TERÖR DOSYASI : Kara Çarşamba ve Türkiye’nin 11 Eylülü..

17 Şubat saldırısının ertesi günü yayına verdiğim halde, mahkemece konulan yasak üzerine yayından kaldırdığım aşağıdaki yazıyı, hem yasağın kaldırılması hem de FB’nin Lokomotif Moskova’yı elemesi üzerine tekrar yayına veriyorum. Tebrikler FB…

Dün tam da “Fırtına obüsleriyle günlerdir top atışı yapıyoruz ama Rusları sivrisinek ısırmış kadar bile etkileyemedik. Ancak FB çıktı, Ruslara, Brezilya yapımı iki adet De Sousa füzesi fırlattı Moskova’yı yerle bir etti. Teşekkürler FB” diye bir yorum yapacaktım ki; Ankara’daki patlama haberiyle sarsıldım!

Aslına bakılırsa; dün saat 17.30 civarında İstanbul Yolu’ndan (Fatih Sultan Mehmet Bulvarı) Anadolu Bulvarı’na döndüğümüzde tahmin etmiştim Ankara’da kötü bir şeyler olduğunu-olacağını. Çünkü tam da Ankara Demirspor Kulübü Tesisleri önündü göğe direk olan bir su patlaması vardı. Her yer deniz derya idi ve Anadolu Bulvarı’ndaki trafik bile etkilenmişti bu su patlamasından! Bu satırların yazıldığı an itibarıyla (18 Şubat 2016 saat 16.30) Ankara’nın Çankaya bölgesinde su kesintisi var. Demek ki; Kurtboğazı veya Çamlıdere barajlarından Ankara su taşıyan ana borulardan birisi patladı.

Sıhhiye köprüsüne geldiğimiz sırada ise ortalıkta bir karmaşa vardı ve tam o sırada kızım aradı. Annesi’nin Bakanlıklar bölgesinde çalışmakta olduğunu düşünerek endişeye kapılmış, annesine ulaşamayınca beni aradı ve Bakanlıklar civarında patlama olduğunu söyledi. Bereket versin annesi benim yanımda idi. Zaten ondan sonra da film koptu!

Küçükesat semtindeki evimize geldiğimizde kuvvetli bir patlama daha duyduk. Televizyonlar bunun polisin şüpheli bir paketten dolayı yapmış olduğu kontrollü bir patlatma olduğunu söyleyince rahatladık.

Ankara Valiliği ısrarla ve uzun süre 5, arkasından 11 ölü açıklaması yaparak resmen yalan söyledi halka. Benzer bütün olaylarda yapıldığı gibi konuya ilişkin haberlere anında yayın yasağı getirilmesiyle milletin endişesi katmerlendi haliyle. Bereket versin, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu belki de bir yerlerden fırça yeme pahasına ekrana çıkıp “Sadece olay yerinde 21 ölü vardı. Hastanelerde tedavi görenlerden de ölenler var..” açıklaması yapınca biz de olayın vahametini anlayabildik herkes gibi. An itibarıyla 28 şehit olduğu söyleniyor, ikisi de benim hemşerim. Allah bütün şehitlerimize rahmet eylesin.

Ancak şunu da itiraf edelim ki; Türk Milleti, şu anda tarihinin en kötü ve en katı yönetimlerinden birisiyle yönetilmektedir. Öyle ki; bu kötü yönetim, milleti milli davalar etrafında bile kenetlemekten uzak ve aciz gözüküyor. Çünkü hala insanları ötekileştirme ve farklılaştırma peşindeler. Millete çektikleri “Ey” nidaları, artık sınırlarımızdan dışarı taşıp, ta Amerika’ya ve Rusya’ya kadar ulaşmış bulunuyor. Allah sonumuzu hayreylesin.

Kara Çarşamba ve Türkiye’nin 11 Eylülü

Dünkü saldırı, gerçekleştirildiği yer itibarıyla tam anlamıyla Türkiye’nin 11 Eylülü’dür ve tarihimize muhakkak “Kara Çarşamba” olarak geçmeye aday bir hadisedir! 11 Eylül 2001 günü eş zamanlı olarak New-York’taki İkiz Kuleler’e (Dünya Ticaret Merkezi) ve Washington’daki ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) yapılan saldırı sebebiyle, bıyık altından kıs kıs gülüp, bu saldırıyı Müslümanlar adına bir başarıymış gibi gizliden gizliye alkışlamasaydık ya da söz konusu saldırıları, ABD’nin yeni dünya düzeni için bahane yapmak maksadıyla bizzat kendisinin yaptığı/yaptırdığı şeklinde yorumlama basitliğine düşmeseydik, dünkü saldırı kesinlikle yaşanmayacaktı. Elbette Suruç, Reyhanlı, Diyarbakır ve Ankara Garı’ndakiler de…

Bilmeyenler için söyleyelim; dünkü saldırı, TBMM, İç İşleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Genel Kurmay Başkanlığı, bütün kuvvet komutanlıkları, Sahil Güvenlik ve (yanılmıyorsam) Özel Harekat Komutanlığı ile Maliye Bakanlığı, nispeten eski Başbakanlık Binası, Adalet Bakanlığı, MEB, Yargıtay, KGM, TMO, DPT, TÜİK gibi kurumlara yakın bir noktada gerçekleştirilmekle tam anlamıyla Türkiye’nin kalbinde gerçekleştirilmiştir. Hele hele olayın, tam da Türkiye’nin güvenliğini ve müdafaasını sağlamakla vazifeli güvenlik bürokrasisinin gözünün önünde ve burnunun dibinde olması, büsbütün bir zafiyet olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısıyla; terör olaylarına din ve inançlar üzerinden bakarak, İslamcı teröre hoşgörü ile bakmanın ve Sıkıyönetim veya en azından Olağanüstü Hal ilan etmeksizin terörle baş edileceğine inanmanın sonucudur bütün bu yaşananlar. Kanaatimizce alınacak en etkili tedbir, öncelikle hiç değilse Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde olağanüstü hal ilan etmek, sonra da başta Suriyeliler olmak üzere, Türkiye sathına yayılmış bulunan bütün yabancıları belli merkezlerde toplayarak zapturapt altına almaktır. Öyle ortaya çıkıp “Suriye için 30 milyar dolar Harcama yaparak dünyaya insanlık dersi verdik” gibi beylik cümleler kurarak terörü önlemenin imkansız olduğu anlaşılmalıdır artık.

Ayrıca Avrupa’ya geçmek isteyen yabancılara mutlaka izin verilmeli ve bunun için yurtdışına çıkışlar serbest bırakılmalı, hatta teşvik edilmelidir. Çünkü Avrupalı ancak bu dilden anlar. Bu millet ise, milli kaynakları har vurup harman savurmanız için vermemiştir iktidarı size. Suriyelilere sahip çıkacağız diyerek, büsbütün Türk Milleti’nin güvenliğini riske attığınızı anlayın artık beyler.

Çok Kanallı TRT ve Komünist Sovyet Televizyonu

Vaktiyle bir kitapta okumuştum (hatırımda kaldığı kadarıyla anlatıyorum); Sovyetler Birliği’nin en güçlü olduğu ve TRT’nin de tek kanalla yayın yaptığı dönemlerde bir Rus gazeteci, ülkesindeki televizyonların çok kanallı olduğundan ve yoldaşların da istediği kanalı özgürce seyretme imkanı bulunduğundan bahisle övünmeye kalkışmış. Rus gazetecinin övünmelerini dikkate alanlar, o gün çok kanallı Rus devlet televizyonunu seyretmeye karar vermişler.

Önce birinci kanalı açmışlar, kanalda Yoldaş Gavrin’in fabrikadaki başarısı sebebiyle ödüllendirilmesine ilişkin bir program yayınlanıyormuş. İkinci kanalı çevirmişler, orada da Kolhoz çiftliğindeki gayretinden dolayı Yoldaş Gavrina’nın başarısına ilişkin bilgi veriliyormuş. Neyse uzatmayalım, hemen bütün kanallarda benzer programlar. En son kanalı çevirdiklerinde ise ekranda duran ceberrut ve korkunç suratlı bir KGB ajanı sürekli şunu tekrarlıyormuş: İnat etme yoldaş. Derhal birinci kanala geç! Devlet senin hangi programı izlemen gerektiğini senden daha iyi bilir!

Bugün sayısız kanala sahip TRT’ye bakıyorum da; 40-50 yıl öncesinin Sovyet Devlet televizyonundan hiç bir farkı yok. Hemen bütün programlar, halkı uyutmak üzerine! En sonunda bütün TRT kanallarını tüketip son kanala geçtiğinizde da karşınıza ya Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtarlarla yaptığı toplantıya ilişkin görüntüler çıkıyor ya da Ahmet Davutoğlu’nun “Millete Hizmet Yolunda” türünden ebelik laflarla süslü konuşmaları. Özel televizyonlar deseniz, onlar da TRT’den farksız. Bütün televizyonlar, evlenme ve yarışma programları sunuyorlar. RTÜK mü? RTÜK, Ankara’daki patlamaya ilişkin haberlere anında yasak getiriyor ama evlilik programı adı altında sunulan ahlaksızlıklarla dolu kodoşluk ve pezevenklik programlarına hiç ses çıkarmıyor.

Akılcılık üzerine kurulu bir sistem olan Laik devletin temel ilkelerine aykırı olmak üzere; “Öteki Gündem”, “Gündem Ötesi” vb isimlerle yayınlanan ve akıl dışı rivayetlere yer veren programlar, devletin kanalı TRT’de bile kendisine yer bulabiliyor. Oysa bu tür programlar düpedüz kitap pazarlama ve doğrudan satış programları gibi. Televizyona çıkanlar kitaplarını satmak için abuk sabuk laflar etmekten hiç çekinmiyorlar. Abdurrahman Dilipak ise TRT’de yayınlanan siyasi analiz programlarının gediklisi. Yani TRT’de siyasi analizler yapmak kala kala Abdurrahman Dilipak’a kalmış bulunuyor!

İstikbalini iktidara yanaşmakta bulan gruplardan birisine ait televizyonda yayınlanan ve sözüm ona Osmanlı’nın anlatıldığı dizi filmlerde ise Yahya Efendi ve Aziz Mahmut Hüdayi gibi tarikat şeyhleri, olduklarından farklı gösterilerek koskoca Osmanlı Devleti’nin, bu gibi adamlarının dua ve niyazlarıyla ayakta kaldığı ima edilerek düpedüz şeyh ve tarikat propagandası yapılıyor. En kötüsü de bu tür dizilerin tarih danışmanları Türk tarihini araştırmakla görevli TTK’da yönetim kurulu üyesi bile olabiliyorlar bu dönemde.

Ondan sonra da kalkıyoruz; Türkiye’nin güvenlik bürokrasisinin tam da gözünün önünde yapılan bombalı saldırıyı sorguluyoruz. Terörle mücadele konusunda yapılacak tek şey, galiba gidip günümüz Yahya Efendilerinden ve günümüz Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerine birer muska yazdırmak ve hayır dualarını almak!

Öyle ya; madem Sultan Ahmet, Aziz Mahmut Hüdayi’nin “Dar’ül Eman”ına giderek hain Fahriye Sultan’ı istedi, o da sultana bile karşı gelerek vermedi, aynısını siz de yapın efendiler. Belki de terörle baş etmenin tek yolu budur! Bırakın boş yere Fırtına obüslerine ve F-18’lere yatırım yapmayı filan, gidin Nakşi, Kadiri ve Rufai tarikatlarının dergahlarından birer avuç toprak alın, serpin PKK , PYD, YPG gibi terör örgütleri ile Beşar Eset ve onun hamisi Putin’in üzerine olsun bitsin bu iş…

Süleyman Şah’ın Laneti!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, PYD terör örgütünün Fırat’ın batısına geçmesini kırmızı çizgi ilan ederek aksi takdirde müdahale edeceğini dünya aleme ilan etti ve üç beş gündür de bunun gereğini yaparak Suriye’nin Azez bölgesini yoğun topçu ateşine tutmuş bulunuyor. Azez Bölgesi, Fırat’ın onlarca kilometre batısında olduğuna göre; PYD bizim kırmızı çizgimiz olan Fırat’ın batısına çoktan geçmiş bulunuyor demektir! Türkiye Cumhuriyeti eğer, geçtiğimiz yılın 22 Şubatında, sınırımızdan 37 km. derinlikte ve Fırat kenarında bulunan 1000 yıllık vatan toprağı üzerindeki 800 yıllık Süleyman Şah türbesini bir gece ansızın çalıp kaçmasaydı ve tanklarımızın namlularını söz konusu türbeye çevirip yerle bir etmeyerek, 37 km. derinlikteki Süleyman Şah Saygı Karakolu ile sınırımız arasında askeri bir hat ilan edip, bu hatta asker konuşlandırsaydı bugün içinde bulunduğumuz kötü görüntü ortaya çıkmayacaktı. Anlaşılan ecdadın ruhunu incittik ve o ruh da bizi çok fena çarptı! Bugün ülkemizin içinde bulunduğu sözüm ona onurlu yalnızlık, olsa olsa bunun eseridir.

Tüh; Yerli Moskofların Sevinci Kursaklarında

BM Güvenlik Konseyi Başkanı Venezuela Temsilcisi Rafael Ramirez’in yapmış olduğu maksadını aşan açıklama üzerine, “Türkiye’ye şok” ve “Türkiye’ye soğuk duş” gibi manşetler atarak adeta sevinçlerini dile getiren satılık basını şiddetle kınıyorum. Onlar bilmeliler ki; bu ülkede sadece AKP’liler yaşamıyor ve bu ülke, sadece AKP’lilerin değildir. bu gemi batarsa kendileri de boğulacaklardır.

Ramirez’in ikinci açıklaması üzerine alçakça manşetler atan bu medya bakalım nasıl bir kıvırma hareketinde bulunacak. Rafael Ramirez Carreno, önceki açıklamasını düzelterek Konsey’in Türkiye’nin PYD mevzilerine yönelik top atışları konusunda herhangi bir karar almadığını söyledi ve şöyle dedi: “Bu konuda bir Konsensüs yok. Biz bu sabahki toplantıda konuya ilişkin endişelerimizi paylaştık ancak herhangi bir metin kabul etmedik. Herkese açıkça belirtmek isterim ki, Konsey’de konuya ilişkin basın bildirisi, başkanlık bildirisi ya da karar metni kabul etmedik”

Evet, başkentin göbeğinde peş peşe bombalar patlarken ve bu patlamalarda masum insanlarımız ölürken hâlâ başkanlık sayıklamalarında bulunanları ve ülkeyi savaşın eşiğine getirenleri tasvip etmiyoruz; ancak elin gâvurunun Türkiye hakkında almış olduğu kararlara da sevinecek kadar mankurtlaşmadık şükür! Lütfen herkes aklını başına devşirsin ve AKP iktidarına saldırma adına ahmakça ve abuk sabuk manşetler atarak milletin asabını bozmasın…

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: