İRAN DOSYASI : İran’ın Bölgesel Ayrıştırma Stratejisi

Göktuğ Sönmez, ORSAM Misafir Araştırmacı

Türkiye-İran ilişkilerinde 1990’larda oldukça fırtınalı seyreden ve öncelikli olarak güvenlik bağlamında ele alınan, karşılıklı tehdit algıları etrafında şekillenen düzlem AK Parti iktidarı döneminde Arap Baharı’na değin önemli bir değişimden geçmişti. Özellikle iki ülkenin Irak Savaşı sonrası siyasi çizgilerinin örtüşmesi on katı aşkın bir ticaret hacmi artışına ulaşan ekonomik bağlar iki ülkeyi İran’daki 79 Devrimi sonrası ilişkilerdeki en olumlu dönemi yaşama noktasına getirmişti. Bu durum Türkiye’nin İran’ın nükleer programı konusundaki tutumuyla daha da pekişmişti. Arap Baharı sonrası ise ilişkilerde gerilimin tedricen arttığını ve nihayetinde iki ülkenin bölgenin farklı ülkelerinde düşük yoğunluklu bir çatışma iklimine sürüklendiğini görüyoruz.

Arap Baharı’nın hem siyaset yapıcıları hem de uzmanlar için beklenmedik ve ani dönüşümlere sebebiyet vermesiyle beraber ortaya çıkan en önemli sorulardan biri oluşan istikrar ve güç boşluğunda hangi aktörlerin öne çıkacağı oldu. Bu sorunun cevabı iki farklı modeli temsil eden Türkiye ve İran arasında yoğunluğu günden güne artan bir gerilime sebebiyet vermiştir. Özellikle Esed rejiminin insanlığa karşı işlediği suçların günden güne artması ve rejimin güç kaybetmekle birlikte varlığını sürdürmesi yeni bir gerilim alanı doğurmuştur.

İran – PYD – Rusya

Suriye’de, İran’ın bazı temel stratejiler güttüğü görülmektedir. Bunlardan biri Esed rejimini uluslararası camiada defaten desteklemek bir diğeri ise İran’ın bilfiil generalleri ve askeri gücüyle Suriye’de sahaya inmesidir. Doğrudan izlenen bu stratejilere ilaveten İran’ın bölgede sıkça başvurduğu bir diğer siyaset olan kendine yakın grupları harekete geçirme yönünde Şii grupları sahada hem maddi hem askeri olarak desteklediği bilinmektedir. Buna ilaveten İran’ın Suriye’de alan kazanma çabasının 4. ayağı olarak PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD ve YPG’ye yönelik tutumu öne çıkmaktadır. Burada İran’ın ikili bir hareket tarzı benimsediği söylenebilir. Bir yandan artık Esed yönetimiyle beraber hareket ettiği Suriyeli yetkililerce de ifade edilen PYD’yle açık ve örtülü olarak beraber operasyonlarda bulunarak bir rejim-İran-PYD-Rusya cephesi oluşturulmuştur. Bu cephe kimi zaman beraber hareket etmekte, kimi zaman ise PYD’nin önünü açacak şekilde örgüte hareket alanı kazandırarak örgütün elini rahatlatmakta, böylece muhaliflerin irtibat noktalarını zayıflatmaktadır. İran, dönemsel çıkarları adına sözde ideolojik kimliğiyle taban tabana zıt ve kendi ülkesinde de eylemler yapan bir örgüte dolaylı olarak örtülü desteğini vermektedir. İran’ın Suriye’deki Kürt kartını oynama noktasında bir diğer stratejisi ise Türkiye-İran ilişkilerinde artan gerilimle eşzamanlı olarak PKK’nın İran’daki uzantısı olan PJAK’la ateşkes sürecine girmesidir. Böylece İran, hem PKK’nın bölgede elini rahatlatarak bir yandan Türkiye’de eylem kapasitesini artırmakta, bir yandan da PYD’nin Suriye’deki operasyonlarına aktarabileceği enerjiyi verimli kullanmasını sağlamaktadır

Abadi Üzerinden Irak’ı Kontrol Ediyor

İran’ın Irak’ta izlediği siyasette de farklı dinamiklerin benzer maksat ve aynı mantaliteyle işletildiğini söylemek mümkündür. Suriye’de olduğu gibi kendisine yakın bir rejimi desteğiyle rahatlatan İran, Abadi üzerindeki etkisi sayesinde Irak’ı daha etkin biçimde kontrol eder hale gelmiştir. Irak Kürtleri üzerinden de Türkiye’nin alanını daraltma siyaseti izlenmektedir. Her ne kadar 1975’te Irak ile İran arasındaki Cezayir Antlaşmasıyla Irak’ın İran’ın toprak bütünlüğüne saygı göstereceği taahhüdüne karşı İran Irak Kürtleriyle olan güçlü bağlarını dondurmuşsa da İran-Irak Savaşı sonrası bu görüntü yeniden değişmiştir. İran, bölgede Türkiye ile yakın ilişkilere sahip Barzani’nin etkisini kırmak için KYB ile ilişkilerini güçlendirme ve Gorran’la en azından nötr bir ilişki kurmaya çalışmakta, böylece Türkiye’nin yalnızca Irak hükümeti ile değil IKBY ile de ilişkilerini yıpratmaya ve aynı zamanda kendisinin Kuzey Irak’taki enerji kaynaklarına erişimini artırmaya çalışmaktadır. İran’ın Irak’taki Şii kartını Bağdat hükümetine ilaveten resmi-gayrıresmi Şii milis örgütlenmeler vesilesiyle de oynadığı, özellikle IŞİD’in ilerleyişi karşısında Sistani’nin Şii cihadı çağrısının bu süreci alevlendirdiği bilinmektedir. Bu durum hem Irak içerisinde halihazırda var olan etnik ve mezhep odaklı gerginliği tırmandırmakta, hem de siyasi olarak kenara itilmiş hisseden Sünni Arapların askeri olarak da oyunun tamamen dışında oldukları algısına sebebiyet vererek IŞİD’in sisteme yabancılaşmış ve kendi ülkesinde aidiyet bunalımı yaşayan Sünni Araplardan insan devşirme imkanını artırmaktadır.

Türkiye’ye Yönelik Hasmane Tutum

Türkiye’yi Irak ve Suriye’de üzerinde etki kurduğu aktörler üzerinden bölgesel yalnızlığa itmeyi amaçlayan İran bu amacını hayata geçirmek için rejimlerle ve rejim altı legal ve/veya illegal gruplanmalarla ilişkilerini yeniden dizayn etmiş ve/veya var olan ilişkilerini bölgesel stratejisinde temel taş olan proxy’lerine ulaşma yoluyla pekiştirmiştir. Bu çoklu ayaklı strateji neticesinde Türkiye, bölgeye aktarabileceği enerjiyi birden çok alt meseleye kanalize etme ihtiyacı duymakta, bu da Türkiye’nin bölgesel etkinliği ve bölgede önde gelen aktörler ile rekabeti açısından tehlike oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu agresif siyasi tavrın bölgede mezhep odaklı bir parçalanmaya sebep olduğu ve bunun bölge istikrarına negatif etkileri ortadadır. İran’ın yaptırımlar sonrası muhtemel ekonomik büyümesiyle beraber kendisine yakın gruplara artan bir maddi akış sağlayarak daha saldırgan bir tutum izlemesi mümkün.

Türkiye-İran ilişkilerinde bu dönemden geçişin nasıl olacağı açısından Türkiye’nin izleyeceği dengeleme stratejileri ve İran’ın agresif tutumunu devam ettirip ettirmeyeceği büyük önem taşımakta. İki ülkenin Irak Savaşı sürecinde bölgeye dışarıdan müdahale noktasındaki eleştirel tutumlarına ters düşer biçimde bu ayrıştırıcı siyaset bölgeyi dış müdahaleye yeniden açık hale getirmektedir. Buna ilaveten İran-Suriye ekseninin 90’lara benzer bir atmosfer oluşturarak halihazırda normalleşme sürecinin yaşandığı Türkiye-İsrail ilişkilerini desteklemesi ve bunun İran için muhtemel yansımaları İran’ın uzun vadede bu bölgesel hareket tarzını gözden geçirmesini gerekli kılmaktadır

Bu yazı "İran’ın Bölgesel Ayrıştırma Stratejisi" başlığıyla Yeni Şafak internet sitesinde yayınlanmıştır.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: