KOMPLO TEORİLERİ : BİRBİRİNDEN İLGİNÇ 11 KOMPLO TEORİSİ

Dünyayı Yöneten On Üç Seçkin Aile’nin Uyuşturucu Baronları

Bonzai,Türkiye’deki ölümlerle ve aklın kaybedilmesiyle gündeme geldiği gibi Dünyayı yöneten On Üç Seçkin Aile ve onların emrinde uyuşturucu baronlarının yeni silahıdır.

Türkiye’de ”Bonzai/Jamaika” olarak bilinen uyuşturucunun da dahil olduğu,herhangi bir ” sentetik kannabinoid” maddesinin yasaklanmasının ardından uyuşturucu organizasyonları yeni formüllerle bu maddeleri üretip uluslararası kontrolü saf dışı bırakmaktadır.

Türkiye’de sıklıkla ”Bonzai/Jamaika”,yurtdışında ise ”K2/Spice” olarak isimlendirilen maddeler,”sentetik kannabinoidler” grubunda yer alıyor,yapısal olarak esrardaki aktif bileşen ”Tetra Hydro Cannabinol”a (THK) benzemektedir.

1960’larda geliştirilen,2000’lerin sonunda karaborsada satışı başlayan uyuşturucuların yüzlerce farklı isim ve lisetesi bulunmaktadır.Stereoid olmayan ağrı kesici ilaç geliştirme amacıyla sentezlenen bu maddelerin söz konusu etkilerinin yanı sıra,hatta daha fazla halüsinasyon etkiye sahip oldukları bilinmektedir.Uyuşturucunun ilk olarak 2008-2009’da Avrupa’da suistimal edilmeye başlandığı tahmin edilmektedir.Sebep Yeni Dünya Düzeni…

Bitkisel uyuşturucular dünyada uzun zamandır kullanılmakla birlikte 2004 sonrasında eklenen ”sentetik kannabinoidler”,etkisini ciddi oranda artırdı ve bu süreç sonrası tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

Uyuşturucu baronları,uyuşturucu organizasyonlarını birçok ülkede yasaklı maddeler listesinde bulunmayan bu maddeler için oluşan pazarı suistimal etmektedir.En yaygın ”sentetik kannabinoidler”den olan JWH-18 maddesi,Türkiye piyasasında ”Bonzai” olarak bilinmektedir.

Herhangi bir ”sentetik kannabinoid” maddesinin Birleşmiş Milletler tarafından yasaklanmasının ardından uyuşturucu baronları yeni formüllerle bu maddeleri üreterek uluslararası kontrolü saf dışı bırakmaktadır.Yasal engellerin aşılabilmesi için sistemde yeterli veri olmaması nedeniyle tespit edilmeleri zor olan bu uyuşturucudan,piyasaya sürekli yeni türevler sunulmaktadır.Bu nedenle adli laboratuvarlar hem kayıt altına alınmış hem de henüz tanımlanmamış ”sentetik kannabinoidler” içeren çok sayıdaki numunenin analiziyle uğraşmaktadır.

Avrupa Uyuşturucu Ve Uyuşturucu Bağımlılığı Merkezi(The European Monitoring Centre for Drugsand Drug Addiction)(EMCDDA)’nin 2011 yılının Temmuz ayında gerçekleştirdiği,söz konusu maddelerin internet üzerinden satışını yapan sitelerin izlendiği çalışmada ”sentetik kannabinoidler”in 22 siteden satışının yapıldığı tespit edilmiştir.

Bu maddenin piyasaya arz süreci kimyasal maddenin temini,imalat,paket temini ve paketlemenin yapılması,sokak satıcılarına satış,sokak satıcılarının bağımlıya ulaştırması ve kullanım olmak üzere birden fazla aşamadan geçmektedir.

Bonzai Türkiye’de ise 2010’da görülmeye başlandı.Bu tarihten sonra maddenin kullanım ve bulunabilirlik oranında ciddi artış oldu.Türkiye’de bonzai üretimi tespit edilmedi,ülkeye bu uyuşturucu yurt dışından getirilmektedir.

Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi(KOM)’nin 2012 raporuna göre Türkiye’de bonzai maddesi Çin,ABD,KKTC,Almanya,İspanya,Hollanda,Portekiz,İngiltere ve Macaristan gibi ülkelerden yasa dışı yollarla ithal edilmektedir.

Ülkede faaliyet gösteren uyuşturucu baronları ve yatırımcıları, genellikle bonzai maddesini esrar,ecstasy ve captagon maddeleriyle piyasaya sürmektedir.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Dünyayı Yöneten Ailelerin Piramidin En Tepedeki Ailesi : Rothschil

Rothschild Ailesi,Lucifer(İblis) emrinde,illuminatik piramidin en tepesindeki aile,dünyayı yöneyen tehlikeli gizli örgüt ve tarikatların bağlı olduğu,dünyayı yöneten en etkin ailelerdendir.

Rothschild Ailesi’nin adı ne Forbes dergisinin düzenlediği ”Yılın Zenginleri” bölümünde yer alır ne de dünya jet-sosyetesinin partilerinde geçer.(ki onlar da bu düzenin piyonlarıdır.)Ancak birçok ülkenin diplomatları Rothschild Ailesi’nin adını duydukları zaman paniğe kapılırlar.Çünkü Rothschild Ailesi dünya tarihi sahnesinde 1590 yılından beri vardır.Dünya bu Yahudi ailenin çok gizli faaliyetleri sonucunda bugünkü şeklini almıştır.

Çoğu kişi bu ailenin elinde tuttuğu siyasi ve ekonomik gücü bilmiyordur çünkü bu gücü nasıl elde ettiklerini bilmiyorlar.Şu da belirtilmelidir ki Rothschild Ailesi üç-beş kişilik basit çekirdek aile değildir.Rothschild Ailesi’nin bugün bin-bin beş yüz ferdi vardır.Bu aile fertlerinin her biri dünyanın gelişmiş,gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerine çok derin faaliyetler sürdürmek üzere dağılmışlardır.En kutsal görevleri,dünyadaki her siyasi ve ekonomik gelişmeyi,İsrail devletinin çıkarlarına uygun olacak şekilde yapmaktır.

Rothschild Ailesi’nin faaliyetlerine 16. yy. bakmak gerekmektedir.Aile,İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın yaverliğini yapan aile olarak ortaya çıkıyor.Kralın izlediği siyaseti ve dış politika stratejilerini bu aile belirliyor.Bununla da kalmayıp kraliyet saraylarındaki tüm ihaleleri kazanarak bu ihaleleri başarıyla sonuçlandırıp,büyük bir servetin sahibi oluyorlar.İngiliz saraylarından aldıkları astronomik paralarla tarihin ilk bankacılık faaliyetini gerçekleştirip,İngiliz çiftçilerine de astronomik faizlerle tarım kredisi vermeye başlıyorlar.Elli sene geçmeden neredeyse İngiltere devletinden zengin bir hale geliyorlar.

Rothschild Ailesi,Avrupa’daki tüm imparatorlukların saraylarında söz sahibi oldu.İngiltere’de yaptıklarını Avrupa’nın dört bir tarafında yapıyorlar.Avrupa’da tarımla uğraşan insanlara yüksek faizle kredi vererek,altın ve gümüş komisyonculuğu yaparak servetlerini iyice büyütüyorlar.

Rothschild Ailesi,ekonomik gücün,aklın ve mantığın sınırlarını aşan daha karanlık ve karlı bir işe girişiyor:”Devletleri savaşa sokmak ve savaşa giren devletlere faizle borç vermek.”

Bunu ilk olarak İngiltere-Fransa savaşında gerçekleştiriyorlar.İngiltere’ye savaşa girmesi için faizli borç olarak 38 ton altın veriyorlar.İngiltere,Fransa karşısında yeniliyor ve Rothschild Ailesi’ne olan borcunu ödeyemiyor.Borcun oluşturduğı mükellefiyetten doalyı,İngiliz Merkez Bankası yani Bank of England Rothschild Ailesi’ne devrediliyor.Rothschild Ailesi bu devretme işlemini bir şartla kabul ediyor.İngiliz sterlinini kendilerinin basması şartıyla.

İngiltere bu şartı kabul etmek zorunda kalıyor ve İngiliz sterlinini basma yetkisi Rothschild Ailesi’ne veriliyor.Ve böylece ülkenin bağımsızlığı satılıyor.

Rothschild Ailesi’nin en büyük girişimi ise İngiltere ile Amerika’daki kolonilerin savaşı olmuştur.Savaş sırasında Rothschild Ailesi çok gizli bir biçimde Amerikan kolonilerini desteklemiştir.Amerika’nın İngiltere’ye karşı direnişini yöneten kişilere yüklü miktarda silah yardımı yapmış,İngiltere’nin bu savaşta yenilmesinin sağlanacağı garanti edilmiş ve karşılığında kurulacak olan Amerika devletinin resmi para birimini basma yetkisini istemiştir.İngiltere ile savaş konusunda çok umutsuz olan başkan Washington ve ekibi bu teklifi hiç düşünmeden kabul etmiştir.Rothschild Ailesi böylece günümüzde tüm dünyada çok popüler olan Amerikan dolarını basma yetkisini elde etmiştir.

Savaşı Amerikan kolonileri kazanmış ve İngiltere Amerika’dan elini ayağını çekmek zorunda kalmıştır.İngiltere bu sefer Amerika’ya yardım ettiği için Fransa’ya saldırmıştır.Rothschild Ailesi’nin destekleyeceğine güvenerek bu savaşa girdiyse de Rothschild Ailesi’nden desteği bulamamıştır.Rothschild Ailesi,çok gizli bir şekilde Fransa’yı destekleyerek Amerikan kolonilerinin bağımsızlığını garantilemek istemiştir.Ve bir taraftan da İngiliz borsası üzerinde spekülasyona girişmiştir.İngiltere-Fransa savaşı sırasında borsada müthiş bir hareketlenme olmuş ve borsada oyanayan halk,savaşı kazanacaklarını düşünerek girişimlerini artırmışlardır.Bunu fırsat bilen Rothschild Ailesi ”İngilizler savaşı kazandı!” iddiasını ortaya atarak İngiliz halkının herşeyini borsaya koymasını sağlamıştır.Bir süre sonra İngilizlerin savaşı kaybettiği ortaya çıktı ve Rothschild Ailesi ticaretten en karlı çıkan isim olmuştur.”Kara Eylül” diye nitelendirilen olay budur.Rothschild Ailesi adeta İngiltere devletinin mülkiyetini ele geçirmiştir.

Rothschild Ailesi’nin tek bir hedefi kalmıştı.O da İsrail devletinin kurulmasıydı.Ama buna engel teşkil eden bir Osmanlı imparatorluğu vardı.Hemen harekete geçerek Osmanlı devletine komşu devletleri finanse ederek Osmanlı’ya karşı kışkırttı.Böylece yalanlarla,entrikalarla komşu devletler Osmanlı’yı askeri ve ekonomik güç olarak iyice yıprattılar.Osmanlı Devleti ne yapacağını bilememiş ve de devlet içindeki azınlıklar isyan ederek ayrı devletler kurma çabasına girişmiştir.Osmanlı Devleti,Rothschild Ailesi’nin sahibi olduğu Bank of England bankasına borçlandı. Rothschild Ailesi bunu fırsat bilerek Osmanlı Devleti’ne II.Abdülhamit zamanında bir teklifte bulunmuştur.II. Abdülhamit ile görüşen Lord Baron Rothschild ”Kudüs şehrinin,Filistin’in,Suriye’nin ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin,yeni kurulacak olan Yahudi devletine verilmesi karşılığında,Osmanlı Devleti’nin tüm dış borcunu silme ve Balkanlar’da,Afrika’da kaybettikleri toprakları geri verme” teklifinde bulunmuş ancak II. Abdülhamit şiddetle reddetmiştir.Bunun üzerine I. Dünya Savaşı tezgahlanarak ve Arabistanlı Lawrence’nin faaliyetleri ile Arapların birçok parçaya bölünmesi planlandı.Fakat planlarının biri oldu biri olmadı.Mustafa Kemal Atatürk engeliyle Osmanlı İmparatorluğu devam edip Türkiye kuruldu fakat İsrail devletinin kurulması gerçekleşti.Fakat bir sorun vardı.Kuruldu ama dağ ve ovalardan ibaret olan İsrail topraklarında kim yaşayacaktı?Hemen Hitler’in Nazi Almanya’sı ve II. Dünya Savaşı tezgahlandı.Yahudi soykırımı ile Yahudiler Filistin’e sürgün edilerek İsrail Devleti kuruldu.

Ve Rothschild Ailesi,dünya tarihinin akışını,idealleri uğruna böyle şekillendirmiş ve ”Tek Dünya Devleti”ne giden yolda çalışmalarına devam etmektedir.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

HAMAS-MOSSAD İlişkisi ! HAMAS’I MOSSAD Kurdu !

El Fetih,1958 yılında Arafat’ın öncülüğünde kurulmuştu.Laik ve Sosyalizmden etkilenen bir ideolojik çizgisi vardı.Altı yıl sonra da Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın ve çeşitli Arap ülkelerinin destekleri ile de daha da genişleyerek Filistin’de kurulmuş tüm örgütlein çatısı altında toplandığı ”Filistin Kurtuluş Örgütü”(FKÖ)ne dönüştü.

Filistin Kurtuluş Örgütü(FKÖ),yıllarca Filistin’in özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine öncülük etti.Bu mücadelesi boyunca Arap ve Körfez ülkelerinin desteğini aldı.Hatta ”Dünya Sosyalist Hareketi”nin de.1991 yılı Körfez Savaşı’nda Arafat liderliğinde Irak’ı destekledi.İşte o zaman Arafat ve örgütü El-Fetih başta ABD ve AB olmak üzere birçok körfez ülkesinin tepkisini çekti.Arafat yönetimindeki Filistin topraklarında maddi ve manevi tüm destekler çekildi,yoksulluk arttıkça arttı.FKÖ yetkilileri mücadele zayıflayınca İsrail yetkilileriyle 1993 yılında Camp David ve Oslo’da masaya oturmak zorunda kaldı.Oslo görüşmelerinde alınan kararla İsrail,Filistin Özerk Yönetimi’ni ve Filistin’de İsrail’i tanıdı.İsrail yönetimi 1967 işgali öncesindeki sınırlara çekilmeyi,Batı Şeria bölgesinin bazı bölümlerini ve Gazze Şeridi’nin tamamını Filistin otoritesine bırakmayı kabul etti.

Bu anlaşmalardan dolayı o yıllarda savaş tamtamları yoktu.Ancak bu olanlara rağmen Filistin’in içindeki bir direniş örgütü durmadı,harekete geçti.Bu direniş örgütü HAMAS’tı.

Kurucusu Şeyh Ahmet Yasin 1936 yılında Suriye’nin El Çura bölgesinde doğmuş,1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla mülteci durumuna düşmüştü.Sonra Gazze’ye göç etti,orada öğretmenlik yaptı.Ayrıca Mısır’daki ”Müslüman Kardeşler Örgütü”nün bir üyesiydi.1966’da Mısır’da örgüt üyeliğinden tutuklandı ve bir yıl hapis yattı.Sonra Gazze’ye dönüp çeşitli camilerde vaazlar verdi,cami çıkışlarında yardım topladı.Sevilen ve zevkle dinlenilen bir vaiz olarak o konuşunca camiler dolup taşıyor,özel toplantılarına katılmak için herkes sıraya giriyordu.İslamcıydı ve şeriat hükümlerinin uygulanacağı bir ”İslam Devleti” istiyordu.Halkı etkiledikçe para gücü de arttı,bu parayla sosyal ve dini faaliyetlerini de arttırdı.Bu arada FKÖ ve Arafat karşıtıydı.

Gün geldi,ay geldi,yıl geldi 1973 yılında İsrail hükümetinden MOSSAD’ın da desteğiyle Gazze’de ”İslami Merkez” adı altında bir merkez açma iznini aldı.İsrail,Şey Yasin’e bu merkez için para toplama,okul,cami,hastane gibi dini ve sosyal kurumlar açma yetkisini verdi.İsrail ve onun istihbarat örgütü MOSSAD’in Şeyh Yasin’e yakınlaşmasının amacı,Laik ve Sosyalist çizgideki El Fetih ve FKÖ’nün Filistinliler üzerindeki etkisini kırmak ve Filistinlilerin daha fazla İslamlaşmasını sağlamaktı.Çünkü halk İslamlaştıkça İsrail,ABD’nin dostu Arap ülkeleri vasıtasıyla onları daha kolay kontrol edebilecekti.Ancak plan işe yaramıyor,islami Merkez ve Şeyh Yasin verilenlerle yetinmiyor,güçlendikçe huysuzlaşıyorlardı.Bu sonuçlardan dolayı İsrail,1984’te Ahmet Yasin’i ateşli silahlar bulundurmak ve İsrail Devleti’ni yıkıp yerine İslami bir devlet kurmak gerekçesiyle tutuklattı ve 13 yıl hapse mahkum etti.Bir yıl sonra Ahmet Yasin tutuklu takası sonucu serbest bırakıldı.Serbest kalan Ahmet Yasin radikal kesimlerin merkezin dini faaliyetten vazgeçip silahlı mücadeleye başlaması baskılarıyla karşı karşıya kaldı.Bundan dolayı Ahmet Yasin,1987 yılında Abdülaziz El Rantıni ve Muhammed Taha isimli arkadaşlarıyla bir araya gelerek işte bugünkü ”İslami Direniş Hareketi” adlı HAMAS’ı kurdu.

HAMAS,Müslüman Kardeşler Örgüü’nün Filistin Kolu ve FKÖ çizgisini beğenmeyen radikal unsurlar tarafından kurulmuştur.Kurucu yönetimin üyeleri çoğunlukla öğretmen,doktor ve mühendislerden oluşuyordu.Ve çoğu ABD’de yükseköğrenim görmüş,işbirlikliğe soyunmuşlardı.

HAMAS hem FKÖ’ye karşı hem de İsrail’e karşı mücadele edeceğini kuruluşundan itibaren açıkladı.HAMAS’a göre Filistin’in özgürleşmesinin sağlanması için gerçek İslam’a dönülüp Filistin toplumunun yeniden İslamlaştırılması ve soruna İslami düşünceden yola çıkılarak çözüm aranmalıdır.Bu yüzden Filistin’deki savaşı İsrail ve Filistin arasında değil,Müslümanlar ile Yahudiler arasında cereyan eden bir savaş olarak görmektedirler.Hatta daha da ileri giderek bu mücadelenin İslam ve Batı uygarlıkları arasında cereyan eden bir savaş olarak görmektedirler.

İsrail’i tanımayı reddetmektedirler ve İsrail’i tanımayı İslam dünyasını parçalamak olarak değerlendirmektedirler.18 Mayıs 1989’da Ahmet Yasin ve iki yüz elli HAMAS üyesi İsrail tarafından tekrar tutuklanıp,on beşer yıl ceza verilip 1997’de yine takasla serbest bıraktılar.

Şimdi bir de HAMAS’ın 1991 Körfez Savaşı’ndan sonraki durumuna bakalım.

FKÖ ve Arafat Irak’ı destekleyince ABD,AB ve Irak düşmanı Körfez ülkelerinden tepki alırken Irak ve Saddam’ı desteklemeyen HAMAS onlardan övgü ve destek aldı.HAMAS,Oslo anlaşmasına karşı çıktı ve anlaşmayı tanımadı.İsrail’in başşercisi Benjamin Netanyahu’da karşı çıkmıştır.Filistin iyice İslamlaştırılınca HAMAS,bu süreçte iyice ilerledi,tüm yoksulların desteğini aldı,FKÖ ile ortak hareket etti.Ahmet Yasin hapisten çıktı.25 Ocak 2006’da yapılan seçimlerde 132 sandalyeden 76’sını HAMAS,43’ünü El Fetih kazandı.ABD,AB ve İsrail çıldırdı.Ambargo faaliyetlerine başladı.Türk hükümeti sevindi.HAMAS FKÖ karşısında Gazze’ye iyice hakim oldu.Filistin Gazze Şeridi ve Batı Şeria diye ikiye bölündü.İsrail’le sıkı çatışmalara girildi.Ölümler tavan yaptı.İsrail katliamlarına devam etti.ABD,AB ve Arap-Körfez ülkeleri bu ölümlere karşı suskun kaldı,gizli ve açık İsrail’i destekledi.HAMAS’ın askeri kolu İzzeddin El Kassam Tugayları 1993’ten itibaren beş yüz üzerindeki İsrail vatandaşını katledip özgür ve İslam Devleti bir Filistin’i kuracağını yaydı.HAMAS,Gizli Dünya İmparatorluğu’nun ”Büyük Ortadoğu Projesi”(BOP)ne giden yolda Büyük İsrail İmparatorluğu’nu kurmak için yine onların kurduğu küçük İsrail’in üzerine kışkırtılan ve olay yaratmaya uygun işbirlikçi örgüttür.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Küresel Hegemonya’nın Merkezi Amerika’nın ”Hilafet Projesi”

Konuya girmeden önce belirtmek gerekir ki,Amerika’nın güttüğü hilafet projesiyle Mustafa Kemal Atatürk’ün güttüğü hilafet projesi farklıdır,karıştırılmamalıdır.Küresel Hegemonya’nın merkezi Amerika’nın güttüğü hilafet projesi;”Büyük Ortadoğu Projesi”(BOP)nin kolay oluşturulabilmesi,bunun için daha az çabanın harcanması(savaşlar,çatışmalar yerine),bölünen müslümanların istenilen ”Ilımlı İslam Düşüncesi” kavramlarıyla programlanması ve bunun oluşmasıyla müslümanların tek bir otoriteye(işbirlikçi bir otorite) bağlanıp yönetilmesini güden projedir.Mustafa Kemal Atatürk’ün ve başkanı olduğu Börü Budun Teşkilatı’nın güttüğü hilafet projesi;Emperyal oligark,aristokrat,teokrat,monarkların güttüğü ”Tek Dünya Devleti” projesine giden yolda,onların tehdit olarak gördüğü İslam’ın ve onun mensubu olduğu Ortadoğu coğrafyasını onların tehlikelerine karşı korumak ve Türkleri yönetici sınıf yapmayı amaçlayan ve bu tehditlere karşı müslümanları tek çatı altında birleştirmeyi hedefleyen projedir.Küresel Hegemonya’nın merkezi Amerika’nın hedeflediği ”Hilafet Projesi”nin olması için Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanı olduğu ”Börü Budun Teşkilatı”nın hedeflediği ”Hilafet Projesi”nin engellenmesi gerekir.Ve engellenmektedir de.Mustafa Kemal Atatürk’ün ”Hilafet Projesi”,onun ölümünden önce bıraktığı vasiyetinde geçmektedir.Ve Küresel Hegemonya’nın Türkiye kolu olan Türkiye’deki Yahudi Aileler,Masonlar ve Gladio yapılanması tarafından Genelkurmay Başkanlığı’nın gizli kozmik odalarında saklanmaktadır.CIA,MOSSAD,MI5,MI6’nın etkinlikleriyle.Börü Budun Teşkilatı kendi ülkesinde daha hakimiyet kuramadığı için Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetini deşifre edemeyip,Amerika’nın ”Hilafet Projesi” ile savaş vermektedir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kendinden sonraki geleceğe dönük güzel bir sözü vardır:”Benden sonra Halifelik 30 sene sürecektir.” diye.Peygamberimizin bu sözünün mucizesi gerçekleşmiş ve dört halife toplam otuz sene halifelik yapmıştır.Ve peygamberimiz ”Otuz seneden sonra meliklik devri gelecektir.” demiştir.Dört halifeden sonra her gelenin ”ben melikim” demesi,peygamberimizin sözünün gerçekleştiğinin delilidir.

(Şunu da belirtmek gerekir ki bu hadisler,evliyaların,din büyüklerinin eserlerinin ”kıyamet alametleri” bölümünde ele alınıp işlenmiştir.)

Meliklik devri ile halifelik,hanedanlığa,babadan oğula geçen siyasi bir makama dönüşmüştür.İslam ümmetleri Emeviler,Abbasiler ve Osmanlı bu siyasi halifeliğin gücünü kullanmışlardır.Peygamberimizin sözünde belirttiği otuz seneden sonraki halifelik,İslam’ın özündeki Kamil Halifelik değil,siyasi bir halifeliktir.Ve belirtildiği gibi siyasi halifeliğin gücünü,tarihte birçok İslam Devleti kullandığı gibi Osmanlı da kullanmıştır.

Osmanlı coğrafyası içinde ve dışında sevilen bir padişah olan II.Abdülhamid Han,halife unvanı ile Sancak-ı Şerif-i çıkarmış ama ne yazık ki hiçbir İslam ülkesi bu çağrıya biat etmemiştir.Sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri değil,Yavuz Sultan Selim’e kadar durum böyledir.

Bilindiği gibi Şerif Hüseyin İngilizlerin dolduruluşu ile kendini halife ilan etmiştir.Ancak birçok ülkede de halifeliğini ilan edenler olmuştur.Aynı anda birçok halife olmuş ve Küresel Emperyal Odaklar’ın istediği gibi İslam ümmeti oyalanmıştır.

Çanakkale Savaşı’na bakacak olursak;sancak çıktığında bu çağrıya biat edenler Anadolu coğrafyası ve Osmanlı’ya gönülden bağlı olanlardır.Devlet bazında ise Halife’nin çağrısına kimse kulak asmamıştır.Hatta propaganda da bulunan devletler bile olmuştur.Osmanlı’ya gönülden bağlı olan Avustralya’dan Molla Abdullah ve Gül Muhammed ”Halife sancak çıkarmış,biat edelim.” diye bağlılıklarını bildirmişlerdir.

Halifelik makamı,güçlü bir devletin elinde,güçlü siyasi bir makam olur.Osmanlı Devleti zayıflayınca,halifeliğin etki gücü de azalmıştır.Mustafa Kemal Atatürk bunu bildiği için bu müessesenin güçlü devlet elinde,güç kazanacağını bildiği için zaten fiilen yaptırım gücü olmayan bu müesseseyi devam ettirmemiştir.İleri ki zamanlara projesini bırakmıştır.Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti ki içinde hliafet projesi vardır,Küresel Hegemonya tarafından engellenmektedir.O günden bugüne hilafet ortadan kaldırılmıştır fakat Küresel Hegemonya’nın stratejisi farklıydı.İlk önce ”Büyük Ortadoğu Projesi”(BOP) için ”karıştır-çatıştır-savaştır” hegelciliği uygulanacaktı.Bu hegelcilikten çıkan sentezle istediği hilafet projesini uygulayabilirdi.

Küresel Hegemonya’nın merkezi ABD’nin ”Hliafet Projesi”,yarattıkları uygun ortamla kurulmaya başlanmıştır.Bu projenin sorumluları da ABD-NATO Birliği’dir.El Kaide ve ona bağlı örgütleri ABD-NATO Birliği,Sovyet-Afgan savaşından bu yana sayısız çatışmada ”istihbarat birimleri” olarak kullanmışlardır.Suriye’deki El Nusra ve IŞİD isyancıları,paramiliter güçlerin asker toplama ve eğitimini bizzat gözetim ve kontrolü altında tutan Batı askeri ittifakının ve ABD-NATO Birliği’nin piyonlarıdır.

Amerika Birleşik Devletleri,Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla bazı ülkeleri ”terörrüstlere yataklık etmekle” suçlarken,bir yandan da terörizmi finanse eden devlettir.ABD ile Türkiye,Suudi Arabistan ve Katar’ın da aralarında olduğu bazı müttefikleriyle hem Suriye’de hem de Irak’ta faaliyet gösteren Irak Şam İslam Devleti’ni(IŞİD) el altından destekleyip finanse etmektedir.Küresel Hegemonya’nın merkezi Amerika’nın NATO ile olan işbirliğiyle yürüttüğü ”Sünni Hilafet Projesi”,hem Irak’ı hem de Suriye’yi bölme stratejisiyle örtüşmektedir.”Sünni İslamcı Hilafet,Arap Şii Cumhuriyeti,Kürdistan Cumhuriyeti…”

Yani ABD-NATO Birliği,”Büyük Ortadoğu Projesi”(BOP)nin istenilen düzeye gelmesinde büyük bir nüfuz sahibidirler ve ”karıştır-çatıştır-savaştır” sentezinin uygulanmasından sonraki tek amacı;tek ve etkili örgüt kurarak,onu çok sahiplenerek,daha önce çıkardığı terör örgütlerini pasifize ederek,insanlara zorla istenilen ”Ilmlı İslam Düşüncesi”ni dayatarak ve zorla (tek yönetim biçimini) ”Hilafet”i dayatarak bir işbirlikçi İslam Merkezi oluşturmaktır ve bunu oluşturmak isteyen maşa örgütün adı da ”Irak Şam İslam Devleti(IŞİD)’tir.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Danıştay Saldırısı Arkasındaki Gerçek?

Dünyada bir olay oluyorsa tesadüfen değil,oluşturulduğu için vardır.Yüce Yaradan evreni bir sistem içinde sistemsel bir şekilde yaratmıştır.Olan her olay,neden-sonuç ilişkisindedir.Dünyada evren içinde olduğuna göre dünyada bundan nasibini almaktadır.

Dünya denilen imtihan yerinde bir şeytani taraf var bir de rahmani taraf.Bunların savaşları da ”neden-sonuç” ilişkisinde olmaktadır.Danıştay saldırısıda bu savaşın sonucudur.Ve bir nedeni var.Nedeni bellidir.Neden;Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk sisteminin,adaletin,siyasetin kısacası sistemin dünyayı yönetenleri rahatsız etmesi ve bu yüzden sürekli baltalanmasıdır.Peki bu olayda rol oynayanlar kimler?İstanbul sermayesi(Siyonist Yahudi Aileler),Gladio yapılanması,dandik iktidar-muhalefey denen sabetaycılar…

Konunun anlaşılması için konuyu biraz geriye almakta fayda vardır.Alparslan Arslan’ın Danıştay saldırısından başlamaktadır bu olay.Bu olayda ”BİRİLERİ” mesaj veriyordu.Bu olayda hayatını kaybeden Mustafa Yücel özbilgin’in cenazesinde provakasyona kimler karışmıştı?

Cenazeden önce Anayasa Mahkemesi üyeleri,Danıştay,Sayıştay,Askeri Yargıtay,Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri ve Barolar Birliği temsilcilerinin kısacası mason takımının Anıtkabir’e gidişi…

Daha sonra hepsinin cenazenin kalkacağı camiye gelip hep bir ağızdan ”Katiller dışarı!”,”Mollalar İran’a!” sloganları ne gibi alametlere işaretti!

Öğrenmek için olaya devam edelim.

Olayda görevi başında şehit edilen bir hakim vardı.Olaydan sonra ne oldu?Yargı temsilcileri suçluyu bulmuş ve hükümete yüklenmeye başlamıştı.Hükümete yüklenmek için bahaneler arıyorlardı.Ve nasıl mesaj veriyorlardı cami avlusunda?”İran’a gidin!”

O gün o olaylar olurken,İran’ın da başı Aydın suikastları ile beladaydı.Türkiye’deki olaylar ile İran’daki olaylarda paralellik vardı.Peki Türkiye’deki olan bu olayda sadece bu kişiler mi rol alıyordu?Bu komitenin içinde hakimler,savcılar,rektörler ve öğretim üyeleri vardı.Tek bir amaçları vardı.Hükümete darbe!

Bunun için ellerinden geleni yaptılar,olmadı.Laiklik silahı kullanılamadı.Toparlayacak olursak;

Dünyayı yöneten on üç seçkin aile ve ona bağlı olan gizli örgüt ve tarikatlardan olan Türk dandik Hür Masonluğu’nun ve onun emrindeki cemaat yapılanmasının,İstanbul sermayesini ellerinde tutan Siyonist Yahudi Aileler ile dandik iktidarı etkisizleştirme operasyonudur.

Peki burada dandik iktidar çok millici,düzgün çalışan vatan kahramanı mıdır?Tabiki de hayır.Onlar efendilerini çok iyi biliyor,onlara çalışıyorlar fakat bazen çocuk gibi kraldan çok kralcı kesildiklerinde darbeyi yiyorlar.Birşey beklenemezdi onlardan zaten.Devletin etkisi yüzme yirmi iki,İstanbul sermayesi yüzde yetmiş sekiz…

Şimdiki olaya gelirsek;1982 darbesi ile tabana yerleştirilen yeni mekanizmalarla İdari Yargı Sistemi tamamlanmıştı.Olan bu olayların kökeni buradan da kaynaklanmaktadır.

Danıştay,bugün Türkiye’nin altı yüksek yargı oranından birisidir.On dördü dava biri idari olmak üzere toplam on beş daireden oluşur.Danıştay,hükümetleri yargı yoluyla denetlemektedir.

Başkan,Başsavcı,Başkanvekilleri,Daire Başkanları ve üyeler olarak,yüz altmış sekiz yüksek mahkeme hakimi görev yapar.

Gelelim Danıştay olayına…

Yüz altmış sekiz hakim varken Metin Feyzioğlu neden bir saat üstüne vazife olmayan konuları konuştu?Hedef kim?Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’si…

Neden neydi?2006’daki Özbilgin suikasti idi.Recep Tayyip Erdoğan’ın üstüne bu olayı atıp Danıştay üzerinden darbe yapacaklardı.Laiklik silahını gene kullanıyorlardı.Dünyayı yöneten seçkin ailelerin Avrupa medyası,Türkiye’de diktatör algısı oluşturdu.metin Feyzioğlu’da yapılması istenen operasyon için elinden geleni yaptı.Bu olayı Köşk’e taşımak gayretindedirler.Çankaya’ya bu iş gelirse gerisini halletmeyi düşünmektedirler.

Anlaşılacağı gibi siyaseti etkisizleştirilmiş Türkyie Cumhuriyeti dandik hükümeti aynı Dünyayı yöneten seçkinlerin desteklediği Hitler ve komitesi gibi hareket etmekte,destek verildikçe azmakta ve rayından çıkmaktadır.Dandik iktidar Türkiye Cumhuriyeti’ne ve milletine iyilik getirmemektedir.Çünkü basın önüne çıkıp ”Beni dünyayı yönetenler çalıştırmıyor.Devleti etkisizleştiriyorlar.Ülkemiz ve dünya tehlike altında!Ben kendimi ve komitemi tasfiye ediyorum.” yerine ”Ülkemiz iyi.Çok iyi durumlar çerçevesinde kalkınıyoruz.” diyerek Türk milletini kandırıyorlar ve dünyayı yönetenler ile ve onların Türkiye kolları ile kol kola gezmektedirler.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Fransa Charlie Hebdo-Kouachi Kardeşler Terör Saldırısı!Siyonistl

Fransa’da meydana gelen korkunç,vahşice,barbarca ve tahrikleyici terör saldırısı,bu olayı yapanlar tarafından çok amaçlı bir şekilde gerçekleştirilmiştir.Çünkü dünya döngüsel olarak imtihanı gerçekleştirebilecek bir yerdir ve gerçekleştirenler tarafından döngüselleştirilmekle bilrikte,20. yy. ve 21. yy.’da hakim olan güç,iyi güçlerin karşısında imtihanı geliştiren kötü güçlerdir.

Fransa’daki terör saldırsının üç nedeni vardır.Bunlar ;

1.Dünyayı yöneten Siyonist Yahudi on üç seçkin aileden olan Rockefeller ve Rothschild kardeşlerin arasındaki hakimiyet savaşı,

2.Dünyayı yöneten Siyonist Yahudi on üç seçkin aile ve onlara bağlı aileler,tehlikeli gizli örgüt ve tarikatların Luciferian(iblis) kaynaklı,Siyonizm planlı,Evanjelizm-Vatikan maskeli 21. yy. Haçlı Seferi’ni Ortadoğu’ya karşı başarılı bir şekilde gerçekleştirme ve bu yüzden İslam’ın güzelliğini,Batı topraklarında çirkin göstererek İslamofobi’yi hortlatmak,

3.Gazze’de tıkanmış,ileryememiş,yıllarca HAMAS’ın ordusu EL KASSAM Tugayları’na ve Ortadoğu ülkeleri ile savaşında çok zayiat vermiş olan ve ileri savaş teknolojisi olduğu halde yeterli elemanı kalmamış olan İsrail’in,kandaşları Batı Yahudi vatandaşlarına ihtiyacının olmasıdır ki bu maddenin geçerliliği Yahudi marketine olan saldırı ile kanıtlanmıştır.

Çünkü İsrail,”Tek Dünya Hakimiyeti”ni gerçekleştirmek için,”Büyük İsrail İmparatorluğu”nu kurmak uğruna 1948 yılındaki kuruluşundan beri Ortadoğu’daki faaliyetleriyle kendi kuyusunu kazmıştır ve bütün dünyanın nefretini kendisine çekmiştir.

Bu üç faktörden dolayı Fransa’daki terör saldırısı hazırlanmıştır.Fransa’daki terör saldırısının perde arkasına gelirsek;

1.Tarihteki Haçlı Seferleri’nin öncüsü olmuş Fransa’nın tekrar öncülüğünü hazırlayarak Ortadoğu’yu,Hazar coğrafyasına kadar olan bölgeyi dinsel,kültürel,yeraltı,yerüstü,ekonomik,politik ve beşeri sahasına etkili saldırı başlatmak,

2.Fransa’daki yoğun müslüman topluluğu ülkeden kovmak,dinsel,kültürel saldırılarla müslümanları demokrasi ayağıyla tahrik ederek İslamofobi’yi canlandırarak ve bu faktörü tüm Avrupa’ya yayarak bütün müslümanları kovarak,milliyetçiliği,Evanjelistliği artırarak,saldırılacak Ortadoğu’ya geçerli neden hazırlamaktır.

Buraya kadar Fransa’daki terör olayının amaç-neden tablosu anlaşılmaktadır.Peki saldırıyı yapanlar tahrik olmuş müslüman gençler mi yoksa bizzat İslamofobi’nin sahiplerinin adamları mı?

Olayı gerçekleştiren şahıslar,Cherif Kouachi ve Said Kouachi adlı iki kardeştir.Kouachi Kardeşler rap müziği seven birer rapçi olarak lanse ediliyorlar ki sadece bununla sınırlı mı şahsiyetleri?

Operasyon maskelerini takmış,simsiyah giysili,AK-47 silahlı bu kardeşler en yoğun iş saatinde,Paris’in göbeğinde,polis korumalı dergi binasını basıyor,etrafı kurşun yağmuruna tututor,insanları kevgire çeviriyor,polisleri infaz ediyor.Sonra da rahat bir şekilde araçlarına binip gidiyorlar.

Son derece soğukkanlı ve profesyonel olan terörist Kouachi Kardeşler’in marifetleri,koşar adım ilerlerken,geri tepmesi hafif taramalılara nazaran yüksek olan AK-47 silahıyla polisin başına sıkmasıdır.Yaptıkları bu şer maharetle,bir Fransız Lejyoneri görünümü arz etmektedirler.

Sonra bu usta terörist kardeşler operasyonlarını gerçekleştirdikten sonra acemi bir şekilde arabalarında kimliklerini bırakıyorlar ve ipucu veriyorlar.Sonra tekrar acemi bir suçlu marifeti göstererek giysilerini ve silahlarını çöpe atarak bir benzin istasyonunu soyuyorlar ve iz bırakacak bir şekilde, kolay muhasara altına alınacak bir yer olan matbaaya sığınarak kendilerini infaz ettiriyorlar.

Medyanın oyuncağı olan bilinçsiz bilinçaltlı insanlar ile temiz bilinçaltlı bir insanın kendince yonttuğu bu olayı ancak temiz bilinçaltlı insanlar çözer.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Hollanda Emirli, İstanbul’daki Sırlı Mafya İnfazları !

İstanbul’da meydana gelen ve daha da gelmesi beklenen mafya ve çete liderlerinin infazları,dünyada değişen zehir ticaretinden yani uyuşturucu trafiğinden kaynaklanan aksaklıktan ve baltalanmadan kaynaklanmıştır.Çünkü dünyayı yöneten on üç seçkin aile ve ona bağlı tehlikeli gizli örgüt ve tarikatların,ailelerin ana kaynakları ve hedeflerine giden yolda en etkili silahlardan biridir uyuşturucu yani zehir ticareti,tıpkı medya,ekonomi-finans,politika,asker,kültürel-sosyal alanlarındaki ve bununla bağlantılı silahları gibi.

İstanbul’da meydana gelen bu cinayetlerin perde arkasındaki sebebi,uyuşturucu trafiğinin aksaması ve yeni çıkan ”Bonzai” maddesinin ortaya çıkardığı olumsuzluklardır.Birinci nedenden başlarsak;

Uyuşturucu trafiğinin aksamasına neden olan nedenlerden birisi,uyuşturucudan para kazanan Masonik bir krallıkla yönetilen devlet olan Hollanda’nın uyuşturucu satışını engelleyen ”Kimyasal Ali” olarak tanınan Ali Ekber Akgün’ün,Hollanda’nın uyuşturucu baronu ”Komiser” lakaplı Dino Soerel’in yüklü miktarda parasını çalıp,uyuşturucu trafiğini yarıda bırakmasıdır.

Bunun üzerine Ali Ekber Akgün,ölüm korkusuyla ünlü mafya lideri Vedat Şahin’den yedi milyon Euro karşılığında kendisini korumasını istedi.Vedat Şahin’de bu teklifi kabul edince kendi infazını çekmiş oldu.Ve Dino Soerel’in en yakın adamı İstanbul’a geldi ve iki ayrı mafya ile anlaştı.Ali Ekber Akgün kürt mafyası tarafından,Vedat Şahin ve koruması ise yıllardır hesaplaşma içerisinde olduğu Yakup Saral Grubu tarafından infazı gerçekleştirilmiştir.

Peki kimdir bu kişiler ve meydana gelen cinayetler nasıl işlenmiştir?

Dino Soerel,uyuşturucu baronluğuna kapıcılıktan yükselmiş kişidir.1989 yılında işlediği cinayetten mahkum olan Soerel,kısa sürede yeraltı dünyası ile ilişkiye geçti ve uyuşturucu ticaretinde rol almaya başladı.Birçok kez yargılanan ve hakkında ciddi suçlar dile getirilen ”Komiser” lakaplı Soerel,cinayet,kaçakçılık gibi suçlarla dolu yaşamı sonrasında,son olarak 2010 yılında cinayetten tutuklandı ve hapse girdi ve Hollanda’nın uyuşturucu trafiğini kontrol edenlerden birisidir.

Ali Ekber Akgün,Hollanda tarihinin en büyük uyuşturucu mafyası davasının sanıklarından biridir.”Kimyasal Ali” olarak tanınan kırk yaşındaki Akgün,1993’te işlenen seri mafya cinayetlerinin soruşturulduğu ”Passage” olarak adlandırılan dava kapsamında yargılandı.Passage davası,2007 yılında Peter La Serpe adlı mafya üyesinin itiraflarıyla başlatılmış,La Serpe’ye yeni bir yüz ve kimlik verilmişti ki La Serpe’nin iddialarına göre Akgün ve Dino Soerel,2005’te öldürülen uyuşturucu kaçakçısı Kees Houtman ve 2006’da öldürülen uyuşturucu kaçakçısı Thomas Van Der Bijl cinayetlerini işleyen kişiler arasındaydı.

Kara para aklama suçundan mahkum olan Akgün,üç buçuk yıl hapiste kaldıktan sonra Aralık 2012’de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.Akgün,29 Ocak 2013 tarihinde Türkiye’de yargılandı ancak mahkumiyet kararı çıkmadı.

Vedat Şahin ve abisi Sedat Şahin ise İstanbul’da 2005 yılında ”Lale Operasyonu” kapsamında tutuklanmış ve faaliyetleri ile ünleri artmıştı.İstanbul’un gece hayatını kontrol eden Şahin Mafyası,istediği sanatçıyı istediği mekanda çıkaran,İstanbul’a gelen bir Rus bakanın ziyaret etmek istediği mafyadır.Alaaddin Çakıcı sayesinde meşhur olan mafyadır.Şahin mafyası Beşiktaş,Şişli,Eminönü böglesinde çek-senet tahsilatı,haraç,gasp,adam yaralama ve öldürme suçları ile çokça bilinmektedir.

Peki infaz olayları nasıl gerçekleştirilmiştir?

Ali Ekber Akgün,Sarıyer’de kırmızı ışıkta duran Bentley marka otomobilinde,ünlü Hollandalı büyük mafya lideri ve aynı zamanda dostu olduğu ve anlaşmazlığı olan Dino Soerel tarafından ve Dino Soerel’in anlaştığı Adıyamanlı çete olan Gerger Grubu tarafından kurşun yağmuruna tutuldu.

Vedat Şahin ise yedi milyon euro ile korumasını aldığı Ali Ekber Akgün sebebiyle,Dino Soerel’in anlaştığı ve Şahin Grubu’nun düşmanı olan Saral Grubu’nun adamları tarafından Nişantaşı’nda AK-47 ile kurşuna dizildi.

Buraya kadar anlaşılmaktadır ki bu infazların birinci sebebi uyuşturucu trafiğinin aksamasıydı.Peki ikinci sebep neydi?

İstanbul’da gerçekleşen infazın ikinci sebebi,uyuşturucunun yerini yavaş yavaş Bonzai’nin almasıydı.Dünyayı yöneten seçkin ailelerin yeni zehir ticareti baronları,uyuşturucu satımına nazaran,bulunması ve satışı kolay olan ve uyuşturucuya nazaran makul fiyatta olan ve devlet tarafından sorun çıkmasının minimum olduğu Bonzai’nin ticaretini yaparak geniş bir müşteri kitlesine ulaşmasıydı.Ve dünyayı yöneten seçkin ailelerin gözünde değerleri düşen uyuşturucu baronlarının kendilerini kanıtlamaya çalışarak yeni zehir ticareti baronları ile mücadeleye girmesidir.

Şu unutulmamalıdır ki ikisi de bir babanın iki oğludur.İkisi de satılmaz,atılmaz sadece kullanılır.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Çipli Kimlik Kartı Projesi ! Köleliğe Giden Yol !

Şeytanla, âdemoğlunun savaşı yaratılıştan,’’OL’’ emrinden başlayarak gelmektedir. Hakimiyet, mücadele ve niyet, sırf bu ideal ve tekamül için yürütülen faaliyetlerdir.

Lucifer(iblis)’in emrindeki seçkin on üç aile, onların emrindeki ailelerin,tehlikeli,gizli örgüt ve tarikatların,şeytanın hakimiyetini gerçekleştirmeleri için,bir planları vardır.Bu plan,dünyayı ele geçirmek ve yok etmektir.Bunu yapmaları için,dünya ekosisteminde yaşayan akıllı bir varlık olan insanı yani ademoğullarını ele geçirmek gerekir.Lucifer(iblis) emrindeki Cin toplumu bunu,insanların arasındaki işbirlikçileri,Luciferian(kabala) kaynaklı,Siyonist Yahudiler ile ademoğlunu etkisizleştirmeyi amaçlamaktadırlar.Çünkü Siyonist Yahudiler ile kan bağları vardır.Amaçladıkları dünya hakimiyetini gerçekleştirdikten sonra,işbirlikçilerini başa getirip,amaçlarını gerçekleştireceklerdir.Amaçladıkları dünya hakimiyeti projesi,Tek Dünya Devleti’dir.Yani tek dünya ekonomisi,tek dünya dini,tek dünya hukuku,tek dünya ordusu,tek dünya polisi…

İnsanları köleleştirici,insanların akıl ve yaşam kapasitesini sınırlandıran bu projeyi yapmak isteyen Siyonist Yahudiler,özellikle medyalarını,ekonomilerini,politikalarını,taşeron ordularını ve devlet tekelli ordularını kullanarak,casuslarını,işbirlikçilerini,misyonerlerini,bilim kuruluşlarını,tink-tank kuruluşlarını,lobilerini kullanarak,eğitim merkezlerini,bankalarını en önemlisi de kendi merkezleri,şirketlerini kullanarak,tek dünya devleti projesini gerçekleştirmektedirler.

Çipli kimlik kartı projesi de bu adıma giden en önemli projedir.Bununla kişilerin zihinleri kontrol altına alınacak,bütün vücut otomatikman kontrol altına alınabilecek.Duyguları,karakter yapıları,gen şifresi, etkisiz hale getirilebilecek ve kişi,yeni bir formatla yaşamına devam edecektir.

Bu projeyi yayan,global amaçlar için kullanmaya çalışan örgüt,küresel dünya yönetiminden sorumlu,tehlikeli,gizli örgüt ve tarikatlardan olan TAVİSTOCK adlı örgüttür.TAVİSTOCK,bu projeyi ABD’de Nevada ve Kuzey Dakota eyaletlerinde denedi.Bu proje,genetik bilgilerin yüklü olduğu bir çipli kart ile insanları mekanik bir robota dönüştürebilecektir.Genetik ve sağlık bilgilerinin yüklü olduğu bu kartlar sayesinde Yeni Dünya Düzeni için,kuş gribi,domuz gribi,AIDS,ebola gibi hastalıkları üretip,sattığı şifa maskeli ilaçlarla insanları muhtaç hale getirip,çare diye sunup,kendilerine ekonomik kazanç sağlayan bu insanlar,bu proje tam bilgi işlerine hakim olup,işlerini kolaylaştıracaklardır.Kan grubu,damar bilgileri ve parmak izi gibi bilgilerin yer alacağı bu çipli kimlik kartı sayesinde,GPRS izleme sistemleri gibi her yerde izlenebileceksiniz.Türkiye’de bu izleme sistemini,her parçası ithal ama yerli sandığınız Göktürk uydusuyla yapacaklardır.Ve bu yüzden çipli kimlik kartı sisteminin arkasında AKİS yazılım sistemi vardır ki,bu sistem ulusal yazılım sertifikası değildir,aksine Oracle isimli CIA yazılım firmasının ürünüdür.Oracle şirketi,CIA’ya hizmet eden bir şirkettir.ABD,1977 yılında gizli bilgilerin şifrelenmesini istediğinde bu kelime manası ‘’KAHİN’’ adlı şirketi kurar.Derin Dünya Devleti kehanet ve gizli mesajlarla,kuracağı dünya hakimiyetinin alametlerini vermektedir.

Çipli kimlik kartı projesi,Türkiye üzerinde uygulanmaya çoktan hazır hale getirildi.Bu iş için Küresel Hükümet,Japon şirketlerini devreye soktu.Türk-Japon uydu anlaşması,Göktürk yapımı da bunun içindedir,takip maksatlı.

RFIP İmplant Mikroçip Projesi’ne göre parmak izinden sonra damar izi alınacaktır.Ve bu yeni kimliklerde parmak ve damar izi aynı anda alınıyor.Bu planlarının hızlandığını gösteriyor ve yavaş yavaş uygulandığını gösteriyor.

Derin Dünya Devleti’nin belirlediği tarihte dağıtılmaya başlanacak olan çipli kimlik kartı,1976 yılından itibaren hayatımızda olan mavi ve pembe nüfus cüzdanı,geçerliliğini yitirecektir.1 GB’lik çipin yer alacağı çipli kimlik kartının vatandaşa maliyeti on sekiz lira olacak ve bugüne kadar basılan on milyon adet kartların,iki milyon kişiye verilmesi beklenmektedir.

Fakat Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü,bu projenin ihalesinin dağıtımının yapılacağı yeni binaya,belediyenin ruhsat vermemesini gerekçe göstererek ağustos ayında iptal etti.Fakat firma ile yaşanan sorunların,kısa sürede aşılmasıyla,kart basım ve dağıtımına çok yakın bir sürede başlandı.Vatandaşlar da kimlik kartlarını almak üzere mektup veya muhtarlık askı listeleri ile davet edilecek ve 2017 yılına kadar tüm Türkiye’ye dağıtılması planlanan bu kimlik kartlarının ömrü de on yıl olarak belirlendi.

Tübitak’ın bizzat hazırladığı bu çipli kimlik kartlarının özellikleri şunlardır:

. Banka hesap numaraları,ehliyet,maaş ve sağlık bilgileri olacak.

. Hastaneler,okullar,bankalar,GSM operatörleri,emniyet işlemleri ve noterlerde kullanılabilecek.

. Sahibinin dışında,başka birinin eline geçerse bloke edilebilecek.

. Kimliğin içinde kişinin parmak,avuç içi ve damar izi gibi tanımlayıcı unsurlar bulunmaktadır.

. Üzerindeki çip ile vatandaşa verilecek hizmetin özelliğine göre görsel ve elektronik,farklı güvenlik yöntemleri ile kimlik doğrulama yapılmaktadır.

. Kişiye özel sertifikalar yer alacak,bu çerçevede hem şifre istenebilecek,hem de kişinin parmak,damar ve avuç izi üzerinden biyometrik doğrulama yapılacaktır.

. Vatandaşa ait nüfus bilgileri,kartın üzerindeki yongaya güvenli bir şekilde kaydedilecek.

. Öncelikli olarak eczane,aile hekimliği,otomasyon sistemli hastaneler ve sağlık ocaklarında kullanılacak.

. E-Devlet kapsamında sunulan hizmetlere,internetin bulunduğu her yerden kimlik kartı ile erişilebilecek.

. E-İmza olarak kullanılabilecek.Kamu hizmetlerinden yararlanan kişilerin hak sahipliği kolay ve güvenli yapılacak.Yetersiz kişi doğrulamasından kaynaklanan usulsüzlük ve yolsuzluklar asgariye inecek.

Bütün bunlar sizin hakkında bilinmedik yönlerinizin,bilindiklerinin üstüne katarak,sizin akıl sisteminin ele geçirmek ve sizi köleleştirip,istedikleri plan için çalıştırmaktır.Bu teknolojiyle,kendilerine tehdit olan herkes kaldırılacak,özel hayatın gizliliği delik deşik edilecek,diktatörlük rejimi sağlam temellerle kurulacak ve tüm bunlarla Siyonist Yeni Dünya Düzeni kurulacak ve Deccal’ın hakimiyeti tamamlanacaktır.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Dünyayı Yöneten Etnisite-Soy Anglo-Sakson Ve Lobisi, Şirketleri !

Dünya sistemini;ekonomiyi,politikayı,tıbbı,orduyu,dini,kaosu,medyayı,sosyo-kültürel yaşamı,diplomasiyi Siyonist Yahudiler’den sonra Anglo-Saksonlar ve lobileri yönetir.Hatta dünya yönetiminde Siyonist Yahudiler’in en sadık,en güvenilir ortaklarıdırlar.

Anglo-Saksonlar,5. yy. İngiltere’yi istila eden Cermen halkıdır.Sonra da Amerika’yı istila eden,Coğrafi Keşifleri başlatan,Kanada’yı kuran,Zelanda Adası’nın istila edip Yeni Zelanda’yı kuran,Avustralya’yı istila edip,Avustralya devletini kuran ve dünya siyasetine yön veren kaosçu etnisiteye dayalı soydur.Siyonist Yahudiler’in sömürüye dayalı yönetim sistemine ortak olan,beyaz ırkı dünyaya hakim kılan WASP lobisidir Anglo-Saksonlar.Beyaz ırkı tanımlayan ve aynı zamanda kavim olan Anglus ve Jütiler’in birleşiminden doğan etinisitedir Anglo-Sakson tabiri.

Anglo-Saksonlar,17. yy.’dan itibaren başlayan hakimiyet devirleriyle günümüze kadar güçlerini korumuş ve korumaktadırlar.Anglo-Saksonlar,temsilcisi oldukları Anglo-Saksonizm akımıyla,Yahudiler’in Siyonizm akımıyla kardeş olarak dünyaya yön vermektedirler.Ve kardeşliklerinin en büyük delili Amerika Birleşik Devletleri’ni beraber kurmuş olmalarıdır.Böylece dünyayı tek kutuplu bir şekilde yönetmektedirl.er

Anglo-Saksonların dünya hakimiyetine giden idealleri şunlardan oluşmaktadır:

.Beyaz ırkı (ki özellikle sarışın ve mavi gözlü) dünyaya hakim kılmak,yönetici sınıf yapmak,

.Kaynağı belli olmayan ellerce yürütülen Emperyalizm akımıyla,dünyanın yerüstü-yeraltı bütün zenginliklerine el koymak ve dünyanın beşeri zenginliğini kölelikte kullanmak,

.Siyonist Yahudiler’in dünya hakimiyeti için (ki kendilerine yardım ettikleri için) bütün ulus-devletleri tasfiye etmek.Bütün kurumlara,kuruluşlara,her alana hakim olmak,

.Dünya hakimiyetlerine sorun teşkil eden İslam coğrafyasını,Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)’nin genişletilmiş şekli,Genişletilmiş Ortadoğu Projesi(GOP) ile etkisiz hale getirerek tasfiye etmektir.

Bu zihniyeti taşıyan Anglo-Saksonları gören Siyonist Yahudiler,onları kendilerine eş seçerek,nüfuz verdiler ve sermayelerine,lobilerine ortak ettiler.

ABD’ye konuşlanmış olan,dünyayı yöneten lobilerden Siyonist Yahudilerinkiler;AIPAC,ADL,WINEP,AEL,Anglo-Saksonlarınkiler;WASP,Anglo-American Foundation,British-American Relations,İngiltere’deki lobileri ise BICOM ve The Board of Deputies of British Jews’dir.

Kendilerine yardım eden Anglo-Saksonlara,Siyonist Yahudiler belli başlı karakol devletler kurup,dünya yönetimine ortak ettiler ve onlara birlik kurdurdular.Bunlar;Kanada,Yeni Zelanda ve Avustralya’dır.Ve kurdurdukları birlik, ABD,İngiltere,Kanada,Yeni Zelanda,Avustralya’dan oluşan ”Anglo-Sakson Birliği”dir.Ve böylece bütün dünya milletlerini dört bir taraftan kuşattılar ve hakimiyetleri altına aldılar.Anglo-Sakson lobileri ve şirketleri,kendilerini adam edip,dünyaya hakim kılan Siyonist Yahudilerle,dünyanın bütün ulus-devletlerine hakimdir ve hakim olamadıklarında da gizli yapılanma oluşturmuş ve bütün kurum ve kuruluşlarına sızmışlardır.Kendi hakimiyetlerine sorun teşkil eden ve bu yüzden çok operasyon yaptıkları Ortadoğu coğrafyası,en kolay sızdıkları ve en kolay ”böl-parçala-yut!” taktiği uyguladıkları bölgedir.I.Dünya Savaşı’ndan bu yana Ortadoğu coğrafyasını,etnik-mezhep zenginliğinden yararlanarak parçalamışlardır ve bugünün aciz Ortadoğu coğrafyası karesini çıkarmışlardır.Amerika’nın Ortadoğu işgali de dahil,bu zamana kadar bizzat kendileri yok etme çabasına girişmişlerdir.Fakat materyal çatışma,kendilerine askeri zayiat,ekonomik kriz ve spekülatif bir karizma verdiği için,Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)’ni spekülatörlerle,casuslarla,işbirlikçilerle ve sırasıyla ekonomik durgunluk,etnik-mezhep çatışması,din yozlaştırması ve bunların hepsine yardım eden hükümet,tarikat ve örgüt operasyonlarıyla bu işi yürütmeye karar verdiler.Ve böylece aldıkları zararların içinden karla çıkmayı başardılar.

Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)’nde en büyük işbirlikçileri daha doğrusu kukla karakol devletleri,Suudi Arabistan,İran,Ürdün,Katar,Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan’ın,Mısır’ın dengesiz taraflığıdır.Suudi Arabistan,Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin bir numaralı Vahhabi örgütlü işbirlikçi karakol devletidir.İran ise ikinci büyük müttefikleri olup,”Büyük Mecusi Kardeşliği” adlı örgütün yönetiminde olan,Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin işbirlikçi karakol devletidir.Ürdün,Yahudi soylu kraliyet ailesinin sadık işbirliğiyle,Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin dostu,Siyonist Yahudiler’in lobilerinin ve şirketlerinin kardeşidir.Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri,Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin ekonomik,politik,kültürel olarak geliştirdiği, ve Ortadoğu’yu kontrol etmek için kullandığı, en büyük karakol ülkelerden biridir.Pakistan ise yürüttüğü dengesiz politikayla,şimdiye kadar Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin merkez devletlerinden olan Amerika’nın nükleer güç verdiği müttefikiydi Çin’e ve Hindistan’a,Ortadoğu’ya karşı.Fakat araları yeri geliyor bozuluyor,yeri geliyor iyileşiyor.Şu kesin ki,Pakistan dengesiz politikasıyla daha deyim yerindeyse dengesiz diplomasisiyle,dengesiz taraflık sürdürmektedir.Mısır ise Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin dostluğundan ziyade,Siyonist Yahudiler’in merkez ülkesi İsrail’in müttefikidir.Ne kadar İsrail’le kanlı bıçaklı bir tarihleri varsa da Mısır,MOSSAD’ın yaptığı darbeler,cuntalarla İsrail’in en büyük müttefiki olmuştur.Elde olmayan başka sebeplerle Mısır’da darbeler,cuntalar olunca,İsrail ve Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin müttefiki Mısır,düşmanda kesilebiliyor.Mısır’da dengesiz politika sahibi olan,dengesiz diplomasisityle dengeisz taraflık barındıran ülkedir.

Fakat aralarında en iyi,en güvenilir müttefik,Suudi Arabistan’dır.Ve Suudi Arabistan,Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin geliştirdiği,Ortadoğu’nun en güçlü ve en tesirli ülkesidir.Suudi Arabistan’ın İslam dünyasındaki etkisi,Türkiye’nin etkisinden çok daha büyüktür.Suudi Arabistan’ın bir Arap merkezi olması,krallığı olması,dandik hilafeti olması bu etkinin en önemli sebebi sayılabilmektedir.Bir dönemin Selçuklu-Abbasi ilişkisi gibi.Abbasi hilafetin,Selçuklu koruyuculuğun merkezi olması gibi.Suudi Arabistan merkezli,işbirlikçi Vahhabi örgütünün,Ortadoğu’yu manevra alanına çeviren Anglo-Sakson emperyalizmi ile neredeyse yüzyıllık stratejik-ekonomik bağları vardır.Arap coğrafyasının bütün sorunlu merkezleri Arap topraklarında bulunsa da,güç ve bilgi merkezi Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin merkezi Londra’dır.Kontollü Arap sermayesi,Londra üzerinden finans merkezlerine dağıtılır ve kontrol edilir.Petrodarlar,Sterlin’leri ile kurduuğu yüzyıllık yolculuğuyla hakimiyetlerini sürdürür.Yeni işbirlikçi Arap gençleri de Londra’nın kozmopolit ortamında ”Petrol-Sermaye-Güç” konseptiyle yetişitirilir ve liberal dünyanın iksiriyle bu gücün işbirlikçiliğini,Anglo-Sakson lobilerinin ve şirketlerinin CEO’larının danışmanlığını yaparlar.

Ortadoğu denklemi,Amerika-İngiltere-Suudi Arabistan-İran-Ürdün-Katar-Birleşik Arap Emirlikleri zincirlemesinin çözülmesiyle anlaşılır.Çünkü Ortadoğu’nun rejimi,Anglo-Saksonizme teslim olan yapıdır.O yüzden Amerika’nın,İngiltere’nin,İsrail’in,Arapların ve Türkiye’nin bu denklemdeki yerleri doğru tespit edilmelidir.Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Global Şebeke’nin Haçlı Seferleri

İslamofobi,kökü Haçlı Seferleri’nin sebeplerinden birine ve Endülüs’ün fethine kadar dayanan,Müslümanlara karşı duyulan kin,nefret,ayrımcılık,düşmancılık anlamına gelen,1991 yılından ve 2001 yılından sonra yeni bir şekil ve anlam kazanan,Siyonistlerin,Evanjelistlerin,tehlikeli ve gizli örgüt,tarikatların yıllarca Batı’ya enjekte ettiği,İslam aleminin işbirlikçi hain kesiminin kendi coğrafyasını ”Batıcı ve laik” çevrelere yaptıkları şikayetlere denen kavramdır.

Tarihe değinen kısacık sebeplerine değinirsek;Haçlı Seferleri’nin doğunun zenginliğinin yanı sıra Türklerde dahil bütün kafirleri,yozlaşmış Arap,Fars kavimleri köleleştirmek veya yok etmek,İslam’ın yayılmasına aracılık eden ve bu konuda çok mesafe kat etmiş Endülüs Müslümanları yani Emeviler’i ve bütün etnik-mezhep İslam kolonilerini Avrupa’dan atmaktı.Çünkü zenginliğin ve ilmin sahibi Müslümanlar,İslam’ı bütün coğrafyaya yayarak bütün milletleri hakla,adaletle,eşitlikle yönetiyor ve zenginliklerini,ilimlerini onlarla paylaşarak onların birer aydın ve üstün kişilikli bir mümin olmalarını sağlıyordu.Bu da insanlığın yaratılışından beri insanlığın bir numaralı düşmanı olan şeytanın ve onun dünyadaki kolonileri,işbirlikçileri olan başta Siyonistlerin,Evanjelistlerin ve tehlikeli,gizli örgüt ve tarikatların bütün kirli planlarını,insanlığa olan savaşlarını alt üst ediyordu.Bu yüzden Haçlı Seferleri,Endülüs Müslümnalarına karşı da Reconquista hareketini düzenlemişler,arayı hiç soğutmadan ”İslamofobi” adı altında bu operasyonu sürdürmeyi devam etmişler ve devam etmektedirler.

İslam dünyası üzerinde Filistin,Irak,Doğu Türkistan,Suriye,Myanmar gibi Batı’nın yarattığı sorunları daha da genişletmek için İslam’a karşı daha geniş bir çevre operasyonuyla,”İslamofobi” ile saldırmaktadırlar.Çünkü bir yandan Avrupa iflas halindedir bir yandan da gelecekte Avrupa’nın Müslüman olmasıdır.Yapılan araştırmalar ve incelemeler,gelecekte Hıristiyan nüfus oranının hızla düşmesi ve Müslüman sayısının artmasıyla,ekonomik ve nüfus alanında Müslümanların Batı’da hakimiyet sağlayacağını öngörmüştür.

Dünyayı küçük bir köy haline getiren teknoloji sayesinde insanlar,istedikleri bilgilere rahatlıkla ulaşabilmekte ve böylece İslam dini hakkında ki tüm bilgi ve verileri edinerek,İslam dininin hakikatlerini görerek Müslüman olmaktadırlar.

Bunu öngören dünyayı yöneten aileler,kurdukları karakol bölge olan Avrupa’yı kaybetmemek için 11 Eylül 2001 terör saldırısıyla,büyük bir tiyatro oyunu sahneye koymuşlardır.İslamofobi’nin dönüm noktası olan bu olayla,CIA işbirlikçisi Usame Bin Ladin adlı karakter ile gerici,barbar,saldırgan,sarık,sakal imajını Müslümanlara enjekte etmişler ve terörist imajını sağlamışlardır.O zamanın ABD Başkanı George W. Bush 11 Eylül olayından sonra ”Haçlı Seferi başlattık!” ifadesiyle,medyayla hazırladıkları bilinçaltlarını bu algı operasyonuyla şekillendirmişlerdir.

11 Eylül Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan terör ve intihar saldırılarıyla Müslümanlara,masum insan katleden terörist damgası vurulmuştur.Bunda her zaman olduğu gibi başarılı oldular ve barış,hoşgörü dini olan İslam’ın Dünya üzerinde yanlış tanınmasına ve hızla İslamofobi’nin yükselmesine sebebiyet vermişlerdir.

Fakat 1991 yılında Yahudi siyaset bilimci Samuel P. Hungtington’un meşhur ”Medeniyetler Çatışması” teorisinin geliştirilip yayınlanması,Batı’da ve ABD’de İslam düşmanlığını kat be kat artırdı.Çünkü İslamofobi’nin bir numaralı silahıydı.

Bilindiği gibi o tarihlerde komünist düzen,ABD tarafından çökertilmişti ve Batı,ABD kendi anti tez ve düşmanını üretme savaşı nedeniyle,bu teoriyi çıkartmış ve geliştirmişlerdir.O zaman ki NATO toplantılarında başta İngiltere’nin başbakanı olmak üzere tüm Batılı siyasetçileri etkilemiştir bu anti tez ve düşman üretme savaşı.Çünkü bilinçaltları hakka,adalete karşı çıkma ve savaş üzerine kurulu Hıristiyan Dünya,düşmansız var olamazdı.O yüzden sürekli savaşacakları,mümkünse sömürecekleri düşmanlar lazımdı.Biçilmiş kaftan olan İslam Dünyası da,kendi tekerlerine çomak sokma potansiyeli nedeniyle aranılan düşman olarak hedefe yerleştirildi.

Sadece Avrupa ve ABD de değil,halkı Müslüman olan,aynı zamanda bir NATO ülkesi konumundaki ülkemizde,bu sıralarda güvenlik konsepti güncellendi ve ”iç düşman” olarak,”Siyasal İslam”ı bir numaralı iç tehdit olarak ilan ederek mücadele yöntemleri açıklandı.Gene aynı tarihte ülkemizdeki adına sağ ve sol denen siyasi yapılar,çıktıkları dış seyahatlerde özellikle Amerikalı yetkililere yalvararak,ülkedeki İslamcı siyasetçilere karşı kendilerine destek verilmesini istemişlerdi.Özellikle de Türkiye’yi yöneten gerçek yönetici kesim olan Türk Yahudi Aileler büyük rol oynadı.”Eğer İslamcılar ve partileri Refah Partisi iktidara gelirse,Türkiye İran olur ve bundan ABD ve Batı’nın menfaatleri zarar görür!” diyorlardı dandik devlet yöneticileri.Özellikle Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz birbirleri ile yarışıyorlardı.Türkiye’nin gerçek yöneticileri,İstanbul sermayesinin baronları bu konuda medyalarını,finanslarını kullanarak büyük rol oynadılar ve Türkiye’yi İslamofobi tuzağına düşürdüler.Batı’daki Siyonist odakların abartarak ortaya attığı ”İslam tehlikesi”ni bunlar adeta destekleyerek batılı kamuoylarını İslam’a ve Müslümanlara karşı kışkırtıyorlardı.

Özellikle Batılı ülkeler,İslamofobi’ye karşı mücadele etmek yerine daha çok derinden ve gizliden desteklemektedir.Çünkü amaçları,İslamofobi’yi yükseltmek ve Müslüman avı başlatmaktır.Böylece İslam’ın yükselmesinin önüne geçebileceklerdir.Bu yüzden camiler kundaklanmış,ırkçı saldırılar düzenlenmiş,Müslümanlara ait ne kadar kutsal değer varsa hedef haline getirilmiştir.Ve bu işlerin serbestleştirilmesi için bütün cezai müeyyidenin bulunmaması ve ayrıca kamusal alanda İslami nişan ve değerlerin yasaklanması İslam düşmanlığının bir devlet politikası olarak benimsendiğinin en büyük göstergesidir.Ve bu işlerin serbestleştirilmesi için bütün cezai müeyyidenin bulunmaması ve ayrıca kamusal alanda İslami nişan ve değerlerin yasaklanması,İslam düşmanlığının bir devlet politikası olarak benimsendiğinin en büyük göstergeleridir.

Dünyayı yöneten elitistler,yıllardır müslüman ülkeleri sömürmektedir.Öyle bir sömürü düzeni kurmuştur ki global şebeke,Müslümanı Müslümanlara karşı düşman ederek güçlerini kırmış,bununla kalmayarak bizzat topraklarını işgal ederek Müslümanların izzet,şeref ve namuslarını ayaklar altına alarak zulmetmişlerdir.Yetiştirdikleri devşirmelerle,saltanat,fırka,örgütler,diktatörler,sapık akımlarla İslam’ı etkisizleştirmişler ve doğal olarak oluşan böyle bir görüntüyle ”İslamofobi”yi güzel bir şekilde Batı’ya enjekte etmişlerdir.

İslamofobi,dünyayı yöneten Siyonist Yahudi Aileler’in ve tehlikeli,gizli örgüt ve tariaktların,planları için kullandığı bir numaralı silahtır,İslam’ın gücüne karşı.

Müslümanların İslamofobi’ye savaş açarak,İslam’ı insanlara doğru bir şekilde tanıtmak ve arka plandaki oyunu insanlara göstermek için bazı vazifeleri yerine getirmeleri gerekmektedirler.

Bunlar ;

. İslam’ın sevgi,huzur,barış ve hoşgörü dini olduğunu kanıtlamalı,sonra faaliyetlere başlamalı.Ve tebliğ çalışmalarını başlatarak dünya üzerinde bir kamuoyu oluşturmalıdır.

. Cihad adı altında masum insanları hedef alan,kafa kesen,devşirme,sapık fırka ve görüşlere sahip olan teröristlere karşı ilk başta Müslümanların mücadele etmeleri gerekir.

. İletişim ve medya ekipmanları kullanılarak İslamofobi’ye karşı mücadele edilmelidir.

. İslamofobi’ye karşı Batılı ülkeler,cezai müeyyide uygulamasını ve Müslümanlara uygulanan ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlamalıdır.

. İslam Birliği sağlanmalı,İslamofobi’ye karşılık Müslüman Devletler ortak politika ve yöntem belirleyerek beraber kararlılıkla mücadele etmelidir.

Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!İyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Ulusötesi Şirketlerin, CIA’in Yeni Örgütü BOKO HARAM !

Dünyadaki para savaşları ve politik savaşlar,ekonomi-finans ve siyaset alanından cereyan ederek bütün dünyayı kaos ve kargaşaya sokarak,Lucifer(iblis) sisteminin dünyaya hakim kılmakta ve Lucifer(iblis)’i dünyaya hükümdar kılmaktadır.Bütün bunları küresel şekilde uygulayanlarda global tröstler ve ulusötesi şirketlerdir.

Özellikle dünyayı yöneten elitistlerin karakol ülkelerinden olan ve dünyayı tek kutuplu yöneten,ulusal zekaya sahip Amerika,kendisine büyük alternatif olarak ortaya çıkarılan Çin’le büyük bir kapışma içindedir.Çin’i hakimiyetine,boyunduruğuna almak için,dünyayı yöneten ailelerden olan Li Ailesi,Çin’de soğuk savaş zihniyetini yani komünizmi,kapitalizmi,küreselleşmeyle yok etmekte,kontrol altına almaktadır.Bu savaşın büyük örneklerinden bir tanesi de Afrika Pazarı’dır.Özellikle bu konuda ABD ve AB ortak hareket etmektedir.Çünkü bildiğiniz gibi dünyayı yöneten kara aristokrasinin coğrafyası Emperyal Batı ve ABD ve uşakları da geri kalan ülkelerdeki elit kesimlerdir.Özellikle de Afrika sömürgeliğinde büyük payı olan,sözü geçen ülke,AB kurucularından Fransa’dır.ABD’nin Afrika sömürgeciliğinde en büyük soytarısı da Fransa’dır.İkisi Afrika Pazarı’nda darbeler,cuntalar,terör örgütleri ve çeşitli kollardan hakimdir.

Ve ikisinin bu hakimiyetine karşı çıkan Brezilya,Rusya,Hindistan,Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu ”BRICS Devletleri”dir.Bu ülkelerin oluşturduğu bu birlik,hem Afrika’nın kalkınması hem de katılan ülkelerin ticari kazancını artıracağı isteğiyle kurulduğu öngörülüyor.Özellikle de Çin’in,Afrika’nın petrol ve doğalgaz rezervini milyarlarca dolar yatırımlarla değerlendiriyor.Bu da ilk başta ABD,Fransa ve AB’yi rahatsız ediyor.Ve bu yatırımlarla doğal olarak Gine,Fildişi Sahili,Moritanya,Madagaskar,Nijer,Mali,Kongo,Uganda,Gine Bisav,Nijerya gibi ülkeler kalkınıyor,Avrupa Pazarı’ndan çıkıyor,kendi ticari kazancını yaratıyordu.Bunun üzerine CIA destekli askeri müdahaleler,darbeler,cuntalar hep görüldü bu ülkelerde.

Ve bunun en önemlilerinden bir tanesi ve yenisi,BOKO HARAM adlı terör örgütüdür.BOKO HARAM,devlet okullarında ve benzeri müfredatın işlendiği özel okullarda eğitimin haram olduğunu öne süren Muhammed Yusuf tarafından ilk önce ”Ehli Sünnet Gençleri” ismiyle kuruldu.Örgüt sonradan ismini,sömürgecilik döneminde yabancı okullara ”BOKO”(Book’tan gelmesi) denmesinden almıştır.Çünkü cemaat,bu sistemin Allah’a ve İslam’a olan inancı zedelediği için,burada okumanın haram olduğunu öne sürerek ”BOKO” ismini,örgütün ilk kelimesi ilan etti.Sonra onbinlerce genci etrafında toplayan hareketin lideri Muhammed Yusuf,binlerce üniversite eğitimi alan gencin okullarını bırakmasını istedi.Mühendis,doktor,öğretmen,avukat olacaklar bir emirle okullarını ”HARAM!” diye bırakıp örgüte katıldılar.Zaten okul çağına gelmiş olanların eğitime başlaması da mümkün değildi.Çünkü Batılı sistem sürekli kötülük üretiyordu.Örgütün isminin gerçek anlamı CIA’nın koyduğu ”Peygamber Öğretilerini Yayma Ve Cihad İçin Halk komitesi”olsa da ezoterik,gizli anlamı ”Eğitim karşıtlığı-Sömürgeciliğe devam”dı.

Sonra sayısı artan örgüt silahlanıp,devlet dairelerini basmaya,subayları,memurları hedef almaya başladı.Olaylar giderek büyürken,binlerce genci etkileyen örgüt lideri tutuklandı.Olayların seyri nereye gideceği belli olmazken,Hıristiyan dostlarının ricasıyla salındı örgüt lideri.Önceleri Şii olan,sonra Sünni olan cemaat önderi ne hikmetse Hıristiyanlardan gelen yardımı esirgemiyordu.

Müslümanlar Nijerya’nın nüfusunun %60’ını oluşturmalarına rağmen,bir türlü iktidara gelemiyorlardı.BOKO HARAM terör örgütü sayesinde bir sürü eğitimsiz yığın çıkıyor,”Müslüman teröristir!” algısı yapılıyordu.

Ülkenin zengin olduğu,milletin ayağa kalkamadığı bir ülke de BOKO HARAM terör örgütü ortaya çıkarıldı çünkü Nijerya’nın zenginliği,petrolü ABD ve Fransa tarafından sömürülmesi gerekliydi.

Nijerya petrol ve uranyum zenginiydi.Dünyanın en çok petrol ihraç eden sekizinci ülkesiydi.Ve her yıl ortalama,110 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiriyordu.Ve son beş yılda yaşanan petrol yolsuzluğunda çalınan miktar 100 milyar dolardı.Nijerya Merkez Bankası Başkanı Lamido Sanusi,devlet şirketi NNPC’nin sattığı petrolden 50 milyar dolarlık geliri hükümete ödemediğini rahatça söyleyebiliyordu.

BOKO HARAM terör örgtününün çıkarılması ulusötesi şirketlerin ki özellikle Exxon,Chevron,BP,Shell’in,BRICS Devletleri’ne pay kaptırmaması için çıkarılmış ve medya tarafından meşruiyet kazandırılmış günah keçisidir.BRICS Devletleri’nin yatırımlarını batırmak,ulusötesi şirketlerin yatırımlarını ve kirli kazançlarını artırmak için,bir anda BOKO HARAM rehine krizi medyada patladı.”300 kız öğrenci”yi kaçıran BOKO HARAM terör örgütü yaftasıyla hırpalandı fakat tröstler ve kirli planları enselenmekten kurtuldu.

Nijerya Devlet Başkanı ve aynı zamanda CIA işbirlikçisi Goodluck Jonathan,ABD Başkanı Barack Obama’ya ”Amerikan güvenlik personellerinin kaçırılan kızların kurtarılması amacıyla Nijerya’da konuşlandırılması” isteğinde bulunmuştu.İnsan Hakları Savunucusu Abiodun Aremu’da ”Emperyalizmin arka arkaya dayanması” olarak niteledi.

Yani ABD’nin istila rüyasının, ”Güna keçisi-istila-hakimiyet” dekleminin gerçekleşmesi muhtemeldir.

Değersiz makalemle size yardımcı olduysam ne mutlu bana!iyi okumalar sevgili insanlar!

Sevgilerimle ;

Batuhan Oğuz Attila

Kağan

Reklamlar

Etiketlendi:,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: