E-KİTAP : İslam Dünyası /// YAZAR : Jean Sauvaget

1

İslam tarihi kronolojisini ayrıntılı şekilde öğrenebileceğiniz bir kitap

İNDİRME LİNKİ :

http://s8.dosya.tc/server2/nfgll0/Jean_Sauvaget_-_Islam_Dunyasi.pdf.html

KARA PARA DOSYASI : RIZA SARRAF TUTUKLANMAK İÇİN Mİ ABD’YE GİTTİ ?

01.jpg

17-24 Aralık soruşturmaları kapsamında adını sıkça duyduğumuz İran asıllı Rıza Sarraf ABD’de 19 Mart 2016 tarihinde FBI tarafından yakalanarak mahkemeye çıkarıldıktan sonra tutuklandı.

Sarraf hakında suçlama şöyle: İran yaptırımlarını ihlal ederek ABD’yi dolandırmak, bankacılık sahtekarlığı ve karapara aklama.

ABD’de adam öldür ama bu suçları işleme. Mali suçlar cinayetten daha tehlikeli.

Miami’de hakim karşısına çıkarılan Sarraf bu suçları 2010-2015 yıllarında işlediği belirtildi. 21 sayfalık iddianamede; ABD’yi dolandırmaktan 5 yıl, İran’a yaptırımları ihlalden 20 yıl, bankacılık sahtekârlığından 30 yıl ve kara para aklamaktan 20 yıl olmak üzere toplam 75’er yıl hapis istedi.

Rıza Sarraf 5 yıldır FBI takibi altında olduğunu bilmiyor muydu da ABD’ye gitti?

İran’da geçen hafta çok ilginç bir gelişme yaşandı. Rıza Sarraf’ın patronu olduğu söylenen Babek Zencani, İran Devleti’ni 2.8 milyar dolar dolandırdığı gerekçesiyle idam cezasına çarptırıldı. Zencani bu parayı İran’a öderse, cezasının yeniden gözden geçirileceği açıklandı.

Sarraf ve Zebani İran için çalışmıyorlar mıydı? Yaptıkları uluslar arası işler İran’a ambargoyu delmek, İran’ı rahatlatmak için değil miydi? Öyle ise Zencani neden idama mahkum edildi? Demek ki, İran verdiği bu imtiyazı kişisel menfaatleri için kullanmışlar.

Zencani’den sonra sıranın kendisine geleceğini Rıza Sarraf çok iyi biliyordu.

Fakat Türk vatandaşı olan ve AKP’li bakanların "önüne yatarız" deyip himaye ettikleri Sarraf’ı İran geri alabilir mi? Türkiye Sarraf’ı verir mi?

Alamaz. Vermez…

O halde Sarraf neden ABD’nin kucağına bile bile oturdu. Hem de İran’a ambargo kalkmışken, ABD neden eski defterleri açarak Sarraf’ı tutukladı?

Sarraf şunu çok iyi biliyor ki, İran biletini keserse, Türkiye Cumhuriyeti onu koruyamaz. Geçmişte Türkiye’ye sığınan devrim muhalifleri bir bir İran istihbaratı tarafından öldürülmüştü.

Büyük ihtimalle; Sarraf FBI’yla bir anlaşma yaparak itirafçı olacak. Zaten bu tutuklanma olayını Sarraf ile FBI’ın planladığı ortada. Yoksa bırakın hakkınızda soruşturma açılan ülkeye gitmek, o ülkenin konsolosluğunun yanından bile geçmezsiniz.

Sarraf ABD hapishanelerinde bir süre yatsa bile İran’ın oraya uzanamayacağını, ABD istemediği sürece Sarraf’a kimsenin dokunamayacağını çok iyi biliyor.

Burada aklınıza başka bir soru takılabilir: "Ebru Gündeş’e ne olacak?"

Hiçbir şey olmaz. ABD’de de bir evi vardır. Kocasını açık görüşlerde ziyaret eder. Sarraf 75 yıl hapis yatacak değil ya… Kefaletle salıverilmeyi de unutmamak gerek.

KAYNAK : KEMAL KAPLAN BLOG

BİLİM DOSYASI : Güneş Lekesi Nedir ?

Çıplak gözle bakıldığında Güneş, çok parlak ama dikkat çekici herhangi bir özelliği olmayan bir daire şeklinde görünür. Ne var ki Güneş dingin bir şekilde, sakin sakin yanan ve uzaya birçok dalga boyunda ışık yayan dev bir küre değildir. Tersine, hem yüzeyinde hem de atmosferinde çok garip olayların olduğu, dinamik bir gökcismidir. Yüzeyinde yaklaşık Türkiye büyüklüğünde milyonlarca kabarcık vardır. Bu kabarcıklar alttan gelen sıcak plazma nedeniyle sürekli “fokurdar”. Bunun yanında atmosferinde güneş parlaması denen ve genellikle halka şeklinde olan dev bulutlar sürekli oluşur ve yok olur. Bunlar Güneş’in o bölgesindeki manyetik alan doğrultusunda ilerler ve şekil alır. Bu plazma halkaları bazen Jüpiter büyüklüğünde bir gezegeni bile içine alacak denli büyük olabilir. Zaman zaman bu bulutlar dışa doğru şiddetle patlar ve uzaya büyük miktarlarda plazma püskürtür. Güneş’in yüzeyinde gerçekleşen bütün bu olaylar belirli bir periyotta artar ve azalır.

gunes-parlamasi

Galilei, kendi geliştirdiği teleskopla Güneş’in görüntüsünü bir kâğıdın üzerine düşürmüş ve lekelerin üstünden geçerek onları ilk kez kaydetmiştir. Arka arkaya yaptığı gözlemlerle bu lekelerin aynı yönde ilerlediğini, yani aslında Güneş’in de tıpkı Dünya gibi kendi ekseninde döndüğünü fark etmiştir.

Binlerce yıl boyunca yeryüzündeki birçok kültürde Güneş’in yaşam veren, kusursuz bir küre olduğuna inanılmıştır. Ancak yaklaşık 400 yıl önce, teleskoplu gözlemlerin başlamasıyla birlikte, bu inanış yıkılmıştır. İlk gözlemleri yapan Galileo Galilei, Güneş’in görüntüsünü kâğıt üzerine düşürmüş ve o görüntüde birtakım lekeler olduğunu görmüştür. Galilei’den bu yana Güneş lekelerinin gelişimi sürekli kaydedilir. Artık onlara ilişkin büyük bir bilgi birikimi oluştu ve bu lekelerin Güneş’teki başka olaylarla olan ilişkileri de anlaşılmaya başlandı.

Lekeler, Güneş’in yüzeyinde görülen geçici oluşumlardır. 11 yıllık bir periyotta artar ve azalırlar. En az oldukları dönemde Güneş’in yüzeyinde hiç leke olmayabilir. Bu durum birkaç hafta ya da ay sürebilir. Sonra yeni lekeler ortaya çıkmaya başlar. Yeni lekeler, ekvatorun yaklaşık 35° kuzeyinde ve güneyinde oluşur. Genellikle çiftler halinde, hatta çiftlerden oluşan gruplar halinde ortaya çıkarlar. Durgun değildirler. Çevrelerinde sürekli bir hareket vardır ve kendileri de hareket eder, şekil değiştirirler. Zamanla sayıları artar ve ortalama enlemleri de giderek ekvatora yaklaşır. En üst düzeye ulaştıklarında sayıları 100’ü aşabilir.

Güneş lekeleri, yaklaşık Dünya büyüklüğünde bölgelerdir. Buralarda sıcaklık, ortalama yüzey sıcaklığından 1500-2000°C daha düşüktür. Yani lekeler çevrelerine göre daha “serin”dir. Bu nedenle de daha az parlaktırlar ve bize “siyah” görünürler; ama aslında siyah değildirler. Eğer bir güneş lekesi, Güneş’in yüzeyinden sökülüp uzaya yerleştirilebilseydi, dolunaydan 10 kat daha parlak görünürdü. Güneş lekeleri gerçekte en çok 5000 km derine kadar inen, yüzeysel oluşumlardır. Lekelerin altındaki bölgenin “serinliği” daha derinlerde ortadan kalkar.

Peki, güneş lekelerinin Dünya için ne önemi vardır? 150 milyon km uzaktan, Güneş’teki lekelerin, çevresine göre biraz daha serin olan bölgelerin, Dünya üzerinde bir etkisi olabilir mi?

Dünya’nın basit bir manyetik alanı vardır. Bir manyetik kuzey kutbu, bir de manyetik güney kutbu bulunur. Manyetik alanı da bu iki kutbun arasında oluşmuştur. Ama Güneş’te durum çok farklı ve karmaşıktır. Güneş’in de manyetik kuzey ve güney kutbu vardır. Ancak bu kutuplar sabit değildir, yaklaşık 11 yılda bir yer değiştirir. En son 2001 yılının başlarında yer değiştirmişlerdir. Aslında manyetik kutupların yer değiştirmesi yalnızca Güneş’e özgü bir durum değildir. Dünya’nın manyetik kutupları da 5000 yıl ile 50 milyon yıl arasında değişen aralıklarla yer değiştirir. Son değişim, günümüzden 740.000 yıl önce olmuştur. Bir sonraki değişimin ne zaman olacağı ise bilinmemektedir. Ancak Güneş’in manyetik kutuplarının, Güneş’in yüzeyindeki manyetik etkinliklerin en üst düzeye çıkacağı 2012’de bir kez daha yer değiştireceği bilinmektedir.

Güneş’in manyetik alanı, yüzeyindeki etkinliklerin (güneş lekeleri, plazma püskürmeleri, patlamalar vs.) en alt düzeye indiği dönemde, Dünya’nın manyetik alanına benzer, ama ondan yüz kat daha güçlüdür. Güneş’in etkinlikleri artmaya başlayınca, manyetik alan da değişmeye, karmaşıklaşmaya başlar. Manyetik alan çizgileri Güneş yüzeyinin herhangi bir yerinden çıkıp başka bir yerinden girer. Güneş’in yüzeyinde böyle on binlerce giriş-çıkış noktası olur. Manyetik alan çizgileri kuşkusuz gözle görülmez; ama sürekli oluşan kısa süreli halka şeklindeki plazma yapılar, onları görünür kılar ve manyetik alanları açıkça gözler önüne serer (tıpkı bir kâğıdın üzerine saçılmış demir tozlarının alttaki mıknatısın manyetik alan çizgileri boyunca toplanarak onları bir anlamda görünür kılması gibi). Bu görece küçük manyetik bölgeler yaklaşık 40 saatlik dönemler içinde ortaya çıkar, yer değiştirir ve yok olur.

Gelişmiş gözlem aygıtlarıyla Güneş yüzeyinin manyetik yapısı incelenmiş ve manyetik haritası çıkartılmıştır. Bu haritadan, Güneş yüzeyinde manyetizmanın en güçlü olduğu bölgelerin aslında Güneş lekeleri olduğu ortaya çıkmıştır. Lekelerdeki manyetik alan şiddeti, yüzeyin öteki bölgelerindekinin birkaç bin katıdır. Bir başka deyişle Güneş lekeleri gerçekte manyetik alanın çok şiddetli olduğu bölgelerde ortaya çıkan yapılardır. Buralardaki manyetik enerji, Güneş’in iç bölgelerinden gelen ısının yüzeye çıkmasını bile engelleyecek denli güçlüdür. Güneş lekelerinin çevrelerine göre daha az sıcak oluşunun bundan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Güneş parlamalarının, püskürmelerin ve patlamalarının büyük bölümü, güneş lekelerinin bulunduğu bölgelerde gerçekleşir. Bir güneş lekesi manyetik enerjisini boşalttığında, ortaya Güneş Sistemi’ndeki en büyük patlama çıkar. Bu patlamalar Güneş’te depremlere yol açar. Güneş yüzeyindeki depremlerde, saatte 250.000 km hızla ilerleyen 3 km yüksekliğinde plazma dalgaları oluşabilir. Güneş’teki depremlerin Dünya için bir tehlikesi yoktur; ama bu patlamalarla uzaya çok büyük miktarlarda plazma püskürtülür. Plazmayı oluşturan yüksek enerjili atomaltı parçacıklar, bir bulut halinde saniyede yüzlerce, hatta binlerce kilometre hızla yol alır. Bu devasa püskürmelerin yönü bazen Dünya’ya doğru olur ve bulut yaklaşık iki günde gezegenimize ulaşır.

gunes-patlamasi-nedir

Dünya’nın kendi manyetik alanı tıpkı koruyucu bir kalkan işlevi görür ve gelen parçacıkların büyük bölümünün yeryüzüne erişmesini engeller. Güneş’ten gelen yüksek enerjili parçacıklar kutup bölgelerinde aurora (“kuzey ışıkları” ya da “güney ışıkları”) denen etkileyici ışık gösterilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Çok şiddetli patlamalardan sonra oluşan bu auroralar, alçak enlemlerden bile görülebilir. Ne var ki Dünya’ya gelen bu parçacıkların görsel etkisinden başka etkileri de olur. Bunlar, yörüngedeki uyduların işleyişini bozabilir, iletişim ağlarını çökertebilir, hatta elektrik şebekelerine bile zarar verebilir. Elektronik aygıtların ve sistemlerin günlük yaşamın temelini oluşturmaya başladığı son yüzyıldır böylesi bir olay yaşanmış değildir. Ama yönü Dünya’ya dönük çok şiddetli bir güneş patlamasının çok büyük olumsuz etkileri olabileceği tahmin edilmektedir.

Kaynak: 50 Soruda Evren

YOLSUZLUK DOSYASI : 17/25 Aralık sürecinde derin odakların kulağına takılmış YOLSUZLUK MUHABBETL ERİ

Değerli Üyelerimiz,

Bugüne kadar sizlerle onlarca YOLSUZLUK ve USÜLSÜZLÜK dosyası paylaştık. Allah izin verirse bundan sonra da paylaşacağız. Ancak bu noktada bir hususu önemle arz etmek isteriz. Lütfen bu sözlerimizi bir yere not edin. Çünkü ileride paylaşacağımız dosyalardan dolayı kamuoyonu oluşturan bazı derin odaklar bizi ŞUCU yada BUCU ilan edeceklerdir. Hakkımızda ipe sapa gelmez iddialar ortaya atacaklardır. Bu doğal bir süreç. Kavgada yumruk sayılmaz.

Biz ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak her zaman ve daima devletin menfaatini gözetiriz. İktidar kim olıursa olsun farketmez. Bizim için sadece Devlet vardır. Bugün iktidarda olan A partisi yarın muhalefette, muhalefetteki B partisi iktidarda olabilir. Devlet ebedi, partiler geçicidir.

Biz hiçbir partiye düşman değiliz. Hiçbir partiye üye değiliz. Eleştiri yaparken tek kriterimiz kanun ve nizamlardır. Hangi parti yanlış yapmışsa veya yolsuzluk-usülsüzlük batağına saplanmışsa hesabını sorarız. Takdir edersiniz ki biz de bu ülkenin vatandaşıyız. Vergi veriyoruz. Verdiğimiz vergilerin hesabını sormakta en doğal hakkımız.

Bu nedenle AK PARTİ yolsuzluk yaptı dediğimizde lütfen hiç kimse bizi AK PARTİ DÜŞMANI olarak görmesin, bizi eleştirmesin. Doğru olan cesur bir şekilde yargı önüne çıkıp aklanmaktır, kaçmak değil.

Hiçbir grup moderatörü de bize susmamızı söylemesin. Yolsuzluğu, usülsüzlüğü CHP yada MHP’de yapsa aynı dilden konuşurduk. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Hatta hodri meydan ! Varsa elinizde CHP veya MHP’ye ait yolsuzluk dosyaları acilen gönderin, yayınlamayan, üzerine gitmeyen NAMERTTİR.

Biz her zaman doğruya doğru, eğriye eğri dedik. Kim olursa olsun bu ülke için taşın üstüne taş koyanı başımızın tacı yaptık. AK Partiyi eleştirdiğimiz gibi geçmişte doğru yaptıklarını da övdük. Merak eden olursa arşivimizden bakabilir.

Sözün özü şudur.

AK PARTİ 17/25 ARALIK Yolsuzluk skandalından arınmak istiyorsa bağımsız bir YÜCE DİVAN KURULU tarafından soruşturulmalıdır. Bu yapılmadığı müddetçe bu lekeyi daima taşıyacaklar. İstedikleri kadar otoban, baraj, havalimanı yapsınlar. Bu değişmeyecek.

Aşağıda 17/25 Aralık sürecinde derin odakların kulağına takılmış bir takım yolsuzluk muhabbetleri var. Toplam 221 ses kaydı. Dosya hacmi : 2,66 GB

· Not : Bu ses kayıtlarını hiçbir açık kaynaktan bulamazsınız. Bunu da dipnot olarak söyleyelim.

SES KAYITLARINI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ. DOSYA HACMİ : 2,66 GB.

FETULLAHÇI SAVCILAR DOSYASI : Gültekin Avcı’ya müebbet hapis istemi !

Gültekin Avcı’ya "Selam Tevhid’de kumpas" iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında müebbet hapis cezası istendi

Kamuoyunda Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) olarak bilinen, kumpas iddialarına yönelik olarak yürütülen soruşturmada tutuklanan gazeteci Gültekin Avcı ile ilgili iddianame tamamlandı. Savcılık, Gültekin Avcı hakkında, "Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme", "Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme", "Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama", "Özel hayatın gizliğini ihlal etme", "Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme" suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 36.5 yıldan 75 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

EYLEM BİRLİĞİ

İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Başsavcı vekili İrfan Fidan tarafından hazırlanan iddianamede, Gültekin Avcı’nın, FETÖ/PDY terör örgütü lideri oldukları iddia edilen ve haklarında yakalama emri bulunan Fethullah Gülen ve Emre Uslu’nun talimatlarını, Selam Tevhid örgütüne kumpas iddialarına ilişkin davanın sanıklarıyla resmi hiyerarşinin dışındaki ast üst ilişkisi içerisinde bilinçli, sistematik ve koordineli biçimde, eylem ve fikir birliği içinde gerçekleştirdiği öne sürüldü. İddianamede, Avcı’nın kamuoyunda 17-25 Aralık girişimleri ile eş zamanlı olarak operasyon düzenlemek niyetiyle diğer sanıklarla aynı amaç içerisinde hareket ettiği ifade edildi. Nihai hedef olarak başta Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakan ve Bakanları ile Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı olmak üzere çok sayıda devlet yetkilisi, gazeteci ve yazarları, iş adamlarını, vakıf ve dernek yetkililerini sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü (Selam Tevhid Örgütü) soruşturması kapsamında terörle ilişkilendirerek gözaltına almayı planladıkları iddia edildi.

SAHTE DELİL VE İHBARLAR

Sözde Kudüs Ordusu, Terör Örgütü soruşturması kapsamında Hatay ve Adana’da MİT’e ait yardım TIR’larının, MİT personeline darp, cebir ve şiddet uygulamak ve silah kullanmak suretiyle durdurulduğu, bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve 61’nci Hükümeti’nin sahte delil ve ihbarlarla terörle ilişkilendirmeye çalışıldığı ifade edildi.

ETKİ AJANLIĞI İDDİASI

İddianamede Gültekin Avcı’ya yöneltilen suçlamalar arasında etki ajanlığı da bulunuyor. Avcı’nın, hakkında yakalama emri bulunan Fethullah Gülen’in talimatları doğrultusunda devletin en üst düzey yetkililerinin telefonlarının dinlenmesi ve MİT’e ait yardım TIR’larının durdurulması amacıyla sahte delillerle oluşturulan sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının operasyona geçirilmesi öncesi kamuoyunu oluşturmak maksadıyla etki ajanlığı yaptığı öne sürüldü.

AYNI AMAÇ VE EYLEM BİRLİĞİ

İddianamede şüpheli Gültekin Avcı’nın mağdur ve müştekilerin özel hayatları üzerinden itibarsızlaştırılması görevini yaptığı iddia edilerek, "Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti’ni ürettikleri sahte deliller doğrultusunda terörle ilişkilendirerek görevini yapamaz hale getirmeyi hedefleyen sanıklarla aynı amaç ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği tespit edilmiştir" denildi.

İDDİANAME MAHKEMEYE GÖNDERİLDİ

Savcılık, Avcı hakkındaki iddianamenin Selam Tevhid örgütüne kumpas iddialarına ilişkin dava ile birleştirilmesini istedi. Avcı hakkındaki iddianame başsavcılığının onayının ardından İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme iddianamenin kabul ya da reddine ilişkin kararının 15 gün içerisinde açıklayacak.

İSRAİL DOSYASI /// Clinton e-postaları : İsrail, Suriye ile olan gerginliği kullanarak Türkiye i le yakınlaşır ve…

Hillary Clinton e-postalarına göre, İsrail ile Türkiye’nin ilişkilerini Suriye’deki kriz üzerinden düzeltebileceğine ve İsrail’in Kürdistan ve Türkiye üzerinden "seküler Suriye muhalefetine" destek verecebileceği tartışılmış.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın özel e-postalarındaki ilginç bilgiler ortaya çıkmaya devam ediyor.

18 Temmuz 2012 tarihli e-posta, Clinton’ın "gizli bilgi kaynağı" Sidney Blumenthal’den Bakan’a yollanmış. Konu kısmında, "Suriye, Türkiye, Hizbullah, İsrail" yazıyor.

E-postada, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) doğrudan erişimi olan gizli bir kaynağın verdiği bilgiler ve yorumlar aktarılıyor.

Buna göre, MİT, Suriye’de devam eden çözülmenin, İran ile Hizbullah’ın arasında uzun yıllarda oluşturulmuş ikmal hatlarının bozulmasına ya da tamamen kesilmesine yol açabileceğini düşünüyor.

Bu olasılığın, Hizbullah üzerinde iki etki yaratacağı düşünülüyor: a) Askeri kapasitesi azalan Hizbullah’ın, bu düşüşü seçmen gücüyle kompanse etmek için Lübnan’da daha popülist bir hat izlemesi; b) Hizbullah’ı Lübnan’da İsrail operasyonlarına daha açık hâle getirmesi.

MİT, İran’a yönelik baskının bir parçası olarak, İsrail’in Hizbullah’ın savunmasını, operasyonel kapasitesini azaltmak hedefiyle test edebileceğini düşünüyor.

Yine MİT ve Lübnan istihbaratı, moral bozmak ve endişe yaratmak amacıyla İsrail’in Hizbullah içerisine gizli sızmaları sürdürürken, bir yandan da tehdit aktivitesi seviyesini artırmasını bekliyor.

Ancak MİT, Türk Genelkurmayı’na ve "seçilmiş" bazı siyasi liderlere verdiği raporunda, İsrail’in kuzey sınırında herhangi bir topyekûn savaş peşinde olmadığına inandığını söylüyor.

Bu dönemde, İsrail liderliğinin, olası bir savaş durumunda ABD ve diğer dünya güçlerinin dikkatini dağıtacağı ve Beşar Esad’a anti-İsrail kartı vereceği için böyle bir savaşa sıcak bakmadığı düşünülüyor.

E-postada verdiği bilgiler aktarılan kaynak, İsrail’in Suriye ile Türkiye arasında gerginliği kullanarak, Ankara ile olan ilişkilerini tamir etmeyi deneyeceğini de söylüyor.

E-posta şöyle devam ediyor:

Nihayet, bu hassas temasımız, İsrail’in Suriye’deki durumu kullanarak MİT ve Türk ordusu ile belirli derecede bir güven ilişkisi yakalarsa, Batılı hükümetler, İsrail’den Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Türkiye aracılığıyla Suriye’deki seküler isyancılara gizli yardım gitmesini beklemeli, diyor.

Kaynak, bu durumun, yalnızca MİT ve Türkiye’deki askeri ve siyasi liderler kabul ederse gerçekleşebileceğini de ekliyor.

E-postada, bu sıralarda İsrail istihbaratının, ordu ve Başbakanlık ile temas halinde, Suriye’deki "muhaliflere" gizli kanallar açılması ihtimalini ortaya attığı da kaydediliyor.

İsrail istihbaratı, o günkü koşullarda, bu temasın gizli olması ve doğrudan bir askeri yarımı içermemesini öneriyor. Aksi takdirde, bunun İsrail ve Özgür Suriye güçlerinin çıkarlarına karşı olacağını vurguluyor.

MİT TIRLARI DOSYASI /// SERKAN ÜSTÜNER : İngiliz Konsolos ve evladı Can Dündar !

Can Dündar ve Erdem Gül’ün MİT Tırları’nın görüntülerini yayınlamaktan yargılandıkları ‘Casusluk’ davası dün kaldığı yerden devam etti.

Anayasa Mahkemesi’nin başvuru yapmış 20 bin kişi içinden çekip çıkardığı Dündar ve Gül’ün işledikleri suç ayan beyan ortada ama sonuçta yargının kararını hep beraber bekleyeceğiz.

Önce hafta içine gidelim ve Can Dündar’ın bu görüntüleri kimden aldığını bir kez daha hatırlayalım:

Cezaevinde yazdığı ve en az yine bir villa parası kazandıracak popülist – oportünist kitabında şöyle diyor “ Bana MİT Tırları’yla ilgili görüntüleri solcu bir milletvekili arkadaşım getirdi”

Bu arkadaşı mahkemede artık açıklamasını bekliyoruz. Gerçi az çok kimin olduğu belli ama biz yine de söz sanık Can Dündar’ın olsun.

Ne diyordu bu romantik ortaokul şiirleriyle matuf büyük gazeteci (!) “MİT’in IŞİD’e bomba ve eleman taşıdığını belgeledik, suçlu ilan edildik Suruç, AKP’nin ve MİT’in Suriye ve IŞİD siyasetinin kanlı meyvesidir.
Dönüyoruz 28.11. 2015 tarihli ifadesine

– Milli İstihbarat Teşkilatı’na ait bu tırların ve içerisindeki malzemelerin yasadışıbir örgüte (DAEŞ, El – Kaide, PKK v.)gittiğine dair elinizde herhangi bir belge veya dedil var mı?

CEVAP: Benim adli bir görevim söz konusu değildir. Bu tutanaklara veya arama kararlarına El- Kaide veya başka bir örgütün ne şekilde veya ne sebebple yazıldığını ben bilemiyorum. Benim bu yardım tırlarının herhangi bir yasadışı örgüte gittiğine yönelik elimde herhangi bir belgi belge yoktur ve böyle bir bilgiye de sahip değilim” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır.

Kağıttan kahramanlık ve servis gazeteciliğinin sonu budur.

Yıllarca sırtını büyük patronlara yaslayıp ‘İktidar namlunun ucunda’ diyen Sol’un şiddetini romantize eden bu şahsın ne olduğu ayan beyan ortadadır.

Can Dündar’ın duruşmasını izleyenler arasında en diikat çeken şahıs hiç şüphe yok ki, İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Leigh Turner.

Devlet ifşasını meşru gören bu şahsiyet konu İngiltere olunca The Guardian’daki gazetecilere de sahip çıkmış mıydı? Yoksa görmezden mi gelmişti.

Tabii ki bu konuyu gündemine bile getirmemişti. Eski CIA ajanı Snowden’ın The Guardin’a sızdırdığı belgeler sonrası İngiliz hükümeti derhal bunun durdurulmasını istemiş aksi takdirde gazeteyi süresiz kapatacağını ve şahıslar hakkında da dava açacaklarını bildirmişlerdi.

Ardından hükümet yetkilileri ve gazeteciler verilen belgeleri hep beraber yok etmişlerdi. Neticesinde İngiltere devleti buna asla izin vermemiş ve en sert tedbirleri uygulayacağını söylemişti. Demokrasinin beşiğinde basının gözü önünde belgeler yok edilmişti. Demokrasinin beşiği diyorum ona göre yani!

Soru şu: Bir İngiliz elçi Can Dündar’a neden destek verir?

a) Kendisini ileride kullanabilmek için
b) İngiliz olmanın verdiği mecburiyetten fitne yerini bulsun diye
c) İşi gücü olmadığı, günlük aktivitesini tamamlamak için
d) Kraliçe’den emir aldığı için
e) Hepsi