İSRAİL DOSYASI /// İsrail-Körfez İlişkileri : Şüpheli Yakınlık

KAYNAK : Stratejik Düşünce Enstitüsü

2016 yılının Ocak ayı içerisinde İsrail Ulusal Altyapı, Enerji ve Su Bakanı Yuval Steinitz’in Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) bir enerji konferansına katılmak üzere seyahat gerçekleştirmesi İsrail’de çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. İsrailli bazı siyasetçilerin ve yorumcuların Steinitz’in ziyaretinin İsrail’in "Sünni" Körfez Ülkeleriyle "pek gün yüzünde olmayan" ilişkilerini göstermesi bakımından önemli olduğu yorumları yapması Oslo Anlaşmalarından sonra sürekli tekrarlanan bir tartışmayı İsrail’de yeniden gündemin üst sıralarına taşımış bulunuyor: İsrail’in Körfez Ülkeleriyle gerçekten ilişkisi var mı? Varsa bu ilişkinin muhtevası nasıl olmalı ya da böyle bir ilişki olmalı mı?

Tartışmada savunulan görüşlerin bu kadar farklılık göstermesi Arap toplumlarıyla İsrail arasında, İsrail’in kurulmasından sonra başlayan çatışma durumuyla ilintili. Arap toplumlarının bölgede İsrail’e karşı geliştirdikleri sosyal psikolojinin benzerinin, hatta daha faşizan öğelere sahip bir versiyonunun İsrail toplumunda da hâkim olduğu söylenebilir. Bu sosyal psikoloji İsrail’de son dönemlerde DAEŞ terör örgütü dolayısıyla Sünni İslâm üzerine gelişen tartışmalardan da etkileniyor. Tutucu diye nitelenen Körfez Ülkelerinin Sünni olması tartışmayı bir biçimde güncelle de bağlantılı hâle getiriyor. Daha doğrusu tartışmada ısrarla vurgulanan husus Körfez Ülkeleri’nin Sünni olması oluyor. Diğer taraftan bu ülkelerle İsrail’in bölgesel olarak ortak çıkarlara sahip olmaları meseleyi daha da karmaşıklaştırıyor.

Gizli Jetin Rotası

İsrail’in Körfez Ülkeleriyle ilişkileri geliştirmesine ilişkin tartışmanın kamuoyunda geçtiğimiz yıldan itibaren yeniden yankı bulmaya başladığı söylenebilir. 2015 yılı Ocak ayında gazeteler Tel Aviv ile Abu Dabi arasında haftada iki sefer yapan ve güvenlik alanında ticarî ilişkilerin gelişmesine hizmet eden kişileri taşıdığı anlaşılan gizli bir jetin varlığını ortaya çıkarmışlardı. İddialara göre jet, Tel Aviv’den havalandıktan sonra Amman’a kısa süren bir iniş gerçekleştiriyor ve ardından rotasını Abu Dabi’ye çeviriyordu. Bu haberlerin yayınlanmasından kısa bir süre sonra da İsrail’in BAE’ye Falcon Eye olarak bilinen gözetleme sistemlerinin satışını gerçekleştirdiği ortaya çıktı.

Esasen İsrail’in körfez ülkelerine ilgisinin Oslo Anlaşmaları sonrasında yoğunlaştığı söylenebilir. İsrail’in sadece Filistinlilerle değil Arap devletleriyle de rekabetini yönetmeyi ve ilişkiler ağını yeniden inşa etmeyi hedefleyen Oslo Anlaşmalarının imzalanmasının ardından İsrail, bu ülkelerle ticarî ilişkileri geliştirmeyi hedefleyen ibranice broşürler bastırmıştı. 1994’te Yitzak Rabin Umman’ı ziyaret etmiş; Rabin’in bir suikast neticesinde öldürülmesinden kısa bir süre sonra da Umman Dışişleri Bakanı Yusuf İbn Alavi İsrail’i ziyaret etmişti.

1996’da iki ülke imzaladıkları anlaşma ile karşılıklı ticaret ofisleri açtı. Yine 1996’da Başbakan Şimon Peres Katar’ı da ziyaret ederek bu ülkede de bir ticaret ofisinin açılışını gerçekleştirdi. Ancak 2000 yılında İkinci İntifada’nın başlaması ilişkilerin bu düzeyde olumsuz etkilenmesine sebep oldu. Katar İsrailli diplomatları sınır dışı etme kararı aldı.

WikiLeaks Belgelerindeki Anekdot

İlişkiler 2000 yılı sonrasında daha enteresan bir niteliğe bürünmüş gözükmektedir. Burada WikiLeaks tarafından yayınlanan belgelerde geçen ilginç bir anekdottan bahsetmek ufuk açıcı olabilir. İddiaya göre 2005 yılında Bahreyn Kralı Hamad bin İsa el-Halife ABD’li yetkililere ülkesinin İsrail’le güvenlik ve istihbarat alanında sağlam ilişkilere sahip olduğunu "övünerek" ifade etmiştir. Bu ilişkilerin siyasî alana taşınıp taşınmayacağı sorusunu ise Kral, İsrail’in iki devletli çözümden yana tavır almasına ve bu yönde politikalar izlemesine bağlamıştır.

Körfez Ülkelerinin İsrail’e bakışını en iyi biçimde yine bir WikiLeaks belgesinin ortaya koyduğu söylenebilir. İddiaya göre İsrail Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Yacov Hodas Körfez Ülkelerinin İsrail’e bakışını şöyle özetliyor: "Onlar [Körfez Ülkeleri] İsrail’in hünerini gösterebileceğine inanıyorlar." Bu cümle Körfez Ülkelerinin İran tehlikesi karşısında İsrail’in ABD ile sıkı müttefiklik ilişkilerine, İsrail’in bölgesel gücüne ve Körfez Ülkelerinin de endişe duyduğu Hamas, Hizbullah gibi örgütlere karşı mücadelesine atıfta bulunuyor. Zira bu üç nokta Körfez Ülkeleri ile İsrail arasındaki temel uzlaşı noktalarını ya da bir başka ifadeyle uyuşan çıkarları ortaya koyuyor.

Körfez Ülkelerinin “Sessizliği”

Batı ile İran arasında nükleer program üzerine Viyana’da uzlaşı çıktıktan sonra bu uzlaşıya yüksek sesle itiraz eden tek ülke İsrail oldu. Körfez ülkeleri İran’la varılan mutabakattan hiç memnun olmadıkları halde Obama yönetimine kısmen destek veriyor gözükmeye, en azından sorun çıkarmıyor izlenimi vermeye devam ettiler. Çünkü İsrail onların da çıkarına olan şeyi ABD nezdinde savunuyordu ve İsrail’in değiştiremediği bir durum için Körfez Ülkelerinin ABD’yi doğrudan karşısına almasına gerek yoktu. Bu örnek İsrail’in Körfez Ülkeleri açısından nasıl değerlendirildiğini net bir biçimde göstermektedir.

Her şeye rağmen Körfez Ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkiler bir anlamda pamuk ipliğine bağlı gibi. Ülkelerin İsrail’le ticarî ve siyasi ilişkileri, gelecek toplumsal tepkilerden çekindikleri için çok göz önünde tutmak istememeleri ilişkilerin sağlamlaşmasını engellemekte; bu da dönem dönem siyasal krizleri beraberinde getirmektedir. Hamas’ın önde gelen isimlerinden Mahmud el Mebhuh’un 2010 yılında Dubai’de Mossad tarafından düzenlenen bir suikast ile öldürülmesinin ardından iki ülke arasında keskin bir siyasi kriz baş göstermişti.

İlişkilere Hâkim Şüphe

İsrail, Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerle ilişkilerini geliştirmeyi istemekle birlikte mevcut durumda bu teşkilatın en etkin üyesi S. Arabistan’ı düşman ülke olarak görmeye devam etmektedir. Örneğin S. Arabistan vatandaşlarının İsrail’e girme yasakları hâlâ devam etmektedir. Bu bakımdan ilişkilerin geliştirilmesine dair atılan adımlara rağmen İsrail tarafında Körfez Ülkeleri’ne dair şüphenin hâkim olduğu söylenebilir. İsrail’de çeşitli düzeylerde dile getirilen ve ABD’li isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir yetkilinin teyit ettiğine göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Savunma Bakanı Ashton Carter ile yaptığı görüşmede ABD’nin Körfez Ülkeleri’ne gelişmiş askerî teknoloji satışından duyduğu rahatsızlığı ifade etmiş. Bu kapsamda İsrailli yetkililer Körfez Ülkelerinin İsrail’le ilişkilerini geliştirebilmesi için bir samimiyet testinden geçmesi gerektiğine; İsrail’i tanıyarak işe başlamanın güven arttırıcı bir hareket ve güzel bir jest olabileceğine vurgu yapıyorlar.

Dikkat Çeken Twitter Hesabı

İsrail Dışişleri Bakanlığı 2013 yılında Körfez Ülkeleriyle ilişkilerin gelişmesine katkı sağlaması maksadıyla Israel in the GCC adıyla bir twitter hesabı açtı. Bugünlerde gazetelere yansıyan haberlere göre İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri’nde yeni bir diplomatik temsilcilik açmak üzere girişimlerini hızlandırmış durumda. Öyle ki İsrail merkezli yayın yapan Haaretz’in haberine göre Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı nezdinde Rami Hatan’ın İsrail’i temsil etmesine dahi karar verilmiş bulunuyor. Ancak bu gelişme İsrail’le Körfez Ülkeleri arasında ivme kazanarak devam edecek bir sürecin göstergesi olarak ele alınmamalı.

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: