Etiket arşivi: DEVLET

DERİN DEVLET DOSYASI /// ViDEO : KÜRŞAD BERKKAN : DERİN DÜNYA DEVLETİ (TOPLAM 2 BÖLÜM)

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=BXc2GEqBRxA

https://www.youtube.com/watch?v=4VA9kNphMm0&list=TL_X7y_fDqs88yNjAzMjAxNg

HACKER DOSYASI : “Anonymous’un teknik takip yeteneği ve elde ettiği bilgiler, devletin istihbarat kaynakla rında var mı ?”

ERK ACARER @eacarer

Geçtiğimiz günlerde siber grup Anonymous’un binlerce sosyal paylaşım sitesini tarayıp arşivlediği bilgilerin, IŞİD’in hem son saldırısı hem de olası eylemleri konusunda ciddi ipuçları verdiğini söyleyen CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker yeni açıklamalarda bulundu.

Şeker dün Meclis’te gerçekleştirdiği basın açıklamasında Anonymous hacker grubunun erişip, devletin istihbarat örgtünün ulaşamadığı bilgilerden, ülkenin dört bir yanını saran canlı bomba sarmalına kadar birçok açıklamada bulundu.

IŞİD’ciler cirit atıyor

Şeker yaptığı açıklamada şunlara değindi:

"Değerli Basın mensupları

İktidarda kim olursa olsun, devletin baskısını iliklerinize kadar hissetmeyeceğiniz, özgürce haber yapabileceğiniz bir düzende çalışmanızı diliyorum. Böyle bir düzen için çalıştığımızı da bilmenizi isterim.

Değerli arkadaşlar.

7 Haziran seçimlerinden hemen önceki Diyarbakır patlamasından başlayarak, ülkemiz yoğun bir şiddet sarmalının içerisine girdi. Ülkemizi ve yaşadığımız coğrafyayı büyük bir terör dalgası sardı. Hükümetin yanlış dış politikaları ülkemizi terör ithal eden bir ülke konumuna getirdi. 7 Haziran’da AKP iktidarı 400 milletvekili çıkaramadı ancak, 7 Haziran’dan bu yana yaşanan çatışmalarda ve artan terör olaylarında şehit sayımız 400’e yaklaştı. Yaklaşık 1000 vatandaşımızı kaybettik.

Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Ankara Gar, Ankara Merasim Sokak, Ankara Güvenpark-Kızılay, İstanbul Sultanahmet ve şimdilik son olarak Taksim İstiklal Caddesinde canlı bomba eylemleri yaşandı.

Bu eylemlerde yüzlerce insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. Maalesef Anayasa’nın 87. Maddesinde tarif edilen siyasi sorumluluğu kimse üstlenmedi. Olaylardan bizzat sorumlu olan içişleri bakanı, mit müsteşarı, emniyet müdürleri, valilerden hiç kimse istifa etme gereği duymadı.

Değerli Basın Mensupları

7 Haziran seçimlerinden bu yana bir ailenin iktidarı için ülkemizin kan gölüne çevrildiğini, bunu hak etmediğimizi, meclisin bu sorunları çözmek için aktif rol alması gerektiğini söylüyoruz. Ancak iktidardan bu konuda olumlu bir yanıt alamıyoruz. Meclisteki sandalye çoğunluğuyla her türlü teklifimizi ellerini kaldırıp indirerek reddediyorlar. Daha dün, çocuk istimrarı ile ilgili araştırma komisyonu teklifini hileli bir şekilde reddettiler. Kamuoyundan gelen baskılarla geri adım atmak zorunda kaldılar. Bugün çocuk istismarı konusunu araştırmak üzere bir meclis araştırma komisyonu kurulmasını bekliyoruz.

Değerli Arkadaşlar.

Suruç katliamının ertesi günü Adıyaman’a giderek çeşitli araştırmalar yaptık. Diyarbakır bombacısının ailesiyle görüştük. IŞİD Türkiye yapılanmasına göz yumulduğunu yerinde tespit ettik. Terör Araştırma Komisyonu kurulması için meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık. 29 Temmuz’da ki bu toplantıda AKP ve MHP oylarıyla artan terör olayları araştırılmaya gerek görülmedi.

Ağustos ayında yayınladığımız IŞİD-Adıyaman raporuyla ihmalleri gözler önüne serdik. Ankara Garı katliamından sonra, 16 Ekim’de, mecliste düzenlediğimiz basın toplantısıyla, katliamı yapan Yunus Emre Alagöz’ün dinlendiğini, izlendiğini, Ankara’ya gelmek üzere kullandıkları aracın yolda defalarca durdurulduğunu, ancak patlamaların önlenmediğini belgeleriyle duyurduk. Yunus Emre Alagöz, Suruç katliamını yapan Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün kardeşiydi.

21 Ekim’de İstanbul İl Binamızda Suriye’deki Sarin gazı saldırısı ile ilgili olarak belgeler paylaştık. 29 Aralık’da Adana’da görülen duruşmada 6 sanıktan 5’i serbest bırakıldı. Hytam Qasap isimli sanık kimyasal silah hazırlığından değil, sadece örgüt suçlamasıyla hapse mahkum edildi, o da çoktan yurtdışına kaçırılmıştı. Davaya müdahil olma talebimiz reddedildi. Yüksek yargıya başvurduk.

Devletin yetkili kurumları IŞİD konusunda o kadar hassaslar ki, Lüleburgaz’da 30 Ocak’ta izin alarak gerçekleştirmek istediğimiz panelimizi dahi konusu IŞİD konusunda vatandaşı bilgilendirme olduğu için engellemeye bile çalıştılar.

En son geçtiğimiz hafta Taksim İstiklal caddesinde şimdilik ülkemizdeki son canlı bomba eylemi gerçekleşti.

Değerli basın mensupları.

Canlı bomba eyleminden sonra açıklanan Mehmet Öztürk ismini biz Anonymous’un paylaştığı dosyadan biliyorduk.

Uluslararası hacker grubu yüzbinlerce twitter ve email hesabını incelemeye almış.

Bu hesaplardan 46 binin üzerinde IŞİD destekçisi hesap olduğunu belirlemiş. Bunların içinde de 9200 hesabın IŞİD propagandası yaptığını, kanlı görüntüleri yaydığını, IŞİD’e destekçi sağlamak için kullanıldığını tespit etmiş durumda.

Anonymous’un ‘Islamic State Organization Structure of Turkey’ ismiyle derlediği 1 numaralı klasördeki bilgiler dikkat çekici. 35 sayfalık, dosyada birbiriyle ilişkisi olan toplam 336 kişi bulunuyor. 336 kişilik listeye rağmen, emniyetin terörle arananlar listesinde IŞİD’le bağlantılı olarak sadece 23 kişi aranıyor. Bu çalışmada, aralarında Ankara, İstanbul, Antep, Adıyaman, Urfa, Kayseri, Diyarbakır ve Konya’nın da bulunduğu 29 il ön plana çıkıyor.

Biz daha önce yayınladığımız raporlarda Adıyaman ve Gaziantep’in IŞİD yapılanması için ne kadar önemli olduğunu defalarca anlatmıştık. Aynı bilgiyi şimdi Anonymous paylaşıyor.

İşte İstiklal Caddesinde kendisini patlatan Mehmet Öztürk, Anonymous’un açıkladığı o isimlerden biri.

Mehmet Öztürk, Gaziantep hücresinden bir militan. Adıyaman’dan İstanbul’a kadar gelip, Beşiktaş’tan Taksim’e hedefindeki kafileyi takip edip, sonra da bombayı İstanbul’un kalbinde patlatıyor.

Ankara’daki Kızılay Güvenpark’ta 38 vatandaşımızın hayatını kaybettiği terör saldırısını protesto etmek için Taksim Tünel’e çıkıp basın açıklaması yapmak isteyen 200 kişiye, 2 toma, yüzlerce sivil, yüzlerce çevik kuvvet polisiyle önlem alan, terör saldırısını protesto etmek isteyenlere biber gazı, plastik mermi ve copla saldıran emniyet kuvvetleri, buraya 500 metre ileride, İstanbul’un kalbinde bir canlı bombayla ilgili gerekli hassasiyeti göstermiyor.

İstiklal Caddesi saldırısını gerçekleştiren canlı bomba Mehmet Öztürk’ün telefon sinyallerinin patlamadan önce bölgeden alındığı bilgisi basınla paylaşıldı. MİT’in seyrettiği ancak takip etmediği, aramadığı anlaşılıyor.

Bu dosyayı isterse emniyete verebiliriz. Şimdilik kaydıyla sizlerle paylaşmayacağız.

Taksim dosyasında öne çıkan başka bir isim Adana Nüfusuna kayıtlı Savaş Yıldız isimli bir IŞİD’li. Savaş Yıldız gazetelere yansıyan ropörtajlarında yaptıklarını detaylı bir şekilde anlatıyor. MİT’ten talimat aldığına dair bilgiler var. Bu da bize Küçükçekmece’de belediye otobüsüne atılan Molotof sonucu hayatını kaybeden Serap Eser olayını hatırlatıyor. Hatırlayacağınız gibi, dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin olaydan yıllar sonra, bu eylemi gerçekleştiren Abid Sümer isimli şahsın MİT elemanı olduğunu açıklamıştı. Şu anda da Suriye’de YPG’nin elinde olduğu sanılıyor. Diyelim ki Savaş Yıldız eylem yapamaz durumda. Peki ya diğerleri?

Anonymous’un hazırladığı dosya da S.Y. ile aynı soyadını taşıyan Adana iline kayıtlı Z.Y. isimli bir kişi dikkat çekiyor. Bu açıdan bakıldığında ailenin destekçi aile sıfatında bulunması kuvvetle muhtemel.

Anonymous’un hazırladığı dosyada, isimleri Ankara iddianamesinde de bulunan Tatlıbal ailesine mensup Bektaş, Cemal, Harun, Hüseyin ve Cemalettin Tatlıbal isimleri var. Aynı dosyada, isimleri Ankara iddianamesinde bulunmayan A.T., Ç.T., M.T., B.T., Y.T., A.T, A.T.T., E.T. A.T., M.A.T. H.T. E.T., C.T isimleri de var. Bu aileden 18 isim IŞİD’e destek verenler.

Bir başka ailede Deligöz ailesi. Anonymous, Ankara iddianamesinde yer alan Turan ve Yusuf Deligöz isimlerinin dışında ayrıca Z.D., A.D ve H.D. adlarını da IŞİD destekçisi olduğunu iddia ediyor.

Bizim 16 Ekim’deki basın toplantısında da iddianamelerden açıkladığımız ‘Dokumacılar Grubu’na ait M.D. ismiyle birlikte Ankara iddianamesinde de geçen Bülent Aldanmaz, Remzi Gülelan, Haydar Ali Dur, Hakverdi Avcivan, Hüseyin Güllalan, Haydar Direk Ali Ekber ve Tarkan Yeniaktaş isimleri de bu dosyada yer alıyor.

Anonymous’un teknik takibine takılan ‘ancak emniyetin dikkatinden kaçan ya da önemsenmeyen’ 326 kişinin ağırlığı belli başlı illerde. İstanbul’da 41, Ankara’da 54, Konya’da 48 kişinin IŞİD’le bir bağı olduğu iddia ediliyor.

Bir başka önemli detay ise Ebu Musab Tezcan isminin de listede yer alması. Suriye’de YPG’nin elinde olduğu iddia edilen Savaş Yıldız faaliyetlerini anlatırken Ebu Musab Tezcan ismi üzerinde özellikle duruyor. Bu ismin IŞİD Türkiye yapılanmasının önemli bir ismi olduğunu anlatıyor.

Şimdi sormak istiyoruz?

Ebu Musab Tezcan takip ediliyor mu?

Elimizdeki dosyadan emniyetin haberi var mı?

Anonymous’un teknik takip yeteneği ve elde ettiği bilgiler, devletin istihbarat kaynaklarında var mı?

Arkadaşlar.

Ülkemizde en can alıcı sorun, güvenlik sorunudur. Yurttaşlarının can güvenliğini sağlamak devletin birinci görevidir. Ancak, yurttaşlarımız neredeyse “bugünde ölmedik” diye dua edecek duruma getirildi.

Türkiye’de güvenlik sistemi “kaçaksaray” için çalışıyor. 2012’de büyük tanıtımlarla kurulduğu söylenen yüz tanıma sistemi çalışmıyor. Daha doğrusu sadece “kaçakSaray”da çalışıyor.

Güvenpark’daki katliam saldırısından önce Amerika ve Almanya’nın büyükelçilikleri vatandaşlarını bir terör saldırısı konusunda uyararak kendilerine dikkat etmeleri konusunda uyardılar. Türk vatandaşlarına sahip çıkacak istihbarat ve güvenlik birimleri görevini neden yerine getirmiyor?

Benzer durum İstanbul’da yaşandı.

İstiklal Caddesi saldırısından önce Almanya Büyükelçiliği uyarılarda bulundu. İstanbul konsolosluğunu ve Beyoğlu’nda bulunan Alman Lisesi’ni kapattı. İstanbul valimiz İstihbaratların teyide muhtaç olduğunu söyledi, “vatandaşlarımızın binyıllık devlet tecrübesine güvenmesini” istedi. Ardından terör saldırısı gerçekleşti. Bin yıllık devlet tecrübesi bu yöneticilerin elinde sınıfta kaldı.

Değerli Basın mensupları.

IŞİD hem dünya da, hem de ülkemiz için en tehlikeli terör örgütlerinden biridir.

Suriye’de iyice sıkışan, Irak’ın Musul harekatıyla da Türkiye ve dünya için daha da büyük tehlike oluşturmakta olan IŞİD’e ve diğer terör örgütlerine karşı vatandaşlarımızın can güvenliğini sağlama konusunda, bir kez daha sorumluluğunu yerine getirmeye çağırıyoruz.

Hükümet, yaptığımız uyarıları, paylaştığımız bilgileri dikkate almalıdır. Verdiğimiz soru önergelerine cevap vermelidir. Bu konuda verilen çok sayıda soru önergesi cevapsız kalmıştır. Terörü araştırmak için, meclisteki partilerin ortak hareket etmesiyle derhal bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.

Devlet vatandaşlarının can güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu görevi yerine getiremeyenler, sorumluluklarının gereğini yerine getirmelidir." diyerek basın toplantısını sonlandırdı."

AK PARTİ DOSYASI : Bir devlet yaşadığı coğrafyanın hakkını veremezse, o devletin hakkından g elirler

Barış Doster yazdı; Doğru soruları sormadan, doğru yanıt almak olanaksızdır…

Diplomaside kuraldır; bir devlet yaşadığı coğrafyanın hakkını veremezse, o devletin hakkından gelirler. Tarihimizde, coğrafyamızda örnekleri çoktur. Yazık ki Türkiye de, yaşadığı bölgenin, coğrafi konumunun, haritasının hakkını veremiyor son dönemde. O yüzden haritamızın değişeceğini, siyasal coğrafyamızın küçüleceğini söyleyen çok uzman var, maalesef. Büyük sermayenin, ciheti askeriyenin, egemen siyasetin tutumu da, emperyalizmin ülkemiz ve bölgemizdeki planlarıyla yüzleşmekten uzak, günü kurtarmaya yönelik ne yazık ki. Yakın döneme dek “açılım” adı altında yapılan hataların sonuçlarını önlemeye dönük, pansuman tedbirlerden ibaret. O yüzden Türkiye, emperyalizm destekli etnik ve mezhepçi terör belalarını tam olarak yenemiyor. Emperyalizmin bölgede taşeronluğunu yapan, ağzına toprak reformunu almayan, feodalizmi tasfiye etmeyi hedeflemeyen, Cumhuriyet’in halkçı, eşitlikçi, kamucu, bütüncül kalkınmacı siyasetlerini unutan bir siyaset söz konusu.

DİYARBAKIR’I MERKEZ YAPACAĞIZ DEMİŞTİ

Şu sözleri anımsayalım: Reisicumhur, Şubat 2004’te Kanal D ekranlarında, “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapacağız” demişti. Başvekil, “Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak, bu da Soğuk Savaş sonrasının yeni dünya düzeni olacaktır” diye konuşmuştu, Mart 2009’da devletin resmi haber ajansına verdiği mülakatta. İki demeç de, özünde Türkiye’nin taşeron olarak konumlandığına, kullanıldığına işaret ediyor. Yani aslında Türkiye, emperyalizmin Kürt devleti projesine ebelik, hamilik etmeye karar vermiş. Bugünlerde bir kez daha ortaya çıktığı, KKTC kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ölmeden önce sıkça vurguladığı üzere, Kıbrıs’ı, Girit misali elden çıkarmayı kabul etmiş. O nedenle özünde bir yıkım ve bölünme projesi olan “açılım”, Cumhuriyet’in tasfiyesi anlamına gelen “yeni Türkiye”, Türkiye’nin bölünmesinin perdesi olan“yeni Osmanlıcılık” gibi laflar dolaşıma sokuldu. Başkanlık rejimi, yeni anayasa, bu amaçla gündeme getirildi.“Kurulmakta olan Ortadoğu’nun sahibi, öncüsü ve sözcüsüyüz”, “Cumhuriyet ve ulus devletin kopardığı tarihi bağlarımızla buluşuyor, yapay sınırları ortadan kaldırıyoruz” sözleri, acı gerçeği milletten gizlemek için sıkça dillendirildi. Gerçekte ise Türkiye büyümedi, küçük düşürüldü. Küçülme yolunda ilerledi. Emperyalizmin taşeronluğunu yapmak isterken, bölgesinde yalnızlaştı.

SOROS’A TEPKİ VERMEYENLER, TERÖRÜ ÖNLEYEBİLİR Mİ?

Reisicumhurun ABD’nin Irak işgalinden sonra, “Irak’taki ABD askerlerinin ülkelerine sağ salim dönmeleri için duacıyım” demesi, Süleymaniye’de Mehmetçiğin başına ABD askerleri tarafından çuval geçirilmesi, buna Türkiye’nin en küçük bir tepki vermemesi, daha acısı erkânı harbiye umum reisinin çuvalcı generalin elinden madalya alması, yani ABD’ye sadakatinin ödüllendirilmesi, Türkiye’ye biçilen rolün kanıtları. Nitekim iktidardaki, muhalefetteki pek çok ismin, Açık Toplum Enstitüsü, TESEV, TÜSİAD sermayesinin pek önemsediği, destek gördüğü biri olan, borsa vurguncusu George Soros, emperyalizmin ordumuza biçtiği görevi, Sabancı Üniversitesi’nde katıldığı konferansta açıkça söylemişti, “yetmez ama evet” diyen, “özürdiliyoruz.com” imzacısı hocaların gözünün içine baka baka: “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü Türk ordusudur”. İntihal suçu sabit, cehaleti müseccel, Atatürk’ü aklı sıra “Çanakkale’deki zayıf komutan Mustafa Bey” diye küçük düşürmeye çalışan saray soytarıları da Soros’u ayakta alkışlamışlardı.

Sormak durumundayız: Soros’un sözlerine en küçük tepki göstermeyenler, bu sözlerden utanmayanlar, terörü önleyebilir mi? Gerçekçi olmak, büyük oyunu görmek zorundayız. Türkiye içeride de yakın çevresinde de, Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan Kürt koridoru için uygun kıvama sokulmak isteniyor. Terör örgütleri PKK, PYD, IŞİD hep bunun aracıdır. Kuzey Irak’taki Barzanistan, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e bağlanacak, sonra da İran ve Türkiye’nin bölünmesiyle, Kürdistan projesi tamamlanacaktır. Barzani, IŞİD’in Musul’u işgalini fırsat bilip, hemen ertesinde Kerkük’ü işgal ettiğinde, bir adım daha attı. Terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD, terör örgütü IŞİD’e karşı savaşırken, hem batıdan bolca destek aldı, hem ABD tarafından kara gücü olarak kullanıldı. IŞİD’in çekilip boşalttığı bölgelere de PYD yerleşti. Barzani’ye bağlı peşmerge güçleri, Türk topraklarından özel izinle geçerek Ayn el Arap’ta IŞİD’e karşı savaşan PYD’ye destek vermeye giderken, terör örgütünün uzantısı olan partinin yöneticileri, bu nedenle kime teşekkür edeceklerini biliyorlar, “Biji, serok Obama” diye slogan atıyorlardı. Ciheti askeriye, ABD’nin eğit – donat projesi kapsamında Suriye’de Esad karşıtı her kim var ise eğitirken, NATO ordusu olduğunun altını çiziyordu. Devleti, Cumhuriyet’i kuran milli ordu, şanlı tarihini unutup, emperyalizme karşı savaşmadan, komutanlarını, kurmaylarını, subaylarını ABD, iktidar, cemaat üçlüsünün kumpasına terk ettiği gün, safını belli etmişti aslında. Dahası savaşmadan teslim olmuştu. Bir savaşta şehit vereceği komutandan fazlasını, kumpaslarla, tertiplerle, iftiralarla kaybederken, direnmemişti.

ABD KİME MESAJ VERİYOR?

ABD’nin eski Türkiye büyükelçilerinin reisicumhur hakkındaki raporlarının gerçek niyetini görmeliyiz. Hedef; aba altından sopa gösterip, yeni ödünler koparmaktır. Yen ödevler vermektir. Yoksa ABD, bir zamanlar “Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanıyım” diyen, “Medeniyetler İttifakı eş başkanıyım” diyen, “Ergenekon davasının savcısıyım”diyen, “Milliyetçiliğin her türlüsü ayaklar altına aldık” diyen, “Diyarbakır’ı BOP içinde yıldız yapacağız” diyen birinden, niye vazgeçsin? Türkiye’de seçeneğinin olmadığını ABD bilmiyor mu? Onun yerine gelmek isteyenlerin, onun kadar kitle tabanına sahip olmadığını, destek almadığını ABD görmüyor mu? ABD’nin Ortadoğu siyasetine onun kadar bağlısını; Irak, Suriye, Libya, Kıbrıs, Kürt devleti konularında onun kadar ABD’yle uyumlusunu bulamayacağını, ABD anlamıyor mu? KKTC’de Annan Planı’nı destekleyen, KKTC kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, “yes be annem”diyen, “Bağımsız KKTC bir hayaldi” diyen KKTC cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la telefonda çekiştiren, “Denktaş artık bitti” diyen, Denktaş’ın TBMM’deki konuşmasına gelmeyen, “Gitsin kendi meclisinde konuşsun” diyen bir zihniyetin, Türkiye’nin KKTC’deki hak ve çıkarlarını korumayacağını ABD kavramıyor mu? Elbette biliyor, görüyor, anlıyor, kavrıyor. O nedenle yükleniyor zaten. Verdiği sözleri tutmasını istiyor. O yüzden baskı yapıp, İsrail politikasında U dönüşü yapmasını sağlıyor. Yeniden terör örgütüyle müzakere yapmasını istiyor.

DEVLET İLK KEZ TERÖR ÖRGÜTÜYLE PAZARLIK YAPTI

Şurası açık ki; çözüm süreci denilen çözülme, çürüme, çöküş sürecinde devlet ilk kez, resmen, açıktan, kurumsal olarak terör örgütüyle masaya oturdu. Pazarlık yaptı. Terör örgütü PKK, bu sayede, hayal bile edemeyeceği güç, itibar elde etti. Adeta anayasal hak, anayasal imtiyaz almaktan daha büyük bir meşruiyet kazandı, devletin istihbarat teşkilatıyla müzakere ederek. Bu kadar önemli, kritik, üst düzey bir bürokrat eğer terör örgütü PKK yöneticileri ile görüşüyorsa, görüşmenin ötesinde müzakere ediyorsa, pazarlık yapıyorsa, mutabakata varıyorsa, Türkiye artık dünyaya dönüp, “PKK’yı terör örgütü olarak tanıyın” deme şansını büyük ölçüde yitirmiş demektir. Eğer PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin lideri Salih Müslim, Türkiye’nin başkentinde ağırlanıyorsa, Türkiye’nin dünyaya dönüp, çok haklı olarak, “PYD de aynen PKK gibi bir terör örgütüdür” dese de, bu sözünün ikna edici olmayacağı açıktır. Çünkü bu lafı duyanlar da kalkıp, “İyi de, sen onunla Ankara’da görüşürken, Esad’a karşı savaşması için pazarlık yaparken, onun terör örgütü olduğunu bilmiyor muydun?” diye sorarlar.

TÜRK MİLLETİ ŞUNLARI SORMALI

Türk milletinin de şunları sorması gerekiyor: Irak Türkmenleri için ne yaptınız? Daha birkaç ay öncesine kadar açılım kapsamında terör örgütü PKK’yı övenler kimdi? Terör örgütü lideri için “İyi çocukmuş. Gençliğinde, namazında niyazındaymış. Mülkiye’de okurken camiye gidermiş” diyenler kimdi? Anayasa’dan Türk milleti kavramını çıkarmak isteyenler, ilk 4 maddeyi tartışmaya açanlar kim? Gezi olayları sırasında, duyarlı tavrı, eylemlere mesafeli oluşu nedeniyle HDP’ye teşekkür edenler kimdi? Sonu gelmeyen Ermeni açılımını kim başlattı? Süleyman Şah türbesini koruyamayan kim? Önce “Ne işi var NATO’nun Libya’da?” deyip, sonra Libya’ya saldıran ülkelere destek veren kim? Önce bedelli askerliğe karşı çıkıp, sonra bedelli askerliği kabul eden kim?

Kıssadan hisse: Doğru soruları sormadan, doğru yanıt almak olanaksızdır. Ve bilgenin dediği gibi; sormak, bilmekten gelir.

Barış Doster

Odatv.com

KAMPANYA : ENGELLİ OLUNCA TECAVÜZ EDİLDİ DEVLET SAHİP ÇIKMADI /// ANNEYE VE OĞLUNA BİZ SAHİP ÇIKACAĞIZ

Değerli Üyeler,

Dünyadaki en ağır yük YALNIZLIKTIR. Her derdin devası vardır ama yalnızlığın çaresi yoktur. Allah hiç kimseyi yalnızlığa garketmesin.

Aşağıda gözü yaşlı bir Anne var. Yalnızlaştırılmış ve çaresiz bırakılmış bir ana. Feryat ediyor. Engelli çocuğuna insan diyemeyeceğimiz mahluklar tarafından tecavüz edilmiş.

Böyle bir durumu anlatacak doğru kelimeyi bulmakta zorluk çekiyoruz. Nasıl bir canlı derdini bile anlatamayacak üstelik küçük bir çocuğa bunu yapabilir. Bir anne yüreği bunu kaldırabilir mi ? Hele hele devlet bunu neden görmez, gereğini neden yapmaz.

Sözün bittiği yerdeyiz.

Sizlerden sadece şunu istirham ediyoruz. Aşağıda devlet yetkililerinin e-posta adresleri var. Lütfen bu yavrumuza ve Annesine siz sahip çıkın ve yetkililere de özellikle takipçisi olduğunuzu söyleyin. Bu yavrumuza ve annecağızına sahip çıkmak dinimizin de, örfümüzün de, insanlığımızın da gereğidir.

Teşekkürler.

ÖZEL BÜRO GRUBU

E-POSTA GÖNDERİLECEK YETKİLİ E-POSTA ADRESİ
BAŞBAKAN /// AHMET DAVUTOĞLU ahmetdavutoglu
BAŞBAKAN YARDIMCISI /// BEKİR BOZDAĞ bekirbozdag66
BAŞBAKANLIK bimer
BAŞBAKANLIK /// İNSAN HAKLARI BAŞKANLIĞI ihb
BAŞBAKANLIK /// ÖZEL KALEM MÜDÜRLÜĞÜ ozelkalem
BAŞBAKANLIK İLETİŞİM MERKEZİ /// BİMER bimer.sistem

KAYNAK : http://www.sondakika.com/haber/haber-engelli-oglu-tecavuze-ugrayan-anne-1-yildir-hukuk-8291590/

Engelli oğlu tecavüze uğrayan anne, 1 yıldır hukuk mücadelesi veriyor

Hatay’da özel bir rehabilitasyon merkezinde tecavüze uğradığını iddia ettiği oğlu ile ilgili şikayetlerinden sonuç alamayan anne M.A., bir yıldır adli ve idari soruşturmadan bir sonuç alınmadığını belirterek, yetkililerin bu konuda duyarlı olmasını istedi. Devletin parasını ödediği özel bir rehabilitasyon merkezinde eğitim gören yüzde 70 zihinsel engelli 6 yaşındaki M.A. 1 yıl önce tecavüze uğradı. Oğluna tecavüz edildiğine dair Adli Tıp raporu olduğunu belirten anne M.A., "Şikayetçi olunca savcılıkta oğlum, birçok kişi arasında aynı okulda eğitim gören yaşları büyük olan Y. ve H. isimli iki kişiyi gösterdi. Bir yıl oldu ama zihinsel engelli diye hala dava açılmadı" dedi.

EVE BACAKLARI AYRIK GELDİ.

Merkez Antakya İlçesi’nde yaşayan M.A.’nın 3 çocuğundan biri olan engelli oğlu M., 3 yıldır gittiği okuldan 8 Nisan 2015’te ağlayarak döndü. Oğlunun bacakları ayrık şekilde güçlükle yürüdüğünü fark eden anne M.A., değiştirmek istediği bezde kan gördü. Oğlunun tecavüze uğradığını anlayınca polise şikayetçi olduklarını söyleyen anne M.A., sonrasında yaşananları şöyle anlattı:

"Polislerle birlikte Antakya Devlet Hastanesi’ne gittik. Orada çocuk cerrahi doktoru sinirle içeri girdi, beni içeri almadı. 2 dakika içinde çıktı ve temiz raporu verdi. Raporun ardından eve geldik çocuğum sabaha kadar ağladı. Çocuk sürekli altına yapmaya başladı. Sabah komiser aradı. Ona oğlumun sürekli ağladığını söyleyince başka bir doktora göndereceğini söyledi. 10 Nisan’da polislerle birlikte Adli Tıp’a gittik. Doktor oğlumun görür görmez anladı ve ‘Buna nasıl temiz raporu vermişler’ dedi. Daha sonra detaylı muayene yaptıktan sonra oğlumun fiili livata yoluyla tecavüze uğradığını söyledi."

‘DELİL YOK’ DİYORLAR

Bunun üzerine şikayetçi olduklarını belirten M.A., şöyle devam etti:

"Savcılıkta oğlum birçok kişi arasında aynı okulda eğitim gören yaşları büyük olan Y. ve H. isimli iki kişiyi gösterdi. Bir yıl oldu ama zihinsel engelli diye hala dava açılmadı. Savcı delil olmadığı için dava açamadığını ve bana tek delil olan kan olan bezini çöpe atmamam gerektiğini söylüyor. O gün polislerle gittiğim hastanede doktor oğluma temiz raporu verdi, tecavüz olayı 2 gün sonra Adli Tıp’ta ortaya çıktı. 2 gün bekletecek miydim ben o bezi. Benim oğlum yüzde 70 engelli raporu olduğu halde tecavüze uğradı, ne yapacağımı bilmiyorum. Ben Cumhurbaşkanından, Başbakandan yardım istiyorum. Bunu çocuğuma kim yapmışsa cezalandırsın. Benim çocuğum gösterdi ama kimse üzerine düşmüyor. Allah için yardım etsinler."

Hem adli, hem de idari soruşturmalardan bir sonuç çıkmayıp çocuğunu mağdur edenlerin cezalandırılmamasını içine sindiremediğini belirten anne M.A. eşinin de büyük üzüntü çektiğini, yapacakları birşey olmamasının sıkıntısını yaşadıklarını belirtti.

HDP DOSYASI /// VİDEO : HDP’li Vekil Tam Devleti Suçlayacaktı ki Vatandaştan Tokat Gibi Cevap Aldı

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=THuX7xPiduM&feature=youtu.be

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Akşam : FETÖ, Kaynak Holding’de çalışan 2 kişiyi polis yaptı; 17 -25 Aralık’ta devleti dinletti

"Paralel yapının hükümete darbe girişimi için emniyete nasıl sızdığını kanıtlayan belgeler ele geçirildi"

Akşam gazetesi, Kaynak Holding’de sigortalı olarak çalışan iki kişinin Gülen cemaati tarafından polis yapıldığını öne sürdü. "Darbeye kaynak olmuşlar" başlığıyla yayımlanan haberde, "17 Aralık darbe girişiminde teknik dinlemelerde görevli polis S. S., 2005’te Kaynak Holding bünyesindeki Doruk Eğitim Hizm. Tic. AŞ.’de sigortalı olarak çalışmış. Ardından polislik sınavını kazanan S.S. hiçbir tecrübesi olmamasına rağmen emniyetin teknik takip bürosuna atanmış. Süreçte aktif rol alan S.K.’nın da 2011 SGK kayıtlarına göre Kaynak Holding bünyesindeki Gökkuşağı Pazarlama Dağıtım ve Tic. A.Ş. ‘de çalıştığı ortaya çıktı. S.K. da tıpkı S.S. gibi polislik sınavının ardından teknik takip büroya atanarak 17-25 Aralık’ta dinlemeler yapmış" ifadeleri kullanıldı.

Haberde ayrıca, "Kayyumlar tarafından tespit edilen SGK dökümlerinin 17-25 Aralık yolsuzluk davasını yürüten savcılara gönderildiği, her iki ismin de emniyetteki ‘paralel yapılanma’ soruşturmalarında şüpheli oldukları" öne sürüldü.

Akşam gazetesinin bugünkü nüshasında yayımlanan (24 Aralık 2016) haber şöyle:

FETÖ/PDY için faaliyet gösteren Kaynak Holding’e mahkeme kararıyla atanan kayyumlar şirketin geçmişine ait yaptıkları incelemelerde paralel yapının hükümete darbe girişimi için emniyete nasıl sızdığını kanıtlayan belgeler ele geçirildi. 17-25 Aralık darbe girişiminde görev alan ve paralel yapıya yönelik yürütülen soruşturmaların şüphelileri arasında yer alan iki polisin Kaynak Holding bünyesindeki şirketlerde çalıştığı tespit edildi.

17 Aralık darbe girişiminde teknik dinlemelerde görevli polis S. S., 2005’te Kaynak Holding bünyesindeki Doruk Eğitim Hizm. Tic. AŞ.’de sigortalı olarak çalışmış. Ardından polislik sınavını kazanan S.S. hiçbir tecrübesi olmamasına rağmen emniyetin teknik takip bürosuna atanmış. Paralel polis S.S. burada o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bakanları dinlemiş.

Paralelin pazarlamacısı

İncelemelerde 25 Aralık darbe girişiminde aktif rol alan S.K.’nın da 2011 SGK kayıtlarına göre Kaynak Holding bünyesindeki Gökkuşağı Pazarlama Dağıtım ve Tic. A.Ş. ‘de çalıştığı ortaya çıktı. S.K. da tıpkı S.S. gibi polislik sınavının ardından teknik takip büroya atanarak 25 Aralık’ta dinlemeler yapmış.

Belgeler savcılıkta

– Kayyumlar tarafından tespit edilen SGK dökümleri 17-25 Aralık Kumpas davasını yürüten savcılara gönderildi. Her iki ismin de emniyetteki paralel yapılanma soruşturmalarında şüpheli oldukları belirtildi.

Zaman’ın taşra matbaasına kayyum

İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği, "FETÖ/PDY faaliyetleri kapsamında ve örgüt faaliyetlerine destek olacak şekilde kullanıldığı yönünde kuvvetli deliller bulunması" gerekçesiyle bir kayyum ataması daha yaptı. Feza Gazetecilik AŞ’nin Ankara, İzmir, Adana ve Trabzon’daki matbaalarının sahibi olarak görünen firmalar ile Cihan Haber Ajansı’nın canlı yayın araçları ve teknik malzemelerinin verildiği FİA şirketine kayyum atandı.

4 kişi aranıyor

Isparta’da başlatılan FETÖ/PDY operasyonu kapsamında akademisyen M.N.T., işadamı M.M.D. ile O.Ö. ve Z.Y. hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

YOLSUZLUK DOSYASI : DEVLETİN KASASINI İNDİRAGANDİ YAPTILAR /// BİR DE UTANMADAN AKIL VERDİLER

Değerli Üyeler,

Sizlerle şu ana kadar YOLSUZLUK üzerine çok sayıda paylaşım yaptık. Çok ta yorum yaptık. Ama değişen bir şey yok. Zihniyet aynen devam ediyor. “BENDENSE ÇALSIN NE OLACAK” mantığı vatandaş nezdinde genel kabül görmüş durumda. Bu durumda biz de “KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ” diyelim ve sözü Usta Yazar Yılmaz ÖZDİL’e bırakalım.

Tabi şunu da ekleyelim. Halen 17/25 Aralık Yolsuzluğunu unutmadık.

Arşivimizde AK PARTİ YETKİLİLERİNİN 221 adet İNDİRAGANDİ TAPE/SES DOSYASI duruyor. İsteyen üyelerimize tekrar hatırlatmak babında gönderebiliriz. Dosya Hacmi 2,64 GB.

Bazı şeyleri tekrar tekrar gündeme getirmememiz unuttuğumuz anlamına gelmiyor ama vatandaş bu durumdan BENİM HIRSIZIM İYİDİR diyerek çıkıyorsa ve içi rahatsa biz ne diyelim. Bugün bankaları, devlet kasasını hortumlayanlar yarın vatandaşın donuna göz diker. Bizden hatırlatması .

Yılmaz Özdil : Hayırsever Rıza’yı enselediler, beni hafakanlar bastı…

Asrın liderimiz:

Yolsuzluk dendiğinde şunu anlarım, devletin kasası soyuluyor mu, soyulmuyor mu?

Devletin kasasından soyulan bir şey yok.

Ayakkabı kutusundakiler Halkbank’tan soyulan para değildir.

Akp milletvekili Metin Külünk:

17 Aralık insanların günah işleme özgürlüğüne müdahaledir, Allah’ın hududuna müdahaledir.

Akp milletvekili Burhan Kuzu:

İnternetteki ses kayıtları doğru bile olsa, inanan yok, millet memnun.

Jöleli danışman Yiğit Bulut:

İnsan yolsuzluk yapabilir, hepimiz insanız ama, yolsuzluk yapıldı diye bunu hükümete yapıştırmaya çalışmak…

İşte işin operasyon kısmı burası.

Toki bakanı Erdoğan Bayraktar:

Ne yaptıysam başbakanın talimatıyla yaptım, başbakanın istifa etmesi lazım.

Oğlunun evinde altı büyük boy kasa yakalanan içişleri bakanı Muammer Güler:

Oğlum biraz pintidir, işyerini kapatınca kasalarını da eve taşıtmış.

Ekonomi bakanı Zafer Çağlayan:

Türkiye’nin şahlanışından rahatsız oldular, uzay gemisi yapmamızı engellemeye çalışıyorlar.

AB bakanı Egemen Bağış:

Hediye Türk geleneğidir, bunlar beşeri ilişkilerdir.

TBMM yolsuzluk komisyonu üyesi Akp milletvekili Ayşe Türkmenoğlu:

Bakanlarımız her şeyi kabul etseler bile, suç işlediklerine dair şüphe uyanmadı bende.

İlahiyatçı Hayrettin Karaman:

Yolsuzluk başka şey, hırsızlık başka şeydir, yolsuzluğa hırsızlık demek dinen iftiradır.

İlahiyatçı Ali Rıza Demircan:

Tapeleri dinlemek, o tapelere inanmak haramdır, o tapeleri dinleyenler dinimize göre yoldan çıkmıştır.

Çarşaflı yazar Emine Şenlikoğlu:

Bugün biri sordu, o kaset doğru olsa ne derdin?

Dedim ki, dindarlar zekatını yoksullara ulaştırmak için başbakana vermiş olabilir.

Kütüphanesindeki ayakkabı kutularında balya balya dolarlar yakalanan Halkbank genel müdürü:

O paralar imam hatip yaptırmak içindi, hayırlara vesile olmak için yapılan bağışlardı.

Akp milletvekili Mehmet Metiner:

Para dolu ayakkabı kutularını oraya polisler koydu.

Asrın liderimiz:

Halkbank genel müdürünün dürüstlüğünden en ufak şüphem yok, olsa olsa saflığının kurbanı olmuştur.

Akil adam Etyen Mahçupyan:

Yolsuzluklar palavra değil ama, Akp seçmeni rasyonel bir tercih yaptı.

Akit yazarı Abdurrahman Dilipak:

Yolsuzluk yok demiyorum ama, halk kirli oyunun farkına vardı, Ak Parti’ye sahip çıktı, selam ve dua ile.

Havuzcu müteahhit Nihat Özdemir:

Evet, 100 milyon dolar verdim ama, borç verdim.

Milletin orasına koyacağını izah eden havuzcu müteahhit Mehmet Cengiz:

Bu cümlelerimi millete bir hakaret olarak sunmaları, şahsımı kamuoyu önünde itibarsızlaştırma faaliyetinin bir parçasıdır.

Abdullah Gül’ün gazetecisi Fehmi Koru:

Tayyip Erdoğan’ın kendisine ait olmayan bir paraya tamah edeceğine asla inanmam, isterseniz saf deyin bana, inanmam.

Bilim bakanı Fikri Işık:

Teknik incelemeyi gerektirmeyecek kadar açık bir montaj olduğu ortada…

Ben o ses kayıtlarını dinlediğimde montaj olduğunu hissettim.

Zafer Çağlayan’ın tutuklanan oğlu Kaan:

Rıza Sarraf düğünüme geldi, sağolsun, eşinin sahne almasına rağmen sadece sahne masrafını talep ettiler, onun dışında ücret talep etmediler, kendisi sadece dostluğunun gereği olarak bana bir takım elbise almıştı, beğendiğim bir valizi hediye etmişti, hepsi bu.

Tutuklanıp idama mahkum edilmeden önce İran basınına konuşan Babek Zencani:

"Tayyip Erdoğan’ın liderliğine olan güvenim nedeniyle Türkiye’de yatırım yaptım, şirketler kurdum, bir Müslüman olarak Tayyip Erdoğan’la gurur duyuyorum.

Yandaş televizyon A Haber’e konuşan Rıza Sarraf:

200 ton altın ihraç edip, Türkiye’ye 25 milyar lira gelir sağladım, cari açığın yüzde 15’ini tek başıma ben kapattım.

Asrın liderimiz:

Rıza Sarraf ülke ekonomisine katkısı olan biridir, hayırseverdir.

*

Rıza Sarraf’ı 75 sene hapis talebiyle Miami’de tutuklatan New York savcısı Preet Bharara:

Rıza Sarraf, Manhattan’daki mahkeme odasında Amerikan adaletiyle yüzleşecek.

*

Sabahattin Zaim Üniversitesi rektör yardımcısı profesör Bülent Arı:

Ben bu ülkede daha çok cahil, okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum.

Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, cahil halktır.

Her zaman olduğu gibi, Jön Türklerin yaptığı gibi, Türkiye’nin okumuş kesimi Türkiye’yi ateşe sürüklüyor.

Profesörden başlayarak, en tehlikeli olanlar üniversite mensuplarıdır.

En güvenilir olanlar, zihni berrak olanlar, olayları en iyi okuyanlar ilkokul bile okumamış olanlardır.

Üniversite ve sonrası çok vahim.

Çünkü zihinleri bulanık.

Bakın, Sultan Hamid devrine geri dönelim, Sultan Hamid mülkiye başta olmak üzere sultanileri kurdu, yani medreselerde kıt kanaat sadece dini tedrisat yerine, laik eğitimi bütün ülkeye yaydı.

İşte bu okullarda okuyanlar Sultan Hamid’i devirdiler.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar hep bu okulların mezunlarıdır.

Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni hafakanlar basıyor.

Açıkçası korkuyorum.

Dünyanın gidişatını göremeyenler, okumuşlardır.

Okuma oranı arttıkça Türkiye’de olayları tahlil kabiliyeti azalıyor.

Tayyip Erdoğan giderse tam bir felaketle karşı karşıya kalırız