ÇEVRE DOSYASI /// H. HÜMEYRA ŞAHİN : Çevreciliğin Siyasallaşması

Hümeyra hanım gibi akademisyenlerin aşağıdakine benzer yazılarını okuyunca onların gerçek bir akademisyen olup olmadıklarından şüphe ediyorum. Nedenlerini aşağıdaki yazının satır aralarına girerek özetlemek istiyorum.

Saygılar

Atakan Mert

From: add_anadoluhareketi@googlegroups.com [mailto:add_anadoluhareketi@googlegroups.com] On Behalf Of Özel Büro (Digi.Security.Isnet)
Sent: Thursday, March 3, 2016 3:43 AM
To: MAIL GRUBU – ADD AKDENİZ;

Subject: ÇEVRE DOSYASI /// H. HÜMEYRA ŞAHİN : Çevreciliğin Siyasallaşması

H. HÜMEYRA ŞAHİN
University of London, The School of Oriental and African Studies

Çevre konusu, zaman zaman ateşli siyasal tartışmalara sebep oluyor. Temelde ağaç, doğal çevrenin korunması gibi yeşil odaklı ‘soft’ bir konu görünümündeyken, bir anda ‘hard’ bir siyasal mücadelenin mevzu haline geliyor.

Eğer bir kişi akademik bir eğitim almışsa; dünyanın ekolojik yapısına büyük sermayedarların yaptıkları dehşetli saldırılarla, ozon tabakasının delinmesinden buzulların erimesine ve iklimlerin değişmesine, hava ile yer altı sularının kirlenmesine kadar dünyanın sürdürülebilir yaşamını hayati bir tehlikeye soktuğunu öğrenmiş olması gerekir. Hal böyle iken bir akademisyen bu yaşamsal tehlikeye ‘’soft’’ bir konu olarak bakabiliyorsa, en hafif tabirle pes yani denir. Bu kadar cahil olamayacağına göre ise ‘’ büyük sermayenin verdiği zararları halkın gözünde hafifletmek için tutulmuş bir akademisyen(!) olmaktan başka bir şey değildir.. ‘’Hard’’ siyasi mücadele yapılırken önce bu tip yandaş akademisyenlerden başlamak gerekir..

Gezi’de, Cerattepe’de ya da dünyada hükümetleri, devlet başkanlarını hedef alan birçok örnekte olduğu gibi… Peki yeşilin korunması, çevre gibi gayet spesifik bir konu, nasıl geniş kitlelerin siyasal ilgilerini şekillendiren bir tartışmaya dönüşüyor? Siyasal kutupların mücadele haline alanı haline geliyor?

Verdiği şu örneklere ve de yaklaşım şekline bakar mısınız? Gezi ve Cerattepe eylemleri ‘’yeşilin korunması ve çevre gibi..’’ gayet spesifik yani naif ve basit bir konu iken ‘’geniş kitlelerin siyasal ilgilerini şekillendiren bir tartışmaya dönüşmesine’’ hayret edebiliyor. Sanki dünyadan habersiz dağ başındaki bir çoban…

1860’da Ekoloji biliminin kurucusu Ernst Heackle ile doğan çevreci hareket, ilk başta bilimsel bir arka plana sahipken, 68 olaylarıyla toplumsal harekete, 80 sonrasında da siyasal bir harekete dönüştü.

Elbette bu siyasal evrilmenin reel ihtiyaçlar dünyasında bir karşılığı var; Sanayileşmenin sebep olduğu olumsuz etkiler, nüfus artışı, doğal kaynakların azalması ve adaletsiz kullanımı gibi hususlar…

Bu nedenle, son 20-30 yılda birey için çevre konusu, güvenlik, refah, özgürlük gibi talepler arasında yer almaya başladı. Üretim ilişkileri ve teknolojinin kullanım biçimlerine karşıtlık, savurgan kaynak kullanımına itiraz gibi yüksek sesli siyasal talepler ortaya çıktı.

Bu talepler, aynı zamanda ahlaki bir tutumdan ilham alıyordu. Ancak sade bir yaşamın anlamlı bir muhtevaya sahip olabileceği görüşü, çevreci hareketin değer dinamiği olarak kabul edildi. Tabiatın dengesi ancak insanın kibrinden vazgeçmesiyle korunabilirdi.

Sade bir yaşam, karşılıklı toplumsal dayanışma, göç gibi nüfus hareketlerini minimum düzeye indirmek, dolayısıyla ulaşım araçlarını, ihtiyaç oldukça kamusal ölçeklerde kullanmak gibi hedefler, bu ahlaki tutumu pratize etmeye yönelik tedbirlerdi.

Fakat dünya her geçen gün bu ideallerin zıddı bir istikamete gidiyor. Araba aşkı, orta sınıfın yükselişi, modern toplumun her sorunu teknolojik çözümlerle aşabileceği anlayışı, meseleyi içinden çıkılmaz bir noktaya getiriyor. Savurgan tüketim ve üretim kalıpları, gündelik hayatı adeta kuşatıyor. Bu çerçevede, çevreci hareket, insanların sömürülmesi sonlandırılmadan çevrenin sömürülmesi de sona erdirilemez fikriyle, kendi talebini kapitalizm karşıtlığıyla birlikte dillendiriyor.

Fakat tüm bu teorik arka plana rağmen, siyasal çevreciler toplumdan kopuk profiller olarak karşımıza çıkıyor. Ve taleplerini muhalif bir ideolojik söylemle dile getiriyor. Gerçekten de çevre hareketlerine bakıldığında sol ideolojinin kuşatması altında olduğu görülür.

Yukarıda yazdıklarını okuduğumuzda dünyadan haberi var gibi görünüyor. Ancak üstünkörü verdiği bilgiler bile, yazısının içeriğine bakıldığında, üstünkörü okuduğu anlaşılıyor. Ve hemen bu hareketleri ‘’kapitalizm karşıtlığı’’ gibi klasik bir düzleme indirgiyor. Herhalde bilfiil kapitalist kesimin kendisinin düzenlediği uluslar arası toplantı ve anlaşmalarla doğaya yapılan bu aşırı saldırıları durdurmaya çabaladığından da habersiz.. Özetle bu karşı duruş sadece sol ideolojinin değil kapitalist dünyanın da gündemindedir. Artık Yeşilleri de içine alan sol hareketle bazı ara çözümler üretmeye çabalayan kapitalist esas fark, ilkinin kökten önlemlere başvurulması talebine karşın ikincisinin palyatif tedbirlerle sömürüye devam etmeye gayret etmesidir.

Oysa çevreci bir hareketin başarıya kavuşması, toplumun içinden bir ses olmasına bağlı. Sol ideolojinin çatışmacı dili yerine toplum değerleriyle örtüşen bir söylem belirlemek önemli. Meselenin eğitim boyutunu ihmal etmeden, bireylerin kişisel hayatına yerleşmiş alışkanlıklarla, tasarruf bilinci ve tabiatı kendi bedeninin bir parçası olarak görebilecek bir ahlaki olgunluğa yaklaşmak aslolan.

Yeşil bir ekonomi, yeşil teknoloji, yeşil eğitim, gelecek 50 yılın en önemli konuları. Fakat bunun toplum tabanına yayılmış samimi, uygulanabilir bir hassasiyetle ele alınması önemli. Toplumu dışlayarak, muhalif bir dil üreterek değil.

Hele bu son iki paragraf evlere şenlik. Yazısını eğitim, tasarruf bilinci, ahlaki olgunluk gibi güzellemelerin ardına gizleyerek toplumu pasifize etme gayretini gözlerden kaçırmaya çabalıyor. Verdiği örneklerde Gezi Parkı ve Cerattepe hareketlerini sanki halkın kendisi başlatmamış ve sürdürmemiş gibi hükümet görüşünü legalize etme gayreti içine düşüyor. Hükümetin ve kapitalist düzenin polisle, gazla halkın üzerine yürümesini ‘’soft’’ olarak değerlendirirken, ekolojik dünyaları ve yaşamları tehlikeye giren yöre halkının ayağa kalkışını, bir de sol ideoloji gibi yorumlayıp ‘’hard’’ olarak değerlendiriyor.. Bilhassa Artvin halkının köylüsü ve kentlisiyle yaptıkları açıklamalardan görüyoruz ki, ne sol ideoloji ne de sağ ideoloji ile ilgileri var. Hatta çoğu ‘’ ellerim kırılsaydı da AKP’ye oy vermeseydim’’ diye ağlıyor… Bazıları da ‘’ hem de bizim doğamıza hayatımıza saldıran müteahhit bizim yörenin insanıymış..’’ diye yakınıyor. Özetle toplumu dışlayan ve muhalif bir dil üreten sol değil sağın ta kendisi…

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: