TURİZM DOSYASI : Taşkale’ye naif bir dokunuş

Taşkale’ye, kayalara oyulmuş tahıl ambarları için gidilir gidilmesine de bir kayaya gözlerini dikip ne kadar bakabilirsin?

Karaman’dan Taş-kale’ye doğru döne kıvrıla giden yollar, bir zaman sonra taş, kaya kesilir. Aşinası olduğunuz tarlalar, yumuşak tepeler, yalnız ağaçlar gözden kaybolur ve beldeye yaklaştığınızı haber veren ilginç kaya oluşumları, köşe başlarını tutmuş sağlam muhafızlar gibi sağda solda belirmeye başlar. İşte o zaman Bafa’yı, Göreme’yi hatırlatan bu heybetli kayaları iyice görebilmek için handiyse arabanın camına yapışırsınız. Ancak asıl sürpriz, yolda değil, Taşkale’dedir.

Araba bir dönemeçten kıvrılır ve sizi köyün içinde bir duvar gibi yekpare yükselen kayanın önünde bırakır. O güne dek ihtimal ki hiç görmediğiniz tahıl ambarları bu kayaya oyulmuş ve her birinin ağzı ahşap kapaklarla örtülmüştür. Yöre halkı, atalardan miras bir maharetle, usta dağcılar gibi tırmanır o kayaya; ama bu, şimdilerde turistik bir gösteri gibidir, o muhkem oyuklarda tahıl saklayan kalmamıştır zira. Ve kayaların içinde zahirenin yıllarca hiç bozulmadan saklanabildiği bilgisi köylüler arasında efsanevi bir söylence gibi dolaşmaktadır artık.

Yazları, bilhassa fotoğrafsever turistlerin önünde hayranlıkla durduğu ve kadraja sığdırmakta zorlandığı bu kaya, kışları yalnızdır, üzerine konup kalkan güvercinler ve vakit namazlarında genişçe bir oyuğa kondurulmuş ‘Kaya Camisi’ne toplanan köy sakinleri gibi… Köyün sakinleri, sakindir hakikaten, güneş çıktığında, karın kışın, yağmurun çamurun vazgeçilmezi kara lastikleriyle evlerinden çıkar ve bir taş duvar önüne kondurulmuş ahşap peykeye otururlar. Gençler çekip gitmiştir, Karaman’a, Konya’ya, İzmir’e, İstanbul’a… İhtiyarlara düşen, o duvar dibinde oturup düşünmektir artık, çocukları, torunları, eski günleri, ölenleri, kalanları…

Yanlarına yanaşıp oturdunuz diyelim, sanki onları öteden beri tanırmış gibi, sanki o köyde yaşarmış gibi teklifsiz, samimi, ne anlatırlar size? Önce tatlı tatlı çıkışırlar, “Ay evladım, ne vardı kış ortası gelecek, yazın gelseniz ya buraya, turist kaynar şu kayanın önü, fotoğrafımızı çeker dururlar, sırtımızda odunla, ahırdan çıkmışken tam da, neymiş doğal hâlimiz daha güzelmiş.”

Yine de sevinirler, iki çift laf edecek birini buldular diye, öyle ya insan en çok da ihtiyarlıkta hasrettir sohbete, hâlinin hatırının sorulmasına, hele böyle kayaların dibinde bir köyde oğulsuz uşaksız kaldıysa… Yoksa Ayşe Teyze, ilk kez gördüğü ve belki bir daha hiç göremeyeceği birine bir çırpıda döker miydi içini böyle? Hem de ne güzel cümlelerle… Olduğu gibi yazalım şuraya da ‘kendini ifade etme’ dediğimiz şeyin mürekkep yalamakla bazen hiç ilgisi olmadığını görelim: “Bir kocam vardı benim sorma, yanıp tutuşurum şimdi, iki seneyi geçti öleli, pek memnun idim ondan amma ne faydası var. Altı çocuğum var, değilse beş yüz olsun, can yoldaşının yerini tutar mı kızım? Pek canım acıdı, azıcık bir kötülüğünü görseydim de böyle iliğimden, kemiğimden alıp gitmeseydi olmaz mıydı? Davarla gönlümü eğleyeyim derim de eğleyemem yine de. Çocuklar çağırır, ana gel derler, daha erken derim, evimde kaderimi çekeyim derim. Biri bir pazar gelir, öteki bir pazar, eksiğimi gediğimi görüp giderler, hiç boşlamazlar. Tavuklarım var, eşeğim var sözüm yabana, köylüyüz ya. Alışkınım ya, bırakıp gidemem onları. İşte böyle günler gelip geçer. Tarlamız tapanımız var da kızım neye yarar. Kendi yağımızla kavrulurduk, kahvemiz kaynar, fincanımız oynardı. Dalım budağım kırıldı şimdi, hayallerim suya düştü. Çocuklar yuvadan uçtu, aha şöyle bir oturalım dedik, oturamadık. Hay benim deli gönlüm derim, ahmak gönlüm derim, televizyonlara bakarım da şehitleri görüp kendimi kınarım. Neyleyim kızım, ben kocadım ama gönlüm kocamadı neyleyim.”

Koyun sürüsünün çıngırakları uyandırıyor nihayet bizi bu hazin gönül masalından. ‘Kalk kızım’ diyor Ayşe Teyze, iş bilir bir tavırla, ‘Kaçırma bu manzarayı!’ Koyunlar ve keçiler, ahırlarından çıkmış, kayaya oyulmuş çeşmeye su içmeye gelmişler meğer. Manzara hakikaten kaçırılmaz. Suyu hiç tükenmeyecekmiş gibi gürül gürül akan çeşmeye sırayla ağızlarını dayayan keçiler hem, ne meraklı, ne dost canlısı hayvanlar öyle! Sizi tanırmış, az daha baksalar bir yerlerden çıkaracakmış gibi yanınıza yanaşmaları, elbiselerinizi koklayıp fotoğraf makinesine doğru başlarını uzatmaları nasıl da sevimli! Az daha dikkat kesilseniz ‘Seni gördüğüme memnun oldum dostum, epeydir farklı bir sima geçmediydi buralardan’ diyecekler sanki…

Keçileri bilmeyiz; ama sürünün sahibi Dürdane hakikaten memnun olmuş görünüyor bizi gördüğüne. Bir çocuğu sırtında, sırtına bağladığından az daha büyüğü yanında, gülümseyerek yaklaşıyor: “Beş kilo yoğurt mayaladım daha yeni, alır mıydın?” Ah, ne güzel olurdu şu tertemiz havayı soluyup billur sulardan içen keçilerin yoğurdunu alıp götürmek İstanbul’a, ama ne mümkün! Dürdane ısrarlı. “Peynir var.” diyor bu kez, “Deri tulumuna bastım hem de, onu götürebilirsin bence.”

Sürünün arkasından köyün içine, Dürdane’nin evine doğru usulca yürürken peynir alışverişinin aramızda estirdiği dostluk rüzgârıyla inceden bir sohbete de koyuluyoruz. Şimdi keçilerin peşinden koşan bu genç kadın, Isparta’da büro yönetimi üzerine iki yıllık bir eğitim almış meğer. O iki yıl, köyüne dışarıdan bir gözle bakabilmesini sağlamış olmalı. Yol üstünde yan yana oturmuş, soran gözlerle bize bakan iki yaşlı adamı işaret edip “Biri babam, diğeri kayınbabam, burada kaçamazsın kimseden, azcık uzaklaşsan, nereye gittin, diye sorar herkes.” diye serzenişte bulunduğuna göre…

Peynir parası, annesinin yanında hiç sesini çıkarmadan bir ahıra, bir çeşmeye, bir eve savrulan küçük oğlana bisiklet almak için bir kenara konduysa, vedalaşma vakti gelmiş demektir. Dürdane’yle, ahşap peykeden kalkıp evinin yalnızlığına çekilen Ayşe Teyze’yle, tahıl ambarlarına konup kalkan güvercinlerle ve bir kayanın dibinde asırlardır dinlenen Taşkale köyüyle… Bir yaz yeşilliğinde yine görüşürüz belki…

Reklamlar

Etiketlendi:,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: