Etiket arşivi: HRANT DİNK DOSYASI

HRANT DİNK DOSYASI : Sabri Uzun’un ihbarlardan haberi yokmuş

Hrant Dink cinayetinde kamu görevlileriyle ilgili olarak açılan dava kapsamında ifadeler alınmaya başlandı, Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Sabri Uzun bu çerçevede İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talimatıyla Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifade verdi. Uzun, Dink’in öldürüleceğine ilişkin gelen istihbarat raporlarıyla ilgili kendisine bilgi verilmediğini iddia etti.

Uzun, Dink cinayeti davasında ‘görevi kötüye kullanmak’ iddiasıyla 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor. 14 Mart Pazartesi günü gerçekleşen mahkemede konuşan Uzun, Dink’in öldürüleceğine dair hazırlanan istihbarat raporları hakkında kendisine bilgi verilmediğini söyledi.

Uzun, mahkemede şunları söyledi, “Benim suçlandığım konu F4 raporunda, Hrant Dink’in öldürüleceğine ilişkin bilgi varmış ve ben bunun gereğini yapmamışım. İddia bu. F4 raporu, bizim istihbarat elemanına dışardan gelen bilgileri eleman bizim memurlarımıza rapor eder, yazılı olarak veya sözlü olarak bildirir. Memurlarımız da aldığı bilgiyi olduğu gibi, bunu özellikle vurguluyorum, olduğu gibi rapora aksettirir; fakat Trabzon’dan gelen 17 Şubat 2006 tarihli F4 raporundan, benim hiç haberim olmadı.”

F4 raporu olarak bilinen istihbarat raporunu daha sonra kendi imkanlarıyla bulduğunu da iddia eden Uzun, raporda Hrant Dink’in öldürüleceğinin yazmadığını, kelime oyunları yapılarak adaletin şaşırtılmak istendiğini savundu.

‘İki bakan yurtdışına çıkarıldı’

Uzun, İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yaptığı 2002 yılında yayınladığı talimattan bahsetti, “Bu emirde ben bir şahsın hayati tehlikesine yönelik herhangi bir il, istihbarat alırsa bu bilgiyi daire başkanlığına bildirecek, iller arasında bu konuda yazışma olmayacak, diyorum. Buradaki amacım şu; haberi alan ilin haber elemanının kimliğini gizleyip, onu hasım sahibi yapmamak için bu emri yayınladım. Hrant Dink olayıyla ilgili dairemize gelmiş olan F4 raporu da bu özellikte bir rapordur. Derhal Hrant Dink’in korunması için karar alınması lazım.”

Uzun, söz konusu uygulamanın hedef şahıslar programı olduğunu, F4 raporunun ise kendisine hiç sunulmadığını iddia etti.

Uzun, koruma tedbirleri konusunda ifade verirken, daha önce görevli iki bakanın koruma amacıyla yurt dışına çıkartıldığını söyledi.

Bütün ihbar dönemlerinde görevdeydi

Sabri Uzun, farklı dönemlerde üç kez EGM İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yaptı. Bu görevi 22 Mart 2006’ya kadar sürdürdü. Yasin Hayal’in Ermenilere karşı büyük bir kin beslediği ve İstanbul’da Ermenilere karşı eylem yapacağı bilgisini içeren 13 Ekim 2005 tarihli F4 raporu ve Yasin Hayal’in ne pahasına olursa olsun Hrant Dink’i öldüreceği bilgisini içeren 17 Şubat 2006 tarihli F4 raporu, Sabri Uzun’un başkanlığı döneminde Daire Başkanlığı’na gelmişti.

Sabri Uzun’un görmediğini iddia ettiği F4 istihbarat raporunun yanı sıra görevde olduğu dönemde Dink’e yönelik çeşitli ihbarlar ve tedbir yazıları gönderilmişti. Hrant Dink hakkında açılan davalarda, adliye önlerinde ve Agos gazetesinin kapısında eylemler yapılmıştı. Basın yayın organlarında Dink aleyhinde çok sayıda yazı ve haber çıkmıştı. Söz konusu eylemler İstanbul Emniyeti tarafından izlenmiş ve İstihbarat Daire Başkanlığı’nın da aralarında bulunduğu bütün emniyet birimlerine rapor edilmişti.

Reklamlar

HRANT DİNK DOSYASI /// Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı : 3 bakan öldürülecekti, yurtdı şına çıkardık

Sabri Uzun, Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin davada ifade verdi

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin 26 kamu görevlisi hakkında açılan davanın sanıklarından olan eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun verdiği ifadede, kendisini görevli olduğu dönemde, 3 bakana suikast düzenleneceği bilgisini aldıklarını belirterek, "O bakanlara söylendi ‘öldürüleceksiniz’ diye. Koruma amaçlı yurtdışına çıkarttık" dedi.

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre Uzun, Dink’in ölümünden önce Trabzon Emniyeti’nin ihbar notunun, o dönemin C Şubesi Müdürü Ali Fuat Yılmazer tarafından kendisinden saklandığını ve bu nedenle koruma işleminin başlatılmadığını iddia etti. Bunun üzerine diğer sanık polislerin avukatları, Uzun’a, Yılmazer başta olmak üzere, cemaatçi olmakla suçladığı müvekkillerinin onun döneminde işe alındığını hatırlattı. Uzun, “Yargılamayla konunun alakası yok” demekle yetindi. ,

“Cinayetin olacağını duyan adamın savsaklama görevi yoktur”

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 14 Mart’taki sorgusunda Uzun, Dink’in öldürüleceğine ilişkin Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nce gönderilen 17 Şubat 2006 tarihli F4 raporundan hiç haberinin olmadığını ve bu raporun Yılmazer tarafından kendisine aktarılmadığını savundu. Eski İDB başkanlarından Ramazan Akyürek’in avukatı Aygün Ergan, Uzun’a, kendi İDB döneminde yargılanıp tehdit edilen Dink’in neden koruma altına alınmadığını sordu. Uzun, “Bu öldürülecek’ denildiği anda emniyet istihbarat alarma geçmesi lazım. Cinayet olacağını duyan adamın savsaklama diye bir görevi yoktur. Alarm görevine geçilmesi lazımdı, hemen tedbir alınması lazımdı. Sosyal olaylara dayalı olarak şu olmaz, bu olacak gibi soruların muhatabı olmak istemiyorum” dedi.

2002 yılında ‘Hedef Şahıslar Programı’ adlı bir yönetmelik çıkararak, bir kişi hakkında istihbarat alındığında derhal İDB’ye bildirilmesinin şarta bağlandığını ifade eden Uzun, F4 raporunun C Şubesi tarafından bu merkeze havale edilerek, koruma işleminin başlatılması gerekirken, bu yola başvurulmadığını savundu.

Uzun şöyle dedi:

“C Şubesi’nin hemen daire başkanı veya başkan yardımcısının imzasıyla Koruma Daire Başkanlığı’na yazması gerekir. ‘Hayati tehlikesi var, koruma kararı alın’ diye. İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Merkez Koruma Kurulu tarafından koruma kararı alınır. Koruma kararının yerine getirilmesi için İstanbul’a bildirilir. Öyle olması lazım. Ama rapordan kimsenin haberi yok, böyle bir rapordan. Dolayısıyla o yüzden koruma kararı alınamamıştır. Esasında alınması gerekirdi.”

“Üç bakan öldürülecekti”

Ancak Uzun, avukatların sorusu üzerine daha önce bu mekanizmanın hiç işletilmediğini kabul etti. Hatta geçmişte, aralarında Necdet Menzir’in de bulunduğu üç bakan için suikast ihbarı geldiğini, üç bakanının koruma amaçlı yurt dışına çıkarıldığını anlattı ve çok çarpıcı şu ifadeyi verdi:

“O bakana söylendi, ‘Sen öldürüleceksin’ dendi, o bakan yurtdışına çıkarıldı. Yine, Necdet Menzir öldürülecekti. Biz Necdet beyi yurtdışına çıkarttık o tarihte. Yazı yazmadık, karar almadık ama yurtdışına çıkardık. Bizim böyle pratik uygulamalarımız da oldu. Başka bir bakan daha var, ismini yıpratmak istemiyorum, kullanmak istemiyorum.”

Bunun üzerinde avukatlar, “O zaman programa kimseyi kaydetmediyseniz, koruma kuruluna yazı yazmadıysanız, neden başkalarının bu şekilde davranması gerektiği yönünde suçluyorsunuz?” diye sordu. Uzun, “Yapsaydı canım, o niye yapmadı, niye yazdı, itham etmede bir şey yok, burda rica ederim” diye karşılık verdi.

Avukatlar, Uzun’a kitabında 1990’lı yıllardan beri Emniyet içinde cemaat yapılanmasının varlığından söz ettiğini hatırlatarak, “Peki bu dönemde bu yapılanma grubuna tabii olduğunu söylediğiniz Yılmazer’i niçin C şube müdürlüğüne getirdiniz?” diye sordu. Uzun, “Yargılamayla konunun alakası yok” dedi. Sanık diğer altı emniyet müdürünün de kendi döneminde görevlendirildiğini belirtmesi üzerine Uzun, “Benim dönemimde görevlendirilen var, ama yüzde doksanı benden önce de görevlendirilen adamlar. Ama Dink cinayetiyle şu sorunun hiç ilgisi yok” şeklinde konuştu.

Uzun, İstanbul İstihbarat Şubesi aleyhine de konuşmayacağını söyledi.

HRANT DİNK DOSYASI : Devlet, Dink cinayetinin faillerinde ‘Ermenilik’ aramış

Dink cinayeti dava dosyasına giren bir belge, cinayetten hemen sonra istihbarat birimlerinin Dink’i öldürenlerin kökeninde “Ermenilik” olup olmadığını araştırdığını ortaya koydu.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinin hemen ardından İstihbarat Daire Başkanlığı, Dink davasında tetikçi olarak yargılanan Ogün Samast ve azmettirici olarak yargılanan Yasin Hayal’in gayrimüslim olup olmadığını araştırmış.

Agos’tan Uygar Gültekin’in haberine göre, Dink cinayeti davasına Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından gönderilen bilgi notu, yapılan araştırmanın sonuçlarını içeriyor.

Araştırma sonuçları, devletin soy kütüklerini konusunda geniş bir arşive sahip olduğunu da ortaya koyuyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı, 2015 yılında Ekim ayında bilgi notunu Dink cinayeti soruşturması kapsamında savcılığa göndermiş. Yazı Hrant Dink’in öldürülmesinden 5 gün sonrasına yani 23 Ocak 2007 yılına ait.

Bilgi notunda Samast ve Hayal’le ilgili şu bilgiler yer alıyor,

“Gümüşhane ili Merkez Demirören Köyü nüfusuna kayıtlı, Bahattin-Huri oğlu, 1981 Trabzon doğumlu Yasin HAYAL isimli şahsın yapılan nüfus kaydı incelemesinde;

Aile kütüğünde 1904 yılına kadar geri girilebildiği ve kayıtlarda, kendisinin ve ailesinin soyunda dönmelik yahutta gayrimüslim ekalliyete mensup olduklarına dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı, o tarih öncesi kayıtların ise ilgili birim merkezine gönderildiği şeklinde bilgilere ulaşıldığı ancak akıbetinin ne olduğu konusunda bir bilgi alınamadığı,

Trabzon ili Düzköy ilçesi Çalköy nüfusuna kayıtlı, Ahmet-Navva oğlu, 1990 Üsküdar doğumlu Ogün SAMAST isimli şahsın yapılan nüfus kaydı incelemesinde;

Aile kütüğünde (Hicri 1315) 1899 yılına kadar geri girilebildiği ve kayıtlarda, kendisinin ve ailesinin soyunda dönmelik yahutta gayrimüslim ekalliyete mensup olduklarına dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı,

HRANT DİNK DOSYASI : İstihbaratçı 5 dakika mesafedeymiş

Gazeteci Hrant Dink cinayetinde Trabzon’daki Jandarma İstihbarat görevlilerinin ‘şüpheli’ hareketleri soruşturma dosyasına girdi. HTS kayıtlarına ilişkin raporda Trabzon Jandarma İstihbarat görevlilerinin telefonlarının Dink cinayetinden önce 9-11 Ağustos 2006’da Dink’in evine 5 dakika mesafede sinyal verdiği tespit edildi. Raporda, telefonların sinyal verdiği işhanının fotoğrafına da yer verildi.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinde ihmaller zincirinin ilk halkalarından biri olan Trabzon ayağında Jandarma İstihbarat görevlilerinin cinayetin azmettiricisi Yasin Hayal ile irtibat halinde oldukları ortaya çıktı. 9 yıllık davanın ek klasörlerindeki belgelere göre Hayal’in halasının eşi Coşkun İğci’nin 13 Mayıs 2013’te İstanbul TEM Şube Müdürlüğü’nde soruşturma kapsamında ifadesine başvuruldu. İğci ifadesinde, 2006 yılının yaz aylarında Hayal’in arkadaşlarından Yasin’in bir gazeteciyi öldüreceğini duyduğunu belirterek, “Bunun üzerine Yasin Hayal ile görüştüm. ‘Hrant Dink diye bir Ermeni yazar var.

Agos gazetesinde Türkler hakkında ileri geri yazılar yazıyor. Bundan dolayı da Hrant Dink’i öldüreceğim’ dedi” ifadelerini kullandı. İğci, Hayal’in kendisine silah bulup bulamayacağını sorduğunu kaydederek, “Yasin ile ayrıldıktan sonra tanışıklığım bulunan ve ismini Engin olarak bildiğim Uzman Çavuş Veysel Şahin’i aradım. Durumu ilettim. Akabinde Okan Şimşek ve Veysel Şahin ile bir parkta görüştük. Okan Şimşek bilgileri detaylı olarak not etti. ‘Sen parayı al biz sana döneceğiz’ dedi ve ayrıldık” dedi.

‘Yasin’i geçiştir’

Hayal’in parasını aldıktan sonra Jandarma İstihbarat görevlileri ile tekrar buluştuğunu anlatan İğci, “Kendilerine Yasin’in bana gösterdiği bilgi ve belgeleri anlattım ve Yasin’den aldığım bu parayı ne yapacağımı sordum. Okan Şimşek bana ‘Para sende kalsın, biz sana haber vereceğiz, Yasin’i ve arkadaşlarını biz takip ediyoruz’ dediler. Bu tarihten sonra ara ara Jandarma görevlileri ile görüştüm.

Kendileri bana hep Yasin’in kontrol altında olduğunu, Yasin’e silah bulmak üzere olduğumu söyleyip geçiştirmeye çalışmamı söylüyorlardı” dedi. İğci, 2006 Eylül ayında Jandarma İstihbarat görevlilerine Yasin’in kendisini sıkıştırdığını söylediğini, onların da kendisine “Silah bulamadığını söyleyerek parayı iade et” dediklerini söyledi. İğci, bu görevlilerle daha sonraki görüşmelerinde artık görüşmediği Hayal’in durumunu sorduğunda kendisine, “Yasin Hayal bu işi yapmaz. Gözetimimiz altında. Biz o işi hallettik” diye söylediklerini anlattı.

‘Postu deldirecektin’

İğci, Dink öldürüldükten sonra 22 Ocak 2007’de Jandarma İstihbarat görevlisi Başçavuş Okan Şimşek, uzman çavuşlar Veysel Şahin ve Önder Araz’ın işyerine geldiklerini belirterek şunları söyledi: “Okan Şimşek polisin beni alması durumunda kesinlikle bu konulardan bahsetmemem gerektiğini söyledi ve iş yerimden ayrıldılar. Bir sonraki gün iş yerimi arayarak benimle buluşmak istedikleri şeklinde not bırakmışlar.

Ben de daha sonra bana vermiş oldukları numaradan kendilerini aradım ve 24 Ocak 2007 günü akşamı Trabzon Otogarı’na gittim. Beni minibüsün içerisine davet ettiler. Otogardan Arsin’e kadar bir müddet gittik. Okan Şimşek arabada bana bu olayı kimseye anlatmamam gerektiğini aksi halde benim için kötü olacağını, bu durumun hayat memat meselesi olduğunu, bildiklerimi anlatmam durumunda can güvenliğimin tehlikeye gireceğini söyleyerek üstü kapalı bir şekilde beni tehdit etti. Beni aldıkları yer olan Trabzon otogarına bıraktılar. Beni bırakmalarından hemen sonra siyah renkli pikap yanıma gelerek durdu.

Pikabın içerisinde bulunan erkek şahıs bana ‘hemşerim az kalsın postu deldirecektin’ dedi ve ayrıldı. Bu duruma oldukça şaşırdım ve bir anlam veremedim.”

‘İfadeni yalanla’

Cinayet sonrası yine Jandarma İstihbarat görevlilerinden olan Gazi Günay’ın sık sık yanına geldiğini belirten İğci, “Bu geliş gidişlerinde bildiklerimi anlatmamam hususunda birçok kez uyarıda bulundu. Hiç ummadığım yerlerde karşıma çıkıyordu. Bu görüşmelerde bana emniyet ve savcılıkta verdiğim ifadeyi yalanlamamı, vermiş olduğum ifadeyi polisin uydurmuş olduğu senaryoyu bana ezberleterek üzerimde baskı kurmaları sonucu bu ifadeleri verdiğimi söylememi istiyordu” dedi.

İğci Başbakanlık ve Jandarma Genel Komutanlığı’ndan müfettişlerin ifadesini aldığını aktararak, “Bu ifadem sırasında Jandarma müfettişleri Süleyman Doğan ve İsa Öztürk anlattıklarımın ısrarla polisini uydurması olduğunu, bu anlattıklarımın benim kurgulayamayacağımı ancak polisin kurgulayabileceği bir senaryo olduğunu ve yalan konuştuğumu söylediler. Albay Süleyman Doğan bana ‘Bu iş senin işin değil, polisin işi, sen bu işi polisin baskısı ile yapıyorsun. Korkmasana bir şey olmaz gereken iyiliği sana yapacağız merak etme’ dedi” ifadelerini kullandı.

HRANT DİNK DOSYASI : ‘MİT raporu’na Paylan’dan soru önergesi

Bu hafta Agos’un manşete taşıyarak gündeme getirdiği, Dink davasını ‘bölücü faaliyet’ olarak gösteriyen azınlıklara dair MİT raporu, HDP Milletvekili tarafından Meclis’e taşındı.

Paylan konuyla ilgili Başbakan Ahmet Davutoğlu’na soru önergesi sundu. Önergede şu ifadeler yer aldı:

“Hrant Dink cinayetinde açılan yeni davanın ek klasörlerinde, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın hazırladığı bir rapor ortaya çıkmıştır. Bu rapor, MİT’in 2011 yılında Ermeniler, Rumlar ve Müslüman Olmayan Diğer Toplumları izlediğini ve “Etnik Bölücü Faaliyetler” başlığı altında raporladığını ortaya koymaktadır. MİT ayrıca, Alevileri, Türkiye’de faaliyet gösteren birçok yasal kurumu ve Türkiye dışındaki sivil toplum örgütlerini de takip ederek raporlar düzenlemiştir. Bu rapor, 24 Nisan 2011’de Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından, A, B, C ve H Şube Müdürlüklerine, “Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığından alınan 1-31 Mart 2011 dönemine ait Güvenlik İstihbaratı Bülteninin ilgili bölümleri, Şubeniz çalışmalarında kullanılmak üzere ekte gönderilmiştir” üst yazısıyla gönderilmiştir ve yazının altında bir Emniyet Müdürü’nün imzası ile gizli ibaresi de bulunmaktadır.

Bu bağlamda;

1) Bu raporlar MİT tarafından halen hazırlanmakta mıdır?

2) Bu uygulama ne zaman başlatılmıştır?

3) MİT bu raporu hangi kurumların talebi ile hazırlamıştır?

4) MİT tarafından hazırlanan bu rapor, Emniyet Genel Müdürlüğü ve diğer emniyet istihbarat birimleri dışında başka hangi kurumlarla paylaşılmıştır?

5) Azınlıklar ve Aleviler neden bu şekilde izlenip, fişlenmektedir?

6) MİT bunu hangi yönetmelik veya emre dayanarak yapmıştır?

7) MİT’te azınlıkların takibi ve istihbaratı için kurulmuş ayrı bir birim var mıdır?

8) Azınlıkların hangi faaliyetleri, neye göre “bölücülük” olarak nitelendirilmektedir?

9) Şube Müdürlüklerine iletilirken yazılan üst yazıda belirtildiği üzere, Emniyet Teşkilatı’nın bu raporları ne tür “çalışmalarda” kullanması beklenmektedir?

10) MİT’in, Hristiyan toplumlar dışında takip ettiği ve raporladığı tek grubun Aleviler olmasının sebebi nedir?

11) Alevilerin bu şekilde kriminalize edilmesi anlamına gelen bu uygulamaya karşı ne gibi bir yaptırım düşünülmektedir?

12) MİT, Protestan cemaatlerinin din adamlarını yurt dışına giriş ve çıkış tarihlerini raporlayacak kadar yakından takip ederken, 2007’de Malatya’da vuku bulan ve 3 kişinin öldürüldüğü Zirve Yayınevi cinayeti başta olmak üzere Protestan cemaatlere karşı Türkiye’nin her yerinde işlenen suçların neden bir türlü önüne geçilememektedir?

13) Ermenilik, Rumluk ve Süryanilik faaliyetleri isimlendirmelerinin, etnik kimliklerin bölücülükle eşleştirilmesinin anayasal bir suç teşkil etmesi hakkında yaptırımlar uygulanacak mıdır?

14) MİT raporunda yer alan bu nitelemelerin ayrımcılık olduğunu düşünüyor musunuz?

MİT’e göre Dink davası ‘bölücü faaliyet’

HRANT DİNK DOSYASI : MİT’e göre Dink davası ‘bölücü faaliyet’

Hrant Dink Cinayeti davasında için hazırlanan yeni iddianamenin ek klasörlerinde yer alan bir belge, MİT’in 2011 yılında Ermeniler Rumlar ve diğer gayri müslim cemaatleri ‘Etnik Bölücü Faaliyetler’ başlığı altında izlediğini ortaya çıkardı.

MİT, aynı dönemde Dink cinayeti davasında yaşanan gelişmeleri de yine aynı başlığın “Ermenilik faaliyetleri” alt-başlığı altında rapor etmiş. Rapor, diğer gayrimüslim cemaatlerin rutin çalışmalarının ve daha bir çok yasal sivil toplum örgütünün MİT’in takibi altında olduğunu ve faaliyetlerinin düzenli olarak raporlandığını ortaya koydu.

1-30 Mart 2011 tarihleri arasını kapsayan ve Emniyet Genel Müdürlüğü ve diğer bütün emniyet istihbarat birimlerine ‘çalışmalarda kullanılmak üzere’ gönderilen gizli ibareli bültende Ermeniler, Rumlar, Süryaniler ve diğer gayrimüslim cemaatlerin çalışmaları takip edilmiş ve değerlendirme raporları yazılmış. MİT’in gizli bülteninde Halkevleri, Öğrenci Kolektifleri, Barış Anneleri İnisiyatifi ve Dereleri Koruma Platformu, Derelerin Kardeşliği Platformu, ÖDP, Gençlik Muhalefeti gibi pek çok yasal kurum da takip edilerek haklarında bilgi raporları düzenlenmiş. MİT’in istihbarat bültenleri, Dink cinayetinde açılan yeni davanın ek klasörlerinde ortaya çıktı. Daha önce Hrant Dink cinayeti davası ve soruşturmaları sırasında MİT; kendilerinde Hrant Dink ile ilgili hiçbir bilgi ve belge olmadığını söylemişti.

Gizli belge

Belge 24 Nisan 2011’de Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından, A, B, C ve H Şube Müdürlüklerine, “Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığından alınan 1-31 Mart 2011 dönemine ait Güvenlik İstihbaratı Bülteninin ilgili bölümleri, Şubeniz çalışmalarında kullanılmak üzere ekte gönderilmiştir” üst yazısıyla gönderilmiş. Yazının altında Emniyet Müdürlerinden birinin imzası ve gizli ibaresi de bulunuyor.

Belgede DHKP/C, Dev Yol, TKİP, MLKP, TKİB, MKP, PKK gibi örgütlerin faaliyetleriyle ilgili raporlama çalışması yapılmış. PKK’nın aralarında Fransa, Almanya, Azerbaycan ve Ukrayna başta olmak üzere pek çok ülkedeki faaliyetleriyle ilgili rapor düzenlenmiş.

Raporda Alevilerle ilgili gelişmeler de rapor edilmiş.

Etnik bölücü faaliyetler

Raporda en dikkat çekici bölümlerden biri ‘Diğer Etnik Bölücü Faaliyetler’ başlıklı bölüm. Bu bölümde Ermenilik Rumluk ve Süryanilik bölümleri başlığı altında, MİT izlemeleri rapor haline getirmiş. Ermenilik başlıklı bölümde ‘Yurtiçindeki önemli gelişmeler’ başlığı altında Dink davasıyla ilgili gelişmeler var. Rapordaki ifade şöyle:

“Agos Gazetesi önünde 19/01/2007’de uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant DINK’in, cinayet davasının, on yedinci duruşması, 28/03/201 l’de, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştür. Söz konusu duruşmada; “tutuklu sanıklar Erhan TUNCEL ve Yasin HAYAL’in tahliye olması halinde koruma tedbirlerinin yetersiz kalacağından hareketle tutukluluk, hallerinin devamına ve sonraki duruşmanın 30/05/2011 ’e ertelenmesine” karar verilmiştir.

Bu arada, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM)’nin, 14/09/2010’da, Hrant DİNK’in yaşam hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği ve cinayetin ardından etkin soruşturma yürütmediği gerekçesiyle, Türkiye’yi mahkum ettiği 105 bin Euro tutarındaki tazminatın, hukuki sürecin tamamlanmasının ardından, 08/03/2011’de ödendiği kaydedilmektedir.

Bu çerçevede, DİNK ailesinin, söz konusu tazminatı, eğitimde kullanılması için Toplum Gönüllüleri Vakfı Hrant DİNK Burs Fonu’na, Ermeni kültürünün, Ermenice eğitiminin Türkiye’deki devamlılığına destek olması amacıyla Özel Getronagan Ermeni Lisesi’ne ve Türkiye’deki Ermenistanlı göçmen çocukların eğitimlerine destek olması için de Gedikpaşa Protestan Kilisesi’ne eşit miktarda bağış yaptığı öğrenilmiştir.”

‘Yurtdışı önemli gelişmeler’ başlıklı bölümde ise Türkiye dışında çalışma yürüten Ermeni sivil toplum örgütlerinin çalışmalarına ilişkin bilgi verilmiş.

“Ermeni diasporasının, ‘1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları’ doğrultusunda Türkiye aleyhinde sürdürdüğü faaliyetleri dönem içerisinde ABD, BULGARİSTAN, ERMENİSTAN, FRANSA, HOLLANDA, İRAN, İSPANYA, İSVİÇRE, İTALYA, LÜBNAN ve SURİYE’de; ‘1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları’ ve söz konusu iddiaların inkarının cezalandırılmasına ilişkin yasa teklifinin Senato gündemine getirilmesinin planlanması, anıt yapılması yönündeki girişimler, sergi açılışı, bildiri dağıtılması, afiş asılması, kültür faaliyetleri takvimine 24 Nisan -tarihinin resmi anma günü olarak eklenmesi, toplantı düzenlenmesi, protesto gösterisi yapılması, imza kampanyası düzenlenmesi, konferans ve sinevizyon gösterisi yapılmasının planlanması şeklinde gerçekleşmiştir.”

Bu bölümde ayrıca ABD’den bazı Ermeni sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin AGOS gazetesine verdiği demeçler de yer alıyor.

Rum Patrikhanesi de izlenmiş

Raporda yine Bölücülük faaliyetleri bölümünün Rumluk bölümü başlığı altında ise Ekümenik Rum Patrikhanesi’nin çalışmaları ve Sen Sinod Meclisi’nin 2011 yılı Mart ayı içinde yaptığı toplantının kararları ve metropolit atmalarının detayları da yer alıyor.

Ekümenik Rum Patrikhanesi’nin din adamı konusundaki sıkıntıları da ayrıntılarıyla MİT raporunda yer almış.

“Fener Rum Patrikhanesi (FRP); çevrelerince, 2004 yılından itibaren Sen Sinod Meclisinde altı yabancı uyruklu metropolitin yer almasının hükümet tarafından olumlu karşılanmamasından hareketle, yurtdışındaki metropolitlerden Türk vatandaşlığına geçmek isteyenlerin resmi bir dilekçe ile vatandaşlık başvurusunda bulunmalarının uygun olacağının değerlendirildiği ve bu konuda bir girişim başlatıldığı bilinmektedir. Bu çerçevede, istisnai olarak TC vatandaşlığına geçmek amacıyla, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 12.maddesi bağlamında müracaatta bulunan 15 metropolit arasında yer alan 13 kişi TC vatandaşlığına kabul edilmiştir. İlk grupta yer alanların önemli bir kısmının başvurularının olumlu sonuçlanması üzerine, FRP çevrelerince son dönemde ikinci bir başvuru hazırlığı yapıldığı öğrenilmiştir.”

Raporda, Sen Sinod Meclisi’nin yaptığı toplantıda din adamlarıyla ilgili yeni görevlendirmeler yapıldığı, hangi din adamının hangi görevlere getirildiği ayrıntılarıyla yer alıyor.

‘SEYFO önem arz ediyor’

Süryanilerle ilgili bölümde ise Avrupa’da faaliyet gösteren Süryani sivil toplum örgütlerinin Süryani Soykırımı (SEYFO)’nun Avrupa’daki ülkelerin meclislerinde tanınması için yaptığı girişimlerle ilgili bilgiler verilmiş ve “önem arz eden gelişmelerdir” tespitinde bulunulmuş.

TESEV raporu

MİT raporunda, ‘Diğer Etnik Bölücü Faaliyetler’ başlığı altında, TESEV’in 12 Mart 2011’de ‘Türkiye’de değişen yer adları’ başlıklı toplantı gerçekleştirmesi için ‘önem arz ediyor’ deniliyor. TESEV’in toplantısına kimlerin katıldığı ve hazırlanacak rapora ilişkin bilgiler de verilmiş.

‘Derelerin Kardeşliği’ de izlenmiş

MİT tarafından hazırlanan raporda, Türkiye’de faaliyet yürüten demokratik kitle örgütleri, gençlik örgütleri, sendikalar ve siyasi partiler yasa dışı örgütlerle bağlantılı olarak rapor edilmiş. Ezilenlerin Sosyalist Partisi, ÖDP, Halkevleri, Gençlik Muhalefeti, Öğrenci Kolektifleri, çevre mücadelesi yürüten Derelerin Kardeşliği Platformu gibi kurumların çalışmaları da rapor edilmiş. DİSK’e bağlı Genç Sen “aşırı sol örgüt/parti mensubu öğrencilerin oluşturduğu öğrenci sendikası” olarak nitelendirilmiş. Kurumların yaptıkları yasal mitingler, basın toplantıları ve diğer faaliyetleri ‘Eylemler’ başlığıyla sıralanmış.

Raporda, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın da adı geçiyor. ESP’nin seçimlerde ittifak arayışı içinde olduğunu, BDP ile ittifak görüşmeleri yaptığı yazılan raporda,

“Sürdürülen görüşmelerin sonuç vermesi halinde ESP Genel Başkanı Figen YÜKSEKDAĞ ŞENOĞLU’nun ADANA’dan, halen cezaevinde bulunan İbrahim ÇİÇEK (MLKP/Yurt İçi Merkez Komitesi eski üyesi)’in de İSTANBUL’dan milletvekili adayı olmasının hedeflendiği, öğrenilmiştir” ibarelerine yer veriliyor.

Raporda, devletin yasa dışı olarak gördüğü örgütlerle ilgili bölümler var. Bu bölümlerin içinde ise ‘Karşı Koyma Çalışmaları’ başlıklı bir bölüm de bulunuyor. Bu bölümlerde ise adı geçen kurumların düzenlediği basın açıklamalarına yapılan polis müdahaleleri, gözaltılar sıralanmış.

Protestan cemaati

MİT raporundaki en geniş bölümlerden biri ise ‘Misyonerlik’ bölümü. Bu bölümde Protestan Cemaatinin çalışmaları ayrıntılı olarak yer alıyor. Hangi din adamanın ne zaman yurt dışına çıktığı, din adamlarının yaptığı kapalı toplantılar, din adamları arasındaki görev dağılımları ve kendi aralarında kullandığı kapalı mail gruplarındaki yazışmalar, mail gruplarına kimlerin üye olduğu ve ayinlerde ne konuşulduğu gibi bilgiler raporda yer alıyor.

Türkiye’nin çeşitli kentlerinde çalışan Protestan Dernekleri’yle ilgili geniş bilgiler de raporda alıyor. Raporda ayrıca Yehova Şahitleri’nin kiliseleri ve çalışmalarına ek olarak Mormon cemaatiyle ilgili ‘Mormon Teşkilatı’ başlıklı değerlendirmelere yer verilmiş. Cemaat içinde kendi aralarında sorunlar yaşandığı ve bir huzursuzluk olduğu rapor edilmiş.

HRANT DİNK DOSYASI : ‘PDY ve benzeri derin yapılar’

Al Jazeera, Hrant Dink cinayeti soruşturmasında Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç’in savcılık ifadesine ulaştı. Engin Dinç ifadesinde cinayetin sorumluları olarak ‘Paralel Devlet Yapılanması ve benzeri derin yapıları’ işaret ediyor.

Dosyanın son savcısı Gökalp Kökçü, İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç’e 25 soru sordu. Erhan Tuncel’den Dink ile ilgili bilgiyi aldıktan sonra İstihbarat personeli ile değerlendirme toplantısı yaptıklarını belirten Dinç, "Konuyu önemli gördüğüm için bu konuda bilgi veren Erhan Tuncel ile bundan sonra mutlaka rütbeli bir personelin nezâretinde görüşmeler yapılması talimatını verdim. Ercan Demir’in (İstihbaratta görevli emniyet amiri) bana elemanın çok para istediğini, bazı bilgileri vermekte imtina ettiğini söylemesi üzerine teamüllerin dışına çıkarak elemanı şubeye getirmelerini istedim, kendisi ile görüşeceğim talimatını verdim" dedi.

"Erhan Tuncel ile yüz yüze görüştüm"

Erhan Tuncel ile emrindeki polislerin bulunduğu ortamda görüştüğünü belirten Engin Dinç, "Konunun önemini Erhan Tuncel ve ilgili personele aktararak uyarılarda bulundum, Erhan Tuncel maddi ihtiyaçlarının karşılanmadığını, kendisi ile tam olarak ilgilenilmediğini söyleyince, maddi ihtiyaçlarının karşılanması talimatını verdim, ilgili personele de ‘Bu adam çok önemli, verdiği bilgiler çok önemli, bir yıl yatar, bir iş verir hepiniz bu elemana çok dikkat edeceksiniz’ dedim" şeklinde konuştu.

Engin Dinç hakkında

Engin Dinç, 6 Ağustos 2004 – 30 Ağustos 2006 tarihleri arasında Trabzon Emniyetinde İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yaptı.

17 Şubat 2006’da ‘yardımcı istihbarat elemanı’ Erhan Tuncel’den edinilen ‘Hrant Dink öldürülecek’ bilgisini resmi yazıyla Ankara ve İstanbul’daki birimlere iletti.

Reşat Altay’ın Trabzon Emniyet Müdürü olarak atanmasının ardından 30 Ağustos 2006’da İstihbarat Şube Müdürlüğü görevinden alınarak Hukuk İşleri ve Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü’ne atandı. Reşat Altay, Engin Dinç’in yerine Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne Faruk Sarı’yı atadı.

Engin Dinç, 2006 Eylül ayında Afyon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü oldu.

Hrant Dink 17 Ocak 2007’de öldürüldüğünde resmen dört aydır Afyon İstihbarat Müdürü olarak görev yapıyordu.

Dink cinayeti, ilk istihbaratın alınıp İstanbul ve Ankara’ya iletilmesinden 11 ay sonra işlendi, 17 Şubat 2006’dan sonra cinayet gününe kadar geçen 11 ayda polisten ve jandarmadan Ankara ve İstanbul’a cinayetin işleneceğine dair başkaca hiçbir istihbarat notu iletilmedi.

Engin Dinç, Nisan 2013 yılında ise İstihbarat Daire Başkanlığı’na atandı.

Yeniden ele alınan Dink cinayeti soruşturmasında dosyanın son savcısı Gökalp Kökçü Şubat 2015’te Dinç’in başında bulunduğu İstihbarat Dairesi’ni ‘resmi soruşturmacı’ olarak görevlendirildi.

Savcı Kökçü’nün, Dink cinayeti kapsamında hazırladığı iddianame 9 Aralık 2015 tarihinde mahkemeye gönderildi. Savcı Kökçü Dinç hakkında “İhmali Davranışla Kasten Adam Öldürme” ve “Görevi Kötüye Kullanmak” suçlarından 20 yıldan 26 yıla kadar hapis cezası istiyor.

"Ramazan Akyürek’e bilgi verdim"

Dinç, Dink’in öldürüleceği yönünde hazırlanan F4 istihbarat raporundaki tüm bilgileri dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’e de anlattığını ifade etti.

Savcı: Ses getirici eylemden ne anlaşılmalıdır?

Savcının iddianamesinde ‘sanık’ olarak gösterilen Engin Dinç’e yönelik en önemli suçlama cinayet ihbarını Ankara’ya gönderdiği yazıda ‘kesin öldürülecek’ şeklinde ifade ederken İstanbul’a gönderdiği yazıda ‘ses getirecek eylem’ yazmış olmasıydı. Savcı Gökalp Kökçü, Dink’e bu iki yazı arasındaki farkın sebebini sordu. Savcı Kökçü’nün sorusu şu şekilde oldu: ‘Ses Getirici Eylem’ ifadesi istihbarat jargonunda, terminolojisinde ne anlama gelmektedir? Bu yazıda belirtilen diğer hususlar dikkate alındığında “Ses Getirici Eylem” ifadesinden ne anlaşılması gerekmektedir?"

‘Ses getirecek ifadesi, bombalama ve silahlı öldürmeyi ifade eder’

Telefon görüşmesinin ardından resmi olarak uyarı yazısını yazdırdığını ifade eden İstihbarat Başkanı Dinç, “Bu ifadenin diğer istihbarat kuruluşları tarafından da kullanıldığı, içerik olarak bombalama, silahla öldürme ve toplumda infial uyandıracak ciddi eylemleri ifade ettiği net olarak bilinmektedir. İstenildiği takdirde buna örnek olarak aynı nitelikte birçok istihbarat raporunun olduğu çok rahat görülecektir"

Engin Dinç, İstanbul’a gönderdiği uyarı yazısında Yasin Hayal’in Mc Donald’s saldırısını yaptığını, Dink eylemini de yapabileceğini vurguladığına dikkat çekti.

“Yasin Hayal’in, Trabzon ilinde bulunan Mc Donalds isimli işyerine bombalı bir saldırı yaptığı göz önüne alındığında, aslında “ses getirici” eylem tabirinin en az böyle bir eylem ya da silahlı bir eylemi kastettiği, ortalama bir istihbarat personeli tarafından rahatlıkla anlaşılabilecek bir husustur. Belirtilen resmi yazının bir bütün olduğu göz önüne alınmayarak, üst paragrafın dikkate alınıp alttaki paragrafın göz ardı edilmesi dikkate şayandır.”

‘Bilgiyi aldıktan sonra İstanbul’u aradım’

Hrant Dink’e yönelik eylem yapılacağı bilgisini aldıktan hemen sonra İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler’i telefon ile aradığını belirten Dinç, “Abi bunlar manyak bir grup, bu adamı öldürmek isteyen en az 10 tane gurup vardır. Ben sizin yerinizde olsam bu adamı korurum" dedim. Ahmet İlhan Güler ‘bana tamam kardeş ilgileniriz.’ dedi Telefon görüşmesi bu şekilde sonlandı” ifadelerini kullandı.

Dönemin İstanbul Emniyet İstihbarat Müdürü Ahmet İlhan Güler ifadesinde ‘Engin Dinç ile herhangi bir görüşme yapmadığını’ beyan etmişti.

‘Benim dönemimde fiili hazırlık yoktu’

Dink ile ilgili bilgileri Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ile paylaşmadıklarını belirten Engin Dinç, “Benim görev yaptığım dönemde Yasin Hayal grubunun Hrant Dink’e yönelik eylemi düşünce aşamasındaydı, eylemi gerçekleştirme adına herhangi bir fiili hazırlıkları bulunmamaktaydı. Fiili bir hazırlığı tespit edilmiş olsaydı bu konuyu operasyon aşamasına getirir ve Terör Şube Müdürlüğüne bildirirdik” dedi.

"Reşat Altay’a konunun belirtildiğini hatırlıyorum"

Savcılık, Reşat Altay’ın Trabzon İl Emniyeti Müdürü olarak atandığında Engin Dinç’in Hrant Dink ile ilgili bilgi vermediği yönündeki beyanını hatırlattı.

Reşat Altay’a Trabzon’a atanmasından sonra İstihbarat Şube Müdürü olarak bir brifing verdiğini söyleyen Dinç, “Brifingin İstihbarat Şube Müdürü olarak görevde olduğum zaman bir kopyasını almadım. Bu brifingin kopyasını almam zaten suç teşkil ederdi ancak brifingde bu konunun belirtildiğini hatırlıyorum” diye savunma yaptı.

Raporlarda Reşat Altay’ın imzası var

Engin Dinç, Reşat Altay’ın ‘bilgi verilmediği’ iddiasıyla kendisine yönelik suçlamalarda bulunduğunu hatırlatan Engin Dinç, “Ben kendisi ile yaklaşık bir buçuk ay çalıştım. Ben Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünden ayrıldıktan sonra Hrant Dink konusunu takip eden ilgili tüm personel Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde çalışmalara devam etmiştir. Sayın Reşat Altay’ın getirmiş olduğu Şube Müdürü bu 6 ay içerisinde neden kendisine konuyu aktarmamıştır? Ayrıca Erhan Tuncel’in F-3 (Buluşma Raporu) raporunu Reşat Altay imzalamıştır. Erhan Tuncel’in görevine son verilmesi ile ilgili evrakta da Reşat Altay’ın imzası bulunmaktadır. Deneyimli bir emniyet müdürü olarak hiçbir şey kendisine söylenmese bile kendi getirdiği İstihbarat Şube Müdürüne bu Yardımcı İstihbarat Elemanının hangi konularda çalıştırıldığım ve neden çıkarıldığını sormaması dikkat çekicidir.” dedi.

"Faruk Sarı’ya bütün bilgileri verdim"

Savcılık, Engin Dinç’e kendisinden sonra Trabzon İstihbarat Müdürü olan ve Dink cinayeti işlendiği sırada da Trabzon’da bu görevde olan Faruk Sarı’yı görevi devrettiğinde dosya hakkında bilgilendirip bilgilendirmediğini de sordu.

Dinç bu soruya, “Faruk Sarı’ya bu konuyla ilgili bütün bilgileri aktararak gizli evrakları da teslim ettim.” diye cevap verdi.

"Raporlar sahte arıza formu ile imha edildi"

Yasin Hayal ile ilgili Trabzon ve ülke genelinde faaliyetleri takip etmeye çalıştıklarını belirten Dinç, “Bu takiplerle ilgili bir çok raporu düzenlendi. Ancak daha sonra yaptığımız tespitlere göre düzenlenmiş F/5 raporlarının ve bunların muhafaza edildiği sunucunun sahte arıza kayıt formu düzenlenerek imha edildiğini öğrendik. Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde bütün evrakların yazışmaların tutulduğu harddiskin sahte evraklar düzenlenerek imha edildiğini tespit ettik. Bu konuyla ilgili tutanak, ilgili savcılığımıza gönderilecektir. Yazılan bu F/5 raporlarının sanal ortamda bu harddiskte olması gerekirdi. Kimin tarafından, nasıl imha edildiğine dair İstihbarat Daire Başkanlığında da herhangi bir belge bulunamamıştır” dedi.

"Cinayetten sonra A. İlhan Güler ile A. Fuat Yılmazer’i aradım"

Engin Dinç, Dink cinayetini öğrendikten sonra ilk önce İstanbul İstihbarat Müdürü Ahmet İlhan Güler’i aradığını ancak ulaşamadığını belirtti.

Daha sonra Ankara’da Daire Başkanlığı’nda bu konulardan sorumlu birimin başındaki Ali Fuat Yılmazer’i aradığını ancak ona da ulaşamadığını ifade eden Dinç, “Daha sonra Ali Fuat Yılmazer beni arayarak Yardımcı İstihbarat Elemanıyla (Erhan Tuncel) kimi çalıştırdığımı sordu. Ben de Muhittin Zenit’i çalıştırdığımı söyledim. Daha sonra İstihbarat Daire Başkanlığının talimatı gereğince Muhittin Zenit’i de arayarak konudan haberdar olup olmadığını ve İstihbarat Daire Başkanlığım aramasını söyledim.” diye konuştu.

Cinayetten önce Jandarma İstihbarat Müdürü ile görüşmesi sorulmadı

Soruşturma dosyasındaki HTS (Cep telefonu kayıtları) incelemelerine göre Engin Dinç’in cinayet günü saldırı gerçekleşmeden saat 11.44 ve saat 11:51 sıralarında dönemin Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız ile telefon görüşmesi yaptığı görülüyor. Dinç bu sırada Afyon’da İstihbarat Müdürü görevindeydi. Cinayet günü sabah saatlerinde iki kez yapılan ve biri 307 öteki 220 saniye süren bu telefon görüşmelerinin içeriği bugüne kadar kamuoyuna yansımadı. Savcılık sorgusunda Engin Dinç’e bu görüşmelere ilişkin herhangi bir soru sorulmadığı anlaşılıyor.

Paralel Devlet Yapılanmasına işaret etti

Savunmasında Paralel Devlet Yapılanması’na dikkat çeken İstihbarat Başkanı Dinç, “Geçmişe yönelik bir değerlendirme yaptığımda Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevimden alınmam ve sonrasında yaşananların, devlet içerisinde odaklanmış Paralel Devlet Yapılanması ve benzeri derin yapıların amaç ve gayelerini gerçekleştirmek amacıyla bazı gerçeklerin üstünün örtüldüğünü, bazı şahısların korunduğunu değerlendiriyorum. Bu cinayetin daha önceden haber alınmasına rağmen engellenmemesinin, cinayetten sonra bazı delillerin karartılmasının devlet içerisinde odaklanmış paralel devlet yapılanması unsurlarının devleti ele geçirme, bazı kurum ve kuruluşları yıpratma amaçlarına ulaşmak için kullandıkları bir faaliyet olduğunu düşünüyorum” dedi.

Kaynak: Al Jazeera