EKONOMİ DOSYASI : Paranın Diplomasisi

Cazibemizi artırmak için, hem ilgili stratejiyi iyi belirlemeli hem de ona, layıkıyla bir tanıtım ve diplomasi yüklemeliyiz.

19. yüzyıldan kalan şu söz, hala anlamını pek yitirmemiş:

Tanıtım olmazsa, çok kötü bir şey olur: Hiçbir şey…

Kişilerden kurumlara kadar geçerli olan bu gerçeğin ucu, hiç şüphesiz gelip milli ekonomiye de varıyor. Bununla ilgili olarak, geçtiğimiz Nisan bu köşede Hindistan örneğini vermiştim. Hatırlamak gerekirse; Eylül 2014’te taze bir heyecanla start verilen “Make in India” inisiyatifi, yatırımı kolaylaştırmak, inovasyonu teşvik etmek ve üretim altyapısını geliştirmek gibi hedefler çerçevesinde, Hindistan ekonomisini dünyaya cazip kılmayı amaçlayarak yola çıkmıştı.

Ülkeyi üretim üssü haline getirmek arzusuyla, “gel Hindistan’da üret” demeye getiren sloganla, Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı bünyesindeki Sanayi Politikası ve Tanıtım departmanı ilgilenmekte. Söz konusu girişimin, binlerce uzman ve paydaşın emeğiyle ortaya konan bir yol haritası ile çıktığını da vurgulayayım. Zaten hükümet de bu haritayı, üretim alanında “dünya çapında” nadide bir girişim olarak tanımlıyor.

MAKE IN INDIA

Tanıtım kampanyasının doğduğu günden bu yana yaklaşık 1,5 yıl geçmiş durumda. Ve belirtmek gerekir ki; bu süreçte Make In India’nın kuru kuru bir söylem olmadığına dair ikna çalışmalarına da önem verildi. Bu bağlamda, çağrının arkasını doldurmak amacıyla, ülkede iş yapma ortamını kolaylaştırıcı, bürokrasiyi azaltıcı tedbirler hızlandırıldı. Ayrıca hükümetin, Digital India, Smart Cities, Skill India gibi inisiyatifleri de devreye sokarak imajı güçlendirdiğine şahit oluyoruz.

Bu yoğun çalışmaların ise, ilgili yazımda not düştüğüm üzere; ilk zamanlardan bu yana Hindistan’a bir başka gözle bakılmasını sağladığını hissetmek mümkündü. Bununla birlikte, şimdi somut çıktılara da ihtiyaç var. Nitekim o günden bugüne ne değiştiğini görmek ve binlerce beynin adandığı bu girişimin sonuçlarını okuyabilmek önem taşıyor.

İşte bu doğrultuda; Şubat ayında düzenlenen Make In India Week haftası dolaylarında, Hindistan hem kendi merakını hem de bizlerinkini gidermek amacıyla bir “etki” raporu yayınladı ve kampanyanın ilk 18 ayına dair bir görünüm ortaya koydu. Rapora göre; söz konusu dönemde doğrudan yabancı yatırımlarda (FDI), önceki 18 aya kıyasla %48 oranında ciddi bir artış var. Enerjiden otomotive, gıdadan elektroniğe dünyanın dört bir sektör ve köşesinden çok sayıda firma, kampanyaya entegre olmuş durumda. Hatta söz konusu firmaların yatırım hedefleri de, raporda “rakamlar eşliğinde” kısa kısa özetleniyor. Özellikle savunma, tıbbi cihaz, raylı sistem gibi belli başlı alanlarda çok hoş FDI girişleri dikkat çekiyor.

REKLAM + DİPLOMASİ

Kısacası, raporun dediği o ki; 1,5 yaşındaki Make In India konuşuyor. Ve raporun tek amacı, merakları gidermek değil. Asıl mesele, tanıtım kampanyasını bir de bu yolla güçlendirmek. Dolayısıyla bahsi geçen raporu, kampanyanın ikna ediciliğine dair bir pazarlama çalışması niteliğinde görebiliriz.

Tabii şimdi şöyle de diyebilirsiniz: “Make In India gösterildiği gibi gerçek bir mucize mi? Hindistan’ın arkasında mesela ABD desteği yok mu?” Ben de buna karşılık, size hak vermemek mümkün değil derim. Zira FDI çekme başarısının arkasında, kampanyanın ötesinde de çeşitli etkenler muhakkak var. Ki bunlardan biri de, stratejik diplomasiye oynamak…

Ve aslında Hindistan’ın yaklaşımı belki de tüm bu noktalarda bir emsal niteliğinde… Nitekim şahsen, ülkenin parıldayan bir yıldız olarak lanse edilmesinde, iyi reklam + diplomasi formülünün yattığına şiddetle inanıyorum.

BİZDE DURUMLAR

Malumunuz, bizde de tanıtım anlamında mukabil anlamlı çalışmalar var. Bunlardan biri, Invest in Turkey. Bir diğeri de, TİM öncülüğünde hayata geçirilen Turkey: Discover the Potential. Gücünü ve Potansiyelini Keşfet şeklinde de işittiğimiz bu kampanyamız, emek harcanmış önemli bir hamleyken, yine şahsım adına, bunun parlak bir şekilde servis edilmesi ve bir strateji çerçevesinde sıkı takibinin yapılması gerektiğini belirtmezsem olmaz. Bu doğrultuda ise, “hedef kitlede” karşılık bulmaya odaklanmaya ve bunun tüm paydaşlarca benimsenmesine ihtiyacımız var.

Bu örnekten esinlenerek demek istediğim o ki; Türkiye’yi şu kaotik global ortamda ayrıştırmayı başarabilecek nadir silahlardan olan tanıtım çalışmalarının, Ekonomi Bakanlığı’ndan Dışişleri Bakanlığı’na çeşitli mecralarda ve kademelerde birbirini tamamlayıcı nitelikte verimli ve etkili bir moda getirilmesi gerek.

Buna ek olarak şahsen, diplomasinin de geleceğimizin temel taşlarından olduğuna inanıyorum. Bu anlamda öncelikle, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun Afrika’dan Amerika’ya, Londra’dan Tahran’a farklı bölgelerle köprüler kurma yaklaşımını önemsediğimi belirteyim. Bununla birlikte, bunca zahmet ve yorgunluğun etkili ve uzun soluklu sonuçlar getirebilmesi için, çok ciddi ve entegre bir ekonomik diplomasi stratejisinin hayata geçirilmesi gerektiğini de eklemesem olmaz.

Ve özetleyecek olursam; cazibemizi artırmak için, hem ilgili stratejiyi iyi belirlemeli hem de ona, layıkıyla bir tanıtım ve diplomasi yüklemeliyiz. Ne dediğimizin anlamlı olması zaten farz… Onu etkili kılan olay ise, nasıl dediğimiz ve nasıl ilettiğimiz…

Belki de hiç uzatmadan şu kadarını söylesem yetecekti: O parlak Hindistan ekonomisinde de, her şey öyle dört dörtlük değil.

[Yeni Şafak, 11 Mart 2016]

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: