İSRAİL DOSYASI : Eretz İsrael’in Şifreleri Çözüldü.

İsrail Neyi Hedefliyor…

Eretz İsrael’in Şifreleri Çözüldü…

İsrail’in Amacı ne?

Tevrat’a bakılacak olursa, 4.000 yıl önceki İsrailoğulları’nın kutsalları, kutsal kavram ve sembolleri vardı.

Bunların başında Kutsal Tapınak/ Süleyman Mabedi yani İbranice Bet Amikdaş, Hagen David/Davut Kaklkanı ya da Davut Yıldızı ve kutsal ışık Menora yani Yedi Kollu Şamdan geliyordu.

İsrailoğulları’nın on iki kabilesi; Ruben, Zevulun, Levi, Şimon, Yahuda, İssakar, Gad, Dan, Naftali, Aşer ve Yusuf.

Ayrıca kutsal insan ve yer isimleri de önemliydi İsrailoğulları için; Abraham, Yasef, Jacop, İsrael, Moşe, Şelome, Yerüşalim, Siyon, Mahanayim, David, Abraham gibi.

Bu yer ve şahıs isimleriyle kutsal semboller İsrailoğulları’nı işaret etmekte ve aynı zamnda Tevrat’ta yer alan kutsal topraklar hedefini belirtmekteydi. Binlerce yıl öncesi ortaya çıkmış olan bu kavram ve semboller aynı zamanda İsrailoğulları’nın yol haritasını belirlemekteydi.

Yıllar, çok uzun yıllar bu hedeflere erişebilmek için geçti ve günümüzde geldik, 1948’de yeni bir İsrail devleti Filistin topraklarında kuruldu.

Eski İsrailoğulları ile yeni İsrailoğulları arasında din, inanç, toprak, kutsallık değerleri arasında bir fark mıdır, bu soruya cevap bulmak gerekmektedir. Çünkü fark var ise yeni İsrail’in yeni değerlerini masaya yatırıp buradan sonuçlara ulaşabilmek mümkündür, ne yapmak istediğini anlayabilmek için. Ama fark yok ise, mutlaka 4.000 yıl öncesine gidip eski İsrailoğulları’nın kutsallarını açığa çıkarıp buradan analiz ve sentezlere ulaşmak gerekiyor.

Bu noktada Yahudilerin kutsallarından yola çıkarak bugünkü İsrail’in Nil’den Fırat’a uzanan coğrafyada ne yapmak istediğini ortaya koyabilmek düşüncesindeyiz. Çünkü bu kutsallar bir şifredir ve biz, bu şifreleri çözerek sonuca ulaşmak amacını taşımaktayız.

Bu şifreleri çözebilmenin en kestirme ve sade yolu, 1948’de kurulan İsrail devletinin önce kuruluş bildirgesine bakmak ve ardından kullandığı kavram ve sembolleri incelemektir.


İsrail Enformasyon Merkezi tarafından yayınlanan bir kitapta, bu bildirgenin dünyaya yayımlanan bir bölümü şudur:

Eretz İsrael (İsrail Toprağı) Yahudi halkının doğum yeriydi. Burada onların manevi, dini ve siyasi kimliği şekillendi. Burada onlar ilk defa devlet kurdular, milli ve evrensel anlamı olan kültürel değerler yarattılar ve dünyaya ebedi Kitaplar Kitabını verdiler…

Yahudiler nesiller boyunca eski ata topraklarına yeniden yerleşmek için uğraştılar… çölleri yeşerttiler, İbrani dilini canlandırdılar, köyler ve şehirler inşa ettiler, kendi ekonomisine ve kültürüne hâkim olan, barışı seven fakat kendini savunmayı da bilen, canlı bir toplum meydana getirdiler…

İsrail Devleti, Yahudi göçüne açık olacak… tüm vatandaşlarının menfaati için ülkenin kalkınmasına hizmet edecek; İsrail peygamberlerince tasavvur edildiği gibi, hürriyet, adalet ve barış üzerine dayalı olacak; din, ırk veya cinsiyet farkına

bakılmaksızın tüm vatandaşlarına sosyal ve siyasi haklarda tam eşitlik temin edecek; din, vicdan, dil, eğitim ve kültür hürriyetini garanti edecek; tüm dinlerin kutsal yerlerini koruyacak; ve Birleşmiş Milletler Anayasasının ilkelerine sadık olacaktır.

Barış ve iyi komşuluk teklifiyle elimizi tüm komşu devletlere ve onların halklarına uzatıyoruz ve kendi toprağında yerleşmiş olan egemen Yahudi halkıyla işbirliği ve yardımlaşma bağları kurmak için onlara çağrı yapıyoruz. (İsrail Devletinin Kuruluş Bildirgesinden) …”

Görünürde doğal olan bu bildirgenin satır aralarına bakıldığında, İsrail, kuruluşuna kadar geçen sürede, Nil’den Fırat’a olan coğrafyayı vaadedilmiş topraklar olarak nitelerken, şimdi ise Yahudi halkının doğduğu bir ana yurt olarak nitelemektedir; İsrail, Yahudi halkının doğum yeriydi, vurgusu apaçıktır.

Bu da İsrail’nin bu toprakları ‘bir Tanrı vaadi’i olmaktan çıkararak artık kayıtsız ve şartsız olarak sahiplendiğini ve bu uğurda her şeyi göze aldığını işaret etmektedir. ‘İlk defa devlet kurdular’‘ sözü de Davut zamanındaki Büyük İsrail Krallığı’dır ki, bu da, daha ilk sözlerden İsrail’in 4.000 yıllık tarihine bütünüyle sahip çıktığının işaretidir.

‘Yahudilerin dini ve siyasi kimliği şekillendi’ vurgusuyla başta Tevrat olmak üzere Tanah’a bağlılığını göstermektedir ki şu ana kadar anlattığımız Yahudi tarihine yazılmış olan Tanrı vaadi ve buyruğu olarak ne varsa, İsrail bunları da gerçekleştireceği yolunda dünyaya bir mesaj vermektedir.

Bu da demektir ki Nil’den Fırat’a uzanan Büyük İsrail Hayali ile Tanrı Krallığı’nın gerçekleşebilmesi için bölgede yeni kutsal oyunlara girişilecektir. Bunun içerisinde tapınağın 3. kez yapılması da vardır, Filistin halkının yok edilmesi vardır ve bu durum Nil-Fırat ekseninde büyük, belki de kutsal, bir savaşın ayak sesleri olarak yorumlanabilir.

Çünkü Süleyman Mabedi’ni yapmak demek, Mescid-i Aksa’yı yıkmak demek anlamına gelir ki bu da doğal olarak kutsallar arasında bir savaş demektir.

Günümüzde hiç dile getirilmeyen bu konu, önceki yıllarda sıkça vurgulanmaktaydı, işte böylesi bir haber[1]:

“…Mescid-i Aksa’nın çevresinde yıllardır sürdürdükleri kazılarla, kendilerine aİt eski mabedin kalıntılarına ulaştıklarını belirterek, kendilerince Hz. Süleyman Mabedi’nin krokisini bile çıkartmışlar. Krokiye göre, gerek Mescid-i Aksa’nın gerekse Kubbetü’s Sahra’nın yıkılması gerekiyor.

Mescid-i ‘Aksa’nın altında yürütülen kazılarla da, eski mabed hakkında daha fazla bilgi ve delil toplamak, Mescid-i Aksa’nın altını oyarak küçük bir sarsıntıyla çökmesini sağlamak gayesini güdüyorlar. Bunun sebebi, Yahudiler’in direkt olarak Mescid-i Aksa’yı yıkmaya cesaret edememeleri.

Selahaddin-i Eyyubi (r.a.) tarafından 1187’de Mescid-i Aksa’ya konan muhteşem minber, 1967 yılında çıkardıkları yangınla yok eden Yahudiler, İslam ülkelerinden beklenmedik bir tepki görmüşlerdi.

Hatta, "minber yakma" hadisesi, bugün İKT olarak bilinen İslam Konferansı Teşkilatı’nın temellerinin de atılmasına vesile olmuştu. İslam ülkeleri ilk defa 22-25 Eylül 1969’da Fas’ın Rabat şehrinde ‘bir araya gelerek "minber yakma" hadisesini görüşmüş, İsrail toplu olarak kınanırken, İslam Konferansı Teşkilatı’nın da kurulması kararlaştırılmıştı…”

İsrail’in kuruluş bildirgesinde geçen ‘İsrail Yahudi göçüne açık olacak’, vurgusu ise tüm dünyada yaşayan Yahudilerin Kudüs merkezli İsrail’de toplanması için açık bir çağrıdır.

4.000 yıllık tarihi ve bu tarih içerisinde din ve etnik kimliğe bağlılığı ile dikkati çeken Yahudi nüfusu, bu özellikleri dolayısıyla bilinenin çok daha fazla üstündedir. En başta dört yüz yıl Mısır’da yaşamışlardır ama Mısır’dan Filistin’e göç. Miktarı 600 binin biraz üstündedir, bu demektir ki Mısır’da saklı bir Yahudi nüfusu hali hazırda vardır.

Aynı şekilde 70 yıl Babil/Irak’ta sürgünde yaşamışlar, okul, havra açıp Irak toplumunda kendilerine yer bulmuşlardır. Ama Babil sürgününden dönenlerin sayısı bir iki onbin civarında olduğu için Irak’ta da saklı bir nüfusun olduğu açıktır. Barzani’nin Yahudi olduğuna ilişkin yayınları hatırlayınız.

Bu örnekleri dünyanın her yerine dağılmış Yahudiler için de çoğaltmak mümkündür, özellikle Türkiye’deki Yahudiler için. 1492 İspanya’dan kovulduklarında Yahudilere kapılarını açan tek ülke Osmanlı’dır yani günümüz Türkiye’si, dolayısıyla Türkiye’de de saklı bir nüfus olduğunu düşünmek bu tarihi süreç çerçevesinde mümkündür.

Dolayısıyla, saklı nüfusun kutsal topraklara doğru bir göç dalgası gerçekleştirdiğinde, bugünkü İsrail bu nüfusa yetmeyeceği için, gelecekteki İsrail politikasının yayılmacı temeller üstüne inşa edileceğini söylemek kehanet olmayacaktır.

Bildiriye bir başka açıdan bakıldığında, ‘İsrail peygamberlerince tasavvur edildiği gibi’, vurgusu, gelecek süreçte Filistinlilere yönelik ağır saldırıların olacağını da şimdiden ön görmek mümkün olacaktır.

Hatırlayınız, İsrailoğulları’nın Sina Dağı’ndan vaat edilmiş topraklara doğru yola çıkmadan önce, Musa’nın yapmış olduğu konuşmayı:

“Tanrınız mülk edinmek üzere gideceğiniz ülkeye sizi götürdüğünde, önünüzden birçok ulusu kovacak. Tanrınız bu ulusları elinize teslim ettiğinde, onları bozguna uğrattığınızda, tümünü yok etmelisiniz.

Bu uluslarla antlaşma yapmayacaksınız, onlara acımayacaksınız. Kız alıp vermeyeceksiniz. Kızlarınızı oğullarına vermeyeceksiniz; oğullarınıza da onlardan kız almayacaksınız. Çünkü onlar oğullarınızı beni izlemekten saptıracak, başka ilahlara tapmalarına neden olacaklardır. O zaman Tanrı size öfkelenecek ve sizi çabucak yok edecek. Onlara şöyle yapacaksınız: Sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını devirecek, öbür putlarını yakacaksınız.[2]


‘Tüm dinlerin kutsal yerlerini artık İsrail’in koruyacağının’
açıklanması ise Kudüs’ün İsrail’in daimi ve ebedi başkenti olacağını işaret etmesi açısından dikkate alınması gereken bir husustur. Zaten 1980’de başkent ilan etmiş ve Kudüs Yasası çıkarmıştır, istediği kadar BM kınasın, halen de başkentidir.


Raporlara geçen tarihi bir kayıt[3]:

30 Temmuz 1980- İsrail Parlamentosu kabul ettiği bir yasayla Kudüs’ü İsrail’in daimi başkenti ilan etti. Türkiye yasayı kınadığını açıkladı. 28 Ağustos 1980- Türkiye, kamuoyundan gelen tepkiler sebebiyle Kudüs Konsolosluğu’nun kapatıldığını açıkladı.’


Daha geçenlerde Obama’nın rakibi ABD başkan adayı, ‘Kudüs İsrail’in başkenti olacaktır’ diye açıklama yapmıştı[4]:

“ABD’de kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin adayı olması beklenen Mitt Romney, İsrail ziyaretinde Ortadoğu’yu kana bulayan Bush’u övdü, Kudüs’ün hep İsrail’in başkenti olarak kalacağını iddia etti… Romney, Kudüs’te yaptığı konuşmada ise, ‘Kudüs, İsrail’in başkentidir ve hep başkenti olarak kalacaktır’ dedi. Başkan seçilirse İsrail’i asla eleştirmeyeceğini vurgulayan Romney, bir araya geldiği İsrail Başbakanı Netanyahu’yu çok sevindirdi.”

Buradan da açıkça görülmektedir ki İsrail söylediğini yapmaktadır, dolayısıyla ciddiye alınması gereken bir ülkedir. Bildiride geçen ‘barış, kardeşlik, huzur’ gibi sözler laf olsun beri gelsin misalinden boş laflardır, çünkü İsrail bölgede savaşı, her an ve ne pahasına olursa olsun, göze almış tek ülkedir.

Yeni İsrailoğullarını anlayabilmek ve Nil-Fırat stratejisi açığa çıkarabilmek için kurulan bu devletin sembollerine de bakmak gerekmektedir.

İsrail devleti 1948’de kuruldu ve ulusal bayrağındaki sembol Davut Yıldızı’dır.

İsrail resmi kaynağında bu yıldız, ‘İsrail Devletinin bayrağı, ortasında mavi bir Davut Kalkanı (Magen David) ile, Yahudi dua atkısının (tallit) örneğine dayanır’ şeklinde ifade edilmiştir.

Davut, Yahudi tarihinde Büyük İsrail Krallığı’nı kuran ve tarihte ilk kez Kudüs’ü merkez ve başkent yapan kişidir.
Kral Davut’un İsrail’i, Yahudilerin yeryüzünde kurmuş olduğu tek, en büyük ve en güçlü krallıktır.

Ayrıca Davut,
Filistinlilere karşı geçmişte yapılmış olan savaşların galibiyet sembolüdür; Filistinli dev Golyat’ı sapan taşı ile yenerek gücünü göstermiş ve elinden ünlü kalkanını alarak İsrail’in koruyucu sembolü haline getirmiştir.

Dolayısıyla İsrail’in, Davut Yıldızı’nı ulusal bayrağının sembolü yaparak dünyaya vermek istediği mesajı açıktır; bu krallığı yeniden kurmak ve Filistinlileri yok etmek.


Peki ya İsrail devletinin sembolünün ne olduğunu hiç düşündünüz mü


Menora, evet Yedi Kollu Şamdan.
Yine İsrail resmi kaynağı bu sembolü,İsrail Devletinin resmi amblemi bir şamdan (Menora) dır. Bunun şeklinin, antik çağdan bu yana bilinen bir bitki olan, yedi dallı Moriah’tan türediği söylenir. Her iki yandaki zeytin dalları İsrail’in barış özlemini temsil eder.’ şeklinde açıklamaktadır.

Menora kutsal ışıktır ve bu kutsal ışığın İsrail’in Tanrı Krallığına giden yolunu aydınlatacağına inanıldığı göz önüne alınırsa eğer, yanındaki barışı temsil eden zeytin dallarının bir işe yaramayacağı oldukça açıktır.

Peki ya yeni İsrail’in milli marşına ne demeli, bir dinleyiniz:

“Kalbinin derinliğinde, bir Yahudinin gönlü hasret çektikçe ve bir göz Doğuya doğru, Sion’a doğru baktıkça, ümidimiz henüz kayıp değildir, kendi toprağımızda, Sion ve Kudüs’ün toprağında özgür bir halk olmanın iki bin yıllık ümidi”.


Siyon, kutsal kitap Tanah/Tevrat’ta geçen Nil’den Fırat’a kadar uzanan coğrafyadır. Kudüs bu coğrafyanın başkentidir.

Kudüs merkezli Mil-Fırat’ta kurulacak hakimiyet İsrailoğulları’nın, ister eski, ister yeni iki bin yıllık ümididir, Davut zamanındaki Büyük İsrail Krallığı’nı yeniden kurma ümidi. Bu ümit içerisinde Roma işgalinde yıkılan Süleyman Mabedi/ Kutsal Tapınak’ın 3. kez yapılması da var.


Bu bir milli marştır, dolayısıyla İsrail devleti var oldukça bu ümit de hep var olacak, anlamındadır.
Belki, her şey açık ve gözlerimizin önünde ancak biz görmek istemiyoruz gibi.


Her yol Siyon’a ve Siyon üzerinden Kudüs’e çıkıyor
. Dolayısıyla İsrail’in Orta Doğu coğrafyasında ne yapmak istediğini araştırırken, ısrarla vurgulamaya çalıştığımız gibi, belirlemiş olduğu ulusal hedeflerin dikkati alınması kaçınılmaz bir zorunluluktur.

İsrail Ordusu’nun temel savaş doktrini de, izlenen siyasetine paralel olarak saldırı prensibine dayanmaktadır ve bu husus İsrail resmi kaynaklarında da belirtilmektedir[5]:

‘Başarılı olmasını sağlamak için, İSK’nin[6] stratejik düzeyde doktrini savunmaya dayanır, taktikleri ise saldırıya yöneliktir. Ülkenin arazi derinliğine sahip olmadığı dikkate alınırsa, İSK gerekli olduğunda hareket önceliğini almak ve saldırıya uğradığı takdirde muharebeyi süratle düşmanın arazisine taşımak zorundadır. Asker sayısı bakımından her zaman düşmanlarının gerisinde olduğu halde, İSK ileri silah sistemleri konuşlandırmak yoluyla bir kalite avantajını sürdürmektedir. Bu sistemlerin birçoğu ülkenin kendi özel ihtiyaçlarına göre İsrail’de geliştirilmiş ve üretilmiştir. Bununla birlikte, İSK’nin esas kaynağı onun askerlerinin yüksek vasıflı olmalarıdır.’

Yahudi tarihine bakıldığında İsrailoğulları’nın göç ederek Filistin topraklarına yerleşmiş oldukları açıktır. Bu açık tespit İsrail’in resmi kaynağı tarafından da devleti tanımı içerisinde teyit edilmektedir[7]:

‘…İsrail, Akdeniz’in güneydoğu kıyısında küçük, dar, yarı-kurak bir ülkedir. Yaklaşık 35 asır önce, Yahudi halkı göçebe hayat tarzını terk edip İsrail toprağına yerleştiğinde ve bir millet olduğunda tarih sahnesine girdi. Yıllar boyunca, Toprak çeşitli isimlerle tanınmıştır– Eretz Yisrael (İsrail Toprağı); Kudüs’teki tepelerden biri olan ve zamanla hem bu şehri, hem de bir bütün olarak İsrail Toprağını temsil eder hale gelen Sion; Philistia adından türemiş ve ilk defa Romalılarca kullanılmış olan Filistin; Vaat Edilmiş Toprak; ve Kutsal Toprak bunlardan sadece birkaçıdır. Ancak, bugün çoğu İsrailli için ülkenin adı sadece Ha’aretz, yani Toprak’tır.’

İsrailoğulları’nın göçebe olarak gelip yerleştikleri yerin adı Filistin’dir.

İbrahim’le birlikte vaad edilmiş topraklar adını alan Filistin, bugün İsrail tarafından topraklarına el konulmuş, vaat bir ölçüde gerçekleşmiş olduğu için literatürden ‘vaadedilmiş topraklar’ kavramı çıkarılarak İsrail toprağına dönüştürülmüştür.

İsrail Devlet’in bu sembolleri üzerinden yola çıkarak artık şifreleri çözülebilir ve Ortadoğu’da ne yapmak istediği ortaya konularak buna karşı siyaset geliştirilebilir…

[1] Aksiyon Dergisi’nden Güntay Şimşek imzalı haber, 13 Mayıs 1995.

[2] Tanah/ Tevrat, Tesniye, Bölüm 7: 1-11.

[3] Stratejik Düşünce Enstitüsü, Türkiye-İsrail İlişkileri.

[4] Yeni Şafak Gazetesi, 30.07.2012.

[5] İsrail Enformasyon Merkezi, İsrail Hakkında Gerçekler yayını, s. 89.

[6] İSK: İsrail Savunma Kuvvetleri.

[7] İsrail Enformayon Merkezi yayını, İsrail Hakkındaki Gerçekler, s. 95.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: