SURİYE DOSYASI : SURİYE’NİN KADERİNİ KİM BELİRLEYECEK ?

Gayet iyi bilindiği üzere, uluslararası sistem, güç mücadelesinin ve devletlerin çıkar çatışmalarının yoğun olarak yaşandığı bir ortamdır. Ülkeler ise, dış politikalarını bu doğrultuda kendi ulusal menfaatleri çerçevesinde ve güç dengelerini, ittifakları ve gerginlikleri gözeterek inşa etmektedirler. Buna mukabil olarak, devletlerin oluşturduğu dış politika stratejilerine karşı dış dünyadan meydana gelecek refleksler, karar alma ve uygulama süreçlerinin ne ölçüde dinamik ve öngörülemez olduğunun ifadesidir. Günümüz uluslararası ilişkiler ortamının en sıcak bölgesi olan Orta Doğu’da yaşanılan “vekalet savaşı”nın en önemli aktörlerinden olan Türkiye-Rusya-ABD arasındaki mücadele de, işte bu perspektif ışığında değerlendirilmelidir.

Coğrafyalar ülkelerin kaderini belirlemeye devam ediyor.

Türkiye için Orta Doğu coğrafyasının önemi yüzyıllar öncesine dayanıyor. Bu tarihsel sorumluluğun getirdiği bedel ise Türkiye’yi Orta Doğu meselelerinin tam ortasında, hem savaş hem de barışın tesisi edileceği konumda yer almasını zorunlu kılıyor. Ünlü Fransız general ve politikacı Napoleon’un da söylemiş olduğu gibi coğrafyalar ülkelerin kaderlerini belirlemeye devam ediyor.

Washington yönetimi terör ile mücadelede samimi değil.

Bugün iki NATO müttefiki ve Rusya, IŞİD ile mücadele adına PYD meselesi sebebiyle karşı karşıya gelmiştir. Özellikle Ankara’nın Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt koridoru açma amacında olan PYD’yi, PKK’nın Suriye’deki kolu olarak göz önünde bulundurmasına karşılık olarak Washington’un bu örgüte destekçi tavrı, Türkiye’de büyük tepkilere neden oldu. Cenevre görüşmelerinde, Türkiye, rejim muhalifleri safına davet edilmesi düşünülen PYD’ye PKK ile olan organik bağları sebebiyle karşı çıkmıştı. Ardından ABD Dış İşleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby’nin PKK’yı terör örgütü olarak görmeye devam ettiklerini, fakat PYD’yi bu kapsam içine almadıklarını ifade etmesi, Washington’un terör ile mücadelede samimiyetinin sorgulanmasına yol açmıştır.

ABD bölgede İncirlik üssüne alternatif üs arayışında mı?

Türkiye ile ABD arasındaki son dönem gelişmeler değerlendirildiğinde, çoğunlukla ve bilhassa Orta Doğu meseleleri üzerinde bazı uyuşmazlıklar baş gösteriyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, artık ABD, Orta Doğu ve Suriye politikalarında Türkiye’den bağımsız hesap yapmaya başlamıştır. Bu vesile ile de ABD, Rusya’nın Tartus limanı ve Lazkiye’deki askeri üssünü kuvvetlendirmesine karşılık bölgede İncirlik üssünün önemini azaltacak başka bir askeri üs kurmak niyetinde olabilir.

Türkiye ulusal güvenliğini korumak adına PYD hedeflerini vurmaya devam edecek.

Söz konusu olan mesele, ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı PYD güçlerini destekleme konusunda Rusya ile ortak aklı paylaşıyor olmasıdır. Tek fark, ABD, Esad’sız veya en kötü senaryo ile iyice gücü elinden alınmış bir Esad rejimi ve güçlü bir PYD idaresi isterken, Rusya, kontrollü ve bölgesinde güçlü bir Esad rejimi tasavvur ediyor. Türkiye ise, Esad rejiminin çöküp, PYD’nin de güçsüzleşmesini amaçlıyor. Çünkü PYD, Suriye’nin kuzeyinde otorite boşluğundan faydalanarak ve dış güçlerin de desteğiyle bir yönetim bölgesi tesis etmeye çalışıyor. Bu ise, Türkiye’nin güney sınırında büyük bir ulusal tehdit oluşması anlamına geliyor. Dolayısıyla Türkiye, böylesi bir oluşuma müsaade etmemek adına Suriye’de sınırda yakın PYD hedeflerini vurmaya -ABD ve Rusya’ya rağmen- devam edecek.

Türkiye için kara harekatı en son seçenek olmalı.

ABD’nin öncelikli amacı, Suriye’de İsrail’e tehdit oluşturmayacak bir idari yapı inşa etmek. Rusya ise, Akdeniz politikası gereği Suriye üzerindeki menfaatlerini kaybetmemek ve bir şekilde coğrafyada Esad kontrollü bir bölge oluşturmak niyetinde. Bunun için her iki aktör de PYD’ye ve onun silahlı gücü YPG’ye destek sağlamaya devam edecek. Türkiye’nin ise buna mukabil uygulayacağı strateji sınır ötesi sıcak çatışmaya girmek yerine, milli istihbarat gücünden sınır ötesinden faydalanmak olacaktır. Çünkü bölge halkının, özellikle Türkmen gruplarının topraklarını terk etmemeleri ve baskıya karşı direnmeleri için istihbarat gücü büyük önem teşkil ediyor.

Sonuç

Bütün uluslararası aktörler, Suriye’de Esad’ın artık ülkenin tamamını kontrol edemeyeceğinin farkındadır. Ayrıca ne Rusya, ne de ABD, ebediyen bu topraklarda askeri gücünü aktif tutamayacaktır. Türkiye ise, var olduğu sürece Suriye’deki savaş ve barış ortamının en önemli karar alıcılarından olmak mecburiyetindedir. Dolayısıyla, bu üç önemli aktör her koşulda birbirine bağımlı politikalar gütmek zorunda kalacaktır. Türkiye, bu dengede en etkili ve önemli devlettir. Çünkü coğrafyasının yüklediği en büyük sorumluluk ve görev daima uluslararası denge politikasını milli menfaatlerini korumak adına yürütmesi olacaktır.

Haftanın Sözü: “Adalet topaldır.”

Furkan KAYA

Reklamlar

Etiketlendi:,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: