ORTADOĞU DOSYASI /// Orta Doğu’da Değişen Güvenlik Mimarisi ve T ürkiye : Otoriter Bir Mahallede Demokrat Kalabilmek

KAYNAK : Stratejik Düşünce Enstitüsü

Devletler ve halklar için coğrafya sizin kaderinizdir denilir. Böyle bir jeopolitik okuma herhalde en çok Türkiye’nin durumunu anlamak için açıklayıcı olabilir. Zira üzerine oturduğumuz yeryüzü parçası olan Anadolu, Kuzey-Güney ve Doğu-Batı ekseninde tüm tarihsel, siyasi, kültürel ve elbette ki askeri dinamiklerin kesiştiği bir konumda bulunuyor. Dünyadaki her köklü dönüşüm dalgası, siyasi ve sosyo-politik geçiş süreci bir şekilde Anadolu’yu etkiliyor. Örneğin soğuk savaş döneminde Türkiye uzun gerilim dönemlerini en derinden hisseden ülke oldu. Kutuplar arası mücadelede Sovyetler Birliğine komşu NATO üyesi olarak, bir cephe ülkesi olmanın en ağır yükünü biz çektik. Bir yandan NATO ittifakının en kalabalık ordusunu beslemek durumunda kalırken, diğer yandan güvenlik kaygıları uğruna Türkiye’de halkın demokrasi ve özgürlük talepleri acımasızca bastırıldı. Güvenlik devleti gerekleri bahanesiyle sık sık askeri darbelere maruz kaldık ve en iyi durumda bile ikinci sınıf bir demokrasiyi içselleştirmeye zorlandık.

Soğuk savaş sonrası dönemde ise, bir yandan Kafkaslardaki çatışmaların diğer yandan Balkanlardaki (Bosna katliamı) savaşların acısını yüreğinde en acı şekilde hisseden ve bazen de yeterince bir şeyler yapamamanın burukluğunu yaşayan ülke yine Türkiye idi. İçimizdeyse hem 1990’lı yıllarda hem de yine bugünlerde elimizi kolumuzu bağlayan en temel sorun hep terör belası oldu. PKK gibi soğuk savaş koşullarında yaratılmış en kanlı ve en acımasız bir canavar ile mücadele etmek, ülkenin siyasi ufkunu kararttığı gibi Türkiye’deki demokrasinin cılız kalmasının da ana nedenini oluşturdu. Ülkemizdeki soğuk savaş döneminin mirası olan Ergenekoncu otoriter yapılanmaların tasfiyesini geciktiren temel faktör ne yazık ki bir türlü bitirilemeyen terör oldu. Ne kullanışlı bir aktördür ki, PKK Türkiye’nin dış dünyaya yönelik geliştireceği her kritik konjonktürde küllerinden yeniden doğarcasına hortluyor ve ülkenin gelecek ufkunu karartıyor.

Yeni Terör Dalgası ve Suriye Krizi

Bugün Suriye krizinin bitme olasılığının yaklaştığı ve bölgenin siyasi ve güvenlik mimarisinin yeniden yapılanma olasılığının doğduğu bir vasatta, PKK yeni taktik ve stratejilerle sahneye yeniden çıktı ve “şehir savaşlarını” başlattı. Oysa bir yandan çözüm süreci devam ederken, diğer yandan legal bir siyasi parti olan HDP’nin halkın %13 oyunu alarak TBMM’ye 80 Milletvekili ile girebildiği bir ortamda, Kürt siyasetinin yapması gereken şey PKK’nın tasfiye edilerek meşru siyasetin alanını genişletmek ve Türkiye’deki demokrasiyi derinleştirmek olmalıydı. Eğer bugün PKK terörü en kötü yüzüyle yeniden hortladıysa bunun en temel nedeni bir türlü bitirilemeyen Suriye krizinin yaratmış olduğu şiddet ortamıdır. Çözüm süreci devam ederken ortaya çıkan DAİŞ belası ve Kobani olayları ülkemizdeki Kürt siyasetinin insicamını bozmuş, kafalarındaki daha büyük ve kalıcı jeopolitik kazanımlar adına Türkiye’nin AK Parti hükümeti eliyle yürüttüğü demokratik açılımlar yoluyla toplumsal entegrasyon projesini akamete uğratmıştır. Denilebilir ki, bu bağlamda Suriye’deki acımasız iç savaş ve güç mücadelesi PKK ile bağlantılı Kürt siyasi aktörlerde kalıcı transnasyonel jeopolitik kazanımlar elde etme beklentisi yaratarak onları yeniden Türkiye’ye karşı şiddete itmiştir. Bu yaklaşım, müzakere sürecinin üzerine oturduğu “ülke bütünlüğü içinde demokratik çözüm bulma” denklemini de bozmuş, yeniden bölünme taleplerini gündeme getirmiştir.

Bu bağlamda PKK’nın Kuzey Suriye’de elde ettiği geçici başarıları Türkiye’de tekrarlayabileceği beklentisi ile Suriye iç savaşında ve ertesinde kurulacak olan barış masasında Türkiye’yi denklem dışı bırakmak isteyen bazı uluslararası aktörlerin siyasi amaçları örtüşmüştür. Denilebilir ki, PKK yanlış bir stratejik hesaplama ve dış güçlerin yönlendirmesiyle ne yazık ki Kürt halkının çıkarları için değil; başka aktörlerin kısa ve uzun vadeli stratejik çıkarları için yeniden çatışmaya sürüklenmiştir. Oysa Suriye krizinin içeriye “ödem yaptırılması” olan son şehir gerillacılığı taktiği, PKK’nın varlığına da halk nezdindeki meşruiyetine de kalıcı darbe vurmaktadır. Türkiye’nin devlet kapasitesi ve demokratik niteliği PKK’nın bu yeni taktiklerini boşa çıkaracaktır.

Kürt Siyaseti Hataya Sürüklendi

Bu iddiamızın nedenini biraz açmak gerekiyor. PKK’nın şehir savaşı taktiği ile PKK’nın neden hata yaptığı ve sonunda neden Kürt halkından beklediği desteği görmediğinin birinci nedeni Türkiye’yi yanlış okumasıdır. Türkiye tüm eksiklikleri ile birlikte her şeye rağmen demokrasidir ve hatta otoriter bir coğrafya ve siyasi iklimde sahici demokrasi geleneğine sahip tek ülkedir. Seçimler açık ve şeffaf bir şekilde yapılmaktadır ve uluslararası gözetime her zaman açıktır. 2009 sonrası dönemde başlayan ve fasılalarla devam eden çözüm süreci ile de Kürt sorunu gibi ülkenin önündeki kritik bir meseleyi demokratik mekanizmalarla çözme adına büyük bir cesaret ve olgunluk işareti göstermiştir. Bunun anlamını Türkiye’yi yakından takip eden dış dünyadaki siyasi aktörler de içerideki Kürt vatandaşlar da bilmektedir. Ve hatta denilebilir ki, sıradan Kürt vatandaşı için son on yılda atılan demokratik adımlar ve ekonomik yatırımlar insanların günlük yaşamını anlamlı şekilde değiştirmiştir. Artık Türkiye’nin hangi köyüne giderseniz gidin, ne 1970’lerin kırsalında gözlenen yaygın fakirliği ve azgelişmişliği görebilirsiniz, ne de 1990’lardaki baskıcı ceberut devlet anlayışını. Dolayısıyla, HDP’ye verilen blok oyları PKK’nın devrimci halk hareketi stratejisi için aktif bir yeşil ışık olarak okumak yanlış ve çarpıtılmış bir çıkarsamadır.

Batı da Türkiye’yi Yanlış Okuyor

Aynı değerlendirme hatasının Batılı bazı dost ülkelerde de yapıldığı anlaşılmaktadır. Türkiye’deki marjinal bazı sol kesimler ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeminli siyasi rakiplerinin verdiği çarpık bilgilere dayanan değerlendirmeler ne yazık ki, Batıyı da Türkiye konusunda yanıltmaktadır. Ortaya çıkan seçim sonuçları her defasında yapılan tüm analizleri boşa çıkarsa da, dış aktörler de kendi çıkarları uğruna Kürt siyasetini yanlış yönlendirmeye devam etmektedirler. Örneğin Haziran seçimleri süreci yaklaşırken normal şartlarda ülkedeki değişimci çizgiyi temsil eden ve çözüm sürecinin aktörleri olan AK Parti ve HDP’nin reformcu çizgide buluşması gerekirken, HDP Kandil’deki PKK’nın ağababaları ve dış dünyanın AK Parti antipatisi nedeniyle Türkiye’deki statüko güçlerinin yanına itilmiştir. Sonuçta HDP halktan %13 oy alarak Meclise girse de PKK’nın dayattığı şiddet politikasına karşı direnme gücünü ve Türkiye’nin en yakıcı sorununu çözen demokratik aktör olma şansını ne yazık ki kötü biçimde harcamıştır. Oysa oyuyla halkın HDP’den beklediği politika, şiddetin reddi ve demokratik barış ve uzlaşı sürecinin motoru olma rolünü sürdürmesiydi. Şimdi yıpranmış, iç ve dış meşruiyeti zayıflamış ve toplum nezdinde siyasi aklı sorgulanan bir parti durumuna düşmüştür. Bu yanlış stratejiler Kürt siyasetindeki farklı aktörleri ortaya çıkaracaktır ve çıkarmalıdır da.

Türkiye’nin bir bölge ülkesi olarak en büyük zorluğu, Anadolu coğrafyasının siyasi anlamda farklı yönlerden gelen etkileşimlere açık olmasıdır. Bir yandan NATO ve AB gibi kurumlar üzerinden Batılı demokratik dinamikler ile etkileşirken, diğer yandan Rusya-İran ve Arap dünyasındaki dinamiklerle de etkileşmektedir. Son yıllarda ise Batı dünyasının içinden geçtiği ekonomi-politik krizler Avrupa’nın Türkiye üzerindeki yönlendirici etkisini azaltırken, Orta Doğu coğrafyasındaki gelişmeler bizi daha çok etkilemeye başlamıştır. Irak-Suriye hattı Türkiye’nin tek başına yönlendiremeyeceği kadar bir “kara deliğe” dönüşmüştür. Krizi yönetmede, Türkiye’nin de dâhil olduğu Batı tipi demokrasiler liberal uluslararası hukuk ve siyasi normlara dayalı stratejiler geliştirirken; Rusya ve İran gibi otoriter aktörler acımasızca güç kullanmaktan çekinmemektedir. PKK dâhil Orta Doğu’daki tüm devlet ve devlet-altı aktörler silahlı siyaseti tercih ederken, demokratik güçlerin çekingen politikaları bölgeden yükselen şiddet dalgası ile mücadelede geç ve yetersiz kalmaktadırlar. Esasen bugünkü Türkiye’nin en temel çıkmazı da burada yatmaktadır. Demokrasimiz askıya almadan ve serbest ticarete dayalı ekonomik büyüme modeline zarar vermeden, İran ve Rusya gibi otoriter güçlere tek başına karşı koyma politikası Türkiye’nin bölgesel konulardaki etkinliğine büyük bir kısıt oluşturmaktadır. Ne yazık ki, müttefikimiz olan Batı dünyası da bu konularda yapması gerekenlerin ve yapabileceklerinin en azını yapmaktadırlar.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı en yakıcı sorun olan PKK ve diğer örgütlere dayalı terör dalgası büyük ölçüde Türkiye’nin coğrafyası ve siyasi kimliği ile yakından ilişkilidir. Otoriter bir coğrafyada demokrasi adası yaratmak ve bunu yaşatmanın tüm zorluklarını yaşamaktadır. Bir yandan kendi demokratik geleneğine sahip olan Batı dünyasının ilgisiz ve hatta bazen düşmanca politikaları, diğer yandan siyasetin giderek silahlara indirgendiği Orta Doğu coğrafyasında Türkiye, hayatta kalma ve demokrasisini yaşatma mücadelesi vermektedir. PKK gibi örgütler eliyle ne yazık ki, Orta Doğu dünyasındaki şiddet dalgası yeniden içimize doğru nüfuz etmekte ve adeta ödem yapmaktadır. Yapılması gereken durumu doğru analiz etmek ve siyasi bedenimizi (demokratik meşru yönetimi) sağlıklı tutmak ve güçlendirmektir. Türkiye’nin tarihsel birikimi, siyasi aklı ve devlet tecrübesi yeterlidir ve eğer süreç akıl ve basiret ile yönetilebilirse Türkiye bu mücadeleden başarıyla ve daha da güçlenerek çıkacaktır.

Reklamlar

Etiketlendi:, , , , , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: