Etiket arşivi: ABD

KARA PARA DOSYASI : RIZA SARRAF TUTUKLANMAK İÇİN Mİ ABD’YE GİTTİ ?

01.jpg

17-24 Aralık soruşturmaları kapsamında adını sıkça duyduğumuz İran asıllı Rıza Sarraf ABD’de 19 Mart 2016 tarihinde FBI tarafından yakalanarak mahkemeye çıkarıldıktan sonra tutuklandı.

Sarraf hakında suçlama şöyle: İran yaptırımlarını ihlal ederek ABD’yi dolandırmak, bankacılık sahtekarlığı ve karapara aklama.

ABD’de adam öldür ama bu suçları işleme. Mali suçlar cinayetten daha tehlikeli.

Miami’de hakim karşısına çıkarılan Sarraf bu suçları 2010-2015 yıllarında işlediği belirtildi. 21 sayfalık iddianamede; ABD’yi dolandırmaktan 5 yıl, İran’a yaptırımları ihlalden 20 yıl, bankacılık sahtekârlığından 30 yıl ve kara para aklamaktan 20 yıl olmak üzere toplam 75’er yıl hapis istedi.

Rıza Sarraf 5 yıldır FBI takibi altında olduğunu bilmiyor muydu da ABD’ye gitti?

İran’da geçen hafta çok ilginç bir gelişme yaşandı. Rıza Sarraf’ın patronu olduğu söylenen Babek Zencani, İran Devleti’ni 2.8 milyar dolar dolandırdığı gerekçesiyle idam cezasına çarptırıldı. Zencani bu parayı İran’a öderse, cezasının yeniden gözden geçirileceği açıklandı.

Sarraf ve Zebani İran için çalışmıyorlar mıydı? Yaptıkları uluslar arası işler İran’a ambargoyu delmek, İran’ı rahatlatmak için değil miydi? Öyle ise Zencani neden idama mahkum edildi? Demek ki, İran verdiği bu imtiyazı kişisel menfaatleri için kullanmışlar.

Zencani’den sonra sıranın kendisine geleceğini Rıza Sarraf çok iyi biliyordu.

Fakat Türk vatandaşı olan ve AKP’li bakanların "önüne yatarız" deyip himaye ettikleri Sarraf’ı İran geri alabilir mi? Türkiye Sarraf’ı verir mi?

Alamaz. Vermez…

O halde Sarraf neden ABD’nin kucağına bile bile oturdu. Hem de İran’a ambargo kalkmışken, ABD neden eski defterleri açarak Sarraf’ı tutukladı?

Sarraf şunu çok iyi biliyor ki, İran biletini keserse, Türkiye Cumhuriyeti onu koruyamaz. Geçmişte Türkiye’ye sığınan devrim muhalifleri bir bir İran istihbaratı tarafından öldürülmüştü.

Büyük ihtimalle; Sarraf FBI’yla bir anlaşma yaparak itirafçı olacak. Zaten bu tutuklanma olayını Sarraf ile FBI’ın planladığı ortada. Yoksa bırakın hakkınızda soruşturma açılan ülkeye gitmek, o ülkenin konsolosluğunun yanından bile geçmezsiniz.

Sarraf ABD hapishanelerinde bir süre yatsa bile İran’ın oraya uzanamayacağını, ABD istemediği sürece Sarraf’a kimsenin dokunamayacağını çok iyi biliyor.

Burada aklınıza başka bir soru takılabilir: "Ebru Gündeş’e ne olacak?"

Hiçbir şey olmaz. ABD’de de bir evi vardır. Kocasını açık görüşlerde ziyaret eder. Sarraf 75 yıl hapis yatacak değil ya… Kefaletle salıverilmeyi de unutmamak gerek.

KAYNAK : KEMAL KAPLAN BLOG

KÜRT SORUNU DOSYASI : Eski Abd Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA Direktöründen Skandal Kürdista n Çıkışı !

Eski ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA yetkilisi Michael Hayden, “otonom” bir Kürt bölgesinin Ortadoğu’da yeni bir siyasi bina kurulmasına yardımcı olabileceğini söyledi.

Eski Amerika Birleşik Devletleri ABD Merkezi İstihbarat Servisi (ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA) ve Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) Başkanı Michael Hayden, “otonom” (özerk) bir Kürt bölgesinin Ortadoğu’da yeni bir siyasi bina kurulmasına yardımcı olabileceğini söyledi.

Michael Hayden, Ortadoğu’daki 20. asır politik mimarisinin çöktüğünü belirtti.

Hayden, “Eski gitti ve yeninin meydana getirilmesi gerekiyor. Bu durumda yapılması ve konuşulması gereken Kürtler’in geleceğidir. Yani otonom bir Kürt bölgesi” dedi.

Rojava’nın Rimelan kentinde geçtiğimiz günlerde düzenlenen toplantıda, “Rojava ve Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi” metninin kabul edildiği bildirilmiş ve Kürtler’in kontrolündeki üç kantonun da yeni kurulacak federal sistem içerisinde yer alacağı duyurulmuştu.

Rusya’da etkinlik gösteren Kürt Sivil Toplum Kuruluşları Uluslararası Birliği Başkanı Merab Şamoyev da, yeni anayasada federal yapılara yer verilmemesi halinde Rojavalı Kürtler’in bağımsızlık duyuru edeceklerini demişti.

AMERİKA DOSYASI /// AHMET AY : ABD ve yeni ittifaklar

AHMET AY

Göz ardı ettiğimiz ve yorum ve hesap(lama)larımızda yanıldığımız, hamlelerimizde isabet kaydetmediğimiz bir konu da "Yeni Dünya Düzeni Konjonktürünün yeni ittifakları"dır.

Yeni Dünya Düzeni Konjonktürü’nde dünya ve küresel organizasyonlar da işlevsizleşti. Bu işlevsizlik NATO, BM gibi güçlü organizasyonların artık hükümsüz kalması demektir. Bu yüzden BM’nin varlığı, NATO ülkesi olmanın avantajları vs tarih oldu. Yeni düzenin artık yeni paktları, yeni Assemblyler, farklı treatyleri kurulacak. Yani eski dost(luk)lar yok artık, bu yeni konjonktürde yeni dostluklar dönemi başlayacak. Bu ilişkilerin tohumları ise her an atılıyor. Bunun için Suriye sürecine bakmak yeterli.

Yeni ittifaklar, ortaklıklar yine Amerika’nın tekelinde olacak. ABD 30 yıl sonra, 50 yıl sonra kendisini uğraştıracak güçler istemiyor, özellikle bu bölgede oluşabilecek yeni bir gücü kendisine şirk telakki ediyor ABD.

Uyduruyor muyuz?

90’lı yılların başında ABD Savunma Bakanlığı için Paul Wolfowitz‘in hazırladığı Savunma Planlama Kılavuzunda "ABD, kendisine rakip yeni bir alternatif güç merkezinin ortaya çıkmasını engellemeye odaklanmalıdır" tespiti raporun en can alıcı konusuydu.

Bu rapor olsun ya da olmasın, ABD bölgede kendisine alternatif olabilecek, manevra alanını daraltabilecek (yeni) bir güç istemiyor. Bu gücün adil ya da zalim olması hiçbir şeyi değiştirmiyor, hatta zorunlu hallerde adil olmaması tercih edilir. Ama her hal-u kârda değişmez ilkesi var ABD’nin; hiçbir şey Amerika’nın menfaatlerinden önemli olamaz. Çünkü onlara göre “ancak ABD dünyanın huzura kavuşmasını sağlayabiliyor!” Önceki yazılarımızda Amerika’nın bu inancının nasıl stratejiye dönüştüğünü uzun uzun anlatmıştık.

Her şey Amerika için diyen bir ülkeden/devletten ve o devletin dış politikasından bahsettiğimizin farkındayız.

Realizmin önemli ismi İngiliz Edward H. Carr, “insanlık için en iyi olanın herkes için en iyi olacağı” düşüncesinin emperyal/hegemonyacı güçlerin, “kendileri için en iyi olanın insanlık için de en yararlı olacağı” söylemine dönüştürdüklerini söylüyor ki yerden göğe kadar haklı.

Bu çok önemli bir farktır. Artık insanlık değil, kendileri merkezde, bütün insanlık ailesi kendilerinin menfaatlerine uygun hale gelmeli, getirilmelidir. Bunun için insan ölecekse, hele hele ölmesi icab eden Ortadoğulu ise, bölge insanı ise ABD egemenliği için milyonlar ölebilir.

ABD dış politikasının en önemli iki mimarından biri olan Brzenziski tam da bunu söylüyor: “Bölgenin (Ortadoğu) enerji kaynaklarına ilişkin veriler, ABD’ye buraya egemen olmaktan başka bir alternatif bırakmamaktadır…” diyor. Amerika’nın ‘bölgeye egemen olması’nın gerekçesi sadece bu bölgenin enerjisine olan ihtiyacından kaynaklanmadığını biliyoruz. ABD, yeni enerji kaynaklarını ve kıtasında bulunan enerjisini kullanmak istemiyor, bu ayrı bir konu.

ABD, ‘bölgeye egemen olmakla’ başka devletlerin bölge enerjisi sayesinde alternatif güç olmalarının önüne geçmeyi hedefliyor. Bunun için Brzenziski, "ABD, Ortadoğu’yu kendi stratejik çıkarlarına uygun olarak şekillendirmelidir" önerisini kuvvetle destekliyor. Çünkü diyor Brzenziski, "Bu bölgeye egemen olmak ABD’ye başka bir stratejik manivela da sağlamaktadır: Bu, ekonomileri, bölgeden güvenli petrol akışına bağlı olan Avrupa ve Asya ekonomilerini denetim altında tutma gücüdür…" Demek ki ABD sadece petrol ihtiyacını değil, devletlerin denetimini kolaylaştırmak için bölgede bulunuyor.

Bölgeden ayrılmayacak olan ABD, ittifaklar sayesinde başta Rusya ve Türkiye olmak üzere Avrupa devletlerini de denetim altında tutmayı stratejik önem olarak görmektedir. Brzenziski;

"Bu bölge o kadar önemlidir ki, ABD herhangi bir bölgesel gücün beklenti ve önceliklerini buraya dayatmasına izin vermemelidir” diyor.

Amerika bunu nasıl başaracak?

Yeni paktları çizmek istediği yeni haritaya göre belirleyerek.

Her devlet hesabını buna göre yapmalı, Amerika’nın plan ve stratejilerini bilmeli ve buna göre hesabını kitabını yapmalı. Bölge ülkeleri kalıcı, kurumsallaştıracakları yeni ittifaklar kurmalı. İslam Ordusu bu anlamda değerli bir adımdır.

Dünya bunun ne kadar farkında dersiniz?

Rahmetli Cem Karaca’nın;

“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında,

Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında” şarkısını hatırladım.

YOLSUZLUK DOSYASI /// RECEP CANBOLAT : ABD’nin Çilingiri : Reza Zarrab

RECEP CANPOLAT

editor

Her şey, Hürriyet Gazetesi’nin 24 Ocak 2014 tarihinde Fırat Alkaç imzasıyla yayınlanan "Suikastçıya 1,5 milyon dolar" haberiyle başladı.

Haberin detayında "Suudi Arabistan’ın ABD Büyükelçisi Adil el-Cubeyr’i 2011’de Washington’da bir restoranda öldürmeyi planlayan İran asıllı ABD vatandaşı Mansour Arbabsiar’ı araştıran FBI, suikast için gönderilen 1.5 milyon dolarda tutuklu Reza Zarrab’ın izine ulaştı. Parayı gönderen 2 firma Zarrab’ın kullandığı Rococo İş Merkezi’ndeki Azra İthalat İhracat Ltd. ile Hacer Kuyumculuk" deniliyordu.

O dönemde 17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonlarından dolayı cezaevinde bulunan Reza Zarrab, haberin Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmasından tam 35 gün sonra, yani 28 Şubat 2014 tarihinde tahliye edildi.

Reza Zarrab ve avukatları Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan "Suikastçıya 1,5 milyon dolar" başlıklı haberle ilgili Hürriyet Gazetesi aleyhine "Kişilik haklarının zedelendiği" iddiasıyla İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtı.

Dava sürerken, 17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturmalarının siyasi iktidarın sopa olarak kullandığı Sulh Ceza Hakimlikleri kanalıyla kapatılmasıyla birlikte rahatlayan Reza Zarrab, kendini güvende hissettiği dönemde (2015’in son çeyreği) Amerikan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Reza Zarrab ile irtibata geçti. (Burada FBI irtibata geçti dememin sebebi, Reza Zarrab’ın tutuklanmasına neden olan iddianamenin hazırlanıp, New York Başsavcısı Preet Bharara ulaştığı tarih 15 Aralık 2015 / Ayrıca CNN Türk Ekonomi Editörü Emin Pazarcı, twitter hesabından ‘Mart-2016’da FBI, Reza Zarrab ile İstanbul’da görüştü’ iddiasında bulundu)

Biz parçaları birleştirmeye devam edelim.

İran ambargosunun kalkması, ortağı olduğu iddia edilen Babek Zancani’nin İran’da idama mahkum olması ve Suudi Arabistan’ın ABD Büyükelçisi Adil el-Cubeyr’e 2011’de suikast planının, FBI tarafından deşifre edilmesi gibi çoğaltacağımız bir çok başlıktan dolayı Reza Zarrab için tehlike çanları çalmaya başladı.

REZA ZARRAB’A DİRSEK!

Yukarıda ifade ettiğim gerekçelerden dolayı iyiden iyiye köşeye sıkışan Reza Zarrab’ın, FBI ile görüşmeleri hızlandırdığı ortaya çıkıyor. Pekala Zarrab’ın FBI ile görüşme yapması Ankara’nın dikkatini hiç mi çekmiyor?

Ankara’nın, Zarrab-FBI görüşmelerinden haberdar olmasıyla birlikte, Reza Zarrab’a inceden inceye mesajlar gitmeye başlıyor. Hatta "Bedeli Ağır Olur" manasına gelen sert mesajlar ile Zarrab’ın kulağı çekiliyor.

Gelelim Hürriyet Gazetesi’nin manşetine.

Zarrab ile Hürriyet arasındaki İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde devam eden davanın bir önceki duruşmasında Hürriyet Gazetesi avukatları "Suudi Arabistan’ın ABD Büyükelçisi Adil el-Cubeyr’i 2011’de Washington’da bir restoranda öldürmeyi planlayan İran asıllı ABD vatandaşı Mansour Arbabsiar’iye gönderildiği iddia edilen parayla" ilgili Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan bilgi sorulmasını istiyor.

İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi, Hürriyet gazetesi avukatlarının bu isteğini yerinde bularak MİT’e yazı yazılması kararını veriyor.

Gün geliyor ve 16 Mart 2016 tarihinde İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada MİT’in gönderdiği gizli ibareli yazıda "Bahse konu dokümanın müsteşarlığa intikal eden teyide muhtaç istihbarı bir bilginin teyidi / tekzibine yönelik yapılan çalışma sonucunun sıralı amirlere sunulması amacını taşıyan iç yazışma formatında hazırlanmış bir doküman olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan müsteşarlık kayıtlarında, anılan dokümanda yer alan bilgiler dışında, davacının Amerika’da yakalandığı belirtilen suikastçıya para gönderdiğine ilişkin bir bilgiye rastlanılmamıştır" deniliyor. MİT’in mahkemeye gönderdiği yazıyla Hürriyet Gazetesi beraat ediyor. Yani dava düşüyor.

ZARRAB’A YOL GÖRÜNDÜ

Başbakan Ahmet Davutoğlu’na direkt, Cumhurbaşkanı’na ise gönülden bağlı Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Hürriyet-Zarrab davasında RESMİ VE GİZLİ ibareli belgeyi, GÖNÜLDEN BAĞLI olduklarından izinsiz göndermesi mümkün değil.

MİT ve dolaylı yoldan Siyasi İktidar; Reza Zarrab’ı açığa düşüren, hatta uluslararası mahkemelerde yargılanmasına neden olabilecek, "bu konfirmeyi" neden mahkemeye sundu?

MİT ve MİT’in bağlı olduğu isimler, Hürriyet Gazetesi’ni çok sevdiğinden mi bu belgeyi İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderdi? soruları beynimizi kemiriyor.

Milli İstihbarat Teşkilatı, istese "DEVLET SIRRI" başlığıyla bir notu mahkemeye gönderebilir ve bu sureci kapatabilirdi. Bu konuda kimseye de hesap vermediği gibi KANUNLARIN verdiği yetkiyi kullanabilirdi.

Ancak MİT bunu yapmayarak, FBI ile görüşen Reza Zarrab’a ince bir mesaj vererek "AKILLI OL" dediğini yorumlayabiliriz. Reza Zarrab’ın bu karardan sonra, nasıl bir ruh halinde olduğunu, varın siz karar verin. Reza büyük bir ihtimalle "HANÇERLENDİĞİNİ" hissederek, THY bilet satış ofisine koştuğunu düşünebilirsiniz.

REZA BİR BİLİNMEZE UÇTU!

ABD yolarına düşmeden 3 gün önce sonuçlanan dava ile köşeye sıkışan Reza Zarrab, tek kurtuluşunun ABD olduğunu, hatta kendisini ipten alacak kuruluşun FBI ile işbirliği olduğuna karar vererek, TATİL KONSEPTİYLE ailesini yanına alıp Miami Yollarına düştü. SONUÇ: Miami Havalimanı’nda kendisini karşılayan FBI ajanlarına teslim olan Reza Zarrab, bir gün sonra Miami Federal Mahkemesi Yargıcının kararıyla tutuklandı.

ABD VE FBI’IN AMACI NEDİR?

Amerikan Hükümeti ve Federal Soruşturma Bürosu Reza Zarrab’tan ne isteyebilir? Bu soruya cevap vermeden önce 17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturmaları’nda Halkbank’ın konumunu göz önüne getirmemiz gerekir.

Reza Zarrab’ın İran ambargosunu delmesinde kullandığı para akışının büyük çoğunluğu Süleyman Aslan’ın Genel Müdürlüğü’nü yaptığı Halkbank’ta gerçekleştirdiğini hepimiz biliyoruz. Biraz daha hafızamızı deşersek, 2013 yılında ABD Temsilciler Meclisi, İran Ambargosunun delinmesinde Halkbank’ı rolünü ön plana çıkararak, Halkbank’a yaptırım uygulamasını istemişti. Buraya bir nokta koyarak başka bir önceliği, bu konuya bağlamaya çalışacağım.

Bilindiği gibi, bundan 10 gün önde PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantısı PYD öncülüğünde Rojava ve Kuzey Suriye Demokratik Federal Sitemi ilan edildi. PYD’nin kontrolünde olan üç kanton da yeni kurulacak federal sistemin içinde yer alacağı belirtildi.

Yani Kuzey Suriye’de bölücü terör örgütü DEVLET olmaya başladı.

Suriye’nin kuzeyinde kurulacak ve PKK’nın kontrolünde olacak bir devlet yapılanması Türkiye’nin KIRMIZI ÇİZGİSİ (çizgi kaldıysa) olarak ifade edilmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her platformda, ABD Hükümetine "Suriye’de PYD ile ittifak yapmayın, terör örgütüne silah yardımı yapıyorsunuz" uyarılarına rağmen, ABD Sözcülerinin "PYD bizim müttefikimiz" söylemleri ile iki ülke arasında ilişkilerin gerilmesine neden oldu.

ABD Yönetimi, Kuzey Suriye’de kurduracağı bir PYD terör örgütü destekli Kürt Devleti için mevcut Türkiye Yönetiminin büyük bir engel olduğunu biliyor.

İŞTE TAM BURADA Reza Zarrab devreye giriyor. Yukarıda ifade ettiğim; ‘FBI Reza Zarrab’tan ne isteyebilir? Veya ne alabilir?’ sorusuna cevabı, burada yatıyor.

17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturmalarının bir bölümünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a dayandığını ortaya saçılan belge ve tapelerden biliyoruz. ABD Hükümeti, Recep Tayyip Erdoğan’ı dize getirmek amacıyla, Reza Zarrab’ın itiraflarını bir çilingir gibi kullanabilir. Özellikle Halkbank, 4 Bakan ve TÜRGEV’e yapılan bağışlardan dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uluslararası kamuoyunda zor duruma düşürebilir. Hatta Kuzey Suriye’de kurulacak PKK terör örgütünün kontrolündeki bir DEVLET için şantaj yapabilir.

ABD’nin hedefindeki isim, şu anda ülke yönetiminde dominat olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Reza Zarrab’ın tutuklanmasından sonra Türkiye’de popüler olan ABD’nin New York Güney Bölge Başsavcısı Preet Bharara, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Twitter’da takip edip, 10 saat sonra takibi bırakarak "Sinir Savaşı" başlatmasını bir işaret olarak yorumlayabiliriz.

Kısacası DEVLETİN BEKASI konusunda, ZOR bir döneme giriyoruz. Burada kendimize şu iki soruyu sormamız gerekir.

KONU VATANSA GERİSİ TEFERRUAT MI?

Yoksa DEVLET AKLINA ACİL İHTİYACIMIZ VAR MI?

Sevgi ile kalın..

AMERİKA DOSYASI : Küba – ABD İlişkilerinde Yeni Yollar, Eski Sonuçlar

Son dönemin dikkat çekici gelişmelerinden biri ABD’nin aniden Küba ile ilişkilerde normalleşme yönünde adımlar atmaya başlaması oldu. ABD’nin Küba ile normalleşme çabalarını gerçekten normal saymak mümkün mü?

1959 yılında Fidel Castro’nun diktatör Batista’yı devirip Küba’ya sosyalizmi getirmesinin ardından Küba – ABD ilişkileri gergin bir noktaya taşınmış, Füze Krizi, Domuzlar Körfezi Çıkarması gibi olaylar bu iki ülke arasında büyük kırılmalara neden olmuştur. Küba, ABD’nin süper güç olma iddiasına karşılık Sovyet Rusya ile sıkı ilişkiler kurmuş ama Bağlantısızlar Hareketi içinde kalmaya da devam etmiştir.

2000li yıllara gelindiğinde ABD’nin Küba devrimi konusunda beklentileri, oradaki devrimin sürekliliğinin tek adama bağlı olduğu ve Castro’nun ölümü ile son bulacağı şeklinde yorumlanabilir. Aynı süreçte Latin Amerika ülkelerinde Chavez’le birlikte yeni bir sosyalizm akımının güçlü bir şekilde ortaya çıkması ve sol iktidarlara geçen ülkelerin Küba ile birçok işbirliğine gitmeleri, Küba devrimini 2000’li yılların teknolojik ve sosyal medya gelişmelerine karşı ayakta tutan etmenlerden olmuştur. ABD’nin Latin Amerika’daki sol hükümetlerle olan çekişmeleri ve bunlara muhalif adaylara kimi zaman açıktan verilen destek, bölgede Amerikan karşıtlığının daha da yükselmesine neden olmuştur.

2013 yılı ABD’nin Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde yeni bir politika izlemesine olanak verecek bir gelişmeye sahne olmuş ve Latin Amerika’daki genel değişimin mimarı Chavez hayatını kaybetmiştir. Bunun öncesinde, 2011 yılında Küba’da iktidarı Fidel Castro’nun kardeşi Raul Castro devralmıştır. Bu noktada halen ABD’nin muhaliflere desteği bilinmektedir ama ABD aynı zamanda farklı bir strateji izlemeye karar vermiş ve kaleyi içten fethetme olarak tabir edebileceğimiz şekilde 2014 sonu itibariyle Küba ile ilişkileri geliştirme yolunu seçmiştir.

ABD ve Küba iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek adına büyükelçiliklerini tekrar açmışlar[1] ve seksen sekiz yıl sonra ilk kez bir ABD başkanı Küba’yı ziyarete gitmiştir. Obama’nın, her ne kadar liberal partiden seçilmiş olsa da, Latin Amerika konusunda klasik Monroecu görüşten sapmadığı da göz önüne alındığında, başkanlık seçimlerinin yaklaştığı bir dönemde Küba’yı ziyaret etmesi, hem Küba’da hem kendi seçmenlerinde bir algı yaratıp, bundan fayda elde etmek amacında olduğunu göstermektedir. Bir yandan Küba’yı tekrar tanıyoruz mesajı verilerek affedici ağabey pozisyonu alınmaya çalışılmakta, bir yandan ise Küba’ya; halkınızı dünyadan siz dışlıyorsunuz mesajı verilmeye çalışılmaktadır. Ancak görüşmeler analiz edildiğinde Raul Castro’nun ABD’nin girişimleri karşısından devrimin prensiplerinden ödün vermediği görülmektedir. Küba üzerinde yaratılmak istenen algıyı kabul etmeyen Castro, ABD nezdinde Obama’nın Küba’yı eleştirme hakkını da “Yurttaşlarına ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti sunmayan bir ülkenin Küba’ya insan hakları konusunda ders vermeye çalışması anlaşılamaz”[2] diyerek Obama’nın elinden almıştır.

Küba ile ABD arasında ilişkilerin gelişeceğini söylemek mümkün, ancak bu ilişkilerin ABD’nin istediği yönde şekilleneceğini beklemek mümkün görünmüyor, özellikle Domuzlar Körfezi gibi bir olayı unutmayan Küba için, ABD’nin Küba’dan ABD’ye kaçanlar üzerinden oluşturmaya çalışacağı insan haklarına saygı baskısı şimdilik atlatılmış durumda. İlişkilerin normalleşmesini engelleyen diğer konular ise ABD’nin elli dört yıldır süren ambargosu ve özellikle Irak İşgali döneminde dikkat çeken, Guantanamo Körfezi’ndeki Küba tarafından ABD’nin toprak işgali[3] olarak görülen üs mesesi iki ülke arasında hemen çözümlenebilecek konular değiller. Bu süreçte ABD’nin daha ciddi adımlar attığı da gözlemlenmektedir, bunlardan en önemlisi Temmuz 2015’te Küba’nın terörizmi destekleyen ülkeler listesinden çıkarılmasıdır.[4] Bu adımları ise Küba yönetiminin ABD tarafından kabul edilir hale geldiği şeklinde yorumlamak mümkün değildir. Özellikle Fidel Castro ile casuslar savaşı denebilecek bir süreç atlatan ABD için şu an sadece aynı hedefe odaklanmış ama farklı araçlar kullanmaya başlamış denilebilir.

Küreselleşme ile Amerikan kültürünün Küba’ya empoze edilmesi ve Küba’ya Amerikan tarzı demokrasi götürülmesi fikri şuan için ABD’nin yeni stratejisi ancak elli beş yıldır devam eden sosyalist bir rejimin tam aksi bir ideolojiyle yönetilen ABD modeliyle yıkılması çok zor; özellikle Küba’nın sağlık ve eğitim konusunda gelişmiş haklara sahip olması ve Katrina Kasırgası gibi bir örnekte olduğu gibi ABD’nin kendi vatandaşlarının güvenliğini sağlayamaması ve özellikle siyahilerin yaşadığı bölgelerde yüzlerce kişinin bu kasırgada hayatını kaybetmesi; aynı dönemde ise Küba’da gerekli önlemlerin alınarak bir kişinin bile hayatını kaybetmemesi[5] gibi örnekler halen hatırlanıyorken.

Sonuç olarak Küba’da insanlar lüks tüketimi güvenliğe tercih etmediği müddetçe Küba devriminin antiemperyalizme bağlı kalacağı ve bunu devrimin ana dayanaklarından biri olarak kullanmaya devam edeceği açıktır. Tüm bu gelişmeler ışığında ABD’nin ilişkileri normalleştirme görüntüsü altında Küba devrimini esnetme çabaları ancak başarısız bir girişim olarak tarihteki yerini alacaktır.

Canan KIŞLALIOĞLU, Akdeniz Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Öğrencisi.

KARA PARA DOSYASI : Reza tutuklanacağını bile bile neden ABD’ye gitti

KARA PARA DOSYASI : ABD istihbaratına göre, Reza Zarrab kara para transferini ‘Mars’tan yapıyormuş

Zarrab’ın bu şirket aracılığıyla milyarlarca dolarlık işlem yaptığı ortaya çıktı

17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk soruşturmasının kilit isimlerinden Reza Zarrab’ın Miami’de tutuklanmasından önce Royal Denizcilik Şirketi’nin eski genel müdürü Abdurrahman Nenem’in yeğeni Salih Ergün’ün üzerine kurdurduğu Mars Kıymetli Madenler şirketi aracılığıyla milyarlarca dolarlık kara para işlemleri yaptığı iddia edildi. ABD’li savcı Preet Bharara’nın Halkbank üzerinden yapıldığı öne sürülen para transferlerini takibe aldığı kaydedildi.

Cumhuriyet’ten Canan Coşkun’un haberine göre, İran asıllı Reza Zarrab’ın Miami’de 19 Mart’ta tutuklanmasından önce büyük miktarlarda kara para işlemleri yaptığı öne sürüldü. Sarraf’ın 17 Aralık soruşturması kapsamında mahkemenin tüm mal varlıklarına el koyduğu şirketlerden olan Royal Denizcilik şirketinin 17 Aralık öncesi genel müdürü olan Abdurrahman Nenem’in yeğeni olan Salih Ergün adına kayıtlı Mars Kıymetli Madenler ve Gıda Ltd. Şti. adlı bir şirket kurdurduğu iddia edildi. Sarraf’ın bu şirket aracılığıyla milyarlarca dolarlık işlem yaptığı ortaya çıktı.

Kayıt altına alınmış

Para transferlerinin Amerikan istihbarat birimleri tarafından kayıt altına alındığı ve yakından takip edildiği öğrenildi. Zarrab’ın uluslararası para hareketlerini takip eden ABD istihbarat birimlerinin Royal Denizcilik’e ait işlemleri takip ederken MARS Kıymetli Madenler ve Gıda Ltd.Şti’nin izine rastladıkları ve bu firmayı da yakından takibe aldıkları öne sürüldü.

İstanbul Ticaret Odası kayıtlarına göre Fatih’te bulunan ve 250 bin TL’lik sermaye ile kurulanMars Kıymetli Madenler ve Gıda isimli şirkete 2014 ve 2015 yıllarında yurtdışından gelen para transferinin 1.5 milyar dolar civarında olduğu öğrenildi. Söz konusu para transferlerinin ise 17 Aralık soruşturması kapsamında gündemden düşmeyen Halk Bankası aracılığı ile yapıldığı iddia edildi.