İRAN DOSYASI /// TÜRK FARS MÜCADELESİ’NİN YENİ OYUN SAHASI : SUR İYE

Tarihi Arka Plan

İranlılar ile Türklerin mücadelesi iki topluluğun İslamiyeti benimsemesiyle başlarken; Selçuklu ve Osmanlı Devleti zamanında bu mücadeleler doruk noktasına ulaşmıştır. Özellikle Osmanlı devleti ile bir Türk hanedanı olan Safevi hanedanlığı arasındaki mücadeleler İran-Türk dönüm noktasını oluşturmuştur.

Yavuz Sultan Selim döneminde doruk noktasına ulaşan Osmanlı-İran çatışması Osmanlı’nın Çaldıran darbesiyle, 1533’e kadar 19 yıl, dünyanın ikinci büyük Türk devletini hareketsiz tutmuştu. Safeviler ile Osmanlı devleti 16 ve 17. Yüzyıllarda da amansız savaşlara giriştiler. Genel olarak Osmanlı Devleti’nin daha ön planda olduğu bu savaşlarda iki taraf da nihai sonuca ulaşamadı. Sınır şehirleri karşılıklı olarak sürekli el değiştirirken, sonuçsuz kalan bu savaşlar günümüzde hala geçerliliğini koruyan 1639 tarihli Kasr-ı Şirin Antlaşmasının imzalanmasıyla nihayete ermiş ve İran-Türk sınırı büyük oranda bu antlaşmayla belirlenmiştir.

Cumhuriyet Dönemi Türk-İran İlişkileri

Osmanlı Devleti’nin sona ermesi, İran’da ise Pehlevi Hanedanı’nın başa geçmesiyle Türk-İran ilişkilerinde yeni bir dönem başlamış oluyordu. İki ulus arasındaki mücadelelerde ön planda olan sıcak çatışmalar Türkiye’deki rejim değişikliğiyle beraber yerini diplomatik ilişkilere bırakıyordu. 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldıran Türkiye Devleti 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet rejimine geçmiş 3 Mart 1924’de ise Hilafete son vererek seküler bir rejimi benimseyeceğinin ilk sinyallerini vermişti. Türkiye Devleti’nin cumhuriyete son verdiği günlerde İran’daki son Türk hanedanlığı da sona ermiş ve 26 Ekim 1923 tarihinde Rıza Şah Pehlevi kendini Şah ilan etmişti.

Mustafa Kemal Atatürk’le iyi ilişkiler kuran Rıza Şah, Türkiye Cumhuriyeti devletini ülkesinde yapacağı yenilikler için kendisine model alıyordu. 2 Temmuz 1934’de Türkiye’ye bir ziyarette bulunan Rıza Şah, yeni cumhuriyetin radikal reformlarını yerinde görme fırsatı bulmuştu. Bazı tarihçiler Rıza Şah’ın yaşamını ve İran’da yapmak istediklerini Atatürk’ünküne benzetmektedirler. Örneğin 1934’de Türkiye’de yüzleri ve başları açık kadın aydınları gördükten sonra İran’da da kadınların serbest bırakılmalarını istemiş ve 1936 yılında İran’da peçe yasaklanmıştı.

İkinci Dünya savaşından sonra İran’ın Sovyet Rusya’nın işgali altında olmasından dolayı iki ülke arasındaki ilişkiler askıya alınmışken, Rıza Şah’ın yerine geçen oğlu Muhammed Rıza Pehlevi döneminde Türk-İran ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izlemesine rağmen yeniden güçlenmiş ve oğul Pehlevi de babasının yolundan giderek Atatürk Türkiye’sini kendine örnek alarak Batı ile olan ilişkilerini güçlendirmiştir.

1979’da Ayetullah Humeyni’nin önderliğinde ilan edilen İslam Devrimi’yle Türk-İran ilişkilerinde de yeni bir boyuta girilmişti. 79 devriminden sonra İran içerisinde “Devrim İhracı” gibi bir düşüncenin pratiğe dökülmesi ve komşu Müslüman ülkelerdeki ayrılıkçı İslamcı yapıların desteklenmesi iki ülke arasındaki ilişkilere de olumsuz bir şekilde yansımıştır.

Devrim sonrası iki ülke arasındaki ilişkilerde; sınır problemleri, azınlıklar, İran-Irak savaşı, İran’a yönelik baskılar, İran-İsrail ilişkileri, SSCB’nin yıkılması sonrasında oluşan yeni konjonktür gibi etkenler önemli belirleyiciler oldu. Ayrıca, bu dönemde Ankara İran’ı tehdit olarak değerlendirirken, İran da Türkiye’yi Amerika ve NATO tarafından yönlendirilen bir ülke olarak görmeye başlamıştı. 12 Eylül 1980 darbesi de İran’da olumsuz karşılanmış, ABD destekli bir darbe olarak algılanmıştı.

İki ülkenin yumuşak karnı olarak nitelendirilebilecek olan Kürt meselesi ise, Türkiye ve İran’ı birbirine yakınlaştıran en önemli konulardan biri olmuştur. Türkiye ile İran arasında 28 Kasım 1984 tarihinde imzalanan güvenlik anlaşmasıyla da, her iki ülke de topraklarında diğer ülkenin güvenliğine tehdit oluşturacak eylemleri yasaklama kararı alınmıştır.

Yeni Oyun Sahası Suriye

Geçmişte yaşanan savaşlar ve onca anlaşmazlığa rağmen günümüzde Türkiye ile İran arasında geniş bir siyasi ve ekonomik işbirliği ile yüksek bir ticaret hacmi mevcuttur. Fakat 2011 yılından beri Suriye’de başlayan çatışmalar iki ülke arasındaki ilişkilerin Cumhuriyetten bu yana en kötü günlerini yaşamasına neden oluyor.

Arap Baharı olarak isimlendirilen sürecin başlamasıyla birçok ülkede yaşanan suni devrim heyecanı Suriye’ye de sıçramış ve Deraa kentinde ilk olaylar patlak vermişti. Deraa’da sokak gösterileriyle başlayan ve çok hızlı bir şekilde silahlı muhalif oluşumların işin içine girmesiyle bir iç savaşa dönüşen olaylara Türkiye ve İran’ın müdahil olması fazla uzun sürmemişti.

Suriye ile 911 kilometrelik bir sınırı bulunan Türkiye’nin Suriye’de yaşanan sürece kör kalması düşünülemezdi. Ahmet Davutoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan gibi Yeni Osmanlıcı liderlerin Türkiye’nin başında bulunması da Suriye olaylarında Türkiye’nin daha etkili bir politika izleyeceğinin ilk göstergesiydi. Üstelik Libya’ya yönelik NATO operasyonunda geri planda kaldığı hissine kapılan Türk devlet adamları, Suriye’nin de Libya gibi kısa bir sürede yenileceği öngörüsüyle daha hızlı hareket etmelerine neden oldu.

İran ise 79 devriminden sonra Suriye ile devam eden iyi ilişkileri ve Suriye’nin Lübnan Hizbullah’ı ile Filistin’deki gruplara yönelik lojistik desteğin köprüsü olması hasebiyle, bu ülkede yaşanacak bir rejim değişikliğine taraftar değildi.

2011 Ağustos’unda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Beşar Esad arasındaki görüşme, Türkiye ile Suriye arasındaki son yüz yüze görüşmeydi. Eylül’de Türkiye muhalefet karargâhına dönüşmeye başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise Suriye ile ilişkileri askıya aldığını ve yaptırımlara katılacağını açıkladı. 2011 Eylül’ü Türkiye’nin Suriye ile tüm bağlarını kopardığı ve Suriye sahasında İran ile girişeceği bilek güreşinin başlangıç tarihiydi.

Türk İran mücadelesinde Suriye, 2011’den itibaren örgütler üzerinden iki devletin karşılıklı çatışma ve güç sahası haline geldi. İran Esad’ın başında bulunduğu rejime yönelik desteğini askeri ve lojistik anlamda gerçekleştirirken, Türkiye de İran’ın bu tutumunu her platformda eleştirip Suriye ordusu ile savaşan muhalif güçlere yönelik lojistik desteğini 5 yıllık iç savaş boyunca devam ettirdi.

İki devlet arasında en üst perdeden yapılan açıklamalar İran ve Türkiye’nin Suriye sahasındaki mücadeleyi anlamamız açısından son derece önemlidir.

Marmara Üniversitesi Yeni Akademik Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Kalkıp da bir dini lider, ‘Suriye’de 250 bin kişi öldürülüyor, Niye buna karşı koymadınız?’ dediğimizde; ‘İsrail zulmüne karşı ayakta dik duran tek kişi Esed’dir’ diyor. Kendisine şunu diyorum, orada öldürülenler İsrail kendisine saldırırken dik durmadılar mı? Esed’in İsrail’e karşı bir tane kurşunu var mı? 250 bin insanı öldürüyor, siz hâlâ bunlara destek veriyorsunuz. Hâlâ bunlara silah, para gönderiyorsunuz. Böyle bir dini önder olabilir mi?” sözleri Türkiye’nin Suriye sahasında İran’ın faaliyetlerinden duyduğu rahatsızlığı göstermektedir. Üstelik Recep Tayyip Erdoğan’ın en üst perdeden eleştiri yaparak İran’ın dini lideri ve Velayet-i Fakih kurumunun başı Ayetullah Hamanei’yi hedef alması birçok kişi tarafından Şiiliğe yönelik bir mesaj olarak okunmuştur.

Dönemin Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ’ın 2013’de Suriye’de Esad güçlerine yaptığı askeri yardımlarla bilinen Hizbullah’a yönelik sert eleştiriler de unutulmamalıdır. “Çok açık, çok net buradan bir kez daha söylüyorum. Adını da Hizbullah’ın değiştirmesi lazım, hizbüşşeytan yapması lazım. Hem adınıza Hizbullah diyeceksiniz hem de tanımadığınız bilmediğiniz masum kadınları, çocukları yaşlıları öldürmek için harp ilan edeceksiniz. Böyle saçmalık olabilir mi? Böyle bir anlayış olabilir mi?”

İki devlet arasındaki sert açıklamalar sahada desteklenen gruplara da yansımıştır. Türkiye PKK’nin Suriye kolu olarak bilinen PYD/YPG güçlerini kendisine tehdit olarak görürken, İran’ın PYD’ye olan desteği birçok haber ajansına yansımıştır. İran’ın Suriye’deki en önemli komutanlarından biri olan Kasım Süleymani de Suriye’de Kürtlerin kuracağı bir özerk yönetimi destekleyeceklerini söylemiştir.

Türkiye’de buna karşılık Kürt güçleriyle savaşan cihadçı unsurları desteklemiş ve bu desteğin detaylarını anlatan birçok haber yayınlanarak kamuoyunda yer bulmuştur. Newsweek’ten Barney Guiton’a konuşan Şerko Ömer adlı eski IŞİD militanı, Türk devletinin IŞİD’le ‘işbirliğini’ şu sözlerle anlatmıştır: “IŞİD’in başkenti Rakka’dan, kamyonlarla sınıra getirilen militanlar, önce Türkiye topraklarına sokuluyorlardı. Sonra da Kürtlerle savaşılan bölgeden, yeniden Suriye topraklarına transfer ediliyorlardı. Böylece Kobani’yi ele geçirmek için Kürt güçlerine karşı savaşan IŞİD militanları arasındaki yerlerini alıyorlardı.”

Öte yandan Suriye’de savaşan cihadçı grupların Türkiye’nin desteğine yönelik minnettarlığını da her fırsatta dile getirdiklerini görmekteyiz. 1 Kasım 2015 seçimlerinden sonra Suriye’ye muhalefetinin bel kemiğini oluşturan ve aynı zamanda ‘’Fetih Ordusunun” bileşenlerinden olan Ahrar’uş Şam, Feylak’uş Şam, Ecnad’uş Şam, Ensar El-Şeria, İslam Ordusu başta olmak üzere 8 büyük muhalif grup ortak bir bildiri yayınlayarak, Adalet ve Kalkınma Partisinin seçimleri kazanmasını tebrik etmiştir.

Türkiye Suriye’ye asker göndermeyip daha çok sahada bulunan muhalif güçleri destekleyerek Esad yönetiminin devrilmesine çabalarken, İran gerek kendi askerlerini gerekse kendisine bağlı Hizbullah gibi milis güçleri Suriye’de savaştırarak bu savaşta yer almıştır. İran sadece Ekim 2015’de, aralarında General Hüseyin Hemedani’nin de bulunduğu 30’dan fazla askerini Suriye’de kaybetmiştir. Toplam kaybın ise binlerle ifade edildiği belirtilmekte.

Suriye sahasında vekalet savaşları aracılığıyla jeopolitik ve siyasi rekabete tutuşan İran ile Türkiye’nin bu mücadeleyi nereye kadar götürebileceği tam olarak kestirilemezken, Rusya’nın 2015’ten itibaren aktif olarak sahaya inmesi olayların seyrini değiştirmiştir.

Rusya’nın Ekim 2015’te Suriye’de hava operasyonlarına başlaması, Türkiye’nin başından beri Suriye’nin kuzeyinde uygulamak istediği “uçuşa yasak bölge”, “güvenli bölge” planlarını sekteye uğratmıştır. 24 Kasım’da Türkiye tarafından düşürülen Rus uçağıyla beraber güvenli bölge planları da tamamen imkansızlaşırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ”Fırat’ın batısına kimse geçemez.” Politikası da Rusya, Suriye ve İran güçleri tarafından anlamsız hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Esad-Rusya-İran-PYD ittifakının Fırat’ın batısında uygulamak istedikleri plan başarılı olursa, Türkiye’nin Halep’le bağlantısı tamamen kesilecek ve Türkiye buraya herhangi bir müdahalede bulunamayacaktır. Zira S-400 hava savunma sistemini de Suriye’ye konuşlandıran Putin, Suriye’de artık hava savunma sistemleri olduğunu ifade ederek, “Türkiye buyursun, şimdi de Suriye hava sahasını ihlal etsin” demiş ve Türkiye’nin Suriye’de yapacağı hiçbir hamleye izin vermeyeceğini ilan etmiştir.

Nihai olarak İran’ın en yakın müttefiki Rusya’nın Suriye sahasına aktif olarak katılması ve Türkiye’nin Batılı müttefiklerinin gerek IŞİD korkusu, gerekse başka nedenlerden dolayı Suriye’de sadece vekalet savaşı yürütmesi, Suriye’deki Türk-Fars bilek güreşinde İran tarafının elinin daha güçlü olmasını sağlamıştır.

SONUÇ

Türkler ile İranlılar arasındaki sıcak çatışmalar Kasr-ı Şirin Antlaşması ile nihayete ererken, iki ülke arasındaki ilişkiler 2002 yılında AK Parti iktidarının başa geçmesine dek inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Ak Parti’nin ilk yıllarında iyi seyreden ilişkiler, 2011 Suriye iç savaşının başlamasıyla yerini gerginliğe bırakmıştır. Vekalet savaşlarının verildiği Suriye’de iki ülke örgütler aracılığıyla savaşırken, Suriye’nin tarihi Türk-Fars mücadelesinin yeni oyun sahası haline geldiğini görmekteyiz.

İran; Rusya ve Hizbullah gibi müttefikleriyle Esad rejiminin devrilmemesi için çabalarken, Türkiye ise Batılı müttefikleriyle Esad’ı devirmeye çalışmaktadır. Bu mücadelede Türkiye, bizzat sahada olmayıp muhalif silahlı güçlere lojistik, siyasi ve istihbari destek vermekle yetinirken; İran ve müttefikleri askeri olarak sahada olup sıcak çatışmaların içinde yer almaktadır.

Nurettin Akçay / Twitter: @akcay_nuri

Reklamlar

Etiketlendi:, , , , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: