AMERİKA DOSYASI : Küba – ABD İlişkilerinde Yeni Yollar, Eski Sonuçlar

Son dönemin dikkat çekici gelişmelerinden biri ABD’nin aniden Küba ile ilişkilerde normalleşme yönünde adımlar atmaya başlaması oldu. ABD’nin Küba ile normalleşme çabalarını gerçekten normal saymak mümkün mü?

1959 yılında Fidel Castro’nun diktatör Batista’yı devirip Küba’ya sosyalizmi getirmesinin ardından Küba – ABD ilişkileri gergin bir noktaya taşınmış, Füze Krizi, Domuzlar Körfezi Çıkarması gibi olaylar bu iki ülke arasında büyük kırılmalara neden olmuştur. Küba, ABD’nin süper güç olma iddiasına karşılık Sovyet Rusya ile sıkı ilişkiler kurmuş ama Bağlantısızlar Hareketi içinde kalmaya da devam etmiştir.

2000li yıllara gelindiğinde ABD’nin Küba devrimi konusunda beklentileri, oradaki devrimin sürekliliğinin tek adama bağlı olduğu ve Castro’nun ölümü ile son bulacağı şeklinde yorumlanabilir. Aynı süreçte Latin Amerika ülkelerinde Chavez’le birlikte yeni bir sosyalizm akımının güçlü bir şekilde ortaya çıkması ve sol iktidarlara geçen ülkelerin Küba ile birçok işbirliğine gitmeleri, Küba devrimini 2000’li yılların teknolojik ve sosyal medya gelişmelerine karşı ayakta tutan etmenlerden olmuştur. ABD’nin Latin Amerika’daki sol hükümetlerle olan çekişmeleri ve bunlara muhalif adaylara kimi zaman açıktan verilen destek, bölgede Amerikan karşıtlığının daha da yükselmesine neden olmuştur.

2013 yılı ABD’nin Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde yeni bir politika izlemesine olanak verecek bir gelişmeye sahne olmuş ve Latin Amerika’daki genel değişimin mimarı Chavez hayatını kaybetmiştir. Bunun öncesinde, 2011 yılında Küba’da iktidarı Fidel Castro’nun kardeşi Raul Castro devralmıştır. Bu noktada halen ABD’nin muhaliflere desteği bilinmektedir ama ABD aynı zamanda farklı bir strateji izlemeye karar vermiş ve kaleyi içten fethetme olarak tabir edebileceğimiz şekilde 2014 sonu itibariyle Küba ile ilişkileri geliştirme yolunu seçmiştir.

ABD ve Küba iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek adına büyükelçiliklerini tekrar açmışlar[1] ve seksen sekiz yıl sonra ilk kez bir ABD başkanı Küba’yı ziyarete gitmiştir. Obama’nın, her ne kadar liberal partiden seçilmiş olsa da, Latin Amerika konusunda klasik Monroecu görüşten sapmadığı da göz önüne alındığında, başkanlık seçimlerinin yaklaştığı bir dönemde Küba’yı ziyaret etmesi, hem Küba’da hem kendi seçmenlerinde bir algı yaratıp, bundan fayda elde etmek amacında olduğunu göstermektedir. Bir yandan Küba’yı tekrar tanıyoruz mesajı verilerek affedici ağabey pozisyonu alınmaya çalışılmakta, bir yandan ise Küba’ya; halkınızı dünyadan siz dışlıyorsunuz mesajı verilmeye çalışılmaktadır. Ancak görüşmeler analiz edildiğinde Raul Castro’nun ABD’nin girişimleri karşısından devrimin prensiplerinden ödün vermediği görülmektedir. Küba üzerinde yaratılmak istenen algıyı kabul etmeyen Castro, ABD nezdinde Obama’nın Küba’yı eleştirme hakkını da “Yurttaşlarına ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti sunmayan bir ülkenin Küba’ya insan hakları konusunda ders vermeye çalışması anlaşılamaz”[2] diyerek Obama’nın elinden almıştır.

Küba ile ABD arasında ilişkilerin gelişeceğini söylemek mümkün, ancak bu ilişkilerin ABD’nin istediği yönde şekilleneceğini beklemek mümkün görünmüyor, özellikle Domuzlar Körfezi gibi bir olayı unutmayan Küba için, ABD’nin Küba’dan ABD’ye kaçanlar üzerinden oluşturmaya çalışacağı insan haklarına saygı baskısı şimdilik atlatılmış durumda. İlişkilerin normalleşmesini engelleyen diğer konular ise ABD’nin elli dört yıldır süren ambargosu ve özellikle Irak İşgali döneminde dikkat çeken, Guantanamo Körfezi’ndeki Küba tarafından ABD’nin toprak işgali[3] olarak görülen üs mesesi iki ülke arasında hemen çözümlenebilecek konular değiller. Bu süreçte ABD’nin daha ciddi adımlar attığı da gözlemlenmektedir, bunlardan en önemlisi Temmuz 2015’te Küba’nın terörizmi destekleyen ülkeler listesinden çıkarılmasıdır.[4] Bu adımları ise Küba yönetiminin ABD tarafından kabul edilir hale geldiği şeklinde yorumlamak mümkün değildir. Özellikle Fidel Castro ile casuslar savaşı denebilecek bir süreç atlatan ABD için şu an sadece aynı hedefe odaklanmış ama farklı araçlar kullanmaya başlamış denilebilir.

Küreselleşme ile Amerikan kültürünün Küba’ya empoze edilmesi ve Küba’ya Amerikan tarzı demokrasi götürülmesi fikri şuan için ABD’nin yeni stratejisi ancak elli beş yıldır devam eden sosyalist bir rejimin tam aksi bir ideolojiyle yönetilen ABD modeliyle yıkılması çok zor; özellikle Küba’nın sağlık ve eğitim konusunda gelişmiş haklara sahip olması ve Katrina Kasırgası gibi bir örnekte olduğu gibi ABD’nin kendi vatandaşlarının güvenliğini sağlayamaması ve özellikle siyahilerin yaşadığı bölgelerde yüzlerce kişinin bu kasırgada hayatını kaybetmesi; aynı dönemde ise Küba’da gerekli önlemlerin alınarak bir kişinin bile hayatını kaybetmemesi[5] gibi örnekler halen hatırlanıyorken.

Sonuç olarak Küba’da insanlar lüks tüketimi güvenliğe tercih etmediği müddetçe Küba devriminin antiemperyalizme bağlı kalacağı ve bunu devrimin ana dayanaklarından biri olarak kullanmaya devam edeceği açıktır. Tüm bu gelişmeler ışığında ABD’nin ilişkileri normalleştirme görüntüsü altında Küba devrimini esnetme çabaları ancak başarısız bir girişim olarak tarihteki yerini alacaktır.

Canan KIŞLALIOĞLU, Akdeniz Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Öğrencisi.

Reklamlar

Etiketlendi:, , , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: