda yaşanmıştı.

Ancak bugün kabaran öfkeyi daha tehlikeli buluyorum. PKK yöneticilerinin artık gizlemediği bir nihai amaç olarak "bölünme" tehdidi Türkiye kamuoyunu gittikçe geriyor. Nitekim Nevruz’un "yeni bir çözüme vesile olabileceğini" söyleyen KCK Yürütme Konseyi üyesi Karayılan, Türkiye’nin "parçalanması" ifadesini bir tehdit olarak sarf etmekte:

"2016 sıradan bir yıl olmayacaktır. Kürt düşmanlığında ısrar edilirse, Kürtler ayrılacaktır. Newroz’a kadar da Kürtlerin sloganı birliktir. Bunun değerini bilmezler ise, kuşkusuz Türkiye parçalanacaktır."

"Türkiye’yi bölme" tehdidi Erdoğan ya da AK Parti karşıtlığı ile artık örtülemez. Aksine kitlesel ve tepkisel bir milliyetçi fırtınayı besler. PKK’nın sol -milliyetçi -seküler kökleri ya da söylemleri gittikçe DAİŞ benzeri bir terör örgüt olduğu algısının yayılmasını engelleyemiyor. Bunun, kanaatimce, sivilleri hedef almasından başka iki sebebi daha var. İlki, PKK’nın kendisinin bugün "her dönemden daha güçlü" olduğu ve Türkiye’yi diz çöktürebileceği hissiyatı.

Bu hissiyat Kürt milliyetçilerinin "hırsı" ve "Türkiye karşıtlığı" konusunda kamuoyunu büyük bir infiale doğru sürüklüyor. İkincisi, Kuzey Suriye’de "devletleşme" çabaları sürdüren PYD- PKK çizgisinin o bölgede kontrolü elde tutmak için her şeyi yapabileceği kanaatinin pekişmesi.

Hatırlayalım, Suriye iç savaşında DAİŞ sahneye girdikten sonra bu örgüte karşı mücadele eden "yerel aktörler" arasında PYD öne çıkmıştı. Önce ABD’nin sonra Rusya’nın desteğini alan PYD’nin DAİŞ ile mücadelede en büyük meşruiyeti, Kobani savaşı sırasında olduğu üzere, DAİŞ’in "savaş hukuku" tanımayan vahşetiydi.

PYD de kendini "dinci fanatikler" karşısında "seküler özgürlük savaşçıları" olarak sunmuştu. Ancak Temmuz 2015’ten itibaren PKK çözüm süreci sırasındaki hazırlıklarını kullanarak "kıra dayalı şehir savaşına" yöneldi. Güneydoğumuzun ilçelerini iç savaş görüntülerine benzeten bu savaş tercihi Kürtlerin desteğini kazanamadığı gibi kamuoyunda PKK’nın DAİŞ türü bir örgüt olduğu algısını besledi.

Bu algının büyümesinin çok tehlikeli sonuçlar üretebileceği görüşündeyim. Terörden bunalan sıradan insanların muhtemel aşırı tepkilerinden bahsediyorum.

DAİŞ destekçileri Türkiye toplumunda çok marjinal bir sosyolojiye karşılık gelirken Kürt milliyetçilerinin "nefret objesi" haline dönüşmesi ihtimali çok daha ciddi bir tehlike. PKK da bu gidişatı körüklüyor. Karayılan’ın dediğine göre Nevruz’dan sonra "PKK’nın şehre inmesiyle yeni bir şiddet dalgası" yaratacaklarmış.

"2016 yılını da Kürtlerin ayrılma yılı" olarak belirlemişler.

Kürt halkının asla ayrılmayı istemediğini biliyoruz.

Türkiye toplumu Suriye’nin geleceğinin belirleneceği 2016’yı bütün sıkıntılarıyla göğüsleyebilecek bir sağduyuya da sahip.

Buna yürekten inanıyorum.

IŞİD DOSYASI : İstihbarat bombacıyı fişlemiş

İstihbarat, İstiklal bombacısını "terör örgütüne müzahir kişi" diye fişlemiş ama arama kaydına almamış!

Beyoğlu’nu kana bulayan IŞİD’li Mehmet Öztürk’ün savcılık kanalıyla Ulusal Yargı Ağı’na (UYAP) kaydı olmadığı ancak istihbarat kuruluşlarında ‘terör örgütüne müzahir kişi’ sıfatıyla fişlendiği ortaya çıktı.

Hürriyet Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek’in haberine göre, canlı bombanın kimliği, intihar saldırısı sonrası deforme olmamış yüzünden çekilen fotoğrafla yapılan yüz tanıma incelemesinde belirlendi. İçişleri Bakanı Efkan Ala, canlı bombanın istihbarat ya da jandarmada arama kaydının bulunmadığını açıklamıştı

Kayıp başvurusu yapıldı mı?

Herhangi bir ailenin bir çocukla ilgili kayıp başvurusu yapması halinde normal bir kayıp vakasıysa asayiş şubesinde arama kaydı açılıyor. Kaybolan şahsın terör örgütüne katıldığına dair bir veri varsa ‘terör şüphesiyle aranan şahıs’ dosyasına kaydediliyor ve bu durumda, dosya savcılığa da iletiliyor ve UYAP’a da işlenen yurt genelinde bir arama işlemi başlatılıyor. Emniyet yetkililerine göre, Beyoğlu saldırganının kaybolduğuna ve IŞİD’e katıldığına dair ailesinin emniyete yaptığı herhangi bir kayıt, dolayısıyla da savcılık tarafından onaylanıp UYAP’a işlenmiş bir arama kaydı bulunmuyor.

Bombacının suç kaydı var mıydı?

Emniyet ve istihbaratın verilerine göre Mehmet Öztürk hakkında herhangi bir suç kaydı yok. GBT (Genel Bilgi Toplama) sorgusu yapıldığında temiz çıkıyor. Bu nedenle de yol kontrollerinde ya da otel kayıtlarından yakalanma ihtimali yoktu.

Saldırgan kısa sürede nasıl yakalandı?

Saldırganın kafası bombaya rağmen deforme olmamıştı ve yüzü net bir şekilde görüntülenmişti. Bu görüntü yüz tanıma sistemi kullanılarak MİT’in ve emniyet istihbaratının arşivi ile karşılaştırıldı. MİT, Mehmet Öztürk ismine ulaşırken, emniyet Savaş Yıldız ismine ulaştı. Daha sonra ailelerden alınan numunelerde yapılan DNA incelemesinde saldırganın Mehmet Öztürk olduğu anlaşıldı.

Fotoğraf arşivi, pasaport kontrollerinde çekilen fotoğrafları da içeriyor. Bu nedenle özellikle de Suriye’ye giriş-çıkış yapan kişilerin fotoğrafları arşivde dosyalanıyor. Mehmet Öztürk, Suriye’ye giriş-çıkış yaptığından, fotoğrafı istihbaratın arşivinde yer alıyor. Saldırgan ayrıca istihbaratın takip ettiği terör bağlantılı kişilerle de temas içinde olduğundan ‘terör örgütüne müzahir kişi’ olarak kayda geçirilmiş.

"İstihbaratta kayıt varsa neden aranmıyor?"

Halk arasında ‘fişleme’ olarak adlandırılan kayıtların hukuki olarak karşılığı bulunmuyor. Polisin aramalarda işlem yapabilmesi için savcılık kararıyla çıkarılmış bir ‘arama kaydı’ gerekiyor.

Mehmet Öztürk fişlenmiş olsa da resmi olarak aranmıyordu. Fişi sadece istihbaratın izleme faaliyetleri için referans olarak kullanılıyor.