AK PARTİ DOSYASI /// Şimdi Konu şu : Erdoğan Bilerek mi Söylemiş Yoksa Bilmeden mi…

Bu olay unutulacak gibi değil!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, O Sözü Bilerek mi Söyledi…

Tarih: Kasım 2013…

Erdoğan’ın sözleri aynen şöyle: “Bundan 81 yıl önce 21 Haziran 1932’de Şemdinli’den, sınırdan çok önemli misafirlerimiz gelmişti. Toprakları bombalanmış, eşleri, akrabaları katledilmişti. Sürgüne hüküm giymişlerdi.

Şemdinli’den kardeşlerinin yurdu Türkiye’ye geldiler. Buradaki kardeşleri onları muhabbetle karşıladı. Tarih boyunca yaptıkları gibi sofradaki ekmeklerinii onlarla paylaştılar. Gelenlerden bir tanesi, ‘Biz Türkiye’de idam edilmeyi bekliyorduk. Zira üzerlerinde bizi asmaları için baskı vardı. Ama biz Türkiye’ye seve seve geldik. Ölsek de Türkiye’de ölelim diye geldik’ diyordu.

Bunu söyleyen Molla Mustafa Barzani‘ydi”(16 Kasım 2013-Milliyet).

Şimdi Molla Mustafa Barzani’yi biz anlatalım…

Şeyh Said isyanından kaçanlar, 5 Ekim 1927’de, Lübnan’ın Bihamdun kentinde ‘Hoybun’ adıyla gizli bir örgüt kurdular.

Kurucular hep tanıdık simalardı; Kamuran, Celadet Ali ve Süreyya Bedirhan.

Ancak bu örgütün diğerlerinden önemli bir farkı vardı, o da ilk kez ve resmen Ermeni Taşnaksutyun Partisiyle siyasi Kürtçülerin bir araya gelmiş, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir ittifak kurmuşlardı…

1920 Koçgiri ile başlayan ayaklanmalar zinciri, 1924 Nesturi, 1925 Şeyh Sait, 1925 Şeyh Abdullah ayaklanmalarıyla devam etmişti.

1927’de kurulan Hoybun’la, ayaklanmalar artık bir merkezden sevk ve idare ediliyordu.

Siyasi Kürtçüler din propagandası ile halkı kışkırtıyor, isyanların biri biterken diğeri başlatılıyordu. Türk ordusunun dikkatleri dağıtılmış, büyük isyanın hazırlandığı Ağrı’nın gözden kaçırılması hedeflenmişti.

Türk ordusu bir yanda Zeylan, Çaldıran ve Ağrı bölgelerinde çıkan ayaklanmaları bastırmaya çalışıyor, öte yanda Diyarbakır, Silvan, Sason, Lice, Çapakçur, Garzan ve Muş bölgelerinde eşkıyalık olayları tırmanıyordu.

Böylesi bir süreçte bu Barzaniler Dağlıca’da yeniden ortaya çıktı…

Barzanileri Türk ordusu ile karşı karşıya getiren Hayderanlı Aşiret Reisi Kör Hüseyin Paşa olmuştu.

20 Haziran 1930’da Savur isyanını yönetmiş, ayaklanma bastırılınca Suriye’ye kaçan Kör Hüseyin Paşa Barzanilerden yardım isteyince, Türk tarihine Oramar(Dağlıca) olarak yazılan isyan başlatılacaktı.

İsyancıların başındaki isim ise yine tanıdık olacaktı; Molla Mustafa Barzani …

Sıraç Bilgin’e göre, ‘Kör Hüseyin Paşa oğlunu Şeyh Ahmed Barzani’ye göndermişti:

“Hoybuncular Barzanilerde yerleşmiş olan ihtilalci geleneğe güveniyorlardı. Gelen haberci Barzanilerden yardım istiyordu. Eğer Barzaniler Hakkari yöresinde harekete geçebilirlerse Ağrı üzerindeki Kemalist baskı hafifleyebilirdi.

Ahmed Barzani yardım etmeyi kabul etmişti. Mustafa Barzani’nin komuta ettiği 500 kişiyi Oramar bölgesine gönderdi. Barzani yıldırım baskınlar düzenliyordu.’

Dağlıca’yı biliyorsunuz, hani şu sık sık PKK terör örgütünün saldırılarına maruz kalan piyade taburunun bulunduğu yer. Bu yerin eski adı Oramar, Hakkari ilinin Yüksekova ilçesine bağlı bir köy. Irak sınırında.

O zamanlar köyde bir piyade hudut bölüğü vardı ve saldırının hedefi oydu…

Oramar saldırısı için adamlarını gönderen Şeyh Ahmed Barzani kimdi?

Araştırmacı gazeteci Hulusi Turgut, Şeyh Ahmed’i şöyle anlatıyor;

‘1967 yılının Temmuz sonunda Şemdinli ilçesine gittiğim zaman Barzani Bölgesi’nden henüz Türkiye iltica etmiş, yirmiye yakın Kürt’le karşılaşmıştım. Mülteci Kürtlerin arasında da Barzani’nin ünlü din adamlarından Molla Yahya vardı. Molla Yahya’ya sormuştum, ‘Niçin kaçıp Türkiye’ye geldiniz’, diye.

Molla Yahya kaçış sebeplerini uzun uzun anlatıp;

‘Bizim orada huzurumuz kalmadı. Molla Mustafa’nın seksenlik ağabeyi Şeyh Ahmed peygamberliğini ilan etti. Kuran okumak, abdest almak, namaz kılmak hatta radyo dinlemek dahi yasak’, diyordu.

Mola Yahya’ya göre Şeyh Ahmet, Irak’taki Kürt cemaatine kendisini lider olarak kabul ettirebilmek için halkın dini inançları üzerinde oynuyordu.

Şeyh Ahmet önce cemaat liderlerine bir yazı gönderdi;

‘Bu yazımı aldığınız andan itibaren ibadet etmeyeceksiniz. Camiler ve okullar kapatılacak. Bütün radyolar evlerde saklanacak. Kuran okunmayacak, abdest alınmayacak ve namaz kılınmayacak. Gök Tanrısı Allah, O’nun yerdeki temsilcisi benim.”

Bu emri okuyan cemaat temsilcileri boyun eğip halka bildirmişler. Molla Mustafa da bu durumu öğrenmiş ve ağabeyini ikaz etmiş. İlk anda ikaz para etmemiş ve Molla Yahya ile adamları kurtuluşu Türkiye’ye kaçmakta bulmuşlar.’

İşte böyle bir şeyhti Ahmed Barzani, Halid-i Nakşi şeyhi…

Tarihçi Ahmet Uçar da Şeyh Ahmed’i yakından izlemiş ve bu dönemi kalemine şöyle yansıtmış;

‘Şeyh Ahmed, 1961’den 1969’a kadar Şeyh Ahmed, Barzan köyünde oturarak Irak rejimine bağlı bir şekilde yaşadı. Şeyh Ahmed, ömrünün son yıllarında belki de gizli kitabın gereği olarak Peygamberliğini ilan etmiş, ibadeti yasaklamıştı.

Kendine bağlı imamlara gönderdiği talimatta söyle diyordu:

‘Camiler kapansın! Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak yasak. Radyo dinlemek kâfir işidir. Bütün radyolar evden kalksın. Gök Tanrısı Allah, yer Tanrısı benim! Sizin manevî huzurunuzu ancak ben sağlarım. Gösterdiğim yoldan gidin. Benim için ağlayın. Emirlerim ilahî bir emirdir. Ben size emretmekle kutsal görevinizi yapmanız için ikazda bulunmuş oluyorum.’

Şeyhin bu istekleri, domuz eti yenmesi ve şarap içilmesi için verdiği izin, bazı aşiret mensuplarınca uygulansa da aşiretin çoğu tarafından tepkiyle karşılanıyordu. Hatta bizzat Molla Mustafa Barzanî de buna çok tepkili ve kızgındı. Ama hiçbir şey yapamıyordu.

Ağustos 1967’de, Molla Yahya ve yirmi adamı Ahmed Barzani’nin baskısından huzursuz olarak Türkiye’ye sığınmışlardı. 1969 başlarında Şeyh Ahmed Barzani’nin ölümü, Barzan halkına büyük bir nefes aldıracak, ama onun yolunu devam ettirenler daha sonra da varlıklarını sürdüreceklerdi”.

Dağlıca’ya geri döner isek…

Kör Hüseyin Paşa’nın destek talebi üzerine, 16 Temmuz 1930’da, Şeyh Ahmed Barzani’ ye bağlı Molla Hüseyin Şerif ve adamları, Oramar bölgesine önce keşif maksadıyla geldiler. Amaçları, bölgedeki aşiret reislerinin olası bir isyanda ne yapacakları konusunda bilgi toplamaktı. Bölgeyi gezdiler, görüşmeler yaptılar ve döndüler.

Toplanan bilgiler, Oramar bölgesindeki aşiretlerin ayaklanmaya katılacaklarını işaret ediyordu. Bundan güç alan Şeyh Ahmed, Oramar bucak merkezi ve buradaki hudut bölüğüne baskın yapmaya karar verdi.

Saldırıyı Molla Mustafa Barzani yönetecekti…

Bu arada, konudan haberdar olan Oramarlı Kasım Ağa ve arkadaşları hudut bölüğüne gelerek Bölük Komutanı’nı, 21/22 gece yarısı yapılacak bu saldırı konusunda uyarmıştı. Gerçekten de aynı gece saat 21.00 sıralarında, Şeyh Ahmed Barzani’ye mensup 500 kişilik bir kuvvet saldırıya geçti.

Bölük hazırlıklıydı.

Kasım Ağa da adamlarıyla birlikte bölüğün içerisinde mevzilenmiş, askerin yanında saldırıya karşı koyuyordu. Böylece, yapılan saldırılar sonuçsuz bırakılmıştı.

Barzani aynı gece iki ve ertesi gün de üç kez daha saldırı yaptıysa da, bölüğün savunma hattını geçemedi. Geri çekildiler ve çevreyi kuşatmaya aldılar. Yolları ve gedikleri tuttular, telefon hatlarını kestiler. Yardıma gelecek takviye kuvvetlerinin yollarını da kapattılar.

Bununla yetinmediler, bölgedeki aşiretler üzerinde propaganda faaliyetlerine giriştiler; din adına bu eylemi yaptıklarını söyleyerek Hakkari ve yöresindeki halkı, genel bir ayaklanmaya katılmaları için kışkırtmaya başladılar.

Durum ciddiydi…

26 Temmuz 1930’da, Oramar saldırısı üzerine Genelkurmay Başkanlığı Baştazin’deki iki hudut bölüğü, iki ağır makineli tüfek takımı ile Kerim ve Ferhat ağaların adamlarını bölgeye sevk etmişti. Öte yanda, Irak hükümetini bu saldırıyla ilgili olarak uyarıyor, protesto ediyor, diğer yanda bu saldırıyı etkisiz kılmak için geniş çaplı bir harekata hazırlanıyordu.

Barzanilerin kışkırtmaları sonucu ayaklanma Şemdinli’ye de sıçramıştı. Şemdinli hudut bölüğü ve hükümet memurları ilçeden ayrılmış, isyancıların bir kısım cephaneyi yağmalayarak silahlı bir vaziyette dağlara çekilmişti. Civardaki köyler de isyancıları destekliyordu.

Şemdinli ve Oramar arasında bulunan silahlı Herki ve Cirgi aşiretleri de ayaklanmaya karışmış, Binavikli Ahmet’le Sikanlı Hacı Ahmet Barzanilerin safına geçmişti.

Gelişen bu durumlar karşısında, 28 Temmuz sabahı, Türk ordusu asileri havadan bombalamaya başladı ve akşamüzeri askeri kuvvetler eşkıyanın gücünü kırarak Oramar’a girdiler. Barzaniler güneye kaçtı.

Molla Şerif Hüseyin’in Oramar saldırısını Molla Mustafa Barzani’nin yaptığı ikinci bir saldırı izledi. Ama o da düzenli kuvvetler karşısında tutunamadı, İran topraklarına çekildi.

27 Eylül-10 Ekim tarihleri arasında, Şemdinli, Yüksekova, Çukurca ve Hakkari’yi kapsayan ikinci bir askeri harekat daha yapıldı ve bölge tamamen eşkıyadan arındırıldı.

30 Temmuz’da isyan bastırılmıştı …

Tarihçi Ahmet Uçar ,“16 Temmuz – 10 Ekim 1930 tarihlerinde ortaya çıkan Oramar İsyanı, Mustafa Barzani tarafından rakımı 2.000-3.500 metre arasında değişen yolsuz, sarp ve yalçın kayalarla aşılması güç bölgede, Şemdinli yakınındaki Oramar’ın basılması ile başlamıştı” diyor ve Hoybun-isyan arasındaki ilişkiyi şöyle açıklıyor;

“Oramar hudut bölüğü asiler tarafından kuşatılmışsa da bu kuşatma hava kuvvetlerimiz ve komşu hudut bölüklerinin yardımı ile kırılmış, İran’a doğru kaçan Barzaniler ve onların Oramar’daki işbirlikçilerinden oluşan asilere büyük kayıplar verdirilmişti.

Haybun örgütü bu isyanı da bir propaganda malzemesi olarak kullanmış, uydurma rakamlarla "Olayda Türk birliklerinin 4.000 kayıp verdiğini, Türk hükümetinin 500 köyü yıkıp 12.000 kişiyi öldürdüğünü" ileri sürerek bunu Ermeniler aracılığı ile temas kurduğu Amerikan kamuoyuna da duyurmuştu” .


Barzanilerin Oramar/Dağlıca saldırısı yedi gün sürmüştü.

Çıkan çatışmalarda dört asker şehit düşmüş, dört asker de yaralanmıştı.

Aynı bölük, 21 Ekim 2007’de, PKK saldırısına uğrayacak ve bu saldırı sonucunda 12 şehit verilecek, sekiz asker ise kaçırılacaktır.

Günümüze gelindiğinde,16 Kasım 2013’te, Başbakan Erdoğan ile Mesud Barzani Diyarbakır’da buluşacak; 17 Kasım’da, Molla Mustafa için şöyle söyleyecektir;

Sevgili kardeşlerim bundan 81 yıl önceydi 21 Haziran 1932. Hakkâri Şemdinli’den sınırdan çok önemli bir misafirlerimiz gelmişti. Toprakları uçaklarla bombalanmıştı, köyleri yakılıp yıkılmıştı. Buradaki kardeşleri onları muhabbetle kucakladılar.’

Oysaki aynı Barzani, çok değil bu anlatılan olayın iki yıl öncesinde Dağlıca bölüğümüze saldırmış, dört askerimizi şehit etmişti.

Üstelik bunu da kısa bir zaman sonra başlatılacak olan Ağrı Ermeni isyanını desteklemek için yapmıştı ama bunu duyan kim, söyleyen kim, gizleyen kim, yazan kim…

BİLGETÜRK

Reklamlar

Etiketlendi:,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: