KARADENİZ DOSYASI : Güvenlik Stratejileri Kapsamında Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEA FOR)’nun Karadeniz’deki Önemi

Başta enerji olmak üzere dünya ticaretinin göbeğinde bulunan Karadeniz çok özel bir konuma sahiptir. Bu konumu ile çevresinde bulunan ülkelere çok farklı imkânlar sunmaktadır. Bu durum tehditlerin beraberinde bölge ülkelerine çeşitli fırsatlarda sunmaktadır. Gerçek manada sağlanacak ekonomik işbirliği ve karşılıklı dayanışma ile güven odaklı bir düzen sağlanabileceği açıktır. Bu dayanışma, güvenlik boyutu ile mutlaka BLACKSEAFOR gibi bir oluşumla desteklenmelidir. Nihayetinde ise bu kurumsal ulusüstü organizasyonun devamlı hale getirilmesinin bölge ülkeleri için faydalı olacağı değerlendirilmektedir. Bunun için başta Türkiye ve Rusya olmak üzere bölge ülkelerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Ukrayna Krizi ile bölge ülkeleri arasında meyana gelen güven bunalımı ve belirsizlikte düşünüldüğünde bölgesel refah için işbirliğinden başka bir çözüm yolu görünmemektedir.

1.Güvenlik ve Strateji

Güvenlik, uluslararası ilişkiler literatüründeki tanımıyla, belirlenmiş hedefe ulaşılmasını güçleştiren risk ve tehditlerin ortaya konulması, belirlenen risklerin yönetilmesi, tehditlere karşı güç geliştirilmesi ve tedbir alınması sistemidir.[1] Geniş anlamıyla strateji, “Kendi varlığını sürdürme ve geliştirme ile karşı tarafın, yani varlığını koruma ve sürdürme olgularını tehdit edenin, bertaraf edilmesine yönelik eylem ve uygulamaları ifade etmektedir.”[2]

Tarihsel süreç içerisinde baktığımızda ise, “Stratejiler, yaşamın kaynağı olan su kenarlarında kurulmuş uygarlıkların bundan yararlanma koşullarını başkaları ile paylaşmama, su kenarında kurulmamış uygarlıkların da buraları ele geçirme faaliyetleri ile gelişmiştir.”[3]

Herhangi bir devlet açısından ulusal güvenliğe bağlı tehdit endişesi tarih boyunca var olmuştur. Fakat bu tehdit endişeleri, her aktörün kendine özgü niteliklerinden dolayı farklılık arz etmiştir. Ayrıca, uluslararası güvenlik açısından sistemdeki aktörlerin (devletlerin) çıkar ilişkileri neticesinden ortaya çıktığı görülmektedir. Bu sebeple, devletlerin kimin ya da neyin tehdit olduğu ve güvenliği anlayıp anlamlandırmalarının farklılık göstermesi çok doğaldır. Geleneksel güvenlik algılamaları, günümüz küresel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Kitlesel tehdit kavramı yerini; etnik çatışmalar, ülkelerin iç istikrarsızlıkları, ekolojik faktörler, göç, insan hakları, kökten dincilik, kaçakçılık ve terörizm gibi yeni tehdit ve risklere bırakmıştır. Artık barış ve güvenlik, sadece askeri güvenliğe bağlı değildir. Eski askeri tehdidin yerine, birbirinden izole edilemeyen iç içe geçmiş tehditler ulusal güvenliği tehdit ederken, tehdit kavramı da gün geçtikçe çok yönlü, değişken, karmaşık ve belirsiz hale gelmiştir.[4]

Ulusal güvenlikle ilgili dört temel ulusal çıkarın önem derecesi ise şu şekildedir. Birincisi “Beka” önem derecesi (Genellikle ülkenin toprak bütünlüğü ve ulusal birliği bu kategori içindedir ve bu konularda ülke savaşı göze almıştır.), ikincisi “Hayati” önem derecesi(Daha çok ileri düzeydeki savunma, bölgesel güvenlik ve ekonomik çıkarları kapsamakta ve savaş kesin olmamakla beraber savaş riski taşıyan çıkarları göstermektedir. Savaşı ileri bir tarihte muhtemel kılan güvenliğe yönelik tehditler de bu kapsamdaki çıkarlara işaret edebilir.), üçüncüsü “Çok Önemli” önem derecesi (Genellikle güç kullanımını gerektirmeyen ancak, hesaplanmış politikalar ve eylemler ile elde edilmeye çalışılan siyasi ve ekonomik düzeydeki çıkarları kapsamaktadır.), dördüncüsü “Önemli” önem derecesidir (Genellikle tarihi ve kültürel değerler niteliğindeki ulusal çıkarların yer aldığı, insani ve kültürel politikaların uygulandığı, uzun vadeli çıkarlar olarak değerlendirilmektedir.).[5]

Diğer taraftan, bölgesel ve global/küresel güvenlik anlayışları da ortaya çıkmıştır. Bu anlayış üç temel strateji üzerine bina edilmiştir: istikrarı korumak, caydırıcılığı artırmak, demokratik değerleri korumak ve yaygınlaştırmaktır.[6] Ayrıca, bugün gelinen noktada, bireylerin güvenliği, devletlerin güvenliğinden daha düşünülür kılınmıştır.

Uluslararası sistemde yeni güvenlik anlayışının ise dört boyutu vardır; birinci boyut, bölgesel/ulusal ekonomilerin ve uluslar aşırı sermaye hareketlerinin denetimidir. İkinci boyut, kitle iletişim araçları kullanılarak yapılan psikolojik savaştır. Üçüncü boyut ise, askeri faaliyetlerin kapsam alanı genişlediği gibi, siyasi, ekonomik, toplumsal ve teknolojik gelişmelerin önem kazanmasıdır. Son boyut ise, birlikler, entegrasyon, ittifak sistemleri ve belirli koalisyonlar içinde yer almaya ilişkindir.[7]

Bu noktada yukarıda yapılan tanımlamalar çerçevesinde bir ihtiyaç kapsamında, Karadeniz Havzası olarak tanımlanan bölgede güvenliğin sağlanması konusundaki en büyük ortak inisiyatif olarak BLACKSEAFOR ortaya çıkmıştır.

2.BLACKSEAFOR

BLACKSEAFOR Karadeniz’e sahildar olan devletler arasında dostluğun, iyi ilişkilerin ve karşılıklı güvenin daha da güçlenmesine katkıda bulunmak maksadıyla Deniz Kuvvetleri’nin barış zamanında yapıcı rolünden faydalanan bir organizasyondur. Bu kapsamda BLACKSEAFOR’a atfedilen görevler; arama ve kurtarma harekâtı, insani yardım harekâtı, mayın karşı tedbirleri, çevre koruma harekâtı, iyi niyet ziyaretleri ve tüm taraflarca kararlaştırılacak diğer görevlerdir.[8]

BLACKSEAFOR bu görevlerin icrasında yeterliliği sağlamak ve karşılıklı uyumluluğu arttırmak maksadıyla en az yılda bir kez[9] çağrı kuvveti olarak aktive edilmektedir. Bu çağrı kuvveti, biri komuta kontrol gemisi olmak üzere, taraflarca tahsis edilecek olan anlaşmayla belirlenmiş tipteki en az 4-6 gemilik bir kuvvetten oluşmaktadır.[10]

BLACKSEAFOR Karadeniz’de kullanılmak amacıyla tesis edilmiş olup, tarafların oydaşma ile alacağı karar uyarınca başka bir yerde de görevlendirilebilir.[11] Bu kapsamda şeffaf bir düzenleme olan BLACKSEAFOR faaliyeti herhangi bir devlet veya devletler grubuna karşı oluşturulmuş bir askerî ittifak değildir.[12] BLACKSEAFOR ayrıca BM ve AGİT kapsamındaki harekâtlarda görevlendirilmekte ve görev ve amaçlarına uygun olarak diğer uluslararası faaliyetlere iştirak edebilmektedir.[13]

3.BLACKSEAFOR’un Bölgesel Güvenliğe Yaptığı Katkılar

BLACKSEAFOR girişiminin bölgenin güvenliğine yansıyan en önemli sonuçlarından birisinin, Soğuk Savaş süresince birbirlerine düşman olan ve Soğuk Savaş sonrasında da birbirlerine karşı endişe ile bakan taraflar arasında bir güven ortamının tesis edilmesine katkıda bulunması olduğu değerlendirilmektedir. BLACKSEAFOR dâhilinde icra edilen faaliyetler, bu düşmanlık ve endişeleri en çok hisseden mesleki gruplardan biri olan askerler arasında daha fazla diyaloğun kurulmasına sebep olmakta ve yanlış algılamaların ortadan kalkmasını sağlamaktadır. İtalyan Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Amiral Sergio Biraghi’nin de belirttiği gibi “Denizciler arasındaki doğal bağlar, zorlukların yenilmesinde ideal şartları yaratmak, teşvik edici sonuçlar elde etmek ve karşılıklı güven ve emniyeti sağlamak konusunda çoğu zaman yararlı olduklarını ispat etmiştir.”[14]

Diğer yandan Karadeniz Deniz Kuvvetleri Komutanlar Komitesi 2004 yılında yaptığı toplantısında, terörist faaliyetlere karşı önlem almak, uluslararası deniz hukuku kurallarının uygulanmasını sağlamak ve Karadeniz’de düzenin sağlanması maksadıyla deniz ulaşımının güvenliğini sağlayan ortak bir kontrol sisteminin oluşturulması gerektiğine karar vermişlerdir. Komitenin bu kararına binaen Türkiye, “terörizme karşı savunma operasyonu” konseptini geliştirmiştir. Bu konseptin amacı illegal kargo ve göçmen taşıyan şüpheli sivil deniz vasıtalarını tespit ve kontrol ederek olabilecek terörist faaliyetleri önlemektir.[15] Bu kapsamda BLACKSEAFOR’un Karadeniz’de hem deniz ulaşım güvenliğinin sağlanmasında hem de denizlerde terörizme karşı mücadelenin devam ettirilmesinde güvenliği arttırıcı bir kilit rol üstlenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

Karadeniz coğrafyasındaki en önemli askeri örgütlenme olan BLACKSEAFOR, Türkiye’nin öncülük ettiği bir oluşumdur.[16] Türkiye ile birlikte Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna arasında 2001’de kurulan BLACKSEAFOR, askeri imkânları ve yetenekleri ile katkıları birbirinden farklı, siyasal geçmişleri de birbirine pek benzemeyen kıyıdaş ülkeleri ortak bir hedef etrafında toplayan ve pek benzeri olmayan bir koalisyon niteliğinde olmasına karşın, üye ülkeler arasında bölgesel barışın ve güvenliğin geliştirilmesine yönelik beklentilerle hayata geçirilmiştir.

1990’lı yılların başından itibaren bölgede ortaya çıkan siyasal ve ekonomik alandaki gelişmeler doğrultusunda, Karadeniz’de fiilen görev yapacak çokuluslu bir deniz gücü oluşturma fikri, 1994-1995 yıllarında ortaya atılmıştır. Bu fikir, daha sonra, 1998’de Varna’da, İkinci Karadeniz Deniz Kuvvetleri Komutanları Toplantısı’nda Türk Deniz Kuvvetleri tarafından önerilmiştir. Türk Genelkurmay Başkanlığı’nın koordinatörlüğünde, Dışişleri Bakanlığı ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın yaptıkları yoğun çalışmalar sonucu, BLACKSEAFOR anlaşması, Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler arasında, 2 Nisan 2001’de, İstanbul’da imzalanmıştır.[17]

Karadeniz’de deniz güvenliği alanındaki ilk işbirliği mekanizmasını oluşturan BLACKSEAFOR’un amacı, kıyıdaş ülkelerin deniz kuvvetleri arasında işbirliği ve birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesi suretiyle, Karadeniz’de dostluk, iyi ilişkiler ve karşılıklı anlayışın daha da güçlendirilmesine katkıda bulunmaktır. Gerek duyulduğunda göreve çağrılması öngörülen BLACKSEAFOR çerçevesinde, üye ülkelerin deniz kuvvetlerinin katılımıyla denizde arama-kurtarma operasyonları, insani yardım, çevre koruma operasyonları, mayın temizleme faaliyetleri, iyi niyet ziyaretleri ve üye ülkeler tarafından kararlaştırılacak diğer görevlerin gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.

BLACKSEAFOR’un komutası, kıyıdaş ülkeler arasında altı aylık dönemlerle paylaşılmaktadır. BLACKSEAFOR’un görev yönergesi ilk olarak, 7 Temmuz 2004’te değiştirilerek, organize suçlar ve terörist tehditler de görev kapsamı içine alınmıştır. “Terörizmle Mücadele Operasyonu” isimli ilk tatbikat, 5-27 Ağustos 2004’te gerçekleştirilmiştir.

Görev yönergesinin değiştirilmesinin ve hemen ardından tatbikat yapılmasının perde arkasında, NATO unsurlarının Karadeniz’e girmesinin önlenmesi bulunuyordu. NATO üyesi olmasına karşın Türkiye, yeni NATO üyeleri Romanya ve Bulgaristan’ın, NATO’nun Akdeniz’de gerçekleştirdiği Etkin Çaba Harekâtı’nın Karadeniz’e yayılması yönündeki girişimlerinden rahatsız olmuştu. Romanya ve Bulgaristan, Karadeniz’de Rusya ve Ukrayna’nın gücünü dengelemek için NATO deniz unsurlarının devriye hizmetinde bulunmasını istiyordu. Fakat Montrö Boğazlar Sözleşmesi konusunda duyarlı olan Türkiye, sözleşmenin zedelenmesine neden olabilecek bu girişime sıcak bakmamış ve Karadeniz’in güvenliğinin kıyıdaş ülkelerce sağlanması fikrini paylaşan Rusya’yla işbirliği yaparak, BLACKSEAFOR’un görev yönergesini değiştirmek yoluyla organize suçlar ve terörist tehditleri de görev kapsamına almıştır.[18]

BLACKSEAFOR’un yeni güvenlik ortamına uyum sağlaması ve görev tanımının terörizm ve kitle imha silahlarıyla mücadeleyi de kapsayacak biçimde genişletilmesi amacıyla bir dönüşümü ihtiyacı bulunmaktadır. BLACKSEAFOR’UN askeri faaliyet ve aktivasyonlarına paralel olarak siyasal istişare toplantıları da icra edilmiştir. Siyasal diyalog süreci, Dışişleri Bakanları Özel Temsilcileri ve Yüksek Düzeyli Uzmanlar Grubu toplantıları da yapılmıştır. BLACKSEAFOR Siyasal İstişare Grubu ve BLACKSEAFOR Komutanlar toplantılarıyla elde edilen işbirliği, BLACKSEAFOR’un, kıyıdaş ülkeler arasında yasa dışı deniz trafiği ve asimetrik risklerle mücadelede kullanılabilecek uygun bir araç olduğu anlayışı aniden patlak veren Ukrayna Krizine kadar devam etmiştir.

Bu kapsamda; BLACKSEAFOR’un, terörizm, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı ile kitle imha silahlarının yayılmasına karşı deniz harekâtlarında kullanımı için başlatılan çalışmalar için uygun zeminin tam anlamıyla değerlendirildiği söylemek güçtür. Bununla birlikte Ukrayna Krizi nedeniyle 2013’den bu yana bu faaliyet aktif edilememektedir. Genel olarak güvenlik ortamının iyileştirilmesi çabası, kıyıdaş ülkeler arasında var olan ve olabilecek görüş farklılıklarının, barışçı yollarla çözülmesine zemin hazırlayacak danışma ve görüşme fırsatları da yaratma fırsatı sunmaktadır. [19]

Bu anlamda, BLACKSEAFOR’un, Türkiye’nin ulusal güvenliğinin yanısıra, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğin geliştirilmesine de katkıda bulunan bir girişim olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak bölgede ortak bir paydanın olmayışı, işbirliği konusunda ortaya çıkan krizler kırılgan bir ortam meydana getirmektedir. BLACKSEAFOR’un daha etkili bir örgüte dönüştürülmesi ve yılda iki kez aktive edilen bir faaliyet olmaktan çıkarılıp, sürekli bir statüye kavuşturulması ve bir sonraki adım olarak da, tüm kıyıdaş ülkelerin katılımıyla BLACKSEAFOR’un sürekli bir harekât haline getirilmesi yararlı olacaktır.

Sonuç

Çok sayıda göç ve savaşlara sahne olan ve tarihi boyunca farklı etnik grup ve medeniyetlerin yaşadığı bir bölge olan Karadeniz, günümüzde de son derece karmaşık bir sosyo-ekonomik yapıya sahiptir.

Karadeniz’in önemi, politik eylem üzerine coğrafi faktörlerin etkisini araştıran jeopolitik düşünürlerce de vurgulanmıştır. Kara Hâkimiyet teorisyeni Mackinder’in Heartland (merkezi bölge-kalpgâh) kuramına, Spykman’ın “Kenar Kuşak Teorisi’ne”, Schaklian’ın “Hava Hâkimiyet Teorisi’ne, Mahan’ın “Deniz Hakimiyet Teorisi”ne göre; Karadeniz’e hâkim olan güç “Merkez Bölgesini” ve “Dünya Adasını”, kontrol edecek coğrafi konuma sahip olur.[20] Ayrıca Samuel Hungtington da Müslüman dünyası ile Ortodoks dünyasını birbirinden ayıran çizginin Karadeniz’den geçtiğini savunmuştur.

Karadeniz’in Soğuk Savaş sonrası batıya entegre olan ülkeleri de bir nevi ayıran jeostratejik açından da bir fay hattı görevi gördüğünü de söylemek mümkündür. Tüm bu değerlendirmelerin ışığında, Karadeniz Bölgesi’nin enerjiden dolayı artan önemi nedeni ile, yeni jeopolitik ifade; “ihracat yollarını kontrol eden petrol ve gazı, petrol ve gazı kontrol eden ise merkez bölgeyi kontrol eder” şeklinde, günümüz gerçeğine daha uyumlu olarak ifade edilebilir.

Bu sebepler dolayısıyla kaçınılmaz bir şekilde Karadeniz Bölgesi, yoğun çekişmelerin odağında olan tartışmalı bir alandır. Bu husus; bölgenin hızla değişen dinamikleri, karmaşık gerçekleri, bölge dışı güçlerin çıkarları ve bölgenin dünyanın geri kalanıyla ilişkilerinin bir yansımasıdır. Bölgenin kuzeyi güneye ve doğuyu batıya bağlayan stratejik konumunun yanı sıra önemli petrol, doğalgaz, taşımacılık ve ticaret rotalarının üzerinde yer alması önemini giderek artırmaktadır.[21]

Ne varki bölgeye yönelik bunca ilgiye rağmen, bölgenin asıl öncelikleri ve ihtiyaçları hala göz ardı edilmektedir. Bu bir dereceye kadar bölgesel aktörlerin gelecek için ortak bir vizyonda birleşmemelerine bağlıdır. Karadeniz’in bölgeler arası bir bölge olarak ortaya çıkması ve güçlü iç ve dış aktörlerin birbirleriyle çatışan çıkarları, bölge için gereken odaklanmayı engelleyerek işbirliğinin olası sonuçlarını zayıflatmaktadır. Bu ilgili tüm aktörlerin ne yapması gerektiğini daha iyi anlamalarını ve sorunlara yaratıcı şekilde yaklaşabilmelerini sağlayacak, böylece bölgenin güvenliği, istikrarı ve refahını artıracaktır. Barışçıl ve işbirliği içinde bir Karadeniz Bölgesi ise herkesin yararına olacaktır.

Türkiye’nin Karadeniz’in güvenliğin sağlanmasındaki temel argümanı, Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin korunması ve ruhuna aykırı hareket edilmemesi olmalıdır. Ayrıca, öncelikle Karadeniz Ekonomik İşbirliği’nin, ikinci olarak da BLACKSEAFOR’un daha işlevsel bir duruma getirilmesi, bölgenin güvenliğinin sağlanmasında belirleyici özelliğe sahiptirler. Ancak bununla birlikte, Türkiye’nin ulusal güvenliğini sağlamasında, uluslararası ve bölgesel yapılanmaların rolü konusunda, bugüne kadar sahip olduğu deneyimi göz ardı etmemesi gerektiğini, bir kez daha anımsamakta yarar vardır.

Suriye ve Ukrayna konusunda zıt politikalara sahip bölgede etkin iki ülkeden, konjonktürel dalgalanmalar bir tarafa bırakılırsa, dünya ile entegrasyona son derece önem veren Türkiye, diğer tarafta dünyanın kendisinden çekindiği başlı başına bir tehdit odağı olarak görülen Rusya, bölgesel aktörlerdir. Bu bağlamda yine de tarihsel sürece de bakıldığında anlaşıldığı üzere, her şeye rağmen bölgede istikrar için işbirliğinden başka bir seçeneğin bulunmadığını tüm tarafların kabul etmesi gerekmektedir.

Fikret KORKMAZ

Reklamlar

Etiketlendi:, , , , , , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: