AZERBAYCAN DOSYASI : AZERBAYCAN’IN BAĞIMSIZLIK SÜRECİNDE AZERBAY CAN HALK CEPHESİ’NİN YERİ

Turk_Dunyasi-073

AZERBAYCAN’IN BAĞIMSIZLIK SÜRECİNDE AZERBAYCAN HALK CEPHESİ’NİN YERİ

1917 Ekim Devrimi ile kurulmuş olan Sovyetler Birliği’nin kaderini, 1985 yılından itibaren iki sözcük değiştirmişti: “Glasnost” (açıklık), Perestroyka” (yeniden yapılanma). Mihail Gorbaçov’un iktidara geçmesi ile ekonomik açıdan hantallaşmış olan SSCB’nin çıkmazları göz önüne alınarak bir dizi reformlara girişildi. Gorbaçov’dan önceki yönetimler için Komünist Partisi, başarısızlığın ifadesini göstermek amacıyla birer damga vurdu. Stalin, “diktatör”, Kruşçev, “voluntarist” idi. Brejnev dönemine ise “durgunluk” dönemi denildi.[1]

Gorbaçov gerçekte SSCB’nin dağılmasından yana değildi. Brejnev döneminden beri süregelen durgunluğun giderilmesi için politik söylemler geliştirmişti. Ancak SSCB “ideolojik bir imparatorluk” olduğu kadar, içinde barındırdığı pek çok farklı millet için de bir “milletler hapishanesi” idi. Özellikle Stalin devrinden başlayarak izlenen milletler politikası, Rus olmayan halkların tüm haklarından yoksun bırakıldığı, ulusal kimliklerinin ve benliklerinin tamamen “Sovyetleştirilmek” istendiği bir asimilasyon politikası hâlini almıştı.

“Glasnost” ve “Perestroyka” sloganlarıyla durgunluğa son vermek isteyen Komünist Partisi (KP) bağlı cumhuriyetlerde yönetim değişikliğine gitmiştir. 1986 yılında Kazakistan KP’nin başkanı Kazak asıllı Dinmuhammed Kunayev çeşitli gerekçeler gösterilerek görevinden alınmış, yerine Rus asıllı Gennadiy Kolbin atanmıştır. Gorbaçov’un karşılaştığı ilk büyük sorun olan 17-18 Aralık (Jeltoksan) olayları da bu yüzden çıkmıştır. Kunayev’in idari görevlere Kazakları yerleştirmiş olmasından dolayı rahatsızlık duyan Moskova yönetimi, onu görevinden alarak Kazakları cezalandırma yoluna gitmek istemişti. Ancak Kazak Türkleri bu olaya çok şiddetli tepki göstermişler ve başkent Alma Ata dahil altı ayrı şehirde halkın katıldığı gösteriler düzenlenmiştir. Bu gösterilere bazı kaynaklara göre 300.000 kişi katılmıştır. Ruslara karşı bir hareket hâlini alan gösteride “Kazakistan Kazaklarındır”, “Kolbin Rusya’ya Dön” gibi sloganlar atılmış, pankartlar taşınmıştır. Bu büyük halk tepkisinden çekinen Moskova Kolbin’in yerine Kazak asıllı Nursultan Nazarbayev’i göreve getirmek zorunda kalmıştır.[2]

Sovyetler Birliği bu olayı dünyaya mümkün olduğu kadar duyurmamaya çalışmıştı. Çünkü bu halk hareketinin diğer bölgelere örnek olması, yapılacak olan reformların hedefinden sapacağı anlamına gelmekteydi. Dünya kamuoyunda yeterince duyulmamış olsa da (Polonya gibi, “Doğu Blokundaki” muhalif hareketler tarafından büyük destek görmüştü.) Kazakistan olayları aslında “İmparatorluk”un çöküşünün habercisi idi ve Rus olmayan halklar için de esin kaynağı olmuştu.

Glasnost ve Perestroyka ile beraber başta Ukrayna olmak üzere, Baltık cumhuriyetlerinde çeşitli yazar ve aydınlar tarafından daha sonraları “Halk Cepheleri” olarak karşımıza çıkan teşkilatlar kurulmaya başlanmıştı. Daha çok kültürel konularda, faaliyet gösteren bu teşkilatlar Azerbaycan ve Özbekistan’da da kendilerini göstermişlerdi. Azerbaycan’da Ebulfez Elçibey’in başkanı olduğu Azerbaycan Halk Cephesi, Özbekistan’da da şair Muhammed Salih’in başkanlığında teşkilatlanan Birlik ve Erk hareketleri, hemen hemen diğer cumhuriyetlerdeki halk cepheleri ile aynı anda oluşturulmuştu. Ukrayna Halk Hareketi (RUKH), Belorusya, Estonya gibi diğer Baltık cumhuriyetlerine de örnek olmuş, ayrıca gerek Özbekistan’daki gerekse Azerbaycan’daki demokrasiyi savunan halk hareketleri ile de dayanışmaya gitmiştir.[3]

Bu halk hareketlerinin temelini çok küçük öğrenci ve aydın grupları oluşturmaktaydı. Gorbaçov’un iktidara gelmesiyle esen serbestlik rüzgarları, insanları biraz daha cesaretle politik yaşama sürüklemişti. Azerbaycan’da da çoğunu aydınların ve üniversiteli gençlerin oluşturduğu küçük teşkilatlar oluşmaktaydı. Bunlardan Bakü’de, Azerneşr binasında temeli atılan “Çenlibel” birliği, Bakü’de üniversite öğrencileri tarafından oluşturulan “Yurt” birliği, kültürel konularda faaliyet göstermekle birlikte aslında Azerbaycan’da oluşan ilk siyasal birimlerdi.[4]

Yeniden yapılanma döneminde Türk cumhuriyetleri ve Baltık cumhuriyetleri gibi Gürcistan ve Ermenistan’da da bazı örgütlenmeler baş göstermeye başlamıştı. SSCB’nin dağılma sürecine girmesini engellemek amacıyla Moskova kışkırtıcı faaliyetlere girişmeye başladı. Bunu da Ermenistan’daki politik süreci, “Türk düşmanlığı”nı yeniden canlandırarak, Azerbaycan’daki siyasi gelişmelerin önüne set çekmeye yöneltmekle başardı.[5] Ermenistan’da kurulmuş olan “Demokrasi ve Bağımsızlık” örgütünün Sovyetler tarafından sınırdışı edilen lideri Paruyr Hayrikyan 1989’da şunları söylemişti “Moskova, Ermenileri, yüzyıllardır, bahçede oynarsanız Türkler gelir sizi yutar diye korkutuyordu. Oysa şimdi Ermenistan’da bu oyunu farkeden güçler ortaya çıkmıştır. Bu ise Moskova’yı çok rahatsız ediyor ve Türk tehlikesinin ne kadar ciddi olduğunu ispatlamak için de Karabağ olayını kullanıyor.”[6]

Gelişmelerden rahatsızlık duyan Moskova, Karabağ Ermenilerini hızla örgütleyerek Türklere karşı kışkırtmaya başladı. 1988 yılının sonbaharında Karabağ’da eski Türk abidelerinin bulunduğu “Tophane” ormanı Ermeniler tarafından tahrip edildi. Olaylar Karabağ’la sınırlı kalmamış Azerbaycan’ın diğer bölgelerine de yayılmıştı. Provakasyonun bir parçası olarak 26 Şubat tarihinde Sumgayıt şehrinde 26 Ermeni öldürüldü. Sadece SSCB’de değil Ermeni lobisinin dünyadaki gücü sayesinde tüm dünyada Ermeniler “mazlum halk”, Azerbaycan Türkleri ise “katil halk” olarak gösterilmeye başlandı.

15 Kasım’da Bakü Üniversitesi’nin önünde, 16 Kasım’da da İlimler Akademisi önünde olayları protesto etmek amacıyla gösteriler yapılmıştır. Ermenilerin Karabağ’da yaptıkları katliamlara Moskova’nın tepkisiz kalması Azerbaycan Türklerini harekete geçirmiş ve Bakü’de Lenin (bağımsızlıktan sonraki adıyla Azatlık) meydanında 17 Kasım ile 5 Aralık tarihleri arasında devam eden ve 1 milyon kişinin katıldığı büyük bir gösteri düzenlenmiştir. Azerbaycan tarihinin dönüm noktalarından birisi olan bu gösteride bir isim öne çıkıyordu: Ebulfez Aliyev. Konuşmalarla halkı yönlendiren, Rus kuvvetleri ile halkın çatışmasını engelleyerek, gösterinin katliama dönüşmemesini sağlayan kişi idi Ebulfez Aliyev.[7]

Ebulfez Hoca

1938 yılında Azerbaycan’ın (Nahcivan) Ordubad bölgesinin Keleki köyünde dünyaya gelmiştir. Ataları Tebriz yakınlarındaki Kükemer köyünden Nahcivan’a gelip yerleşmişlerdir. Babası II. Dünya Savaşı’nda Sovyet orduları safında hayatını kaybetmiş ve Ebulfez yetim olarak büyümüştür. İlginçtir ki SSCB’nin dağılma devrinde milliyetçi hareketlerin başındaki aydınların pek çoğu, Ebulfez’le aynı kaderi paylaşan kişilerdir. Yani babaları veya yakın akrabaları II. Dünya Savaşı’nda ölen kimselerdir. Ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un romanlarında II. Dünya Savaşı’nda boşalan köylerdeki zorlu yaşam gayet güzel tasvir edilmektedir.

Ebulfez Aliyev 1957 yılında Bakü Devlet Üniversitesi, Şark Dilleri Fakültesi, Arap Dili Bölümü’ne girdi. Ebulfez Aliyev öğrenci iken çevresindeki arkadaşlarıyla birlikte Azerbaycan’ın geleceği konusunda sohbetlere başlar. Bu sohbet ortamı giderek bağımsız Azerbaycan fikrine yönelir. Sohbet ortamlarında kendisinin millet sevgisinden dolayı ona “millet” lakabı verilmişti. Yakın dostları ile beraber millet kelimesinin yerine eski Türkçe “el” kelimesini ve milliyetçi yerine de “elçi” lakabını kullanmaya başladı. En yakın arkadaşı Malik Mahmudov, sınıfın en başarılı öğrencisi olarak bir yıllığına Irak’a gönderilir. Mahmudov’un Irak’tan dönüşünden sonra milli konularda uzun sohbetlere devam ederler. İki arkadaş bir meramname hazırlayarak gelecekteki Halk Cephesi’nin temellerini öğrenciyken atmış olurlar. 1962 yılında üniversiteyi bitirir ve Mısır’a tercüman olarak gönderilir. İki yıl boyunca Mısır’da kalır ve fırsat buldukça kütüphanelerde çalışır. Elçibey gibi bir idealistin okuyup incelemesi gereken kitapları serbestçe bulacağı bir ortam vardır. Bu da onun için bulunmaz bir nimettir.[8]

1964 yılında ülkesine dönerek Tarih Fakültesi’nde yüksek lisans yapmaya başladı. 1968 yılında da aynı fakültede Asya ve Afrika ülkeleri bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Gençliğinden beri düşündüğü siyasi teşkilatlanma işi için üniversite fırsattı. Öğrencilerine Türklük şuurunu aşılamakla kalmayan Elçibey bir yandan da onları örgütlemeye koyulmuştu. 1971 yılından itibaren üç, beş, yedi ve dokuzar kişiden oluşan ayrı ayrı gizli gruplar teşkil etti. Bu grupların her biri bağımsız olarak çalışıyor ve Ebulfez Hoca’dan emir alıyorlardı. Öğrencilerin birbirlerinden dahi haberi yoktu. Elçibey’in hedefi öğrenciler ve asistanlardı. Elçibey propaganda yoluyla bütün üniversitede gençliği yönlendirebilmiş, sürekli toplantılarla gizli bir örgüt kurmayı başarabilmişti. Bu durum KGB’nin gözünden kaçmamış ve fakültelerde milliyetçi bir örgütün varlığını sezmişti. 1974 yılında KGB, Ebulfez Hoca’yı üç kez sorgulamıştı. Öğrenciler ve üniversite çalışanları KGB’ye onun konuşmalarını, çalışmalarını rapor etseler de, kod isim kullanan örgüt üyesi gençleri açığa çıkaramamışlardı.[9] O yıllarla ilişkili bir hatırası çok ilginçtir. Üniversitenin bölüm başkanlarından birisi olan Aslan Atakişiyev Elçibey’i yanına çağırarak “Bu işlerden vaz geç. Bir iki yazı yaz. Yaptıklarından dolayı özür dile, mesele kapansın” der. Elçibey red cevabı verir. Atakişiyev: “Seni tutuklayacaklar, ben tutuklanmanı istemiyorum.” der. Elçibey de ne yazması gerektiğini sorar: “Sen Türkiye’yi çok övüyorsun. Türkiye aleyhine bir makale yazman isteniyor” der. Elçibey red cevabı verince bu sefer makalenin yazıldığını sadece imza atması gerektiğini söylerler. Elçibey yine red cevabı verir. Bunun üzerine Atakişiyev başka bir teklifte bulunur. “Sosyalist Sistemin Müsbet Yönleri” konusunda da bir makale yazmışlar. Sen sadece imzala, “Bakroboçi” ve “Pravda”da yayımlatacağız; böylelikle mesele de kapanır”, der.

Elçibey bunu da reddeder ve 1975 yılında tutuklanır.[10] Elçibey hakkında KGB arşivlerinde o yıllara ait tutanaklar, belgeler arasında ilginç bir yazı vardır. 20 Kasım 1974 yılında Eliçebey’in evi aranır. Bu aramada 15 sayfa kadar el yazısıyla yazılmış bazı kağıtlar bulunur. Bunlardan birisi Türkçü fikir adamı yazar Nihal Atsız’ın oğluna yazdığı vasiyetnamenin bir bölümüdür: “Oğlum Yağmur! Bu gün senin yaş yarımın tamam oluyor, ben ise kendi vasiyetnamemi bitiriyorum! Benim öğütlerimi kulağında küpe eyle. İyi Türk ol! Komünizm bizim düşmanımızdır. Bunu iyi bil! Görüyorsun bizim ne kadar düşmanımız var. Savaşa hazır ol! Tanrı sana yar olsun!”[11]

Mahkemede “Pantürkist” olduğuna karar verilen Elçibey 18 ay hapishanede kalır. 1976 yılının Temmuz ayında serbest bırakılır. Serbest bırakılsa da artık o, KGB tarafından “sakıncalı bir kişi”dir. Eski görevine dönemez. Sadece, siyasi çalışmalardan uzak durması Selman Mümtaz adındaki Elyazmalar Enstitüsü’nde uzman olarak çalışmaya başlar. 1981 yılında Enstitünün müdürü olur ve cumhurbaşkanı seçilene kadar bu görevinde kalır.

Elçibey 1980 yılından sonra da siyasal faaliyetlerine devam eder. Azerbaycan ve Nahcivan’da üniversite öğrencileri arasında milliyetçi bir teşkilatın varlığı bilinmektedir. Teşkilatı yönlendiren de “bey” lakaplı Ebulfez Hoca’dan başkası değildir.

Azerbaycan Halk Cephesi

Karabağ’da Türklere karşı açık bir katliam yapan Ermenilere karşı Azerbaycan yöneticileri pasif kalmışlardı. Moskova’nın ise Ermeni olaylarını durdurmak gibi bir çabası olamazdı. Çünkü olayları bizzat Moskova tertiplemişti. Karabağ’dan kaçan sivil halk zor durumda idi. Azerbaycan KP’nin başında bulunan Bağırov görevinden alınarak yerine Vezirov’u getirdiler. Ancak Vezirov dışarıdan gelmiş bir lider olarak halkın taleplerine cevap veremiyordu. Bu durumda aydınlar halkı temsil edecek bir “Cephe” teşkil edilmesi kararına vardılar. Bir grup aydın Halk Cephesi’nin kuruluşunu ilan etmek maksadıyla komünist yönetimden izin istediyse de bu izin verilmedi. Bunun üzerine Bakü’de bir evde toplanan aydınlar milliyetçi gençlerin hocası olan Ebulfez Hoca’yı Azerbaycan Halk Cephesi’nin (AHC) başkanı olarak seçtiler.[12]

5 Aralık olaylarından sonra halk artık ne Moskova yönetimine ne de Azerbaycan’ın komünist yöneticilerine güveniyordu. Halk Cephesi halkın güvenebileceği tek güç hâlini almıştı. Ermenistan sınırları içinde yaşayan 200.000 Türk, Azerbaycan’a sürülmüştü, Ermeniler Sovyet ordusunun gücünü de kullanarak sivil Türkleri katletmekte idi. Bu durum karşısında Halk Cephesi inisiyatifi eline aldı. Ağdam, Cebrayıl, Fuzuli, Kubatlı, Şuşa gibi Ermenilerin saldırdığı bölgelerde Cephenin şubeleri açılıyor ve halk örgütlenerek Ermenilere karşı direniyordu. Silah ve malzeme de tüm imkansızlıklara rağmen yine Cephe tarafından karşılanıyordu. Azerbaycan’da artık devlet iradesi yerine “Cephenin iradesi” vardı.[13] Büyük halk desteğini arkasına alan Cephe, Vezirov tarafından siyasi bir kuruluş olarak tanındı. 25 Aralık 1989’da Halk Cephesi’nin yayın organı olan “Azadlık” gazetesi yayım hayatına başladı. AHC programında hedeflerini şöyle tanımlıyordu: “Cumhuriyetin bütün alanlarında köklü demokratikleşmeyi ve yeniden yapılanmayı savunan toplumsal bir teşkilat” AHC’nin nihai hedefi “Azerbaycan’da hukuk devleti ve gelişmiş demokratik toplum kurmak” idi.[14] Bu anlamda AHC siyasi bir parti görünümde idi. Partinin fikri kökenlerine bakıldığında Türkçü-demokrat bir fikir hareketi idi. Sovyetlerdeki çözülmeyle birlikte Türk bölgelerinde ortaya çıkan siyasal hareketlerden en tutarlı olanları, Özbekistan’da Muhammed Salih’in önderliğindeki Erk Partisi ve Azerbaycan’da Halk Cephesi idi. Bu iki hareketi Olıvıer Roy şöyle tanımlamıştır: “…Özbekistan’daki Erk Partisi’yle (Muhammed Salih) Azerbaycan’daki Halk Cephesi (Ebulfeyz Elçibey) daha çok laik ve Pantürkisttir.”[15]

Ebulfez Elçibey’in ve dolayısıyla AHC’nin üzerinde durdukları temel konuların başında Ermenilerin başlattığı savaş geliyordu. Bunun yanı sıra Azerbaycan’ın demokratik bir siyasal rejime geçmesi, İran Azerbaycan’ındaki Türklerin, insan haklarından yararlanabilmesi ve nihai olarak da ikiye bölünmüş olan Azerbaycan’ın tekrar diriltilmesi ana ilkeleriydi. Elçibey’in Güney Azerbaycan konusundaki fikirleri yıllar sonra bile değişmemiştir. Bu konu hakkında şunları söylemişti: “.bizim böyle bir (Güney Azerbaycan) meselemiz var ve biz Azerbaycan’ın güneyindeki halkımızı hür ve bağımsız olarak görmek istiyoruz. Biz halkımızın bütünlüğünü sağladığımızda gerçekten kendimizi o zaman hür ve bağımsız sayacağız.”[16] 1989 yılının Aralık ayı başlarında, iki Almanya’yı ayıran Berlin duvarının yıkılmasından sonra AHC önderleri ve on binlerce Türk, Aralık sonlarında, Güney Azerbaycan sınırına gelerek 10 kilometrelik sınır tellerini yok ederek güneydeki kardeşleri ile kucaklaşmış ve hasret gidermişlerdir. Bu olay da Rusya ve İran’ı Azerbaycan konusunda daha sıkı tedbirler almaya yönlendirmiştir.

Azerbaycan’da Elçibey’in önderliğinde büyük bir güç kazanan Azerbaycan halk hareketinin önünü kesebilmek için KGB devreye girmiş ve cepheyi ikiye bölmeye kalkışmıştır. Gösterilerde adları öne çıkan Nimet Penahov, İtibar Memmedov, Rahim Gaziyev, Zerdüşt Alizade gibi isimler Cephe içinde ayrılık çıkararak, Azerbaycan halk hareketini bölme girişiminde bulundular. Daha sonraki yıllarda Elçibey aleyhine Gence’de Rus ve İran istihbaratlarının himayesiyle gelişen Suret Hüseyinov’un ayaklanmasında da bu kişilerin ismi geçmiştir.[17] Kendilerine “Radikaller” diyen bu gurup bir an önce halkın ayaklanarak bağımsızlığını kazanmasını istiyorlardı.

Elçibey ve arkadaşları ise SSCB’nin dağılma sürecinde olduğunu, bir halk ayaklanmasından ziyade demokratik talepler ile bağımsızlığa doğru daha yavaş ilerlenmesi gerektiğini savunuyorlardı. Sonuç olarak Nimet Penahov, İtibar Memmedov ve Rahim Gaziyev Halk Cephesinden ayrı olarak Ulusal Savunma Komitesi adı altında örgütlenme yoluna gittiler. SSCB’nin Bakü’deki temsilcileri olan Yevgeni Primakov ve Aleksandr Grienko Azerbaycan’daki gelişmelerle ilgili olarak bu “radikaller” grubunu muhatap almayı tercih ediyorlardı.[18] Primakov ve Elçibey’in görüşmesi ise 19-20 Ocak’taki kanlı olayların kime ve neye karşı yapıldığını açıkça göstermektedir: “Primakov bizden sordu:

Halk ve siz AH Cephesi ne istiyorsunuz? Biz, Demokratik seçim. Eğer seçim olursa, AH Cephesi tam bir başarı sağlayacak? Ne mahzuru, ne farkı var. Demokratik ve açıklık bunu gerektirmiyor mu? Ondan sonra bir adım kalıyor, parlementoyu çağırıp Azerbaycan’ı tam bağımsız devlet ilan etmek ve SSCB’den ayırmak. Biz bununla ilgili hiç düşünmemişiz ve öyle bir fikrimiz de yoktur. Biz biliyoruz. Biz bu sohbeti ederken Sovyet orduları artık Bakü’ye doğru hareket etmekteydi.[19]

SSCB Yüksek Sovyeti 15 Ocak 1990 tarihinde Dağlık Karabağ ve bazı bölgelerde olağanüstü hâl ilan etme kararı aldı. Üstelik Azerbaycan SSC Yüksek Sovyeti’ne de olağanüstü hâlin Bakü ve Gence’de de uygulanması tavsiyesinde bulundu. AHC bu kararı, Azerbaycan halkına bir hakaret olarak kabul edip Azerbaycan Yüksek Sovyeti’ni 20 Ocak tarihine kadar olağanüstü toplantıya çağırdı. Ayrıca AHC temkinli davranarak Bakü’nün giriş çıkışlarına barikat kuran halkı uyararak barikatların kaldırılmasını ve olağanüstü hâl durumunda buna karşı direniş gösterilmemesini beyan etti. SSCB Yüksek Prezidyum’u 19 Ocak’ta Bakü kentinde olağanüstü hâl ilan etme kararı aldı. Ancak bu kararın halka duyurulması televizyon binasının bombalanması ile engellendi. 19 Ocağı 20 Ocağa bağlayan gece Sovyet askerleri Bakü’ye girdiler. Sovyet ordusunun Bakü’ye girmesi sonucunda 131 kişi öldürüldü. Halk Cephesi üyelerinin halkı evlerine dönmeleri yolundaki ikna çabaları geç kalmıştı. Çünkü olağanüstü hâl ilanı kararı AHC yetkililerine bile son anda duyurulmuştu. Bakü katliamının ardındaki gerçek ise iradesi olmayan Komünist Parti’nin yerini, AHC’nin almış olmasıydı. Nitekim Elçibey ve Primakov arasında geçen konuşma ve o zamanki SSCB Savunma Bakanı Orgeneral Dimitri Yazov’un basına verdiği demecinde Bakü’ye AHC’nin kurumlarını dağıtmak için girdiklerini söylemiş olması, saldırının güçlenen AHC’ye karşı yapıldığının göstergesidir.[20]

SSCB’ye bağlı Rus olmayan cumhuriyetlerdeki milliyetçi ve demokrat hareketleri durdurmanın yollarını arayan Moskova, Bakü katliamı ile mesaj vermişti. Ancak Azerbaycan’da durum bunun tam tersi olmuştu. Halk katliamın sorumlusu olarak Gorbaçov’u görüyor ve bağımsızlık taleplerini artırıyordu. AHC ise olayları tırmandırmamak için uzun süre sessiz kaldı. Azerbaycan KP sekreterliğine getirilen Ayaz Muttalibov AHC’ni muhalefet olarak tanımakla birlikte hiçbir taleplerini yerine getirmiyor ve AHC’yi baskı yoluyla sindirmeyi düşünüyordu. Halk Cephesi ise itidalli davranarak 30 Eylül’de yapılan Azerbaycan Yüksek Sovyeti ve yerel Sovyet seçimlerine katıldı. Muttalibov’un baskıları altında yapılan ve yasadışı uygulamalara sahne olan seçimlerde AHC 23 milletvekili ile parlamentoya girebildi.[21] 19 Ağustos 1991 tarihinde Moskova’da eski komünistlerden oluşan bir gurup tarafından Gorbaçov’a karşı bir darbe girişiminde bulunuldu. Azerbaycan’da darbeye karşı ilk tepkiyi AHC verdi ve darbe karşıtı mücadeleyi veren Boris Yeltsin’i destekledi. Ayaz Muttalibov ise darbecilerin yanında olduğunu açıklamış beyanatlar vermek suretiyle eski komünistlerle birlikte davranacağını açıkça ilan etmişti. AHC genel merkezi önünde yapılan gösteriler sırasında polisle çatışmaya giren Cephe üyelerinden pek çoğu yaralandı. Ebulfez Elçibey de aldığı darbeler sonucu 2 ay kadar hasta yattı. Tüm bu olaylar Cephenin daha fazla halk desteği almasını, mevcut iktidarın ise halk desteğinden tamamen yoksun kalmasını sağlamıştır. 26 Ağustos tarihinde AHC önderliğinde halk yine meydanlara inmiş, gösteriler yapmaya başlamıştı. Bakü’de olağanüstü hâlin kaldırılması, Komünist Partisi’nin ve Yüksek Sovyetin feshi, yeni seçim kanunun kabul edilmesi ve milli ordunun kurulması AHC’nin başta gelen talepleri idi. Muttalibov halkın isteklerine karşı gelemeyeceğini anlayarak bağımsızlığa giden yolda AHC’nin isteklerini kabul etmek zorunda kaldı. “Komünist” gazetesinin ismi “Halk” gazetesi, “Lenin” meydanın ismi de, “Azadlık” meydanı olarak değiştirildi ve meydandaki Lenin anıtı kaldırıldı. 27 Ağustos’ta Azerbaycan Yüksek Sovyeti olağanüstü toplanarak 30 Ağustosta Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etti. 18 Ekim 1991’de Azerbaycan’da yapılan halk oylamasında, halkın %95’i bağımsızlıktan yana oy kullanarak Azerbaycan’ın bağımsızlığının kesinleşmesi sağlanmıştır.[22]

AHC bu başarısının ardından demokratik yollarla Muttalibov’a muhalefeti devam ettirmiş ve 7 Haziran 1992’de Devlet Başkanlığı seçimlerinin yapılmasını sağlamıştır. Azerbaycan Türklerinin %59.4’ü seçimlerde Ebulfez Elçibey’i desteklemiş ve ilk kez bağımsız Azerbaycan’da yapılan demokratik bir seçimle onu Devlet Başkanı olarak seçmişlerdir.[23]

Hakan COŞKUNASLAN

Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 19 Sayfa: 162-166

Kaynaklar:

♦ Ahat, Andican;. Değişim Sürecinde Türk Dünyası, Emre Yayınları, İstanbul 1996.

♦ Asker, Ramiz; “Perestroyka ve Azerbaycan Basını”, Türkiye Modeli ve Türk Kökenli Cumhuriyetlerle Eski Sovyet Halkları, Yeni Forum Dergisi’nin 16-19 Eylül 1991 Tarihinde Düzenlediği Sempozyuma Sunulan Bildiriler. Yeni Forum A. Ş. Ankara, (Tarihsiz) s. 121-127.

♦ Cafersoy, Nazim; Elçibey Dönemi Azerbaycan Dış Politikası, Asam Yayınları, Ankara 2001.

♦ Ebulfez Elçibey, Deyirdim ki Bu Guruluş Dağılacak, Gençlik, Bakı 1992.

♦ Gezenferoğlu, Fazıl; Tarihten Geleceğe Ebülfez Elçibey, İstanbul 1995.

♦ Holowaty, Serhii; “Ukrayna’daki Politik Reform”, Türkiye Modeli ve Türk Kökenli Cumhuriyetlerle Eski Sovyet Halkları, Yeni Forum Dergisi’nin 16-19 Eylül 1991 Tarihinde Düzenlediği Sempozyuma Sunulan Bildiriler. Yeni Forum A. Ş. Ankara, (Tarihsiz) s. 309-316.

♦ Kazakbalası, C.; 17-18 Aralık 1986 Kazakistan Olayları, Büyük Türkeli Yayınları, İstanbul, 1988.

♦ Nesip Nesipzade, “Perestroyka’nın Zor Döreminde Azerbaycan’da Politik Gelişmeler”, Türkiye Modeli ve Türk Kökenli Cumhuriyetlerle Eski Sovyet Halkları, Yeni Forum Dergisi’nin 16-19 Eylül 1991 Tarihinde Düzenlediği Sempozyuma Sunulan Bildiriler. Yeni Forum A. Ş., Ankara (Tarihsiz) s. 115-120.

♦ Roy, Olıvıer; Yeni Orta Asya ya da Ulusların İmal Edilişi, çev: Mehmet Moralı, Metis Yayınları İstanbul, 2000.

♦ Saray, Mehmet; Yeni Türk Cumhuriyetleri Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1996. Tahirzade, Adalet; Elçibey’le 13 Saat, Turan Kültür Vakfı Yayınları, İstanbul, 2001.

Dipnotlar :

[1] Ramiz Asker, “Perestroyka ve Azerbaycan Basını”, s. 121.

[2] C. Kazakbalası, 17-18 Aralık 1986 Kazakistan Olayları, s. 11-13.

[3] Serhii Holowaty, “Ukrayna’daki Politik Reform”, s. 310.

[4] Fazıl Gezenferoğlu, Tarihten Geleceğe Ebülfez Elçibey.

[5] Nesip Nesipzade, “Perestroyka’nın Zor Döreminde Azerbaycan’da Politik Gelişmeler”, s. 116-117.

[6] Ahat Andican, Değişim Sürecinde Türk Dünyası, s. 84.

[7] Gezenferoğlu, a.g.e., s. 119.

[8] Ebulfez Elçibey, Deyirdim ki Bu Guruluş Dağılacak, s. 7-9.

[9] Gezenferoğlu, a.g.e., s. 41-52.

[10] Elçibey, a.g.e., s. 38-39.

[11] Gezenferoğlu, a.g.e., 75-76.

[12] Gezenferoğlu, a.g.e., s. 122-127.

[13] Gezenferoğlu, a.g.e., s. 130-131.

[14] Nazim Cafersoy, Elçibey Dönemi Azerbaycan Dış Politikası, s. 17

[15] Olıvıer Roy, Yeni Orta Asya ya da Ulusların İmal Edilişi, s. 184.

[16] Adalet Tahirzade, Elçibey’le 13 Saat, s, 184.

[17] Gezenferoğlu, a.g.e., s. 133.

[18] Cafersoy, a.g.e., s. 22.

[19] Gezenferoğlu, a.g.e., s. 134-135.

[20] Cafersoy, a.g.e., s. 23-24.

[21] Cafersoy, a.g.e., s. 27-28.

[22] Mehmet Saray, Yeni Türk Cumhuriyetleri Tarihi, s. 64-65; Cafersoy, a.g.e., s. 32,

[23] Saray, a.g.e., s. 67

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

ÖZEL BÜRO ///

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: